Ortadoğu
Doha saldırısı: Washington’un sessiz onayı mı, yoksa istihbarat zaafı mı?

İsrail, Gazze savaşının başlangıcından bu yana bölgedeki direniş güçlerine karşı yürüttüğü “lider kadroyu yok etme” stratejisi kapsamında dün Filistin toprakları dışında yeni bir suikast girişiminde bulunarak Katar’ın başkenti Doha’da Hamas liderlerinin toplantı yaptığı merkezi hedef aldı.
Harekât, yalnızca askeri bir saldırı olmanın ötesinde, mevcut arabuluculuk sürecini sabote etmeye yönelik açık bir girişim olarak görüldü.
Saldırı, İsrail ile Hamas arasında ateşkes ve esir takası anlaşması sağlamak amacıyla bizzat Washington’ın desteklediği Katar kanalına doğrudan bir müdahale niteliği taşıyor.
Suikast girişiminin başarısız olması, olayın ciddiyetini ve muhtemel sonuçlarını hafifletmiyor. Bu saldırıyla birlikte İsrail’in kontrolsüz eylemlerinin çok ileri bir aşamaya ulaştığı değerlendiriliyor.
El-Ahbar gazetesine konuşan konuya aşina kaynaklara göre, Mısır makamları son iki haftadır Hamas yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerde, örgütün liderlerinin başta Lübnan ve Türkiye olmak üzere Filistin dışındaki güvenlik risklerine karşı uyarıldığını belirtti.
Ancak Katar’da bu denli aleni bir suikast girişiminin düzenlenmesi, hem Doha hem de Kahire için şok etkisi yarattı. ABD’nin, saldırıdan önce uyarıda bulunduğu yönündeki iddiaların aksine, Washington’ın Katarlı yetkilileri saldırıdan on dakika sonra bilgilendirdiği öğrenildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, suikast kararını önceki gün Kudüs’te meydana gelen saldırının ardından aldığını iddia etmesi ise inandırıcı bulunmadı.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir haftadan uzun bir süre önce Hamas’ın yurt dışındaki liderlerini tehdit ederek İsrail’in bu liderleri tasfiye etme niyetinde olduğunu ima etmişti.
Saldırıya en az on İsrail savaş uçağının katıldığı, Ürdün, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan hava sahalarını kullanarak yaklaşık bin 800 kilometre yol katettiği bildirildi. Uçakların, Doha’da Hamas siyasi lider heyetinin toplantı yaptığı bir binayı hedef alan on adet hassas güdümlü füze fırlattığı belirtildi.
ABD’nin zımni onayı
İsrail’in, ABD’nin müttefiki olan bir Körfez ülkesinde bu büyüklükte bir harekâtı Washington’ın zımni rızası ve onayı olmadan gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor.
ABD’nin el-Udeyd’deki askeri üssünün varlığı, operasyonel güvenlik gerekçeleriyle ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM) saldırı hakkında önceden bilgilendirilmesini gerektiriyor.
CENTCOM’un yeni komutanının birkaç gün önce Tel Aviv’i ziyaret ederek üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle görüşmesi de dikkat çekti.
Amerikalıların saldırıdan yeterli süre önce haberdar olmadıkları ve “bir şey yapamadıkları” iddiası doğru kabul edilse bile, ABD’nin bu saldırıya karşı tutumunun ne olacağı merak konusu.
Washington’ın, topraklarında Ortadoğu’daki en önemli Amerikan askeri üslerinden birini barındıran “stratejik müttefiki” Katar’a saygı gereği, Güvenlik Konseyinde İsrail’e karşı alınabilecek olası tedbirleri veto etmekten kaçınıp kaçınmayacağı bilinmiyor.
Netanyahu: Düşman dokunulmazlığa sahip olmayacak
Netanyahu, yaptığı resmi açıklamada, Kudüs ve Gazze’deki saldırıların ardından güvenlik birimlerine Hamas liderlerini hedef almaya hazırlanmaları talimatı verdiğini doğruladı.
Örgütün liderliğinin “7 Ekim katliamını organize ettiğini ve İsrail’e karşı eylemleri benimsemeye devam ettiğini” söyleyen Netanyahu, “Düşman dokunulmazlığa sahip olmayacak ve İsraillilerin kanı yerde kalmayacak,” diye konuştu.
Hamas liderlerini dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar takip etme sözü veren Netanyahu, “Hamas liderleri 7 Ekim operasyonunu Katar’da kutladılar ve aynı yerde hedef alındılar,” dedi.
Ancak Hamas liderlerinin Aksa Tufanı operasyonunu kutlarken çekilen görüntülerinin Doha’da değil, İstanbul’da kaydedildiği biliniyor.
Hamas ve Katar’dan sert tepki
Hamas, saldırıyı şiddetle kınayarak “iğrenç bir suç ve bariz bir saldırganlık” olarak nitelendirdi. Hareketten yapılan açıklamada, saldırının Mısır ile birlikte arabuluculuk rolü üstlenen Katar’ın egemenliğinin açık bir ihlali olduğu belirtildi.
Saldırının, son Amerikan teklifinin ayrıntılarını görüşen müzakere heyetini hedef aldığı ve kayıplara rağmen “girişimin başarısız olduğu” ifade edildi.
Açıklamada, İsrail’in tüm yatıştırma çabalarını boşa çıkarmaya çalıştığı ve direnişin elindeki esirlerin hayatını umursamadığı vurgulanarak, “işgalin suçlarına verdiği daimi destek” nedeniyle ABD yönetimi de sorumlu tutuldu.
Hamas, saldırganlığın durdurulması, Gazze Şeridi’nden tamamen çekilme, gerçek bir esir takası ve yeniden imarın başlaması yönündeki taleplerini yineledi.
Katar ise İsrail’e karşı sert bir medya çıkışı yaparak operasyonu “devlet terörü” olarak tanımladı. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman, Doha’nın egemenliği konusunda taviz vermeyeceğini ve her türlü ihlale kararlılıkla yanıt vereceğini belirtti.
Abdurrahman, “saldırıya karşı caydırıcı önlemler almak üzere bir hukuk ekibi oluşturulduğunu” kaydetti.
Netanyahu’yu “bölgeyi onarılamaz bir aşamaya sürükleyen bir haydut” olarak nitelendiren Abdurrahman, saldırı hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bir ABD’li yetkilinin patlamalardan sadece on dakika sonra kendileriyle temasa geçtiğini söyledi.
İsrail’de zamanlama tartışması
İsrail’de ise Kanal 13 televizyonu, üst düzey ordu ve hükümet yetkililerinin operasyonun zamanlamasını “uygunsuz” bulduğunu ve Katar arabuluculuğundaki müzakere fırsatlarının sonuna kadar kullanılmasını tercih ettiklerini bildirdi.
Kan televizyonunun haberine göre, Genelkurmay Başkanı, Mossad Başkanı, Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı, saldırının kendisine değil zamanlamasına itiraz etti.
Kanal 12 ise Mossad’ın operasyon hakkında önceden bilgisi olmasına rağmen fiilen uygulamaya katılmadığını aktardı.
Washington’da ise Axios haber portalına göre, Trump’ın danışmanları “İsrail’in bombardımandan önce Washington’a danışmadığını” ve geç bilgilendirildiklerini iddia etti.
ABD’nin, Tel Aviv’den resmi bildirim almadan önce İsrail uçaklarını radarlarla tespit ettiği ve bu durumun Washington öncülüğünde yürütülen bir arabuluculuk esnasında gerçekleşmesi nedeniyle rahatsızlık yarattığı belirtildi.
Israel Hayom gazetesi ise istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Katar’daki Hamas liderlerini hedef alma fikrinin bir yıl önce gündeme geldiğini ancak Amerikalılarla yaşanan anlaşmazlık nedeniyle reddedildiğini yazdı.
Haberde, Stratejik Planlama Ron Dermer’in birkaç gün önceki ABD ziyaretinin ardından operasyona “yeşil ışık” yakıldığı öne sürüldü.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı











