Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump ve bin Selman’dan 1 trilyon dolarlık yatırım ve savunma paktı

Yayınlanma

Beyaz Saray’da bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, savunma ve ekonomiyi kapsayan geniş çaplı anlaşmalara imza attı. Görüşmede F-35 satışından nükleer enerji işbirliğine, Gazze’deki son durumdan Cemal Kaşıkçı cinayetine kadar pek çok kritik başlık ele alındı.

ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Washington’daki görüşmeler ve Beyaz Saray’da verilen akşam yemeği kapsamında bir araya geldi.

Liderler, iki ülke arasındaki ekonomik ve savunma ortaklığını derinleştiren geniş kapsamlı bir paket üzerinde mutabakata vardı.

Oval Ofis’te kameraların karşısına geçen Veliaht Prens bin Selman, Suudi Arabistan’ın ABD’ye yönelik yatırım taahhüdünü önemli ölçüde artıracaklarını açıkladı.

Bin Selman, yatırım hedeflerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu rakamı 600 milyar dolardan neredeyse 1 trilyon dolara çıkaracağımızı duyuracağımızı düşünüyorum” dedi.

İmzalanan anlaşmalarla teknoloji, yapay zekâ ve benzeri birçok alanda yeni fırsatların doğduğunu vurgulayan Prens, bu işbirliğinin Suudi Arabistan’daki istihdam açısından kritik önem taşıdığını belirtti.

Yarı iletkenler alanında yaklaşık 50 milyar dolarlık harcama planladıklarını aktaran bin Selman, uzun vadede bu tutarın “yüz milyarlarca dolara çıkabileceğine” işaret etti.

İki ülke ilişkilerinin önümüzdeki birkaç on yıl içinde daha da derinleşeceğine inandığını ifade etti.

Trump ise konuşmasında, Suudi Arabistan’ın ABD’ye yapacağı 1 trilyon dolarlık yatırım sözünü hatırlatarak Veliaht Prens’e teşekkür etti.

NATO üyesi olmayan önemli müttefik statüsü

Trump, Beyaz Saray’daki akşam yemeğinde yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’ı “resmi olarak NATO üyesi olmayan önemli müttefik” şeklinde tanımladıklarını açıkladı.

Bu adımın Riyad için son derece önemli olduğunu vurgulayan ABD Başkanı, iki ülke arasında “ABD-Suudi Arabistan Stratejik Savunma Anlaşması” imzalandığını duyurdu.

Beyaz Saray yönetimi, Trump’ın gelecekteki F-35 teslimatlarını da içeren kapsamlı bir savunma satış paketini onayladığını bildirdi.

Anlaşma kapsamında Suudi Arabistan’ın yaklaşık 300 Amerikan tankı satın alması da karara bağlandı.

Trump, bu alımların iki ülkeyi daha güvenli hale getireceğini ve Suudi Arabistan’ın Orta Doğu’da istikrar ve güvenliğin temel direklerinden biri olarak rolünü pekiştireceğini savundu.

Suudi Arabistan’ın ABD’den yaklaşık 140 milyar dolarlık silah, mühimmat ve savunma hizmeti alacağı kaydedildi. Bu ticaret hacminin binlerce Amerikalı için yeni istihdam anlamına geldiği belirtildi.

Washington, F-35 teslimatına hazır

Basın toplantısında F-35 savaş uçakları konusuna değinen Trump, Suudi Arabistan’a bu uçakları satmaya hazır olduklarını söyledi.

Uçakların İsrail’in sahip olduğu F-35’lerle aynı seviyede olması gerektiğini belirten Trump, hem İsrail’in hem de Suudi Arabistan’ın ABD’nin büyük müttefikleri olduğunu ifade etti.

Trump, bin Selman’a dönerek, “Onların (İsrail’in), sizin daha düşük kalibreli uçaklar almanızı istediğini biliyorum. Ancak bunun sizi çok mutlu edeceğini sanmıyorum. Bana kalırsa, ikisi de en üst düzeyde donanıma sahip olmaları gereken bir seviyedeler” diye konuştu.

Bir gazetecinin, İsrail’in F-35 satışını normalleşme sürecine bağlamak istediği yönündeki sorusuna ise Trump, “İsrail, bu durumun farkında. İsrail bundan dolayı çok mutlu olacak” yanıtını verdi.

Nükleer enerji ve yapay zekâ işbirliği

Beyaz Saray, iki ülke arasında sivil nükleer enerji alanındaki işbirliği müzakerelerinin tamamlandığını ve süreci resmileştiren ortak bildirinin imzalandığını açıkladı.

Bildiri, yıllar sürecek ve milyarlarca dolarlık hacme ulaşacak bir nükleer enerji ortaklığı için yasal zemini oluşturuyor.

ABD ve Amerikan şirketlerinin, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer enerji alanındaki öncelikli ortakları olacağı teyit edildi.

Taraflar ayrıca kritik mineraller konusunda işbirliğini derinleştiren bir çerçeve anlaşması imzaladı. Bu anlaşma, her iki ülkenin ulusal stratejilerini ve kritik mineral tedarik zincirlerini çeşitlendirecek şekilde uyumlu hale getirmeyi hedefliyor.

Teknoloji alanında ise bir Yapay Zeka Mutabakat Zaptı’na imza atıldı. Suudi Arabistan, önde gelen Amerikan yapay zeka sistemlerine erişim sağlayacak.

Beyaz Saray, bu süreçte Amerikan teknolojisinin yabancı etkiden korunacağı vurgusunu yaptı.

ABD Hazine Bakanlığı ile Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı da sermaye piyasası teknolojileri ve düzenlemeler alanında işbirliğini artırmak üzere bir dizi anlaşma imzaladı.

İki ülke, tarife dışı engellerin azaltılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gibi başlıklarda temasları yoğunlaştırma kararı aldı.

İsrail’le normalleşmeye “Filistin devleti” şartı

Trump, konuşmasında Gazze’de sağlanan ateşkese ve bölgenin yeniden imarı için başlatılan süreçlere değindi.

Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu bölge ülkelerinin katkılarıyla savaşın sona erdiğini savunan Trump, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen ve Gazze’de bir “Barış Kurulu” kurulmasına imkân tanıyan karara atıf yaptı.

Trump, “Bu noktaya gelmek onlarca yıl aldı ama artık mükemmele çok yakınız. Hemen herkes Ortadoğu’da yaşananları bir mucize olarak niteliyor” dedi.

Gazze’de yaşayan Filistinlilerin artık daha güvende olduğunu öne süren Trump, insanların evlerine dönmeye başladığını belirtti. Suudi Arabistan’ın da söz konusu Barış Kurulu’nda yer almasını istediğini dile getirdi.

Veliaht Prens bin Selman ise İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmaları hakkında konuştu.

Prens bin Selman, “Anlaşmanın bir parçası olmak istiyoruz, ancak iki devletli çözüme giden net bir yolun güvence altına alındığından da emin olmak istiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze konusunda İsraillilerin ve Filistinlilerin barış içinde bir arada yaşamalarını istediklerini vurgulayan bin Selman, bu hedefe ulaşmak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Prens ayrıca ABD ile İran arasındaki görüşmelerde bir anlaşmaya varılması için yakından çalışma yürüttüklerini belirtti.

Basın toplantısında Kaşıkçı gerilimi

Resmi programda ekonomik ve savunma başlıkları öne çıkarken, Beyaz Saray’daki basın toplantısında Cemal Kaşıkçı cinayeti gündeme geldi.

Bir gazeteci Veliaht Prens’e, ABD istihbaratının kendisini cinayet planının başında gördüğünü hatırlatarak, “11 Eylül’de yakınlarını kaybedenler de bugün Oval Ofis’te olmanıza öfkeli” sorusunu yöneltti.

Trump araya girerek gazetecinin bağlı olduğu kuruluşu sordu. Gazetecinin ABC muhabiri olduğunu söylemesi üzerine Trump, “Sahte haber. ABC sahte haberci” diyerek Veliaht Prens’i savundu.

Trump, “Bu beyefendi olağanüstü bir iş çıkardı. Bahsettiğiniz kişi son derece tartışmalıydı; pek çok kişi kendisini sevmiyordu. Seven de vardı, sevmeyen de ama bir şeyler oldu ve prens bu konuda hiçbir şey bilmiyordu. Bu meseleyi burada kapatabiliriz. Misafirimizi böyle bir soru ile utandırmak zorunda değilsiniz” ifadelerini kullandı.

Veliaht Prens bin Selman ise olayın son derece acı verici olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’da gerekli tüm soruşturma adımlarını attıklarını belirten bin Selman, “Bir daha böyle bir şey yaşanmaması için sistemi iyileştirdik. Bu acı verici ve büyük bir hata, bir daha yaşanmaması için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmüş, cesedi bulunamamıştı.

2021 tarihli ABD istihbarat raporu, operasyona Veliaht Prens’in onay verdiği sonucuna varmış, Riyad yönetimi ise bu iddiaları reddederek olayı “kontrolden çıkan bir operasyon” olarak nitelemişti.

Akşam yemeğinde Ronaldo ve Musk sürprizi

Beyaz Saray’daki akşam yemeğinde Trump, Suudi Arabistan’ın “müthiş bir müttefik” haline geldiğini savunarak, ziyaret vesilesiyle ilişkilerin daha da güçlendiğini dile getirdi.

Yemeğin konukları arasında Suudi Arabistan’da forma giyen Portekizli yıldız futbolcu Cristiano Ronaldo ve milyarder iş insanı Elon Musk da yer aldı. Trump, Ronaldo’ya katılımı için ayrıca teşekkür etti.

Trump’ın ardından söz alan Veliaht Prens bin Selman, ev sahipliği için ABD Başkanına teşekkür etti.

Bin Selman, “Burada kendimizi evimizde gibi hissediyoruz. Bugün birçok alanda ilişkilerimizi daha da derinleştirecek önemli anlaşmalara imza attık” diye konuştu.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English