Avrupa
Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Almanya’da benzeri görülmemiş yeniden silahlanma hamlesine, Alman dış istihbarat servisinin (BND) yetkilerinin dramatik bir şekilde genişlemesi ve içeride artan baskılar eşlik ediyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre federal hükümet, yüz tanıma yazılımının kullanımına, casus yazılım yüklemek için evlere girilmesine ve 16 yaşındaki çocukların kaynak olarak işe alınmasına izin vermekle kalmayıp, yurtdışında hedefli suçların işlenmesine de izin verecek yeni bir BND yasası üzerinde çalışıyor.
Ayrıca, BND ajanları gelecekte, şimdiye kadar sınırlı kaldıkları casusluk faaliyetlerinin yanı sıra sabotaj ve diğer operasyonel önlemler de alabilecekler. “Operasyonel takip önlemleri” ile özellikle “düşmanın saldırı yeteneklerini zayıflatan önlemler”den söz ediliyor.
Bunlara görünüşe göre sadece yurtdışında değil, Almanya topraklarında da izin verilecek. Buna göre, “uygun polis veya askeri yardım zamanında sağlanamadığında veya önlem yabancı bir devletin topraklarında uygulanacaksa” her zaman izin verilebilir.
İzin verilen sabotaj önlemlerinin kapsamı ve bunların insanlara zarar veren eylemleri de içerip içermediği bilinmiyor.
Berlin’in savaş hazırlıkları, baskının hızla artmasıyla eşlik ediyor. Geçen perşembe günü, eski öğrenci Bentik S., Şubat 2025’te okulunu ziyaret eden “gençlik görevlisi”ni protesto ettiği için Freiburg’da 15 saatlik toplum hizmeti cezasına çarptırıldı.
Sosyal medyada iki fotoğraf montajı kullanarak, bir yandan Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) savaş durumunda yeni bir doğu cephesinde ölebilecek öğrencileri askere aldığını, diğer yandan da saflarında aşırı sağcı askerlerin bulunduğunu söylemişti.
Bu olay, Bundeswehr’in artık bu tür eleştirilere tahammül göstermediğini, bunu dile getiren herkesin dava edilip mahkum edilme korkusu yaşaması gerektiğini kanıtlıyor.
Kendisini “sosyal ve ekolojik” olarak tanıtan bir Alman kooperatif bankası, 31 Aralık itibarıyla Alman Komünist Partisi’nin (DKP) tüm hesaplarını kapatma kararı aldı. Junge Welt ve Die Tageszeitung (taz) gazetelerine göre, parti bu kararın Küba’daki dayanışma projelerine verdiği destekle doğrudan ilgili olduğunu düşünüyor.
Junge Welt’e göre, Bochum merkezli finans kurumu GLS-Bank, sözleşmelerindeki genel hükümleri gerekçe göstererek, ulusal parti hesapları ve bir düzineden fazla bölgesel örgütün hesapları da dahil olmak üzere tüm hesapların iptal edildiğini DKP’ye bildirdi.
Parti liderliği, bu olayı, “rahatsız edici” olarak görülen siyasi ve toplumsal örgütlere karşı giderek yaygınlaşan bir uygulama olan debanking (bankacılık kurumlarından dışlama) olarak bildirdi.
“Şu anda Almanya’da devletin gerici-militarist yeniden yapılandırılmasını yaşıyoruz”
Banka belirli bir gerekçe sunmamış olsa da, DKP bu kararın Küba ile dayanışma projeleri için yapılan bağışlarla ilgili olduğunu açıkladı.
Partinin federal hazine sorumlusu Klaus Leger’in Junge Welt’e yaptığı açıklamaya göre, GLS-Bank eylül ayında ada için düzenlenen bağış kampanyası hakkında ayrıntılı bilgi talep etmiş, fonların Küba devlet kurumlarına mı aktarılacağını ve ülkeye nasıl ulaşacağını sormuştu.
Bu soruları yanıtladıktan sonra parti, haftalar sonra hesap kapatma bildirimi gelene kadar başka bir iletişim almadı.
Bankanın açıklaması, bu önlemin “yasal ve düzenleyici gerekliliklere” yanıt olarak alındığını ve kararın arkasında siyasi bir motivasyon bulunmadığını belirtiyor. Fakat banka, bu düzenlemelerin ne olduğunu veya hangi işlemlerin endişe yarattığını belirtmeyi reddetti.
Die Tageszeitung gazetesi, bu olayın Almanya’da Küba’yı destekleyen kuruluşlar arasında endişe yarattığını vurguluyor. Bu kuruluşların birçoğu aynı kurumda hesap sahibi ve kendi finansal işlemlerinin de engellenebileceğinden korkuyor.
Netzwerk Cuba başkanı Edgar Göll, birçok Avrupa bankasının ABD’nin yaptırımlarından korktuğu için yaptırım altındaki ada ülkesi ile herhangi bir bağlantı kurmaktan kaçındığını hatırlattı.
Bu politika, uzmanların aşırı uyum olarak adlandırdığı, riskleri azaltmak için düzenlemelere aşırı bağlılık anlamına gelen bir duruma yol açtı.
Bu korku yersiz değil. taz, BNP Paribas ve Commerzbank gibi bankaların, 1960’tan beri yürürlükte olan ABD ambargosu kapsamında Küba ile ilgili faaliyetleri nedeniyle geçmişte milyonlarca dolarlık para cezaları ödediğini hatırlatıyor.
Bu bağlamda, adaya doğrudan para transferi son derece zor hale geldi ve dayanışma örgütleri doğrudan nakit teslimatı veya malzeme yardımı göndermeye mecbur kaldı.
DKP, yasal çerçeve içinde hareket ettiğini iddia ediyor. Leger’e göre, bağışlar parti üyeleri tarafından Küba’ya şahsen teslim edildi ve her zaman Avrupa’nın kara para aklamayla mücadele düzenlemeleriyle belirlenen sınırlara uyuldu. Desteklenen projeler arasında, elektrik tedarikini sağlamak için fotovoltaik bir tesisin finanse edildiği Matanzas’daki Rosa Luxemburgo hastanesi de bulunuyor.
Komünist liderlik için hesapların kapatılması münferit bir olay değil. Parti başkanı Patrik Köbele, kararı “skandal” olarak nitelendirdi ve bunu Küba ile uluslararası dayanışmaya karşı giderek düşmanca hale gelen siyasi ortama bağladı.
Bu arada parti, yasal işlemleri göz ardı etmiyor ve faaliyetlerini sürdürmek için alternatif bankacılık seçeneklerini araştırıyor.
Aynı banka, kasım ortasında “Anarchist black cross Dresden” (abcd) adlı örgütün hesaplarını da feshetti. Burada da banka, “makul neden” göstererek hesapları kapattığını belirtti.
Bu kapatma kararından sadece dernek değil, ilişkili özel şahıslar da etkilendi. Ethikbank ve ING de derneğin ve adı geçen özel şahsın talebi üzerine hesap açmayı reddetmişti.
Abcd de bu “banka hesabı kapatma” uygulamasını Almanya’daki solcu örgütlere yönelik bir saldırı olarak görüyor.
Avrupa
Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.
Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”
Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.
CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.
Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.
Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.
Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.
Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:
“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”
Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”
Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.
Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.
Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.
Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:
“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”
Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.
Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor.
Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.
Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi.
Avrupa
Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.
“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.
Merz şunları söyledi:
“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”
Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.
Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.
Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.
Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.
Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.
Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.
Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.
“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:
“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”
Avrupa
AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.
Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.
Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.
Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.
Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.
AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.
Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.
Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.
Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.
Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.
Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.
Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.
AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.
Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.
Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.
Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.
AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












