Bizi Takip Edin

Asya

12 Maddede Kore Yarımadası: Yıl boyunca neler yaşandı?

Avatar photo

Yayınlanma

Kore Yarımadası, ülkeyi ikiye bölen Kore Savaşı’ndan bu yana dünyanın dikkatini oldukça fazla çeken gelişmelerin yaşandığı özgün bölgelerden biri. 

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ve Güney’deki Kore Cumhuriyeti olarak ikiye bölünen yarımada, Kore Savaşı’nın sonlandığı 1953’ten bu yana en genel ifadeyle Güney’in ABD, Kuzey’in Rusya/Çin ekseninde bölündüğü, küresel rekabetin gerilim düzeyi yüksek alanlarından biri.

2025 yılı da, aynı diğer yıllarda olduğu gibi yarımada genelinde önemli gelişmelere sahne oldu. 

Yıl boyunca Kore Yarımadası’nda yaşanan, en çok öne çıkan gelişmeler ise şu şekilde:

Ocak

2025 yılının Ocak ayı ortasında Pyongyang, doğu kıyılarına doğru bir dizi kısa menzilli balistik füze fırlattı. Bu adım, askeri hazırlık düzeyini her zaman yüksek seviyede tutan Kuzey Kore’nin 2025 yılında da söz konusu tutumunu sürdüreceğinin ilk işaretiydi. 

Güney Kore ise, 2025 yılına Aralık 2024’te eski başkan Yoon Suk-yeol tarafından ilan edilen ve ‘darbe girişimi’ olarak adlandırılan başarısız sıkıyönetimin gölgesinde girdi. 19 Ocak tarihinde, görevden alındıktan haftalar sonra gözaltına alınan Yoon’un gözaltı süresinin uzatılmasını protesto eden destekçileri, Seul’de bir mahkemeye saldırıp binaya hasar verdi, çatışmalar sonucunda yüzlerce kişi gözaltına alındı. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın, ikinci başkanlık döneminin ilk günlerinde Fox News’e verdiği mülakatta, Kuzey Kore lideri Kim ile ‘tekrar iletişime geçeceğini’ açıklaması ise, yarımada genelinde yeni bir müzakere sürecinin ilk umutlarını yeşertmişti.

Kuzey Kore’ye dair bir diğer önemli gelişme ise, Seul yönetiminin Ukrayna’da savaşan Kuzey Koreli askerleri yeniden gündeme getirerek, “Ukrayna-Rusya savaşında Kuzey Koreli 300 asker öldü” açıklaması oldu. 

Şubat

Pyongyang yönetimi, 2025’in Şubat ayını stratejik seyir füzesi testiyle karşıladı. Kuzey Kore Kim Jong-un, testleri ‘düşmanlara’ mesaj olarak sundu ve nükleer hazırlıkta tam hazır olunması gerektiğini vurguladı. 

Aynı zamanda Kuzey Kore, beş yıl aradan sonra ilk kez kapılarını Batılı turistlere açtı.

İngiltere, Kanada, Yunanistan, Yeni Zelanda, Fransa, Almanya, Avusturya, Avustralya ve İtalya’dan gelen gezginler, COVID-19 salgını sırasında sınırlarını kapatmasından bu yana ülkeye gelen ilk Batılı ziyaretçi grubu oldu.

Darbe girişimi tartışmalarını sürdüren Güney’de ise, Ocak ayındaki mahkeme baskınıyla bağlantılı olarak 63 kişi hakkında iddianame düzenlendi. 

Mart

ABD ve Güney yönetiminin ‘Freedom Shield’ isimli ortak askeri tatbikat kararını kınayan Pyongyang yönetimi, tatbikatların başladığı günlerde birden fazla balistik füze ateşledi.

ABD ile ortak tatbikatla birlikte, Seul’ün bir diğer gündemi, 21 Mart civarında başlayan ve ülkenin güneydoğusunu vuran orman yangınları oldu. Kore tarihinin en yıkıcılarından biri olarak kabul edilen yangınlarda onlarca can kaybı ve geniş çaplı maddi zarar bildirildi. 

Nisan

Askeri faaliyetlerine Nisan ayında da devam eden Pyongyang, yeni bir savaş gemisinden seyir ve hava savunma füzesi testleri gerçekleştirdi.

Güney’de ise Anayasa Mahkemesi, 3 Aralık 2024’te ülkede sıkıyönetim kararı alan Cumhurbaşkanı Yoon Suk-yeol’un azledilmesini oybirliğiyle onayladı.

Nisan aynı aynı zamanda, iki Kore arasında yılın ‘ilk silahının ateşlendiği’ bir ay oldu. Kuzey Kore askerlerinin sınırı geçmesinin ardından Güney Kore uyarı ateşi açtı. Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Güney Kore’nin uyarı ateşi açmasının ardından grubun Kuzey Kore’ye geri döndüğü belirtildi.

Mayıs

Kuzey Kore’de Mayıs ayı, bir ‘kazayla’ karşılandı. Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA) haberine göre, ülkenin doğusundaki Chongjin Limanında yeni bir muhribin hizmete girme töreninde 500 tonluk savaş gemisi suya indirilirken kıç tarafındaki kızaktan sıyrılarak karaya oturdu. Kazada geminin tabanının ezildiği, dengesinin bozulduğu ve suya indirilemediği belirtildi.

Güney Kore’de ise, eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’ün görevden azledilmesinin ardından yeni devlet başkanını belirleyecek 3 Haziran’daki başkanlık seçimi için erken oy verme sürecinin başlamasıyla halk sandık başına gitti.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Güney Kore’de konuşlu binlerce ABD askerini geri çekmeyi değerlendirdiği yönündeki haberi ise, Seul’de ABD ilişkilerinin geleceğine dair endişeler yarattı.

Haziran

Haziran ayında Kuzey Kore’de yaşanan en önemli gelişme, askeri denemelerin yanında, turizm alanında yaşandı. Wonsan-Kalma kıyı turizm bölgesinde açılan ve oteller, restoranlar, alışveriş merkezleri ve bir su parkından oluşan tesis, ülkenin turizm alanında attığı bir diğer önemli adımı gösterdi.

Güney Kore ise, 3 Haziran’da yapılan erken başkanlık seçiminde yeni başkanını seçti. Demokrat Parti adayı Lee Jae-myung, ülkenin yeni lideri olurken, Lee’nin Çin ve Kore’ye yönelik ‘olumlu’ sinyalleri, Güney’deki ‘geleneksel’ ABD yanlısı siyasi çevrelerinde rahatsızlıkla karşılandı.

Temmuz

Kuzey’de Haziran ayında açılan mega tatil köyüne yönelik iç turizm artarken, yabancı turistlerin girişi aniden askıya alındı. DPR Korea Tour’un açıklamasıyla öğrenilen bu karar sonucunda, bölgeye yabancı ziyaretçilerin girişi askıya alındı. Ancak, bölgeye Rus turistlerin girmeye devam ettiği öğrenildi.

Güney Kore ise, Meclis, Yoon döneminde yaşanan siyasi krizden çıkarılan derslerle, yeni kısıtlamalar içeren Askeri Hukuk düzenlemesini onayladı. Yeni kurallar arasında, milletvekillerinin Ulusal Meclis’e girişini engellemeye yönelik her türlü girişimin yasaklanması ve Ulusal Meclis Başkanı’nın onayı olmadan ordu ve polisin Ulusal Meclis’e girmesinin yasaklanması yer alıyor.

Yeni Devlet Başkanı Lee Jae-myung ise, Seul’un ‘barışı ve halkın hayatını korumak’ için Pekin ve Moskova ile ilişkilerini ‘hızla’ iyileştireceğini söyledi.

Ağustos

Ağustos ayında Kuzey Kore’de tatil köyüne ilişkin gelişmeler sürerken, Kim Jong-un’un ‘nükleer sözü’ Ağustos sıcağını artıran bir gelişme olarak öne çıktı. Güney Kore-ABD askeri tatbikatlarını kınayan Kim, rakiplerine karşı koymak için nükleer güçlerini hızla genişletme sözü verdi.

Güney Kore’de Başkan Lee yönetimi de, karşılıklı gerilimi düşürme adımları kapsamında sınırda propagandaya yönelik hoparlör yayınlarının kaldırılması kararı aldı.

ABD Başkanı Donald Trump ise, Güney Kore’de bulunan Amerikan askeri üslerinin arazi mülkiyetinin Washington’a devredilmesi gerektiğini söyleyerek iki ülke arasında yeni bir gerilim başlığı daha yarattı. 

Eylül

Yarımada sonbaharı, Pyongyang’ın ‘nükleer programlarından vazgeçmeyeceği’ yönündeki açıklamalarıyla karşıladı. Aynı zamanda Kuzey Kore, ‘ABD ana karasını hedef alabileceği’ belirtilen yeni bir füze daha test etti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) dönem başkanlığını üstlenen Seul için ise bu dönem, ülkenin dış politika görünürlüğünü artırma çabasıyla geçti. Ülke içinde öne çıkan gündem ise, siyasetçilere lüks hediyeler ve yüklü miktarda para vererek siyasi nüfuz sağlamaya çalışmasıyla gündeme gelen Moon Tarikatı oldu. 

Güney Kore özel savcılık makamı, Moon Tarikatı olarak bilinen ‘Birleşme Kilisesi’ lideri Hak Ja-han için tutuklama talebinde bulundu.

Ekim

Ekim ayında Kuzey Kore’de Kim Jong Un Kursk’ta öldürülen Kuzey Koreli askerler için ‘kutsal’ anıt açılışını yaptı ve İktidardaki İşçi Partisi’nin kuruluşunun 80. yıl dönümü kutlamaları için hazırlıklar başladı. 

Güney’in Ekim gündemine de, Devlet Başkanı Lee’nin savunma harcamalarını büyük ölçüde artırma ve daha fazla kendine yeten bir ordu kurma sözü damgasını vurdu.

Kasım

Ukrayna savaşına gönderdiği askeri güç nedeniyle Rusya’yla ilişkileri ‘stratejik’ seviyeye yükselen Kuzey Kore, Kasım ayında Rus askeri yetkililerle bir araya geldi. Rus tarafını, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Viktor Goremykin başkanlığındaki heyet temsil etti. 

ABD ise, Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) üzerinden, Kuzey Kore’ye yönelik yaptırım listesini güncelledi. Karar, Pyongyang’ın tepkisiyle karşılandı.

Güney Kore lideri Lee ise, 24-25 Kasım tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret etti ve iki ülke arasında ‘stratejik ortaklık’ ve çok sayıda anlaşma imzalandı. 

Aralık

Yılın son ayında ise Kuzey Kore’nin ilk nükleer denizaltısı ortaya çıktı. Devlet medyasının servis ettiği görüntülerde Kim, yeni gemiyi kızıyla birlikte inceledi. 

Güney Kore lideri Yoon ise, yılın son ayında Kuzey’e yeni bir zeytin dalı uzatarak, görevden alınan selefi Yoon Suk-yeol’un 2024 sonunda sıkıyönetim ilanı öncesi Kuzey Kore ile askeri gerilimi kasten artırdığı iddiaları nedeniyle Pyongyang’dan özür dilenmesi gerektiğini söyledi.

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English