Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den Trump’a karşı Grönland hazırlığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Grönland’a yönelik olası bir hamlesine karşı, diplomatik uzlaşmadan ekonomik yaptırımlara kadar uzanan kapsamlı bir eylem planı hazırlıyor.

Politico dergisinin yetkililere, diplomatlara ve NATO kaynaklarına dayandırdığı habere göre Avrupa ülkeleri, ABD’nin Grönland’a saldırması ihtimaline karşı bir “caydırma planı” hazırlıyor.

Konuya ilişkin dergiye konuşan Avrupalı bir diplomat, “Trump ile doğrudan bir çatışmaya hazır olmalıyız. Kendisi agresif bir modda hareket ediyor ve buna hazırlıklı olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Politico’ya konuşan ismi açıklanmayan bir Alman yetkili, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve meslektaşlarının, ABD’nin olası bir işgali durumunda Avrupa’nın uygulayacağı caydırıcı tedbirler üzerinde çalıştığını bildirdi. Ayrıca, NATO’nun adanın hemen yakınındaki varlığının artırılması konusu da inceleniyor.

Avrupa’nın masadaki üç seçeneği: Uzlaşma, finansman ve ekonomik savaş

Politico, görüşülen yetkililerin açıklamalarına dayanarak Avrupa’nın atabileceği adımları üç ana başlıkta topladı. İlk seçenek uzlaşma olarak öne çıkıyor.

Eski bir üst düzey NATO yetkilisi, ittifakın Danimarka, Grönland ve ABD arasında arabuluculuk yapabileceğini öne sürdü.

Diplomat, “İttifakın Grönland yakınlarındaki varlığını artırmak ve Trump’ın taleplerini karşılamak için yapılabilecek her şey sonuna kadar zorlanmalı” dedi.

İkinci seçenek, Avrupa’nın Grönland’a sağladığı finansmanı artırması.

Trump’ın adanın ABD’ye katılması halinde büyük yatırımlar vaat etmesi üzerine, Avrupa Birliği ve Danimarka, Grönland’ı “daha kârlı bir seçenek” sunabileceklerine ikna etmeye çalışıyor.

Brüksel, 2028’den itibaren Grönland’a sağlanan finansmanı iki katından fazla artırmayı planlıyor ancak bu harcama artışı henüz AB içinde onaylanmadı.

Trump yönetiminin Grönland planı için dört senaryo

“Amerika’dan korunmak için güvenlik planı yapmak delilik”

Üçüncü seçenek ise ABD’ye ekonomik yanıt verilmesi. Kraliyet Danimarka Savunma Koleji’nden ABD silahlı kuvvetleri uzmanı Thomas Crosby, AB’nin Trump’ın ilk başkanlık döneminde de ABD olmadan Avrupa ve Kuzey Kutbu güvenliğini sağlama planları yaptığını hatırlattı.

Crosby, “Bu zor ama mümkün. Ancak kimsenin Avrupa’nın güvenliğini Amerika’ya karşı nasıl sağlayacağını ciddi ciddi düşündüğünü sanmıyorum. Bu tam anlamıyla delilik” diye konuştu.

Olası araçlardan biri, “ekonomik bazuka” olarak da bilinen “Anti-Coercion Instrument” (Zorlamaya Karşı Enstrüman). Bu mekanizma, gümrük vergileri, Amerikan şirketlerine yönelik vergiler ve Avrupa ekonomisine yatırım yasağı gibi tedbirleri içeriyor.

Fakat ABD’nin Grönland’ı güç kullanarak kontrol altına almaya karar vermesi durumunda, Avrupalıların bunu engelleme şansı oldukça düşük görülüyor.

Crosby, Amerikalıların küçük bir askeri grup göndermesi halinde bu grubun tutuklanmaya çalışılabileceğini öne sürdü.

Avrupalı bir diplomat ise Danimarka’nın talep etmesi durumunda Fransa ve Almanya’nın işgali caydırmak için asker gönderebileceğini ekledi.

Avrupa liderlerinden ortak Grönland bildirisi

Beyaz Saray: Askeri güç kullanımı her zaman Başkomutan’ın emrindedir

Donald Trump, Grönland üzerinde kontrol sağlamak için askeri güç kullanma ihtimalini dışlamadı. ABD Başkanı, uluslararası güvenlik bağlamında ülkesinin bu toprağa “son derece ihtiyacı olduğunu” belirtmişti.

Trump’ın Grönland Özel Temsilcisi Jeff Landry, ABD’nin amacının “kimseyi fethetmek olmadığını”, bunun yerine “ekonomik güç ve koruma” önerdiklerini ifade etse de Beyaz Saray’dan gelen açıklamalar farklı bir tona işaret ediyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kongre liderlerine verdiği brifingde, Trump’ın Grönland’ı satın almaya niyetli olduğunu ve savaşçı söylemleri Danimarka’ya baskı yaparak müzakere masasına oturtmak için kullandığını anlattı.

Rubio’nun bu açıklamayı, Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu kaçırma operasyonuyla ilgili brifing sırasında, Senato Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer’in Meksika ve Grönland dahil başka yerlerde askeri güç kullanılıp kullanılmayacağını sorması üzerine yaptığı belirtildi.

Ancak Beyaz Saray, askeri seçeneği kamuoyu önünde reddetmedi. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Başkan Trump, Grönland’ın satın alınmasının ABD’nin ulusal güvenlik önceliği olduğunu ve Kuzey Kutbu bölgesindeki hasımlarımızı caydırmak için hayati önem taşıdığını açıkça belirtti. Başkan ve ekibi bu önemli dış politika hedefine ulaşmak için bir dizi seçeneği tartışıyor ve elbette ABD silahlı kuvvetlerinin kullanımı her zaman Başkomutan’ın tasarrufundadır” açıklamasını yaptı.

Mikronezya modeli mi?

Bunun yanı sıra Reuters’a konuşan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump ve danışmanlarının Grönland’ı edinmek için doğrudan satın alma veya “Serbest Birlik” (Free Association) anlaşması gibi çeşitli yolları tartıştığını söyledi.

ABD’nin Mikronezya, Marshall Adaları ve Palau ile sahip olduğu bu tür anlaşmalar, bu bölgelerin ABD’nin parçası olmamasını ancak Washington’ın onlara koruma ve serbest ticaret sağlamasını, karşılığında ise ABD ordusunun bu topraklarda kısıtlama olmaksızın faaliyet göstermesini öngörüyor.

Yetkili, “Diplomasi ve anlaşma yapmak, Başkan için her zaman ilk seçenektir. O (Trump) anlaşmaları sever. Dolayısıyla Grönland’ı edinmek için kârlı bir anlaşma yapma fırsatı olursa, içgüdüsel olarak kesinlikle bu seçeneği tercih edecektir” dedi.

Kraliyet Danimarka Savunma Koleji’nden Thomas Crosby ise böyle bir anlaşmanın Grönland’ın yararına olacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Politico’ya konuşan Crosby, “Trump’ın temel yaklaşımı, müzakere ettiği insanlara iradesini dayatmaktır. Hem özel hem de kamusal hayatında anlaşma yaptığı insanlara defalarca ihanet etti, yükümlülüklerini yerine getirmedi ve etrafındakileri sömürdü” değerlendirmesinde bulundu.

Crosby’ye göre, Grönlandlıların bir anlaşma umuduyla herhangi bir şeyi kabul etmesi “delilik” olur.

Uzman, Trump’ın güç kullanmaya karar vermesi halindeki en kötü senaryonun, Putin’in Ukrayna’yı ele geçirmeye çalışmasına benzer bir “oldubitti stratejisi” olacağını belirtti. Bu senaryoda Trump, sadece askerlerini gönderip Grönland’ın artık ABD’ye ait olduğunu ilan edebilir.

“Başkent Nuuk’un düşmesi yarım saat sürer”

Danimarka Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Grönland güvenliği uzmanı Lin Mortensgaard, ABD’nin ister sadece adadaki askeri üssündeki askerleri kullansın isterse özel kuvvetleri sevk etsin, başkent Nuuk’u “yarım saat veya daha kısa sürede” kontrol altına alabileceğini belirtti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise hafta başında yaptığı açıklamada, böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde “her şeyin sonunun geleceğini” vurgulamıştı.

Frederiksen, “Bildiğimiz anlamda uluslararası toplum, demokratik oyun kuralları ve dünyanın en güçlü savunma ittifakı olan NATO… Bir NATO ülkesi diğerine saldırmaya karar verirse bunların hepsi çöker” ifadelerini kullanmıştı.

Avrupa

Commerzbank-UniCredit anlaşması Avrupa’nın bankacılık sektörünü dönüştürebilir

Yayınlanma

İtalya merkezli UniCredit, başarılı devralma teklifi sayesinde Alman Commerzbank’ın oy haklarının yarısına biraz az bir kısmını elde etti.

German Foreign Policy’deki habere göre İtalyan bankası, 2027 yılındaki yıllık hissedarlar genel kurulunda Almanya’nın en büyük ikinci özel bankasının denetim kurulu ve yönetim kurulunun kontrolünü ele geçirebilecek.

UniCredit bu çabasında, Japon Nomura, Fransız BNP Paribas ve birkaç ABD bankası da dahil olmak üzere uluslararası finans kurumlarından oluşan bir ağ tarafından destek gördü.

Bu durum, Almanya ve İtalya’nın büyük bankaları arasında yaklaşık iki yıldır süren iktidar mücadelesine son vermekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa bankacılık sektöründe devam eden konsolidasyonu da vurguluyor.

UniCredit kendini yeni bir Avrupa bankacılık grubu olarak konumlandırırken, Almanya giderek daha fazla savunma pozisyonuna geçiyor.

Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemli bir kredi kaynağı ve Frankfurt finans merkezinin temel taşlarından Commerzbank, yabancı kontrol altına giriyor.

Bu çatışma, finans sektörünün Avrupa entegrasyonu ile iktisadi merkezleri üzerindeki kontrolünü korumaya çalışan ulus devletlerin çıkarları arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.

UniCredit çoğunluk hissesini elde etti

Mayıs ayı başında UniCredit, temmuz ayı başında süresi dolan bir devralma teklifi sunmuştu. Teklif kapsamında, her bir Commerzbank hissesi karşılığında 0,485 adet kendi hissesini önermişti.

Teklif süresi dolduktan sonra, UniCredit, hisse değişim teklifi yoluyla Commerzbank hisselerinin yüzde 17,6’sını elde ettiğini duyurdu.

Bu, Frankfurt merkezli bankadaki hisselerini yüzde 26,77’den yüzde 44,37’ye çıkardı ve yaklaşık iki yıldır süren devralma mücadelesini kazanmasını sağladı.

UniCredit’in türev araçlar yoluyla elinde bulundurduğu yüzde 3,22’lik hisse de eklendiğinde, toplam hisse oranı yüzde 47,59’a ulaşıyor.

Kendi verilerine göre, Commerzbank’ın elinde bulunan kendi hisseleri oy hakkı sağlamadığından, bu oran yüzde 49,65’lik oy hakkına karşılık geliyor.

Buna ek olarak, UniCredit, Commerzbank hisselerinin %13’üne karşılık gelen türev araçlara da sahip ama bu hisseler de oy hakkı sağlamıyor.

2027 ilkbaharında yapılacak bir sonraki yıllık genel kurul toplantısında, denetim kurulundaki on hissedar temsilcisinden sekizi yeniden seçime aday olacak.

UniCredit, yıllık genel kuruldaki çoğunluğu sayesinde bu pozisyonların dağılımını önemli ölçüde etkileyebilir.

Teklife yönelik “piyasa manipülasyonu” eleştirileri

O zamandan beri, devralma teklifi ile bağlantılı olarak piyasa manipülasyonu iddiaları gündeme getirildi.

Fakat kimliği belirsiz kişiler aleyhine şikayette bulunan Commerzbank Genel İş Konseyi, hukuki açıdan yenilgiye uğradı.

Commerzbank yönetimi de UniCredit’in açıklamalarını defalarca eleştirdi ve konuyu Almanya’nın finansal düzenleme kurumu BaFin’in dikkatine sundu.

Düzenleme kurumuna göre, teklif edilen hisselerin büyük bir kısmı UniCredit ile bağlantılı bankalar ve piyasa katılımcılarına ait.

Commerzbank’ın görüşüne göre, ödünç alınan hisselerin ne ölçüde teklif edildiği ve hangi riskten korunma anlaşmalarının yürürlükte olduğu konusunda şeffaflık bulunmuyor.

Japonya’dan Nomura, ABD’den Citigroup ve Fransa’dan BNP Paribas’ın UniCredit ile Commerzbank hisselerini içeren takas işlemleri gerçekleştirdiği biliniyor.

Bu bankaların yanı sıra UniCredit, Jefferies ve Bank of America gibi diğer finans kurumlarına da güvenebilir.

UniCredit’e bağlı bankalar, belirli bir zamanda Commerzbank hisselerinin ek yüzde 13’üne erişim imkânı sağlıyor.

Alman hükümeti bankanın yönetiminden atılabilir

Haziran ortasında UniCredit, Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu değiştirme tehdidinde bulundu. 

Fakat bunu gerçekleştirebilmesi için, bu büyük İtalyan bankasının, Alman federal hükümeti tarafından atanan iki denetim kurulu üyesini de değiştirmesi gerekecek.

Commerzbank’ın devlet tarafından kurtarılmasının ardından Alman hükümeti, denetim kuruluna iki temsilci atama hakkını güvence altına almıştı.

UniCredit şimdi, yıllık genel kurulda “hissedarlardan yeterli destek” alması koşuluyla, “denetim kuruluna tüm hissedar temsilcilerini seçebilecek konumda” olacağını açıkladı.

UniCredit’in 2027 yılı yıllık genel kurulunda Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu gerçekten değiştirmesi halinde, bu durum federal hükümet için bir hakaret niteliğinde olacak.

Zira bu, federal hükümet tarafından 2029 yılına kadar atanan denetim kurulu üyelerini de etkileyecek.

Almanya’nın Commerzbank kaygısı “Mittelstand” kaynaklı

Commerzbank’ın Alman ekonomisindeki kritik rolü

Frankfurt finans merkezi için tüm bu gelişme ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Commerzbank, Alman finans sektörünün temel kurumlarından biri ve Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerle (KOBİ’ler) derin ilişkilere sahip.

Banka, UniCredit’in bir şubesi haline gelirse, gelecekte önemli kredi kararları Frankfurt yerine Milano’da alınacak.

Sonuç olarak, Frankfurt finans merkezi etkisini, karar verme yetkisini ve iktisadi egemenliğini yitirecek.

Commerzbank’a göre, banka Almanya’nın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unu yürütüyor. Bankanın birçok çalışanı bunu önemli bir rekabet avantajı olarak görüyor.

Commerzbank, büyük uluslararası bankalarda genellikle kendilerine uygun bir irtibat noktası bulamayan çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin uluslararası ticari faaliyetlerini destekliyor.

Avrupa bankacılık sisteminde “konsolidasyon” eğilimi

Commerzbank’ın devralınması, Alman siyasi çevrelerinde yaygın bir direnişle karşılaşmış olsa da, iktisatçılar tarafından, özellikle de diğer AB ülkelerinden gelenler tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor.

Örneğin, Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Başkanı Monika Schnitzer, iktisadi açıdan sınır ötesi birleşmeleri incelemek ve bunları refleks olarak reddetmemek için iyi nedenler olduğuna inanıyor.

Ona göre, Avrupa finans piyasası yeterince entegre değil. Ayrıca, Alman bankalarının uluslararası standartlara göre çok verimsiz olduğunu ve bu nedenle büyük küresel bankalara karşı pek rekabetçi olmadıklarını savunuyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Başkanı Christine Lagarde (Fransa), 2024 gibi erken bir tarihte, büyük ABD bankalarıyla rekabette Avrupa bankalarını güçlendirmek için sınır ötesi banka birleşmelerinin “arzu edilir” olduğunu belirtmişti.

İspanyol ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos da Alman hükümetinin olumsuz tutumunu eleştirdi.

Son olarak, Handelsblatt gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısında, Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Omid Nouripour (İttifak 90/Yeşiller) bile federal hükümeti tutarsızlıkla suçladı.

Nouripour, hükümetin AB zirvelerinde bir bankacılık birliğini savunurken, somut bir sınır ötesi banka birleşmesine “ulusal mülkiyet zihniyetinin refleksiyle” tepki gösterdiğini öne sürdü. Nouripour, federal hükümeti, Avrupa entegrasyonunu “soyut kaldığı sürece” övmekle eleştirdi.

AB Rekabet Komiseri Teresa Ribera da üye devletleri sınır ötesi banka birleşmelerini desteklemeye çağırdı. Ribera, “Üye devletler, kamu yararı için bu tür işlemleri memnuniyetle karşılamalı,” dedi.

Berlin’den uzlaşma sinyalleri

Alman federal hükümeti, UniCredit’in başarılı devralma teklifine başlangıçta olumsuz tepki gösterdi.

Federal Maliye Bakanlığı, “Federal hükümetin bakış açısına göre, UniCredit’in agresif ve düşmanca yaklaşımı kabul edilemez olmaya devam ediyor,” açıklamasında bulundu.

Aynı zamanda, İtalyan bankasının Commerzbank’taki hisseleri için yaptığı devralma teklifini reddetti.

Geçen hafta, Şansölye Friedrich Merz, parlamentonun yaz tatili öncesinde yaptığı konuşmada, federal hükümetin, diğer hissedarların “önemli bir kısmının” aksine, UniCredit’in teklifini kabul etmediğini ve kendi hisselerini elinde tuttuğunu yineledi.

Ama aynı konuşmada Merz, yeni bir üslup benimsedi ve “Bu birleşmeyi engellemiyoruz,” diye güvence verdi.

Handelsblatt gazetesine göre, devralma koşulları şu anda federal hükümet içinde müzakere ediliyor.

Bunlar arasında, diğer hususların yanı sıra, Commerzbank’ın Alman küçük ve orta ölçekli işletmeler için kilit bir kredi kuruluşu olarak kalması talebi de yer alıyor.

Buna ek olarak, federal hükümet, finans kurumunun eski genel merkezi olan Frankfurt’un banka için önemli bir merkez olarak kalmasını talep ediyor.

UniCredit’in Almanya genel merkezi, 2005 yılında HypoVereinsbank’ın satın alınmasından bu yana Münih’te bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kuzey Akım sanığı sabotaj sırasında Ukrayna istihbaratına çalıştığını söyledi

Yayınlanma

Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına düzenlenen sabotaja ilişkin davada İtalya’da tutuklu bulunan Ukraynalı Sergey Kuznetsov’un, saldırı döneminde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptığı ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) için çalıştığı bildirildi. Almanya Başsavcılığının Stern dergisinin ulaştığı iddianamesine dayanan haberde, Kuznetsov’un eşiyle yaptığı ve dinlemeye takılan telefon görüşmelerinde komutanı olarak bahsettiği Roman Çervinski ile iletişim kurmak istediği kaydedildi.

Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturmasında sanık konumunda yer alan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov’un, patlamaların gerçekleştiği dönemde Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) bünyesinde çalıştığını söylediği aktarıldı.

Almanya Başsavcılığının, Stern dergisinin eline geçen iddianamesine dayandırılan haber N-tv tarafından yayımlandı.

Söz konusu ifadelerin, Kuznetsov’un İtalya’da gözaltında bulunduğu sırada eşiyle yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle elde edildiği ifade edildi.

Yayınlanan bilgilere göre Kuznetsov, eşiyle gerçekleştirdiği konuşmalarda ülkesi ve devlet başkanı tarafından yalnız bırakıldığını düşündüğünü dile getirdi. Kuznetsov’un ayrıca komutanı olarak adlandırdığı Roman isimli bir kişiyle temas kurmak istediği kaydedildi.

Soruşturma makamları, metinde adı geçen kişinin Ukrayna istihbarat birimlerinin eski çalışanı Roman Çervinski olabileceğini değerlendiriyor.

Çervinski, Kuznetsov’un yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada, boru hatlarına düzenlenen patlamalar sırasında sanığın kendi komutası altında olduğunu beyan etmişti.

Almanya Başsavcılığı tarafından hazırlanan belgede, 26 Eylül 2022 tarihinde gerçekleşen hat patlamalarında Ukrayna devlet kurumlarının olası dahiliyetine işaret eden çeşitli verilerin yer aldığı belirtildi.

Birkaç hafta önce hazırlandığı bildirilen iddianamenin henüz mahkeme tarafından resmi olarak onaylanmadığı aktarıldı.

Yayımlanan haberde, soruşturma mercilerinin elinde Kuznetsov aleyhine doğrudan deliller yerine yalnızca dolaylı kanıtlar yer aldığı vurgulanırken, bu iddianamenin Alman adli makamları tarafından boru hattı sabotajına ilişkin sunulan ilk resmi suçlama olduğu kaydedildi.

Die Zeit ve Sueddeutsche Zeitung gazeteleri, 1 Temmuz tarihinde Alman savcılığının Sergey Kuznetsov’a karşı resmi suçlamada bulunduğunu yazmıştı.

Sanığa, sivil enerji altyapısına saldırmak, sabotaj grubunu sevk etmek ve boru hatlarına yönelik eylemin gerçekleştirildiği değerlendirilen Andromeda isimli yatı komuta etmek suçlamaları yöneltilmişti.

Almanya Federal Mahkemesinin verilerine göre sabotajın, bir istihbarat operasyonu kapsamında yabancı bir devlet adına yürütülmüş olma ihtimali üzerinde duruluyor.

Ukrayna vatandaşı Kuznetsov, geçtiğimiz yılın ağustos ayında İtalya’da yakalanmıştı.

The Wall Street Journal gazetesi, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile SBU bünyesinde görev aldığını ve eylemi düzenleyen ekibi yönettiğini yazmıştı. İtalya’daki mahkeme, ekim ayında Kuznetsov’un Almanya’ya iade edilmesine karar vermişti.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) yaşanan patlamaları uluslararası terör eylemi kategorisinde değerlendirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Akım hatlarının işlevsiz kalmasının bazı aktörlerin çıkarına olduğunu belirterek patlamalardan Anglo-Saksonları sorumlu tutmuştu.

Putin, eylemin Ukraynalı sabotajcılar tarafından gerçekleştirildiğine dair iddiaları bütünüyle asılsız olarak nitelemişti.

Kiev yönetimi de daha önce yapılan açıklamalarda Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen saldırıyla herhangi bir bağlantısı bulunmadığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Zelenskiy protestoların ardından Sırskiy’yi görevden aldı

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, günlerdir süren sokak protestolarının ardından Genelkurmay Başkanı Aleksandr Sırskiy’yi görevden alarak yerine Mihaylo Drapatıy’ı atadı. Görevden alma kararı, popüler siyasetçi Mihaylo Fedorov’un savunma bakanlığından alınmasıyla başlayan ve protestolara dönüşen askeri yönetim anlaşmazlığının ardından geldi.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, göstericilerin günlerdir süren baskısının ardından Genelkurmay Başkanı Aleksandr Sırskiy’yi görevden aldı.

Zelenskiy, Telegram kanalı üzerinden yaptığı açıklamada, yeni Genelkurmay Başkanı’nın Mihaylo Drapatıy olacağını duyurdu.

Zelenskiy, geçen hafta popüler siyasetçi Mihaylo Fedorov’u Savunma Bakanı görevinden aldıktan sonra, 2024 yılından bu yana görevde olan komutana yönelik eleştirilere rağmen başlangıçta Sırskiy’yi makamında tutmuştu.

Henüz 35 yaşında olan Fedorov, görevden alınmasının ardından Sovyet döneminde yetişmiş olan Sırskiy ile aralarındaki anlaşmazlığı kamuoyuna taşıdı. İkili arasındaki görüş ayrılığı esas olarak savaşın yürütülmesine ilişkin yöntem tartışmasından kaynaklanıyordu.

Fedorov, özellikle Batı’da da takdir toplayan Ukrayna insansız hava araçlarının Rus hedeflerine yönelik operasyonlarını savunuyordu.

Devlet Başkanı Zelenskiy, görevden ayrılan generale hizmetleri için teşekkür etti ve askeri başarılarını takdir etti.

X platformunda paylaşımda bulunan Zelenskiy, Fedorov’un görevden alınmasına karşı devam eden protestolar nedeniyle günlerdir askeri yetkililerle görüşmeler yürüttüğünü bildirdi.

Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Cumartesi günü yayınladığı günlük video mesajında sokak eylemlerine değinen Zelenskiy, halkın ne söylediğini duyduğunu ifade etti.

Hem Fedorov hem de Sırskiy ile uzun görüşmeler yaptığını belirten Zelenskiy’nin sözcüsü Dmitriy Litvin, salı akşamı Fedorov ile bir görüşme daha gerçekleştirildiğini aktardı. Fedorov’un üstleneceği yeni role ilişkin başlangıçta bir bilgi verilmedi.

Gösteriler devam ediyor

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de ve diğer şehirlerde çoğunluğu gençlerden oluşan binlerce kişi, Fedorov’un görevden alınmasını protesto etmek amacıyla altı gün boyunca gösteri yaptı.

Göstericiler Fedorov’un göreve iade edilmesini isterken, temel talepleri Genelkurmay Başkanı Sırskiy’nin görevden ayrılması yönündeydi. Askeri çevrelerden ise Sırskiy’ye açık destek açıklamaları geldi.

Fedorov’un boşalttığı Savunma Bakanlığı koltuğunu cuma günü vekaleten istihbaratçı Yevheniy Hmara devraldı. Zelenskiy’nin, Hmara’nın adaylığını parlamentoya sunması ve milletvekillerinin onayını alması gerekiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English