Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Şam’daki kritik zirveden uzlaşı çıkmadı: Şara ve Abdi, Haseke konusunda anlaşamadı

Yayınlanma

Suriye’de HTŞ liderliğindeki fiili yönetim ile SDG arasında varılan ateşkes mutabakatı, sahada devam eden çatışmaların gölgesinde kaldı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında Şam’da gerçekleşen ve beş saati aşan görüşme, Haseke’nin kontrolü ve SDG’nin statüsü konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Suriye’nin büyük bölümünü kontrolü altına alan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki fiili yönetim ile ülkenin kuzeydoğusunu ABD desteğiyle elinde tutan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında pazar günü duyurulan entegrasyon ve ateşkes süreci çıkmaza girdi.

Sahadaki çatışmalar şiddetlenirken, Şam’da dün gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerden somut bir uzlaşı çıkmadı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani) ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin, anlaşmanın şartları üzerinde mutabakata varamadığı bildirildi.

Beş saati aşkın toplantıda “PKK baskısı”

Arap ve Kürt basınına yansıyan bilgilere göre, Şam’da düzenlenen toplantıya ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, HTŞ öncülüğündeki geçiş hükümetinin Savunma Bakanı Murhef Ebu Kasra ve Dışişleri Bakanı Esad Şeybani de katıldı.

Beş saatten uzun süren görüşmede taraflar arasındaki en büyük engelin, SDG üzerindeki siyasi nüfuz olduğu öne sürüldü.

Şam’daki yeni yönetime yakınlığıyla bilinen gazeteci Abdülmalik Abbud, görüşmeye dair paylaştığı bilgide, Mazlum Abdi’nin üzerindeki baskıya dikkat çekti.

Abbud, Abdi’nin “Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’nin himayesinde ve ABD’nin arabuluculuğunda yapılan anlaşmadan geri adım atması için PKK liderliğinden büyük baskı gördüğünü” aktardı.

Şara’dan Abdi’ye teklif: Savunma Bakanı Yardımcılığı

Görüşmenin detaylarına göre Ahmed Şara, SDG’nin PKK baskısını reddederek tarafsız kalması ve entegrasyon anlaşmasının tamamlanması karşılığında Mazlum Abdi’ye, kurulacak yeni hükümette Savunma Bakanı Yardımcılığı görevini teklif etti.

Ayrıca Şara, Suriye’nin kuzeydoğusunda Türkiye ve Irak sınırında yer alan stratejik Haseke vilayeti için Abdi’den bir vali adayı önermesini istedi.

Haseke düğümü çözülemedi

Görüşmenin kilitlendiği ana nokta Haseke’nin askeri kontrolü oldu. İddialara göre Mazlum Abdi, Haseke’nin tamamen SDG ve onun sivil kanadının yönetimi altında kalmasını talep etti.

Şara ise bu talebi reddederek, anlaşmanın ancak İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerin Haseke’ye girmesi ve güvenliği devralması şartıyla tamamlanabileceğini vurguladı.

Mazlum Abdi’nin, sahadaki komutanlarıyla istişare etmek üzere beş günlük ek süre talep ettiği, ancak Şara’nın bu talebi geri çevirdiği belirtildi. Şara’nın, gün sonuna kadar nihai bir yanıt verilmesini istediği, aksi takdirde uluslararası taraflara “Abdi’nin anlaşmadan çekildiğinin ve Şam yönetiminin Haseke meselesini güç kullanarak çözeceğinin” bildirileceği uyarısında bulunduğu kaydedildi.

PYD: Bize tam teslimiyet dayatılıyor

Görüşmenin ardından SDG kanadından yapılan açıklamalarda, masadaki teklifin bir uzlaşıdan ziyade “teslimiyet” içerdiği vurgulandı.

Rudaw’a konuşan PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Foza Yusuf, “Arkadaşlarımız henüz yolda. Ancak toplantı olumsuz sonuçlanmış. Çünkü Şam ‘her şeyinizi teslim edeceksiniz ve durum 2011’dekinden öncesine dönecek’ diyor. Hiçbir şekilde varlığımızı kabul etmeye yanaşmıyor” dedi.

Yusuf, sahadaki durumun ciddiyetine dikkat çekerek, “Her yerde çatışmalar var. Şara’nın dün aldığı kararların hiçbiri sahada uygulanmadı. Bize tam bir teslimiyet dayatılıyor. Biz de bunu asla kabul etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Toplantıya katılan heyette yer alan YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin ise Şam yönetimini “uzlaşmazlıkla” suçladı.

Pazar günü açıklanan 14 maddelik anlaşma metnine atıfta bulunan Efrin, “Daha önce bu anlaşmayı bir ay içerisinde uygulayabileceklerini söylemişlerdi.

Ancak Deyrezzor ve Rakka’daki saldırıların ardından şartlarının hemen kabul edilmesini istediler. Bunu bir oldubittiye getirmek istediler, ki belli ki daha önceden planlanmıştı” diye konuştu.

Trump-Şara görüşmesi: “Haseke’ye girilmeyecek” sözü

Sahada gerilimin yükseldiği saatlerde, ABD Başkanı Donald Trump ile Ahmed Şara arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti.

Suriye Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan resmi açıklamada, görüşmede Suriye’deki son gelişmelerin ele alındığı, ülkenin birliğine ve “terörizme karşı mücadelesine” desteğin teyit edildiği belirtildi.

Ancak Al Monitor’a konuşan kaynaklar, görüşmenin içeriğine dair farklı bir ayrıntı paylaştı. Kaynaklara göre Trump, “Suriye’nin kuzeyindeki çatışmaların sona ermesini” istedi ve Şara’dan “hükümet güçlerinin Haseke kentine girmeyeceğine” dair söz aldı.

Bu temas, Suriyeli Kürt grupların müttefikleri ABD’ye yönelik eleştirilerini artırdığı ve Trump’a yakın Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın, Fırat’ın doğusunda SDG’ye yönelik operasyonlara tepki gösterdiği bir dönemde gerçekleşti.

Şara ve Abdi mutabakata vardı: SDG güçleri Fırat’ın doğusuna çekiliyor

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English