Bizi Takip Edin

Diplomasi

Larry Fink: Yapay zeka, kapitalizmin bir sonraki büyük başarısızlığı olabilir

Yayınlanma

BlackRock CEO’su ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) geçici başkanı Larry Fink, Davos’ta yaptığı açılış konuşmasında kapitalizm ve geleceği hakkında uyarılardan bulundu.

Davos ve onun temsil ettiği iktisadi sistemin meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğunu kabul eden Fink, herkesin kutladığı refahın çok fazla insanı geride bıraktığı konusunda uyardı.

Fink salı günkü açılış konuşmasında, Birleşmiş Milletler hariç, bu yılki konferansın “COVID sonrası dönemin en büyük küresel liderler toplantısı” olacağını söyledi ve “Ama şimdi daha zor bir soru var. Bu odanın dışında kimse umursayacak mı?” diye sordu ve şöyle cevap verdi:

“Burada bahsettiğimiz konulardan en çok etkilenen insanların çoğu bu konferansa asla gelmeyecek. Refah sadece toplam büyüme değildir. GSYİH veya dünyanın en büyük şirketlerinin piyasa değerleri ile ölçülemez. Kaç kişinin onu görebildiği, dokunabildiği ve üzerine bir gelecek inşa edebildiği ile değerlendirilmelidir.”

İşbirliği yapmazsak Çin kazanır

Fink, Davos gezinti yolundaki hemen hemen her pavyonun teması olan “AI devrimi”nin, kapitalizmin geleneksel kazananların ötesinde refah sağlayıp sağlayamayacağının nihai sınavı olacağına inandığını belirtti.

Fink, büyük başarısızlıklar olacağını fakat bir balon içinde olduğumuzu düşünmediğini vurgularken, yapay zeka yatırım dalgasını, özellikle büyük ekonomiler arasında, daha geniş bir küresel rekabet ortamı içinde değerlendirdi.

Fink, “Batı ekonomileri için, işbirliği yapmazsak, ölçeklendirmezsek, Çin kazanır,” dedi.

WEF lideri, Çin’in nüfus büyüklüğü ve farklı “gizlilik rejiminin” önemli bir veri avantajı sağlayabileceğini söyledi. Fink, bu dinamik nedeniyle ABD ve müttefikleri arasında işbirliğinin çok önemli olduğunu savundu ve “Çin ile doğru bir şekilde rekabet edebilmek için daha fazla para harcamamız gerektiğini söylemek isterim,” dedi.

Yine de Fink, AI patlamasının faydaları küçük bir grup dominant firma arasında yoğunlaşmaya devam ederse hayal kırıklığı yaratabileceği konusunda uyarıda bulundu:

“Bunun anahtarı, teknolojinin daha fazla uygulama ve kullanım için yaygınlaşması durumunda talebin ortaya çıkmasını sağlamak. Teknoloji sadece altı hiper ölçekli şirketin alanı olursa, başarısız olacağız.”

“Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana yaratılan servet, Davos’a katılan türdeki insanlara gitti”

“Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana, insanlık tarihinin tamamında yaratılan servetten daha fazlası yaratıldı,” diyen dünyanın en güçlü varlık yöneticisi, bunun çoğunun “Davos’a katılan türden insanlara” gittiğini kabul etti.

“Şimdi yapay zeka aynı modeli tekrarlamakla tehdit ediyor,” diye uyaran Fink, “Yapay zeka beyaz yakalı işlere küreselleşmenin mavi yakalı işlere yaptığını yaparsa, bununla doğrudan yüzleşmemiz gerekir,” diye ekledi.

Fink ayrıca daha fazla diyalog çağrısında bulundu ve forumun geleneksel olarak dışladığı insanları ve bakış açılarını dinlemesi gerektiğini, onlara ders vermemesi gerektiğini savundu.

“Davos, evet. Ama aynı zamanda Detroit ve Dublin gibi yerler de,” diyen Fink, WEF’in görüşmelerini Alp dağlarının ötesine taşıyacağına söz verdi ve “Dağ yeryüzüne inecek,” dedi.

Fink, WEF’i Davos dışındaki kentlere de taşımak istiyor

Financial Times çarşamba günü, konuyla ilgili bilgisi olan kişilere atıfta bulunarak, Fink’in forumun amiral gemisi niteliğindeki toplantısını dönüşümlü olarak başka yerlere taşımak için seçenekleri özel olarak tartıştığını bildirdi.

WEF sözcüsü, forumun “bu yıl Davos’ta olmaktan memnun olduğunu ve İsviçre ile her düzeyde bu işbirliği ve ortaklığın devam etmesini beklediğini” söyledi.

Fink, forumun tasarımını yeniden düşünüyor ve erişimin siyasi ve iş dünyası liderlerinin ötesine genişletilmesini istiyor.

İlaç devi Roche’nin yönetim kurulu başkan yardımcısı olan eş başkan Andre Hoffmann da bu görüşe katılıyor.

Forbes, Fink’in daha önceki “kapitalizm eleştirilerini” hatırlattı

Öte yandan Forbes, Fink’in Davos’u daha önce de “kapitalizm eleştirileri” için kullandığına dikkat çekiyor. Ağustos 2025’te kurucu Klaus Schwab’ın yerine WEF’in geçici eş başkanı olarak atanan Fink, uzun süredir kapitalizmin yeniden şekillendirilmesini savunuyor ve bunu kendisi gibi büyük varlık yöneticilerinin sorumluluğu olarak görüyor.

Fink, daha önce çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) yatırımlarının önemini yüksek sesle dile getirmiş ve iklim değişikliğinin finansı yeniden şekillendirdiğini, bu nedenle yöneticilerin krizi uygun şekilde ele almak için sermayelerini yeniden tahsis etmeleri gerektiğini savunmuştu.

Davos zirvesinden bir gün önce yayınlanan 2022 tarihli mektubunda Fink, bir işletmenin sadece hissedarlara değil, çalışanlara, tüketicilere ve kamuya da hizmet etme görevini içeren “paydaş kapitalizmi” modelini vurgulamıştı.

BlackRock CEO’su, zirvenin meşruiyetini kısmen, sadece şirketlerin ve ülkelerin büyümesinden değil, aynı zamanda çalışanlarının ve vatandaşlarının iktisadi refahından da endişe duyduğunu göstererek kanıtlaması gerektiğini vurguladı.

Diplomasi

Barut ham maddesi krizi, NATO’nun silah üretimini çıkmaza sokuyor

Yayınlanma

NATO ülkeleri, Rusya ve Çin’in artan askeri gücüne karşı koymak amacıyla top mermisi barutu üretiminde hayati önem taşıyan nitrosellüloz ham maddesini elde etmek için pamuk üretimini artırma arayışına girdi. Savaş meydanlarındaki mühimmat ihtiyacı dijital teknolojilere rağmen patlayıcı üretimini zorunlu kılarken, pamuk stoklarının sınırlı olması ittifakın üretim kapasitesini artıramamasındaki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

NATO üyesi ülkeler, Rusya ve Çin’in artan askeri gücü karşısında savunma kapasitelerini güçlendirmek amacıyla top mermisi yapımında kullanılan barutun ham maddesi nitrosellülozu üretmek için pamuk üretimini artırma yollarını arıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, modern askeri teknolojilerdeki tüm dijital gelişmelere rağmen çatışma sahalarında patlayıcı maddelere duyulan ihtiyaç geçerliliğini koruyor.

Piroksilin olarak da adlandırılan nitrosellüloz, asitle işlendiğinde kolayca alev alabilir hale gelerek top mermilerinin 110 kilometreye kadar mesafelere fırlatılması için gereken ani gaz genleşmesini sağlıyor.

Piroksilin ham maddesi, pamuk tohumlarının üzerinde kalan kısa tüylü lifler olan linterlerden elde ediliyor.

Habere göre, sınırlı pamuk stokları NATO ülkelerinin üretim ve işleme alanlarında kendi kendilerine yetebilmelerinin önündeki en ciddi engellerden biri olarak değerlendiriliyor.

ABD, linter ihtiyacının büyük kısmını kendi topraklarında yetiştirerek karşılıyor ve bu lifleri nitrosellüloza dönüştürme kapasitesini artırmak için üretimi artırmaya devam ediyor.

Yüzyıllar önce tarımda pamuğun yerine başka ürünleri tercih eden Avrupa ülkeleri ise uzun süredir bu alanda Çin’e bağımlı durumda bulunuyor.

Avrupa ülkeleri mevcut durumda kendi piroksilin üretimini genişletmeyi planlıyor ve ham madde elde etmek için alternatif malzemeleri değerlendiriyor.

Gazetede yer alan bilgilere göre, Avrupa genelinde nitrosellülozun yanı sıra top mermilerinde kullanılan bir diğer kritik madde olan TNT kıtlığı da yaşanıyor. Günümüzde Avrupa’nın bu bölgesinde aktif olarak faaliyet gösteren tek TNT üretim tesisi Polonya’da yer alıyor.

Czechoslovak Group Yatırımcı İlişkileri Müdürü Peter Russell, konuya ilişkin değerlendirmesinde, istenildiği kadar üretim kapasitesi yatırımı yapılabileceğini ancak günümüzde savunma sanayisi başta olmak üzere pek çok sektör için asıl zorluğun nitrosellüloz ve TNT gibi kritik ham maddelere erişim olduğunu ifade etti.

ABD’nin nitrosellüloz üretimi için büyük oranda Virginia eyaletinde bulunan tek bir fabrikaya bağımlı olduğu belirtilirken, Avrupa genelinde bu türden birkaç tesis yer alıyor.

Savunma şirketi Eurenco’nun Genel Müdürü Thierry Francou, Avrupa’nın askeri mühimmat üretiminde kendi kendine yetebilmesi için kendi kimyasal üretim altyapısını geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Francou, bu tür yeni tesislerin inşasının yürürlükteki yasal mevzuatlar ve bürokratik kısıtlamalar nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştığını aktardı.

Haberdeki verilere göre, yaşanan bu bürokratik ve lojistik zorluklar sebebiyle tek bir top mermisinin üretim sürecinde yaklaşık altı farklı ülkeden gelen bileşenler bir araya getiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB içinde 21. yaptırım paketi krizde

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketi müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığı aşmak için en az üç alternatif senaryoyu değerlendiriyor. Yunanistan’ın, Avrupalı şirketlerin üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğalgazı taşımasına sınırlama getirilmesi teklifine karşı çıkması üzerine yaptırım paketi geçen hafta bloke edildi.

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketi müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığı aşmak amacıyla en az üç farklı senaryo üzerinde duruyor.

Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre, geçen hafta Yunanistan’ın Avrupalı firmaların üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğalgazı (LNG) sevk etmesini kısıtlayan teklife yönelik itirazını yinelemesiyle yaptırım paketi bloke edildi.

Kaynaklar, krizin aşılması için masada olan seçenekler arasında kısıtlamaların yürürlüğe girmesinden önce 24 aylık bir geçiş dönemi uygulanması, LNG tedbirinden tamamen vazgeçilmesi veya hazırlanan yaptırım paketinin bütünüyle geri çekilmesinin yer aldığını aktardı.

Ayrıca halihazırda yürürlükte olan sözleşmelerin ifa edilmesine izin verilmesi şeklinde bir uzlaşı formülü de ele alınıyor.

Kaynaklar, yaptırım paketindeki diğer öneriler üzerinde anlaşma sağlanamasa dahi Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat dondurma kararının uzatılabileceğini ekledi.

Üye ülkeler, geçen hafta Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat sınırını 23 Temmuz’a kadar geçici olarak varil başına 44,10 dolar seviyesinde tutma konusunda anlaşmıştı.

Normal şartlarda küresel fiyat artışına paralel olarak yükselmesi beklenen bu tavan fiyatın dondurulması, Moskova’nın petrol gelirlerini baskılamak için kullanılan temel araçlardan birinin zayıflamasını önlemeyi amaçlıyordu.

Yunanistan’ın Rusya yaptırımlarına karşı direnci sürüyor

Kararın bir hafta süreyle uzatılmasındaki temel hedefin, taraflara tavan fiyatın daha uzun vadeli dondurulmasını öngören paketin tamamı üzerinde anlaşabilmeleri için ek zaman kazandırmak olduğu ifade edildi.

Bloomberg, AB üyesi ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını koruma çabası nedeniyle Moskova’ya yönelik yaptırım müzakerelerinin oldukça gergin geçtiğine işaret etti.

Bu çerçevede, eski Rus askerlerinin AB’ye girişinin yasaklanması planları yumuşatılarak ertelenirken, bazı balık türlerinin ithalatına sınırlama getirilmesi yönündeki öneriler ise doğrudan reddedildi.

Kaynakların verdiği bilgilere göre, üye ülkelerin daimi temsilcileri paket üzerindeki müzakereleri sürdürmek üzere bu hafta bir araya gelecek.

AB, geçen yıl Rus petrolüne yönelik tavan fiyat uygulamasını değişken hale getirme kararı almıştı. Bu sistemde sınırın her altı ayda bir gözden geçirilmesi ve Rus Urals petrolünün ortalama piyasa fiyatının yüzde 15 altında belirlenmesi öngörülüyordu.

Varil başına uygulanan 60 dolarlık ilk limitin Kremlin’in petrol gelirlerini azaltmada yetersiz kalmasının ardından, bu değişken mekanizmanın yaptırımların etkinliğini koruyacağı tahmin ediliyordu.

Ancak İran ile yaşanan ve küresel petrol fiyatlarında keskin yükselişe yol açan gerilim, Avrupa’nın uyguladığı tavan fiyat sınırının da yükselmesine neden olarak Rusya’nın petrol gelirlerini artırma potansiyeli taşıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya’nın Afrika açılımı sürüyor

Yayınlanma

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, hükümetinin Afrika açılımını sürdürerek Moritanya’da “enerji ithalatı” görüşmeleri yaptı.

Afrika’dan gelecek doğalgaz ve “yeşil” hidrojen, Almanya’nın Rusya ve Basra Körfezi’nden yaptığı doğalgaz ithalatında savaş nedeniyle ortaya çıkan açıkları kapatmayı amaçlıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre pazartesi günü Alman bakan Moritanya’da, diğer konuların yanı sıra gelecekteki yeşil hidrojen ithalatı konusunda görüşmelerde bulundu.

Moritanya, Batı Afrika’da hidrojen ekonomisinin bir merkezi haline gelmeyi hedefliyor.

Bugün ise Wadephul, Almanya’ya sadece yeşil hidrojen değil, aynı zamanda doğalgaz da ihraç etmesi beklenen Nijerya’ya varacak.

Geçen hafta, Şansölye Friedrich Merz, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ile görüşmelerde bulundu. Berlin, Cezayir’den de doğalgaz ve yeşil hidrojen almayı umuyor.

Eleştirmenler, Akdeniz’in altından geçecek bir hidrojen boru hattının inşasını da içeren bu planı, her zamanki gibi Küresel Güney’in kaynaklarının, bu bölgelerin kalkınması pahasına sömürülmesine yol açan bir “yeni sömürgeci proje” olarak nitelendiriyor.

Almanya’nın bakış açısına göre bu durum, Rusya ile yaşanan şiddetli mücadele ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın, mevcut hammadde tedariklerini aksatması nedeniyle zorunlu hale gelmiş durumda.

Almanya’nın Afrika hamlesi sürüyor: Berlin’de Kara Kıta zirvesi

Cezayir’in Almanya için önemi artıyor

Cezayir, doğalgaz tedarikçisi olarak Almanya için şimdiden giderek daha önemli hale geliyor.

Ülke, Nijerya’dan sonra tüm Afrika’daki en büyük ikinci kanıtlanmış doğalgaz rezervine sahip ve kıtanın en büyük doğalgaz ihracatçısı.

Cezayir aynı zamanda Avrupa’nın ikinci en büyük boru hattı gazı tedarikçisi. Akdeniz’den kuzeye doğru uzanan iki boru hattı var; biri İspanya’ya, diğeri İtalya’ya gidiyor.

Cezayir ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) da ihraç ediyor. Temmuz ayı başında, Wilhelmshaven 1 gaz terminali, Cezayir devlet şirketi Sonatrach’tan ilk LNG sevkiyatını aldı. Bunun ardından daha fazla sevkiyatın gelmesi bekleniyor.

Bu sayede Cezayir, Alman LNG terminallerinin ABD’den gelen hidrolik kırma yöntemiyle elde edilen doğalgaz ithalatına olan ağır bağımlılığını azaltmaya yardımcı oluyor. Geçen yıl bu terminallere gelen ABD menşeli sıvılaştırılmış doğalgazın payı yüzde 96 seviyesindeydi.

Cezayir ayrıca, Nijerya’dan Nijer üzerinden Cezayir’e ve oradan da Akdeniz’i aşarak Avrupa’ya doğalgaz taşımayı amaçlayan Trans-Sahra Boru Hattı’nın inşasını sürdürüyor.

Planlanan hacim, yılda 30 milyar metreküpe kadar doğalgaz.

Almanya ve Avrupa, Afrika’dan doğal gaz ithalatını teşvik ediyor; çünkü yaptırımlar nedeniyle artık temin edilemeyen Rusya’dan gelen doğalgazın yerini doldurmakla kalmayıp, İran’daki savaş nedeniyle Orta Doğu’dan gelen doğal gaza karşı daha fazla bağımsızlık elde etmeye çalışıyorlar.

Merz: Afrika’yı başkalarına bırakmak istemiyoruz

“Yeşil” dönüşümde Afrika’nın rolü

Fakat uzun vadede, gelecekte Almanya’da enerji kaynağı olarak geniş ölçekte kullanılması planlanan yenilenebilir enerjiyle üretilen yeşil hidrojen konusunda Cezayir’in Almanya için daha da büyük bir rol oynaması muhtemel.

Berlin, yeşil hidrojen ithalatı için çeşitli projeler planlıyor. Bunlardan biri, Cezayir’den Tunus üzerinden Akdeniz’i aşarak İtalya, Avusturya ve Almanya’ya uzanması planlanan “South H2” boru hattı.

Avrupa’da bu boru hattı projesi, aralarında İtalyan boru hattı işletmecisi Snam, Gas Connect Austria ve BayerNets’in de bulunduğu kuruluşlar tarafından destekleniyor.

AB, bu projeyi “Ortak veya Karşılıklı Çıkar Projesi” olarak belirlemiş ve “Global Gateway” altyapı girişiminin amiral gemisi projesi olarak tanımladı ve buna uygun şekilde finansman sağlıyor.

Gerekli yeşil hidrojeni üretmek için Cezayir, büyük ölçekli yenilenebilir enerji tesisleri inşa edecek.

Geçen perşembe günü, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu amaçla ve diğer nedenlerle Berlin’e gelen Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ile projeyi ayrıntılı olarak görüştü.

Merz, Almanya’ya “hidrojen ihracatını yoğunlaştırmak” amacıyla “İtalya ile birlikte güney hidrojen koridorunun geliştirilmesini ilerletmeyi” planladıklarını belirtti.

Almanya’nın yeşil enerji planı ve Güney Afrika

Afrika’nın hidrojen ekonomisinde Avrupa içi rekabet

Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da, dün Moritanya’ya uğradığı son Afrika gezisi sırasında ek yeşil hidrojen kaynaklarından yararlanmak için çalışmalar yürütüyor.

Ülke, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla hidrojen ekonomisinin bir merkezi olmayı hedefliyor.

Bölgedeki en büyük projelerden biri, Alman proje geliştiricisi Conjuncta, Mısırlı Infinity şirketi ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Masdar Grubu arasındaki bir ortak girişim tarafından yürütülüyor.

Proje, 34 milyar dolar maliyetle 10 gigawatt elektroliz kapasitesi kurmayı ve böylece Avrupa’ya ihraç edilecek yeşil hidrojen üretmeyi hedefliyor.

Bu büyük proje (“Infinity Power”) ile rekabet eden ikinci bir proje ise Nour adını taşıyor ve Birleşik Krallık’tan Chariot Resources, Fransa’dan TotalEnergies ile Lüksemburg merkezli Eren Group tarafından başlatıldı.

Bu projenin de 10 gigawatt elektroliz kapasitesi olacak ve başlangıçta Moritanya’nın iç ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor; yalnızca fazlalık Avrupa’ya ihraç edilecek.

Moritanya’ya gitmeden önce Dışişleri Bakanı Wadephul, ülkenin “yenilenebilir enerji, özellikle de yeşil hidrojen üretimi konusunda fırsatlar sunduğunu” belirtti.

Nouakchott’ta ise “gelecek teknolojileri alanında” işbirliği için “olasılıkları” görüşmek istediğini söyledi.

Alman Dış İlişkiler Konseyi: Küresel Güney ile ilişkilerde kibre son verilmeli

Berlin, enerjide bağımlılığı azaltmak istiyor

Almanya, LNG ve hidrojen konularında Nijerya ile de yakın işbirliği arayışında. Wadephul, bugün derinlemesine görüşmeler yapmak üzere Nijerya’ya gidecek.

Almanya ve Nijerya, Kasım 2023’te bir anlaşma imzalamıştı; bu anlaşma uyarınca Almanya, Batı Afrika ülkesinde yenilenebilir enerjiye 500 milyon dolar yatırım yapacak ve karşılığında buradan LNG alacak. İlk teslimatların bu yıl yapılması planlanıyor.

Cezayir’den yapılan teslimatlar gibi, bu teslimatlar da Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz ithalatının kademeli olarak sonlandırılmasına rağmen ve Katar gibi kaynaklardan gelen doğalgazdaki tedarik sorunlarından bağımsız olarak, Almanya’nın ABD’den gelen LNG’ye olan bağımlılığını daha da azaltmaya yardımcı olacak.

Berlin ayrıca Nijerya’dan yeşil hidrojen tedarik etme olasılığını da değerlendiriyor. O zamanki Şansölye Olaf Scholz, 2023 sonbaharında yaptığı açıklamada, Nijerya’nın Almanya’ya “hidrojen piyasası tam olarak yerleşene kadar önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duymaya devam edeceğimiz” “sıvılaştırılmış doğalgazı” tedarik etmek için sadece “uygun konumda” olmadığını, aynı zamanda Almanya’nın hidrojen tedarikinde “kilit bir aktör” haline gelebileceğini söylemişti.

Alman hükümeti, Nijerya ile yıllardır bir “hidrojen ortaklığı” sürdürüyor ve orada bir “hidrojen ofisi” işletiyor.

Afrika’da AB-Çin rekabeti yoğunlaşıyor

“Yeni sömürgeci” bir proje mi?

Geçen yıl, Cezayir’den Almanya’ya uzanarak Federal Cumhuriyet’e yeşil enerji sağlayacak olan planlanan hidrojen boru hattı ile ilgili keskin ve örnek niteliğinde eleştiriler dile getirildi.

Mart 2023’te 87 sivil toplum örgütü tarafından imzalanan bir protesto bildirisinde açıkça belirtildiği üzere, Almanya ve diğer zengin Batı ülkelerinin Afrika’daki ülkeler gibi “Küresel Güney” ülkelerinden hidrojen ithal etmesi, bu ülkelerin kaynaklarının zengin Batı dünyasına ihraç edilmek üzere sömürülmesini sürdürüyor.

Böylelikle, Küresel Güney ülkeleri için bağımsız kalkınmayı imkânsız kılan “geçmişin sömürücü mirasını devam ettirmektedir.”

Aynı zamanda bu durum, fosil yakıt endüstrisindeki şirketleri güçlendirerek, onların (örneğin yeni boru hatları ve diğer ulaşım altyapıları inşa ederek) geleneksel yapılarını sürdürmelerine imkân tanıyor.

Bu ise, yerel bir değer zincirinin kurulması yerine hammaddelerinin çıkarılması nedeniyle kendi kalkınması sürekli olarak geciktirilen Küresel Güney’in aleyhine gerçekleşir.

Sonuç olarak, boru hattının inşası ve hidrojen yardımıyla Küresel Güney’de yenilenebilir enerjinin kullanılması, “bir yeni sömürgeci proje” niteliğinde.

Bu tanım, Dışişleri Bakanı Wadephul’un Afrika gezisi sırasında ele aldığı diğer doğalgaz ve hidrojen projeleri için de geçerli.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English