Diplomasi
Eski CIA yetkilileri: ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesi yakın

Eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) görevlileri Larry Johnson ve Ray McGovern, 30 Ocak 2026 tarihinde katıldıkları bir yayında ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri saldırısının zamanlamasını, lojistik engellerini ve muhtemel bölgesel sonuçlarını analiz etti.
Eski CIA analisti Larry Johnson, Andrew Napolitano’nun podcast yayınında ABD yönetiminin İran’a yönelik bir askeri operasyon hazırlığı içinde olduğunu ve bu saldırının çok yakın bir tarihte gerçekleşebileceğini belirtti.
Johnson, “Gözlemlerime ve kaynaklarıma dayanarak, saldırının bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta içinde gerçekleşebileceğine inanıyorum. Trump bu karardan vazgeçirilmediği sürece saldırı yakındır” ifadelerini kullandı.
İran’ın bu olasılığa karşı tutumunun net olduğunu vurgulayan Johnson, Tahran yönetiminin bölgedeki ABD üslerine saldıracağını, Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ve İsrail’i hedef alacağını açıkça beyan ettiğini kaydetti.
Johnson, operasyonun önündeki en büyük engellerden birinin bölge ülkelerinin hava sahası kısıtlamaları olduğunu ifade etti.
Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Trump yönetimine hava sahalarının İran’a saldırı amacıyla kullanılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiklerini söyleyen Johnson, “Aynı durum Irak için de geçerli. ABD ya bu ülkeleri görmezden gelerek hava sahalarını ihlal edecek ya da içeri girmek için başka bir yol bulmak zorunda kalacak” dedi.
Bölgedeki askeri yığınağın geçen yılın haziran ayına kıyasla çok daha büyük olduğunu belirten Johnson, durumun ciddiyetini koruduğunu vurguladı.
Askeri operasyonun teknik detaylarına değinen Larry Johnson, uçak gemilerinin kapasitesinin sınırlı olduğunu ve İran’ın kıyı savunma füzelerinin menzilinden uzak durmak zorunda kalacaklarını belirtti.
Johnson, “Uçak gemileri F-35 ve F-18 uçaklarını taşıyabiliyor ancak bu uçakların fırlattığı füzelerin menzili yaklaşık bin kilometre ile sınırlı. İran’ın elinde gemilere karşı kullanabileceği çok sayıda insansız hava aracı ve füze bulunuyor” şeklinde konuştu.
ABD muhriplerinin hava savunma füzelerinin sınırlı sayıda olduğunu hatırlatan Johnson, mühimmat ikmali için Bahreyn gibi limanların kullanılması gerektiğini ancak bu limanların İran tarafından kapatılma riski altında olduğunu ifade etti.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının küresel bir ekonomik krize yol açabileceğini kaydeden Johnson, İranlı generallerin ve dışişleri bakanının bu konuda kararlı olduklarını belirtti.
Johnson, “İranlılar bu konuda oyun oynamıyor. Batı, İran’ı sürekli zayıf olarak nitelendirdiği için bu süreç devam ediyor. Eğer ABD bu saldırıyı başlatırsa, İran nükleer silah üretmeme kararını gözden geçirebilir. Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi, nükleer silaha sahip olanlara kimsenin dokunmadığını görüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya-Ukrayna savaşında enerji altyapısına yönelik geçici ateşkes
Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmalarda, aşırı soğuk hava koşulları nedeniyle enerji tesislerine yönelik saldırılarda geçici bir duraklamaya gidildiği bildirildi.
Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den Kiev ve diğer şehirlerdeki enerji sistemlerine bir hafta boyunca ateş etmemesini talep ettiği, Putin’in de bu talebi kabul ettiği belirtildi.
Larry Johnson, Rusya’nın enerji sahalarına yönelik saldırıları 1 Şubat tarihine kadar durdurmayı kabul ettiğini ancak diğer askeri hedeflere yönelik insansız hava aracı saldırılarının devam ettiğini kaydetti.
Ray McGovern ise Rusya’nın ABD ile daha iyi bir ilişki kurmaya öncelik verdiğini ancak İran’a yönelik olası bir saldırının bu süreci tamamen durdurabileceğini ifade etti.
McGovern, “Eğer ABD, İsrail ile birlikte veya tek başına İran’a saldırırsa, Rusya ile olan tüm diyalog zeminleri ortadan kalkar. Rusların böyle bir saldırıya tahammül edebileceğini sanmıyorum” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in ABD’den yüzde 100 güvenlik garantisi aldığı yönündeki açıklamalarını “saçmalık” olarak nitelendiren McGovern, ABD’nin Ukrayna’nın geri kalanı için böyle bir garanti vermeyeceğini, ancak müzakerelerde Zelenskiy’in bu tür iddialarda bulunmasına göz yumulduğunu belirtti.
Yeni START Antlaşması ve nükleer silahsızlanma krizi
Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması’nın (Yeni START) süresinin 5 Şubat tarihinde dolacak olması, uluslararası güvenlik gündeminin en kritik maddelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Ray McGovern, Putin’in antlaşmayı bir yıl daha uzatma teklifine Trump yönetiminin henüz resmi bir yanıt vermediğini hatırlattı.
McGovern, “Eğer Trump bu antlaşmayı yenileyemezse, Ruslar bunu Trump’ın kendi kararlarını verebilen bir lider olmadığı şeklinde yorumlayacaktır. Bu durum askeri-endüstriyel kompleksin kontrolünde olduğunu gösterir ve Ukrayna müzakerelerini de doğrudan etkiler” uyarısında bulundu.
Larry Johnson, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ukrayna’daki çatışmanın sadece toprak meselesi olmadığını, asıl sorunun NATO’nun genişlemesi ve Batı ile olan kapsamlı hesaplaşma olduğunu vurguladığını belirtti.
Johnson, “Lavrov, bu çatışmanın kök nedeninin NATO olduğunu ve nihayetinde bu meselenin çözülmesi gerektiğini ifade etti” dedi.
Rus yetkililerin antlaşmanın sona ermesine sadece birkaç gün kala yaptıkları açıklamalarda konunun önemine dikkat çektiklerini belirten Johnson, ABD’nin barış konusunda ciddi olduğunu göstermek için yaptırımların kaldırılması gibi somut adımlar atması gerektiğini kaydetti.
ABD iç siyasetinde istihbarat ve kolluk kuvvetleri tartışması
Yayında, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Tulsi Gabbard’ın Atlanta yakınlarındaki bir depoda 2020 seçimlerine ait oy pusulalarının arandığı FBI baskınında görülmesi de tartışıldı.
Larry Johnson, bir ulusal istihbarat direktörünün kolluk kuvvetlerinin operasyonunda yer almasının alışılmadık bir durum olduğunu belirtti. Johnson, “Ulusal istihbarat, kolluk kuvvetlerinden uzak durmalıdır. Bu bir delil toplama sürecidir, istihbarat toplama süreci değil. Gabbard’ın orada olması oldukça tuhaf” ifadelerini kullandı.
Ray McGovern ise DNI’nın FBI faaliyetleri üzerinde, özellikle yabancı müdahalesi söz konusu olduğunda belirli bir yetkisi olabileceğini kaydetti.
McGovern, “Eğer arama emrine dayanak teşkil eden yeminli beyanda yabancı bir müdahale şüphesi belirtilmişse, Gabbard’ın orada bulunması hukuki bir zemine oturabilir. Ancak bu beyana ulaşmadan kesin bir şey söylemek mümkün değil” dedi.
Johnson, 2020 seçimlerine ilişkin yabancı müdahale iddialarının çoğunun dezenformasyon olduğunu, asıl odaklanılması gerekenin ülke içindeki usulsüzlük kanıtları olduğunu sözlerine ekledi.
İsrail’in nükleer kapasitesi ve İran’ın nükleer programı arasındaki çifte standartlara değinen Ray McGovern, ABD hükümetinde bu konunun tartışılmasının fiilen yasak olduğunu belirtti.
McGovern, “İsrail bizim en yakın müttefikimiz olarak görülüyor ve her türlü eleştiriden muaf tutuluyor. John F. Kennedy, İsrail’in nükleer silah sahibi olmasını engellemeye çalışan son liderdi” dedi.
ABD’nin yeni yayımlanan ulusal savunma stratejisinde İran’ın nükleer silah çalışmalarına yeniden başlama “olasılığını düşünebileceği” ifadesinin yer aldığını kaydeden McGovern, bunun İran’ın halihazırda böyle bir çalışma yürütmediğinin itirafı olduğunu savundu.
McGovern, İran’ın nükleer silah üretmeme yönünde dini bir fetvası olduğunu ve mevcut caydırıcılık kapasitesinin kendileri için yeterli olduğunu ifade etti.
Ancak olası bir saldırı durumunda bu caydırıcılığın saldırgan bir kapasiteye dönüşebileceği uyarısında bulunan McGovern, “İran’a yapılacak bir saldırı, İsrail’in yıkımına yol açabilecek bir süreci tetikleyebilir. Batı’daki karar vericilerin bunu neden anlamadığını kavramak güç” şeklinde konuştu.
Yayının sonunda, Abu Dabi’de yürütülen müzakerelerin ciddiyeti ve kapsamı ele alındı.
Larry Johnson, bu görüşmelerin savaşı bitirmekten ziyade askeri ve güvenlik meselelerine odaklandığını belirtti.
Rus yetkililerin Avrupa’nın tutumuna karşı sert eleştirilerde bulunduğunu söyleyen Johnson, “Rusya tarafında Trump yönetimine karşı başlangıçta var olan iyimserlik yerini şüpheye bırakmaya başladı. ABD’nin iyi niyet göstergesi olarak bazı üst düzey Rus yetkililer üzerindeki yaptırımları kaldırması gibi somut adımlar atması bekleniyor” dedi.
Uzmanlar, önümüzdeki haftanın hem Ortadoğu hem de Doğu Avrupa’daki krizlerin seyri açısından belirleyici olacağını vurguladı.
Yeni START Antlaşması’nın akıbeti ve İran’a yönelik olası askeri hamlelerin, 2026 yılının küresel güvenlik dengelerini şekillendireceği kaydedildi.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









