Bizi Takip Edin

Amerika

İktisatçı Michael Roberts: ABD dolarının ‘olağanüstü ayrıcalığı’ risk altında

Yayınlanma

İktisatçı Michael Roberts, altın fiyatlarının ons başına 5 bin doları aşmasını “değersizleşme ticareti” olarak tanımlarken, küresel yatırımcıların ABD varlıklarından kaçış eğilimini analiz etti.

İktisatçı Michael Roberts, kendi blogunda yayımladığı analizde, altın fiyatlarının ABD doları karşısında ons başına 5 bin doların üzerine çıkmasını “değersizleşme ticareti” (debasement trade) kavramıyla açıkladı.

Roberts, özellikle Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılından itibaren gözlenen bu eşi benzeri görülmemiş yükselişin, kamu ve özel finans kuruluşlarının dolar bazlı nakit ve borç varlıklarından çıkış yapmasından kaynaklandığını belirtti.

Roberts, “Hem yabancı hem de Amerikalı spekülatörler, sahip oldukları varlıkların dolar cinsinden değerinin düşeceğinden endişe ediyor” diyerek, bu korkunun arkasında birden fazla neden yattığına işaret etti.

ABD Başkanı Trump’ın enflasyonun hızla düştüğü yönündeki iddialarına rağmen verilerin aksi yöne işaret ettiğini savunan Roberts, “ABD tüketici enflasyonu resmi olarak hâlâ ‘yapışkan’ seyrediyor ve Merkez Bankası’nın (Fed) yüzde 2’lik hedefinin üzerinde kalmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Roberts, resmi verilerin gerçek enflasyon oranını yaklaşık yüzde 2 puan kadar eksik tahmin ettiğini de sözlerine ekledi.

Trump’ın Fed Başkanı Jay Powell’ı görevden alarak yerine Kevin Warsh gibi kendi direktiflerini uygulayacak bir ismi getirme niyetine dikkat çeken Roberts, “Düşük faiz oranları ile yüksek enflasyonun birleşimi, yatırımcılar için dolar varlıklarından kaçış formülüdür. Dolar varlıklarından elde edilen reel faiz oranı daha da düşecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Trump doların değer kaybından memnun

Uluslararası faiz makası doların aleyhine işliyor

Roberts, doların geleceği açısından bir diğer önemli göstergenin, ABD ile Avrupa ve Japonya arasındaki faiz farkı olduğunu belirtti.

Finansal yatırımcıların ABD faiz oranlarının önümüzdeki yıl diğer büyük ekonomilere kıyasla daha fazla düşeceğini öngördüklerini kaydeden Roberts, İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indiriminde acele etmediğini, Japonya Merkez Bankası’nın ise yen’i desteklemek için faiz artışına hazırlandığını vurguladı.

Donald Trump’ın öngörülemez politikalarının ve diğer ülkelere yönelik baskıcı taktiklerinin yabancı varlık sahiplerini çeşitlendirmeye zorladığını ifade eden Roberts, “Geçmişte finansal kriz veya siyasi çatışma dönemlerinde yatırımcılar dolara yönelirdi. Ancak bu durum Trump döneminde gerçekleşmedi; dolar endeksi 2025 yılında diğer para birimleri karşısında yüzde 10 değer kaybetti” dedi.

Roberts, geçmiş parasal sistemin “barbarca bir kalıntısı” olarak görülen altının, günümüzde dolar, euro ve yen gibi itibari para birimlerinin yerini alarak “güvenli liman” haline geldiğini belirtti.

ABD sanayisindeki hegemonya kaybı

ABD emperyalizminin 1945’ten bu yana süregelen hakimiyetinin endüstriyel, teknolojik, finansal ve askeri üstünlük olmak üzere dört sütuna dayandığını hatırlatan Roberts, ABD’nin imalat sanayisindeki liderliğini önce Avrupa ve Japonya’ya, ardından Çin’e kaptırdığını yazdı.

Roberts, “ABD’nin diğer uluslarla olan dış ticaret fazlasının açığa dönüşmesi bir mihenk taşıydı. O zamandan beri bu süreç devam ediyor” dedi.

21’inci yüzyılda ABD sanayisinin yüksek katma değerli teknoloji sektörlerinde de üstünlüğünü kaybetmeye başladığını belirten Roberts, “Muhteşem Yedili olarak bilinen teknoloji devlerine ve yapay zeka hamlesine rağmen, Çin ve Doğu Asya birçok kilit teknoloji sektöründe liderliği ele geçirmeye başladı” görüşünü paylaştı.

ABD’nin kalıcı cari açıklarına ve yabancı fonlara bağımlılığına rağmen doların uluslararası piyasalardaki baskınlığı sayesinde korunduğunu ifade eden Roberts, küresel döviz işlemlerinin yaklaşık yüzde 90’ında doların kullanıldığını hatırlattı.

Fakat bu “olağanüstü ayrıcalığın” risk altında olduğunu vurgulayan Roberts, “Doların değeri giderek yabancıların ABD devlet borcundan ziyade ABD şirket hisselerini ellerinde tutmalarına bağımlı hale geliyor” dedi.

Yabancıların ellerinde tuttukları ABD hisse senetlerinin değerinin 21 trilyon dolara ulaştığına dikkat çeken Roberts, “Eğer yapay zeka balonu patlar ve ABD borsası çökerse, yabancıların elindeki hisse varlıklarının değeri de hızla düşer ve bu durum dolardan kaçışı tetikler. Bu senaryoda dolar çok daha derin bir düşüş yaşayacaktır” uyarısında bulundu.

Doların sonu mu geliyor?

Roberts, dolar emperyalizminin sona erdiği ve yerini BRICS para birimleri gibi alternatiflerin alacağı yönündeki görüşlere ise mesafeli yaklaştığını belirtti.

Dünya piyasalarında doların gerçek bir alternatifinin bulunmadığını savunan Roberts, “Çin’in sermaye kontrollerini kaldırmak istememesi ve BRICS ülkelerinin ABD emperyalizmine karşı gerçekten birleşik bir blok oluşturmaması nedeniyle bir ‘BRICS para birimi’ beklentisi şimdilik bir temenniden ibaret” ifadelerini kullandı.

Roberts, altın rezervlerinin toplam değerinin küresel borcun yüzde 10’undan bile az olduğunu, dolayısıyla altının küresel finans akışlarında doların yerini almasının imkansız olduğunu kaydetti.

Analizini şu sözlerle tamamladı:

“ABD doları stagflasyonist ekonomi, yapay zeka balonunun patlama riski ve Trump’ın hamleleri nedeniyle bu yıl daha da düşebilir; ancak doların uzun süredir devam eden ‘olağanüstü ayrıcalığı’, son dönemdeki ‘değersizleşme ticaretine’ rağmen yakın zamanda sona ermeyecek.”

Krizin çözümü ‘dolarizasyon’ değil: Kapsamlı reformlar şart

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English