Diplomasi
İsrail ordusundaki Britanyalı asker sayısı resmi verilerle ortaya çıktı

İsrail makamlarına yapılan resmi bilgi edinme başvurusu sonucunda, Gazze’deki savaş sırasında 2 binden fazla Britanya vatandaşının İsrail ordusunda görev aldığı belirlendi. Ortaya çıkan veriler, daha önce kamuoyuna yansıyan rakamların çok üzerinde bir askeri katılımı belgelerken, hukuk uzmanları uluslararası hukuk ihlalleri şüphesiyle bu kişiler hakkında yasal süreç başlatılması gerektiğini vurguladı.
Declassified UK tarafından aktarılan ve İsrail makamlarına yapılan resmi bilgi edinme başvurusuyla elde edilen verilere göre, Gazze’deki savaş sırasında 2 binden fazla Britanya vatandaşı İsrail ordusunda görev yaptı.
Söz konusu veriler, Hatzlacha adlı sivil toplum kuruluşundan Avukat Elad Man tarafından temin edilerek kamuoyuyla paylaşıldı. Mart 2025 itibarıyla İsrail ordusunda görev yapan ve birden fazla vatandaşlığa sahip personeli kapsayan kayıtlar, katılımın boyutunu göz önüne serdi.
Resmi kayıtlara göre bin 686 askerin hem Britanya hem de İsrail vatandaşlığı bulunuyor. Diğer 383 kişinin ise Britanya ve İsrail’in yanı sıra en az bir ek vatandaşlığının daha olduğu bildirildi.
Bu personel grubunun, İsrail ordusunda görev yapan ve birden fazla vatandaşlığı bulunan toplam 50 bini aşkın personelin bir parçası olduğu kaydedildi.
“Yalnız asker” tanımı gerçek rakamları gizledi
Meclis Araştırma ve Bilgi Merkezi’nin hazırladığı rapora göre, daha önce kamuoyuyla paylaşılan veriler yalnızca “yalnız asker” olarak tanımlanan personeli kapsıyordu.
Bu ifade, İsrail’de ailesi bulunmayan yabancı askerleri tanımlamak için kullanılırken, bu kısıtlı veriler gerçek rakamların çok altında bir tablo çizmişti.
Ağustos 2024 tarihli kayıtlarda, İsrail ordusunda görev yapan Britanyalıların sayısının yalnızca 54 olduğu belirtilmişti. Ancak yeni veriler, gerçek askeri mevcudiyetin bu rakamın kat kat üzerinde olduğunu doğruladı.
Hukukçular uluslararası suç iddiaları için soruşturma istiyor
Hukuk uzmanları, açıklanan yeni verilerin ciddi endişelere yol açtığını ifade etti. Public Interest Law Centre’dan Paul Heron, Britanya vatandaşlarının uluslararası hukukun ağır ihlalleriyle bağlantılı olduğuna dair güvenilir kanıtlar bulunması durumunda, bu kişiler hakkında ivedilikle yasal işlem yapılması gerektiğini belirtti.
Heron, “Çifte vatandaşların ihlallerle bağlantılı birliklerde görev yaptığına dair kanıtlar varsa yetkililer derhal soruşturma başlatmalı; eşik aşılırsa tutuklama ve yargılama sürecini işletmelidir” dedi.
Geçen yıl Londra Metropolitan Polisi’nin savaş suçları birimine 240 sayfalık bir şikâyet dilekçesi sunulmuştu.
Şikâyet dosyasında; sivillerin ve yardım çalışanlarının öldürülmesi, keskin nişancı ateşi ve sivil yerleşim yerlerinin ayrım gözetmeksizin hedef alınması gibi suçlamalarla bağlantılı olarak 10 Britanya vatandaşının ismi yer almıştı.
Davayı takip eden avukatlardan Michael Mansfield, “Britanya vatandaşları Filistin’de işlenen suçlara ortak olmama konusunda hukuki yükümlülüğe sahip. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Resmi kurumlar sessizliğini koruyor
Metropolitan Polisi, olası soruşturmalara ilişkin yöneltilen soruları yanıtsız bırakırken, İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise yayımlanan veriler hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
Bakanlık yetkilileri, İsrail ordusunda görev yapan Britanya vatandaşlarının sayısına dair bir takip mekanizmalarının bulunmadığını açıkladı.
Bu tablo, İsrail’in Gazze’deki faaliyetleriyle bağlantılı olarak sorumluların hesap vermesi amacıyla yürütülen uluslararası hukuki girişimlerin bir parçası olarak görülüyor.
Avrupa genelinde de benzer hukuki süreçler hız kazanıyor. Belçika merkezli Hind Receb Vakfı, Gazze’de sivil altyapının yıkılmasındaki rolü ve kamuoyuna yansıyan beyanları nedeniyle İsrail çifte vatandaşı Adi Karni hakkında Amerika Birleşik Devletleri’nde savaş suçları ve soykırım yasaları kapsamında ceza soruşturması açılması talebiyle dava açtı.
Fransa’da ise makamlar, Gazze’ye insani yardım sevkiyatını engelledikleri iddiasıyla iki Fransız-İsrailli kadın hakkında geçen yaz tutuklama emri çıkarmıştı.
Hukukçular, sivillerin temel ihtiyaçlardan kasıtlı olarak mahrum bırakılmasının soykırıma iştirak niteliği taşıyabileceğini vurguluyor.
Diplomasi
NATO üyeleri, Hürmüz Boğazı’na ilişkin seçenekleri görüşüyor

NATO, Hürmüz Boğazı’nda seyir özgürlüğünü desteklemek amacıyla olası katkıları kolaylaştırmak için bu hafta başında bir video konferans düzenledi.
Avrupa Yüksek Müttefik Komutanı (SACEUR) Alexus Grynkewich’in sözcüsü Reuters’a yaptığı açıklamada, bunun bir NATO misyonu olmadığını da söyledi.
Sözcü cuma günü yaptığı açıklamada, “Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü desteklemek amacıyla müttefiklerin olası katkılarını kolaylaştırmak için 19 Ağustos 26 Çarşamba günü savunma şefleri düzeyinde ilgilenen müttefiklerin katılımıyla bir toplantı düzenledi,” dedi ve şöyle devam etti:
“Açıkça belirtmek gerekirse, bu bir NATO görevi değil. Fakat NATO’nun müttefikleri bir araya getirme ve onların ortaya koyduğu yetenekleri anlama konusundaki benzersiz gücü göz önüne alındığında, NATO’nun bu şekilde kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi mantıklıdır.”
NATO müttefikleri, İran çatışmasına doğrudan dahil olmaktan kaçınmaya çalışırken, bunun yerine Şubat ayından önce tüm petrol ticaretinin yaklaşık beşte birini taşıyan boğazın yeniden açılmasına yönelik ittifak dışı planlara odaklandılar.
Fransa ve Britanya, gerginlikler azaldığında veya çatışma çözüldüğünde boğazdan güvenli geçişi garanti altına almak için yaklaşık bir düzine ülke arasında bir koalisyon oluşturma çabalarına öncülük etti.
Fakat herhangi bir uzun vadeli düzenleme, nihai olarak İran’ın rızasını gerektiriyor.
Diplomasi
Çin ve Arap ülkeleri kuraklık ve çölleşme ile mücadele için beş yıllık eylem planı başlattı

Çin ve Arap ülkeleri, kuraklık, çölleşme ve arazi bozulmasıyla mücadele amacıyla beş yıllık bir eylem planı başlattı. Çin Ulusal Ormancılık ve Çayır İdaresi’nin (NFGA) pazar günü Global Times’a verdiği bilgiye göre plan, taraflar arasındaki işbirliğini geleneksel çölleşmeyle mücadele çalışmalarının ötesine taşıyarak çayırların korunması, havza yönetimi ve sulak alanların korunması gibi alanlarda teknolojik inovasyonu da kapsayacak.
Plan, halen Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da devam eden Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 17. oturumu (COP17) kapsamında düzenlenen bir toplantıda başlatıldı.
NFGA’nın Global Times’a gönderdiği basın açıklamasına göre eylem planı kapsamında Çin ve Arap ülkeleri önümüzdeki beş yıl boyunca çölleşme ve bozulmuş arazilerin restorasyonu, kum ve toz fırtınalarının izlenmesi ve erken uyarı sistemleri, çayır yönetimi, biyolojik çeşitliliğin korunması ile sulak alanların korunması ve restorasyonu gibi kilit alanlarda uygulamaya dönük işbirliğini derinleştirecek.
İki taraf ayrıca teknoloji, veri ve araştırma sonuçlarının paylaşılmasına yönelik platformlar geliştirerek, disiplinler arası araştırmalar yürüterek ve uzaktan algılama ile arazi bozulmasının akıllı değerlendirilmesi gibi teknolojiler geliştirerek teknolojik inovasyonu ve araştırma sonuçlarının uygulamaya geçirilmesini hızlandıracak. Plan ayrıca BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin uygulanmasını destekleyecek demonstrasyon üslerinin kurulmasını öngörüyor.
Plan kapsamında çölleşmeyle mücadelede Çin-Arap işbirliği ağlarının güçlendirilmesi, politika, teknoloji ve araştırma sonuçlarının paylaşım mekanizmalarının geliştirilmesi ve Çin’in önerdiği Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesindeki ortaklıkların genişletilmesi de hedefleniyor. Hükümetlerin, araştırma kuruluşlarının, şirketlerin, toplumsal kuruluşların ve yerel toplulukların sürece katılımı teşvik edilecek.
Genç uzmanlar arasındaki değişim programları, ortak araştırmalar, saha demonstrasyonları ve teknik eğitimler yoluyla kapasite geliştirme alanındaki işbirliği de genişletilecek.
Toplantı, Çin Ulusal Ormancılık ve Çayır İdaresi ile Arap Birliği Sekretaryası tarafından ortaklaşa düzenlenirken, organizasyonu Çin Ormancılık Akademisi ile Çin-Arap Ülkeleri Kuraklık, Çölleşme ve Arazi Bozulması Uluslararası Araştırma Merkezi üstlendi.
Çin Ormancılık Akademisi Başkan Yardımcısı Cui Lijuan, bazı girişimlerin şimdiden somutlaşmaya başladığını belirtti. Örneğin Çin ve Mısır, ekolojik koruma ve bütünleşik havza yönetimi konularında deneyim paylaşımı amacıyla Sarı Nehir ile Nil Nehri havzalarını karşılaştırmalı olarak inceleyecek bir çalışma yürütme imkanını araştırıyor.
Cui’ye göre söz konusu girişim Çin Ormancılık Akademisi’nin desteğini aldı ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının da ilgisini çekti.
Çin ile Arap ülkeleri arasındaki gelecekteki işbirliği ayrıca çölleşmenin izlenmesi ve erken uyarı sistemleri, ekolojik teknolojiler ile genç uzmanlara yönelik değişim ve eğitim programlarına odaklanacak.
Cui, iki tarafın ayrıca halen ağırlıklı olarak devlet kurumlarının öncülük ettiği işbirliği çerçevesine şirketleri, toplumsal kuruluşları ve uluslararası kurumları da dahil ederek katılımı genişletmeyi amaçladığını söyledi.
Xinhua’ya göre 2023 yılında, çölleşmeyle mücadele konulu uluslararası bir forum sırasında Çin-Arap Kuraklık, Çölleşme ve Arazi Bozulması Uluslararası Araştırma Merkezi açılmıştı. Merkezin kurulması, Çin’in Kubuqi Çölü’ndeki çölleşmeyle mücadele çalışmalarından edindiği uzmanlığı paylaşma konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak değerlendirilmişti.
NFGA’ya göre merkez, son üç yılda Çin ile Arap ülkeleri arasındaki düzenli işbirliği mekanizmalarını istikrarlı biçimde güçlendirdi. İki taraf arazi bozulmasına yönelik yer gözlem sistemleri ve akıllı karar destek araçlarını ortaklaşa geliştirirken Çin, Arap ülkelerinde uygulanmaya uygun altı kategoride 30 pratik çölleşmeyle mücadele teknolojisini derledi.
Merkez ayrıca Suudi Arabistan ve Mısır dahil çeşitli ülkelerle düzenli iletişim ve değişim kanalları oluşturdu. Bunun yanı sıra, Arap ülkelerinde sürdürülebilir teknik işbirliğini ve mesleki eğitimi desteklemek amacıyla başlangıç aşamasında bir Çin-Arap çölleşmeyle mücadele ağı ve uzman havuzu kurdu.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
ABD sınır dışı edilen göçmenler için Liberya’ya 5 milyon dolar ödeyecek

ABD, sınır dışı edilen göçmenlerin kabulü kapsamında Liberya’ya 5 milyon dolar ödeme yapacak. Liberya makamları gelecek bir yıl içinde ABD’den sınır dışı edilen 1200’e kadar göçmeni kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi. İlk göçmen kafilesi 20 Ağustos’ta başkent Monrovia’ya ulaştı.
The New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre ABD, sınır dışı edilen göçmenlerin kabulüne yönelik anlaşma kapsamında Liberya’ya 5 milyon dolar ödeyecek.
ABD Dışişleri Bakanlığı belgeleri, bakanlığının bu ödemeyi geçen yılın aralık ayında onayladığını gösteriyor. Liberya bu karardan iki ay önce başka ülkelerden gelen göçmenleri kabul etme ihtimalini değerlendirme taahhüdünde bulundu.
Liberya makamları ülkeye gelecek göçmenlerin ırk veya din gerekçesiyle herhangi bir baskı ve takibata maruz kalmayacağı konusunda ABD’ye güvence verdi. Dışişleri Bakanlığı bu taahhütleri güvenilir buldu.
Tahsis edilen mali kaynak Liberya’nın göç sisteminin desteklenmesi ve göçmenlere yardım sağlanması amacıyla kullanılabilir. Bu kapsamda ödenek barınma, beslenme ve mesleki eğitim harcamalarını içeriyor.
NYT’nin aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, doğrudan kendi menşe ülkelerine sınır dışı edilemeyen göçmenleri nakletmek amacıyla başka ülkelerle benzer anlaşmalar imzalıyor.
İnsan hakları örgütleri, göçmenlerin hiç tanımadıkları ve aralarında insan hakları sorunları bulunan ülkelerin de yer aldığı coğrafyalara gönderilmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı çıkıyor.
Gazetenin verilerine göre Liberya makamları, gelecek bir yıl içinde ABD’den sınır dışı edilen 1200’e kadar göçmeni kabul etmeye hazır olduğunu bu hafta duyurdu. İlk göçmen grubu 20 Ağustos’ta Liberya’nın başkenti Monrovia’ya ulaştı.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı yabancılara ait 175 binden fazla vizeyi iptal etti.
Trump, 2024 yılındaki seçim kampanyası sırasında düzensiz göçmenleri milyonlar halinde sınır dışı etme vaadinde bulunmuştu.
NBC’nin aktardığı hesaplamalara göre sınır dışı edilenlerin sayısının yılda en az 1 milyona ulaşabilmesi için her gün 2,7 binden fazla kişinin ülkeden çıkarılması gerekiyor.
Daha önce, nisan ayında Kongo Demokratik Cumhuriyeti de ABD’den sınır dışı edilen üçüncü ülke vatandaşlarını kabul etmek üzere Washington ile anlaşmaya vardı.
İlk sınır dışı edilen kafile 17 Nisan’da Kinşasa’ya ulaştı; bu kişiler Kolombiya, Peru ve Ekvador vatandaşlarından oluşuyordu.
Anlaşma çerçevesinde Kongo’ya kaç kişinin gönderilebileceğine ilişkin toplam sayı kamuoyuna açıklanmadı.
Göçmenlerin barınması amacıyla Kinşasa yakınlarında tesisler hazırlandı ve sınır dışı işlemlerine dair maliyetleri ABD üstlendi.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











