Bizi Takip Edin

Avrupa

Viktor Orban: Brüksel’i kurnazlıkla alt etmeye çalıştık

Yayınlanma

Macaristan eski Başbakanı Viktor Orban, Brüksel ile yürüttükleri temaslarda ülkeyi korumak amacıyla bazı taktikler kullandıklarını ve AB’yi kurnazlıkla alt etmeye çalıştıklarını açıkladı. Görevdeki Başbakan Peter Magyar’ın gizli sığınmacı kampı iddialarına yanıt veren Orban, Macaristan sınırları içinde tek bir sığınmacı veya kamp bulunmadığını belirtti.

Macaristan eski Başbakanı Viktor Orban, Index haber portalına verdiği mülakatta, Brüksel ile temas kurarken geçmiş hükümetin kurnazca adımlar attığını ifade etti.

Orban bu açıklamayı, mevcut Başbakan Peter Magyar’ın suçlamalarına yanıt olarak yaptı. Başbakan Magyar, AB’nin göç politikasına yönelik kamuoyu önündeki sert eleştirilerine rağmen Orban hükümetinin gizlice sığınmacıları barındırmak üzere bir kamp inşa etmeyi planladığını iddia etmiş ve bu durumu Orban kabinesinin “en büyük yalanı” olarak nitelendirmişti.

Macaristan’da “tek bir sığınmacı veya herhangi bir kamp bulunmadığına” dikkat çeken Orban, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“İktidardayken Macaristan’ı koruduk. Bazen taktikler kullanmak ve Brüksel’i kurnazlıkla alt etmek zorunda kaldık, durum böyle gelişti. Onları kurnazlıkla alt etmeye çalıştık ama orada da aptallar yok, tek kurnaz biz değiliz, Brüksel’dekiler de aptal değil.”

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Haziran 2024’te Macaristan’ı sığınmacı kabulüne ilişkin AB kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle 200 milyon avro para cezasına çarptırmış ve ihlaller giderilene kadar Budapeşte’nin günlük 1 milyon avro ödemesine hükmetmişti.

Budapeşte ise bu karara karşılık sığınmacıları Brüksel’e “tek yönlü biletle” gönderme tehdidinde bulunmuştu.

Orban, bu karardan bir yıl önce yaptığı açıklamada, Brüksel’in göç paktını dayatarak Macaristan ve Polonya’ya hukuki açıdan “tecavüz ettiğini” söylemiş ve Macaristan’ın düzensiz göç konusundaki tavizsiz duruşunu koruyacağına söz vermişti.

Başbakanlık görev süresine getirilen sınırlamaya tepki gösterdi

Viktor Orban, kendisinin yeniden başbakan olmasını engelleyen yasal düzenlemeyi “gülünç ve saçma” olarak nitelendirdi. Macaristan Parlamentosu, 15 Haziran’da anayasada değişiklik yaparak bir kişinin toplamda en fazla sekiz yıl başbakanlık yapabilmesi yönünde sınırlandırma getirmişti.

Orban, ülkede 1998–2002 ve 2010–2026 yıllarında başbakanlık görevini yürütmüştü.

Söz konusu yasal sınırlandırmanın doğrudan kendisini hedef aldığını vurgulayan Orban, “Bunu bana karşı yapıyorlar, lafı dolandırmaya gerek yok. Ancak nihayetinde halk karar verir” diye konuştu.

Orban ayrıca, hiç kimsenin insanların iktidarda görmek istedikleri kişiyi seçmesini yasaklayamayacağını sözlerine ekledi.

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Mevcut hükümetten yolsuzluk ve usulsüzlük suçlamaları

Macaristan Başbakanı Peter Magyar, 9 Mayıs’ta göreve başlamıştı. Parlamento seçimlerindeki zaferinin ardından Magyar, Viktor Orban hükümeti üyelerinin varlıklarını kitlesel olarak yurt dışına aktardığını iddia etmişti.

Görevdeki hükümeti yolsuzluk ve finansal usulsüzlüklerle defalarca suçlayan Magyar, Orban hükümetini ülke bütçesini çarçur etmekle itham ederek istihbarat servisleri üzerindeki kontrolü nedeniyle cezalandırılacağını taahhüt etmişti.

Macaristan Dürüstlük Kurumu Başkanı Ferenc Pal Biro da Orban hükümeti döneminde gerçekleştirilen şüpheli kamu ihalelerinin soruşturulması çağrısında bulundu.

Yolsuzlukla mücadele kurumunun verilerine göre, ismi açıklanmayan üç şirket, kamu ihale sözleşmelerinin büyük kısmını yapay olarak şişirilmiş fiyatlarla elde etti.

Avrupa

JPMorgan, Avrupa’nın en büyük pazarlarına açılmayı planlıyor

Yayınlanma

JPMorgan, dijital bankasının önümüzdeki beş yıl içinde en az beş Avrupa ülkesinde faaliyet göstermesini hedefliyor ve perakende bankacılık alanındaki hedefleri doğrultusunda kıtanın en büyük pazarlarına odaklanıyor.

Financial Times’a (FT) konuşan kaynaklara göre, Amerika’nın en büyük bankası, 2030 sonuna kadar Birleşik Krallık ve Almanya’daki mevcut faaliyetlerine en az üç ülke daha eklemeyi planlıyor.

Yöneticiler Fransa, İspanya ve İtalya’yı göz önünde bulunduruyorlar fakat hangi pazara yöneleceklerine dair henüz bir karar alınmadığını vurguladılar.

Bankacılık devi, CEO Jamie Dimon’un perakende hizmetlerini ilk kez ABD dışına genişletme yönündeki cesur planının ilk adımı olarak 2021 yılında İngiltere’de Chase’i piyasaya sürmüştü. Geçen ay Almanya’da perakende bankacılık faaliyetlerine başlayan banka, Kıtaya da ilk adımını attı.

Kendilerini geleneksel bankaların dijital rakipleri olarak tanıtan Monzo ve Revolut gibi neobanklardan farklı olarak, JPMorgan yöneticileri, müşterileri çekmek için bankanın köklü markasını ve büyük bilançosunu kullanabileceklerine inanıyor.

Planlara aşina bir kişi, “Chase, daha yenilikçi ve dijital odaklı bir banka olabileceği ama JPMorgan markasına gerçekten dayanabileceği bir orta yol bulmaya çalışıyor,” dedi.

İngiltere’de Chase, büyük ölçüde rekabetçi tasarruf oranları ve nakit iadesi avantajları sayesinde, 2021’den bu yana 3 milyondan fazla müşteri ve yaklaşık 30 milyar sterlin tutarında mevduat çekti.

Ayrıca pazarlama kampanyalarına önemli miktarda harcama yaptı: Şirket hesaplarına göre 2024 ve 2025’te toplam 233 milyon sterlin. Ayrıca geçen yıl Transport for London’ın resmi ödeme ortağı olarak Google’ın yerini aldı.

Buna karşılık, Goldman Sachs tarafından 2018’de İngiltere’de piyasaya sürülen uygulama tabanlı tasarruf ürünü Marcus’un yaklaşık 1 milyon müşterisi bulunuyor.

Fakat 35 milyar sterlinin üzerinde mevduata sahip bankaların perakende faaliyetlerini işin daha riskli kısımlarından ayırmasını gerektiren ülkenin ringfencing kuralları göz önüne alındığında, Chase’in İngiltere’deki büyüme potansiyeli sınırlı olabilir.

ABD’li kredi kuruluşu, İngiltere’deki faaliyetlerini yönetmesi için kısa süre önce İngiliz dijital bankası Monzo’nun eski yöneticisi Kunal Malani’yi işe aldı.

Avrupa’daki genişleme çabaları, JPMorgan’ın uluslararası tüketici bankacılığı başkanı Mark O’Donovan tarafından yönetiliyor. O’Donovan, bankanın Brezilyalı dijital kredi kuruluşu C6’daki %46 hissesini de denetliyor.

ABD’de 2,6 trilyon dolarlık mevduata sahip olan JPMorgan, düzenleyiciler ve rakipler açısından Avrupa’da daha parçalı bir pazarda yolunu bulmak zorunda. 

Fakat yöneticiler, ilk ve ikinci yurtdışı lansmanları arasında beş yıllık bir boşluğa neden olan düzenleyici ve teknolojik zorlukları aşabileceklerine inanıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Trump’ın Ukrayna görüşmelerini tek başına yürütmesinden endişeli

Yayınlanma

Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, ABD Başkanı Trump’ın Ukrayna’daki çatışmanın çözüm sürecini yeniden kendi kontrolüne almasından ve AB ülkelerini devre dışı bırakarak Rusya ile doğrudan müzakerelere başlamasından endişe duyuyor. Politico’nun Avrupalı yetkililere dayandırdığı habere göre, Fransa’daki G7 Zirvesi ve Trump’ın son telefon diplomasi trafiği bu kaygıları artırdı.

Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’daki çatışmanın çözüm sürecini yeniden bizzat kendi kontrolü altına almasından ve Avrupa Birliği ülkelerinin aktif katılımı olmadan Rusya ile müzakerelere başlamasından endişe ediyor.

Politico’nun Avrupalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa liderlerinin bu konudaki endişeleri, İran ile varılan anlaşmanın tamamlanmasının ardından daha da güçlendi.

Politico, Trump’ın artık yeniden Ukrayna meselesine odaklanmak istediğini belirtiyor. ABD Başkanı, Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında, Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne yönelik çabaları yoğunlaştırmayı umduğunu ifade etmişti.

Politico’ya konuşan Avrupa diplomatik çevrelerindeki kaynaklar, Washington’ın Moskova ile müzakere sürecini tek başına yürütmeye çalışabileceğini, bunun da Avrupa ülkelerinin Ukrayna konusunda ortak bir tutum oluşturma üzerindeki etkisini zayıflatabileceğini düşünüyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise barışçıl bir çözüme ulaşılması için ABD’nin katılımının vazgeçilmez bir koşul olduğunu defalarca dile getirmişti.

G7 Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi ve genişletilmesi çağrısında bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği’nin Kiev’in bu yıl ve önümüzdeki yıl için mali ihtiyaçlarının yaklaşık üçte ikisini şimdiden karşıladığını belirtti ve ortaklardan ek katkı beklediklerini kaydetti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da çözüm için yapılacak gelecekteki müzakerelerin Ukrayna ve Rusya’nın yanı sıra Avrupa ile ABD temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini beyan etti.

Politico’nun aktardığına göre, Avrupa ülkeleri ile Trump yönetimi arasında Moskova ile yapılacak müzakerelere yönelik yaklaşımlar konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor.

AB, Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesini savunurken, Washington’ın bu konulardaki tutumu daha az netlik taşıyor.

Avrupa tarafı ayrıca, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Zelenski ile yaptığı son telefon görüşmelerinden de endişe duyuyor; zira bu görüşmelerin ardından ABD lideri, barış sürecinde ilerleme kaydedilmesi için fırsatlar gördüğünü açıklamıştı.

Avrupalı ve Ukraynalı temsilciler, ABD’yi ortak bir müzakere hattına bağlı kalmaya ve Kiev’in toprak tavizi vermesini öngörebilecek kararlara izin vermemeye ikna etmeyi umuyor.

Haziran ayı başında Zelenski, Putin’e açık bir mektup göndererek çatışmayı sonlandırmak için doğrudan ikili diyalog başlatılmasını teklif etmişti.

Zelenski, iki ülke liderinin İsviçre, Türkiye ya da Arap dünyasındaki ülkelerden biri gibi tarafsız bir platformda müzakere yürütebileceğini belirtmişti. Rus lider ise Zelenski’nin mektubunun “saygısızlık unsurları” içerdiğini savunmuş ve yazarla yapılması öngörülen görüşmeye ilişkin soruya, “Şimdilik bir anlam görmüyorum” yanıtını vermişti.

Rusya Devlet Başkanı, Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) kapsamında gazetecilerle yaptığı görüşmede, bir barış anlaşması imzalanması durumunda Rusya’nın, Ukrayna’nın başında barış anlaşması imzalamaya yetkili, meşru bir lider görmek isteyeceğini vurgulamıştı.

Bu açıklamadan iki gün önce, Putin ile Trump arasında yaklaşık bir saat süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti.

Bu görüşmede ABD Başkanı, barışçıl bir çözüme ulaşılması için Ukrayna ve Avrupa ülkelerini etkilemeye hazır olduğunu ifade etmişti.

Putin ise Trump’a, Zelenski’nin görüşmek istemesi halinde kendisini Moskova’da beklediklerini teyit etmişti.

Trump, Putin ile yaptığı bu görüşmenin ardından Ukrayna lideriyle de yaklaşık 30 dakika süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve her iki görüşmeyi de “çok iyi” olarak nitelendirmişti.

Fransa’da 15-17 Haziran tarihleri arasında düzenlenen G7 Zirvesi’nde katılımcılar, Ukrayna’daki çözüm sürecine yönelik ortak bir yaklaşım geliştirmeye odaklanmayı planlıyor.

Zirveye üye ülkelerin liderlerinin yanı sıra Zelenski de davet edildi. Ukrayna Devlet Başkanı daha önce yaptığı açıklamada, zirvede ABD ve Fransa cumhurbaşkanlarının da bulunacak olması nedeniyle Putin ile bu etkinlikte bir araya gelmeye hazır olduğunu belirtmişti.

Bu gelişmeler yaşanırken Rusya tarafı, ABD Başkanı’nın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın ülkeye gelmesini bekliyor.

Temsilcilerin Moskova ziyaretinin amaçlarına ilişkin detaylar henüz açıklanmadı ancak Amerikan özel temsilcilerinin daha önceki ziyaretleri stratejik istikrar ve Ukrayna’daki çözüm konularının ele alınmasıyla ilişkiliydi.

Witkoff ve Kushner, bir hafta önce de Zelenski ile telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’ye yeni katılan ülkeler, 15 yılı aşan deneme süreleriyle karşı karşıya

Yayınlanma

Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna ve Moldova’nın üyelik müzakerelerini resmen başlatmasıyla birlikte, yeni AB üyelerinin katılım antlaşmalarındaki yeni “koruma” hükümleri uyarınca 15 yılı aşkın bir süre boyunca ulusal veto haklarını kaybedeceklerini söyledi.

Önerilen güvencelerin uzun süreli olması, Budapeşte’nin bu yılın başlarında Ukrayna’ya 90 milyar avroluk kredi paketini desteklemeyi reddetmesi üzerine ortaya çıkan öfkenin ve 2004 yılında AB’ye katılan Macaristan’ın Brüksel tarafından tanımlanan hukukun üstünlüğü koşullarını birçok kez ihlal ettiği yönündeki eleştirilerin ardından geldi.

Her iki ülkeyle ilk “grup” üyelik müzakerelerini başlatma kararını “mega pazartesi” olarak nitelendiren Kos, yeni üyelerin bütçe, güvenlik ve dış politika kararlarında oy kullanmasını kısıtlamaya yönelik Fransa, Almanya ve diğer ülkeler tarafından desteklenen önerileri onaylıyor gibi göründü.

Ukrayna ve Moldova ile yeni bir resmi üyelik müzakereleri turu başlatma kararı, giderek artan sayıda ulusal hükümetin, yeni üye devletlerin demokrasi, hukukun üstünlüğü veya basın özgürlüğü alanındaki reformları geri alması durumunda koruyucu önlemler alınmasını talep etmesiyle geldi.

Kos, “Bu, yeni güvencelere sahip olacağımız anlamında yeni nesil üyelik anlaşmaları olacak,” dedi.

Kos, yeni deneme süreleri ile ilgili hükümlerin amacının, “yeni üyeler kabul edildiğinde, üye olduktan sonraki 5, 10 veya 15 yıl boyunca Avrupa kurallarına uyacaklarından emin olmak” olduğunu da sözlerine ekledi.

Geçen hafta Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg, gelecekteki AB üyelerinin “AB’nin hareket kabiliyetini zayıflatmaması” için yeni maddeler talep etti.

Kos, yeni maddeler olmasına rağmen, herhangi bir aday ülkenin AB’ye katılımının alt düzey veya ortak statüde olmayacağını vurguladı.

Kos, “Tam üyelik, ancak üye devletler tüm gereklilikleri yerine getirdiğinde mümkün olacaktır; yarı üyelik veya çeyrek üyelik diye bir şey yoktur. Sadece tam üyelik vardır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English