Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

Yayınlanma

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.

ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.

Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.

Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.

Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.

South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.

ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.

Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.

ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.

Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.

Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.

Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.

Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.

Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.

Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.

Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.

South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.

Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.

Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.

Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.

Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.

Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.

Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.

Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.

Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.

Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.

Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.

“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.

Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.

Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.

ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.

Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.

İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.

Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.

Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.

Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.

Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.

Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.

“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.

Foreign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English