Bizi Takip Edin

Amerika

İktisatçı Pettifor: Kredi piyasaları ile derecelendirme kuruluşları yangını körüklüyor

Yayınlanma

İktisatçı Ann Pettifor, kişisel Substack sayfasında yayımladığı makalede, ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz politikaları ile yapay zeka ve teknoloji sektöründeki aşırı borçlanmanın küresel piyasalarda yeni bir çöküşü tetikleyebileceğini belirtti. Alan Greenspan’in vefatı ve Nasdaq’taki son dalgalanmalar üzerinden finansal sistemi değerlendiren Pettifor, derecelendirme kuruluşlarının ve borç verenlerin yüksek riskli şirketleri destekleyerek yeni bir krize zemin hazırladığını vurguladı.

İktisatçı Ann Pettifor, kişisel Substack sayfasında yayımladığı “Nasdaq & Market Volatility: is this a Minsky Moment for Ponzi Finance?” başlıklı makalesinde, finansal piyasalardaki güncel dalgalanmaları ve borç yüküne dayalı büyümenin getirdiği riskleri analiz etti.

Borçla finanse edilen uzun bir spekülatif büyüme döneminin ardından gelen ani ve şiddetli piyasa çöküşlerini ifade eden “Minsky anı” kavramına atıfta bulunan Pettifor, küresel finans sisteminin yeni bir kırılmanın eşiğinde olabileceğine dikkat çekti.

Makalesine iki gün önce, 22 Haziran 2026’da 100 yaşında vefat eden eski ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Alan Greenspan’i anarak başlayan Pettifor, Londra merkezli The Times gazetesinin Greenspan’i “finans tarihinin devlerinden biri” olarak nitelendirdiğini aktardı.

Greenspan’e, eski Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown’ın tavsiyesiyle 2002 yılında İngiltere Kraliçesi tarafından küresel ekonomik istikrara sunduğu üstün katkılardan dolayı fahri şövalyelik unvanı verildiğini hatırlatan yazar, bu unvanın verildiği dönem ile sonraki gelişmeler arasındaki çelişkiye vurgu yaptı.

Greenspan’in ölümünün gerçekleştiği 22 Haziran günü teknoloji borsası Nasdaq’ın yapay zeka endişeleriyle iki günde yüzde 2,2 değer kaybettiğini belirten Pettifor, hemen ardından 23 Haziran salı günü Güney Kore’nin teknoloji ağırlıklı endeksinin yüzde 10 gerilediğini ve Samsung Electronics hisselerinde çift haneli düşüşler yaşandığını kaydetti.

Yazar, bu durumu “Greenspan döneminin tehlikeli bir özelliği olan küresel finansal istikrarsızlık geri döndü” sözleriyle yorumladı.

“Kaldıraç arttıkça yakıt artar, yangın daha da büyür”

Piyasadaki mevcut dalgalanmanın, Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh tarafından bir hafta önce yapılan şahin açıklamalardan kaynaklandığının ileri sürüldüğünü belirten Pettifor, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:

“Eğer durum buysa Warsh, ağır borç yükü altındaki teknoloji sektörüne karşı faiz artırma tehdidinde bulunarak Greenspan’in ‘serbest piyasa’ buz dağına çok yakın seyrediyor demektir. Bugün piyasalarda yaşanan dalgalanma yapay zeka sektöründe ciddi bir gerilemenin başlangıcıysa, pahalı borç finansmanına olan bağımlılık yapay zeka kaynaklı bir kredi temerrüt dalgasına yol açabilir.”

Pettifor, danışmanlık firması Oliver Wyman’ın yapay zeka borçlarının “yoğunlaşmış, toplu ve kendine özgü risklere karşı hassas” olduğu yönündeki tespitini paylaşarak, 2007 yılının Şubat ayında yaşanan dalgalanmalar ile Ağustos 2007’deki finansal kırılma arasındaki benzerliğe işaret etti.

O dönemde Greenspan ve Fed Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) ucuz kredi balonuyla sarhoş olan piyasaların aşırı coşkusunu dizginlemek amacıyla faiz oranlarını kademeli olarak artırdığını hatırlatan Pettifor, yükselen reel faizlerin piyasaları dizginlemek yerine borçlu hanehalklarını ve şirketleri iflasa sürüklediğini belirtti.

Greenspan’in ekonomik gerçeklerle ancak 2008’in sonlarında, ABD ekonomisi serbest düşüşe geçtiğinde yüzleştiğini ve faiz indirimine gittiğini ifade eden yazar, bu hamlenin çok geç kaldığını vurguladı.

2008 küresel finansal krizinin arka planına değinen Pettifor, Oliver Wyman’ın analizinden şu alıntıyı aktardı:

“Bankalar, iç raporlarının gösterdiğinden çok daha fazla ABD konut riski taşıdıklarını keşfettiler. Yakında benzer bir durumu veri merkezleri ve dijital altyapı riskleri için de keşfedebilirler; ancak bu kez riskler kurumsal borçlar, gayrimenkul, altyapı, fon finansmanı ve alternatif kredi defterlerine yayılmış durumda. Likit ve özel kredi piyasaları büyümeye devam ederken, toptan satış bankalarının mevcut gelirlerinin 35 milyar ila 50 milyar dolarlık kısmının risk altında olduğunu görüyoruz. Bu, bugünkü toplam kredi gelirlerinin yüzde 8 ila 11’ine denk geliyor. Kaldıraç arttıkça yakıt artar, yangın daha da büyür.”

“Yatırımcılar asla ders almayacak mı?”

Küresel finansal krizin ardından hükümetlerin ve merkez bankalarının Wall Street’i kurtardığını belirten Pettifor, New York Times gazetesinin 2016 yılında yayımladığı “Donald Trump Atlantic City’deki Kumarhanelerini Nasıl İflas Ettirdi Ama Yine de Milyonlar Kazandı” başlıklı araştırmacı gazetecilik çalışmasına atıfta bulundu.

Söz konusu çalışmada Trump’ın tahvil ve hisse senedi sahiplerini nasıl zarara uğrattığının detaylandırıldığını belirten yazar, Trump’ın kumarhane şirketlerinin dört kez iflas mahkemesine gittiğini, her seferinde alacaklıları daha az paraya ikna ettiğini ve riski hissedarlara devrederek kişisel servetini koruduğunu yazdı.

Pettifor, “Trump’ın başarısızlıklarının yükü, onun iş zekasına güvenerek yatırım yapanların üzerine yıkıldı” ifadesini kullandı.

Bugün benzer bir borç sarmalının merkezinde Elon Musk’ın bulunduğunu savunan Pettifor, makalesinde şu iddialara yer verdi:

“Bugün borçla körüklenen bu yangının merkezinde Elon Musk yer alıyor. Halka arz öncesinde Musk, satın aldığı ve ağır borç yükü altındaki X (eski adıyla Twitter) ile xAI platformlarını SpaceX çatısı altında birleştirdiğinde devraldığı 17,5 milyar dolarlık yüksek faizli çöp tahvili yeniden finanse etmek için Wall Street bankalarından 20 milyar dolar borç aldı. Şimdi ise Musk, Twitter satın alımıyla bağlantılı olan ve Financial Times’ın ‘aşırı derecede pahalı köprü kredileri’ olarak tanımladığı borçların ödenmesine yardımcı olmaları için bireysel yatırımcıları ve yatırım fonlarını ikna etmek amacıyla 25 milyar dolarlık tahvil ihraç ediyor.”

Yatırımcıların bu riskli borçları finanse etmek için SpaceX’ten ABD Hazine tahvillerinin 1,1 ila 1,75 puan üzerinde daha yüksek faiz talep ettiğini kaydeden Pettifor, diğer teknoloji şirketlerinin de büyük borç ihaleleri açtığını ancak aralarında önemli bir fark olduğunu belirtti.

Pettifor, “Diğerleri yazılım odaklı ve son derece karlı şirketlerken, SpaceX yılda 9 milyar dolar zarar ediyor. Buna rağmen derecelendirme kuruluşları S&P Global Ratings, Moody’s ve Fitch, Musk’ın şirketine BBB bandında yatırım yapılabilir notu verdi” dedi.

İktisatçı Pettifor, değerlendirmesini “Kredi piyasaları ve derecelendirme kuruluşları aşırı finansallaşmış ekonominin yangınını körüklerken, küresel kumarhanenin çarkları dönmeye devam ediyor” sözleriyle tamamladı.

Amerika

Demokratlar, kasımda sandığa gidecek kürtaj maddelerini seçim kozu yapıyor

Yayınlanma

ABD’de dört eyalette kasım ayında yapılması beklenen kürtaj referandumları, konuyu yeniden ulusal gündeme taşıyarak Demokratlara ara seçimler için manevra alanı açıyor. Parti, özellikle Nevada ve Virginia gibi kritik seçim bölgelerinde kürtajı öne çıkararak seçmen katılımını artırmayı hedefliyor.

Kasım ayında ABD’nin dört eyaletinde kürtaj konulu referandumların sandığa gitmesi ihtimali, Demokratlara konuyu yeniden ulusal ilgi odağına taşıma ve Cumhuriyetçiler için rekabeti zorlaştırma fırsatı sunuyor.

Yüksek Mahkemenin 2022’de Roe v. Wade kararını bozmasının ardından kürtaj haklarına yönelik seçmen öfkesi, o yıl Demokratları bir dizi ara seçim zaferine taşımıştı.

Ancak dönemin Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in kürtaj mesajına öncelik vermesine rağmen Beyaz Saray’ı kaybetmesi ve seçmenlerin kürtaj referandumu yapılan eyaletlerde dahi Cumhuriyetçi adayları seçmesiyle, konu hayat pahalılığı, ekonomi ve geçim sıkıntısı endişelerinin gölgesinde kalmıştı.

Yeni bir referandum dalgası ise Demokratlar için bir alan, Trump yönetimi ve zorlu yarışlardaki Cumhuriyetçiler içinse siyasi bir baş ağrısı potansiyeli yaratıyor.

Demokratlar ve kürtaj hakkı savunucuları, 2024’ten farklı olarak bu yılki kürtaj referandumlarının, özellikle Nevada ve Virginia gibi kritik eyaletlerde diğer yarışlara katılımı artırabileceğine inanıyor.

İsmi açıklanmayan bir Demokrat stratejist, “Sanırım herkes bunun bir hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, ekonomik döngü seçimi olduğunda hemfikir; ancak bu, Cumhuriyetçilerin kürtaj konusunda hâlâ toplumla uyumsuz olduğu gerçeğini değiştirmiyor” dedi.

Anketler, Amerikalıların çoğunluğunun, bazı araştırmalarda yüzde 60’a varan bir kesimin, kürtajın çoğu veya tüm durumda yasal olması gerektiğini düşündüğünü gösteriyor.

Aktivistler, tüm yarışlardaki Demokratların bu noktaya yaslanması ve Cumhuriyetçileri bu konuda sıkıştırması gerektiğini söyledi.

Reproductive Freedom for All adlı kuruluşun başkanı ve CEO’su Mini Timmaraju, “Demokratların üreme özgürlüğü ve kürtaj erişimi hakkında her yerde konuşması gerektiğine inanıyoruz. Seçmenlerin onlara güvendiği başlıca konulardan biri bu; bu da onu çok acil, zorlayıcı ve önemli bir karşıtlık unsuru haline getiriyor. Cumhuriyetçilere bu konuda güvenmiyorlar” diye konuştu.

Seçim analistlerine göre, 2024’teki kürtaj koruma referandumları, seçmenlere bir güvenlik duygusu vererek bölünmüş oy kullanmalarına yol açtı.

Seçmenler, kürtajın güvende olduğuna inanarak bir yandan referanduma evet oyu verirken, diğer yandan hayat pahalılığı veya başka bir ekonomik gerekçeyle Cumhuriyetçi adaya oy verdi.

Timmaraju, “Referandumun tek başına Demokratlar için bu meseleyi çözeceğini varsaymanın tehlikesi işte burada. Demokratlar yine de kendi politikalarıyla seçime gitmek zorunda, yalnızca referanduma bel bağlayamazlar” değerlendirmesinde bulundu.

Yine de Timmaraju, referandumların kürtajı yeniden haber gündemine taşıyacağını ve seçmenlere meselenin kapanmadığını anlatmaya yardımcı olacağını, bunun da Demokrat adaya Cumhuriyetçileri doğrudan referandumla ilişkilendirmek için kolay bir fırsat yaratacağını söyledi.

Virginia ve Nevada kritik görülüyor

Kürtaj koruma tedbirleri bu yıl Nevada ve Virginia’da sandıkta olacak. Nevada’da sıkı bir valilik yarışı yaşanırken, Virginia en rekabetçi Temsilciler Meclisi yarışlarından bazılarına ev sahipliği yapıyor ve Meclis kontrolünü çevirmeyi uman Demokratlar için kilit bir eyalet konumunda.

Demokratik Kongre Kampanya Komitesi sözcüsü Eli Cousin, “Virginia’daki kürtaj referandumu katılımı daha da artıracak ve Jen Kiggans, Rob Wittman ve John McGuire gibi kilit Kongre yarışlarındaki Cumhuriyetçilerin sıradan Virginialıları umursamadığını ve yıllarını istisnasız kürtaj yasağı için çalışarak geçirdiğini açıkça vurgulama fırsatı yaratacak” ifadelerini kullandı.

Virginia’da Temsilciler Meclisi yarışları ve kürtaj referandumunun, insanları sandığa getiren başlıca konular olması bekleniyor. Özellikle genç seçmenlerin kürtaj haklarını destekleme olasılığının daha yüksek olduğu görüldü; dolayısıyla bu referandum, onları da sandığa çekmek için bir fırsat olacak.

Idaho’daki seçmenler de eyaletin katı kürtaj yasağını geri alma şansı yakalayabilir; zira organizatörler, girişimlerinin sandığa gitmek için yeterli imzaya ulaştığını söylüyor.

Missouri ise bu arada 2024 referandumunu iptal ederek kürtajı bir kez daha yasaklamayı deneyecek.

Ancak Yüksek Mahkemenin Dobbs kararının üzerinden dört yıl geçtikten sonra, kürtaj seçmenlerin zihninde aynı siyasi ağırlığı taşımayabilir. Seçmenler kürtaj haklarını desteklese de, kararın hemen sonrasındakiyle aynı acil tehdidi görmüyor olabilir.

Timmaraju, “Bizim için en büyük zorluk bilgiyi ulaştırmak. İnsanlar neler olduğunu duyup anladıklarında bizim yönümüze kayacaklardır, ancak haberlerde kürtaj hakları krizlerine dair hiçbir haber almıyorlar. Buna dair bir kanıt görmüyorlar” dedi.

Timmaraju’nun grubu, özellikle Arizona, Michigan, Nevada, California ve Georgia’da olmak üzere, kürtaj haklarını destekleyen Demokratları seçtirerek seçmenleri harekete geçirmek ve kilit seçim bölgelerini çevirmek için bu yıl 23,5 milyon dolar yatırım yapıyor.

Timmaraju, “Amaç, seçmenlerin rakiplerinin, ülkedeki ekonomiyi ve sağlık hizmetlerine erişim krizini ele almaktan çok kürtajı yasaklamayı önemseyen aşırılık yanlıları olduğunu anlamasını sağlamak” diye konuştu.

Cumhuriyetçiler: Tek başına seçim çevirmez

Cumhuriyetçi stratejistler ise partinin kürtaj konusundaki genel zayıflığını kabul etmekle birlikte, meselenin tek başına bir seçimi çevirmeye yetecek kadar güçlü bir konu olduğunu düşünmüyor.

Nevada’nın kıdemli Cumhuriyetçi stratejistlerinden Robert Uithoven, seçmenlerin eyaletteki kürtaj korumaları meselesini daha 1990’da çözüme kavuşturduğunu söyledi.

Demokratların bunu bir kampanya konusu haline getirmeye çalışması durumunda Cumhuriyetçilerin elinde kolay bir karşılık olduğunu belirtti.

Uithoven, “Seçmenler daha 90’ların başında Nevada’yı seçim yanlısı bir eyalet yapmaya karar verdi ve hiçbir vali, hiçbir Kongre üyesi, hiçbir senatör, hiçbir eyalet yasa koyucusu, hiçbir belediye başkanı bunu değiştiremez. Nevada’da bu ancak halk oylamasıyla değişebilir” dedi.

Uithoven ayrıca kürtajın Demokrat katılımını anlamlı ölçüde artırabileceğine de şüpheyle yaklaştı.

Uithoven, “Demokratların kürtajı bir seçimde kama konu olarak kullandığını görürsünüz, ama bu gerçekten o referandumları destekleyen insanlar için katılımı artırıyor mu? Hayır, artırmıyor” diye konuştu.

Arizona’da Cumhuriyetçilikten bağımsızlığa geçen danışman Chuck Coughlin, 2024’te Arizona’da görülen yüksek sayıdaki bölünmüş oy kullanan seçmeni, kürtaj referandumlarının solla umulan ölçüde katılımı artırmayacağının kanıtı olarak gösterdi. Coughlin, “Marjlarda işe yaradığını düşünüyorum” dedi.

Coughlin yine de rekabetçi bölgelerdeki Cumhuriyetçilere, kendilerine kürtaj üzerinden saldıran Demokratlarla muhatap olmamalarını tavsiye edeceğini söyledi.

Adayların, seçmenlerin iradesine saygı göstermekten bahsetmelerini önerdi; çünkü ona göre aksi takdirde bu, kazanabilecekleri bir tartışma değil.

Coughlin, “Bir Cumhuriyetçi olarak o tepede ölmeyi hayal bile edemem” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Venezuela depremlerinde can kaybı 164’e yükseldi

Yayınlanma

Venezuela’nın kuzey kıyılarında meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde en az 164 kişi hayatını kaybetti, 971 kişi yaralandı. Ülkede olağanüstü hal ilan edilirken yetkililer, enkaz altında hala çok sayıda kişinin bulunabileceğini bildiriyor.

Venezuela’da 24 Haziran akşamı meydana gelen iki güçlü depremde en az 164 kişinin hayatını kaybettiği, 971 kişinin ise yaralandığı bildirildi.

Associated Press’in aktardığına göre, açıklamayı ülkenin geçici devlet başkanı görevini yürüten Delsi Rodriguez yaptı.

Kıyı bölgesinde, aralarında bir dakikadan daha az süre bulunan 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki sarsıntı, Venezuela’da son yüz yılı aşkın sürede kaydedilen en güçlü depremlerden biri oldu.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) verilerine göre, depremler başkent Caracas’a yaklaşık 160 kilometre mesafede gerçekleşti.

Sarsıntılar, Caracas’tan yaklaşık 1700 kilometre uzaklıktaki Brezilya topraklarında da hissedildi.

CNN’in USGS verilerine dayandırdığı haberine göre ise bu sarsıntılar, 1900 yılından bu yana ülkede kaydedilen en büyük depremler olarak kayda geçti.

En ağır yıkım, başkentin kuzeyindeki kıyı şehri La Guayra’da meydana geldi. Delsi Rodriguez, bu bölgede onlarca binanın çöktüğünü ve enkaz altında hala insanların bulunabileceğini belirterek, “Orada onlarca bina yıkıldı ve şu anda hayat kurtarmak için yoğun arama kurtarma operasyonları yürütüyoruz” dedi.

Yetkililer, ülkenin diğer bölgelerinden La Guayra’ya ek arama kurtarma ekipleri sevk ediyor ve hayatta kalanlara ulaşabilmek için gün ışığından azami ölçüde yararlanmayı hedefliyor.

Rodriguez, özel şirketlere de çalışmalara destek olmaları için ağır iş makineleri sağlama çağrısında bulundu.

Ayrıca depremlerden zarar gören hastanelerin ve konutların onarımı için 200 milyon dolar bütçeli bir yeniden inşa fonu kurulduğu açıklandı.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun oğlu ve Ulusal Meclis Milletvekili Nicolas Maduro Guerra, yıkımın boyutunu artıran etkenlerden birinin, bölgedeki binaların büyük kısmının 1950 ve 1960’lı yıllarda inşa edilmiş olması olduğunu ifade etti.

USGS, iki büyük depremdeki nihai can kaybına ilişkin tahminlerini paylaştı.

Kurum, ölü sayısının 10 bin ile 100 bin arasında olma olasılığını yüzde 37 ila yüzde 44 olarak değerlendirirken; can kaybının bin ile 10 bin arasında kalma olasılığını ise yüzde 39 olarak tahmin etti. Felaketin ardından Venezuela genelinde olağanüstü hal ilan edildi.

ABD Başkanı Donald Trump ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada deprem kaynaklı can kayıplarının “yıkıcı” boyutta olduğunu belirtti.

Trump, ABD’nin yardıma hazır olduğunu ifade ederek hükümete bu doğrultuda gerekli talimatları verdiğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de gençlerin üçte biri ailesinin yanında yaşıyor

Yayınlanma

ABD’de 35 yaş altı gençlerin aileleriyle birlikte yaşama oranı, konut ve kira fiyatlarındaki keskin artış nedeniyle yeniden yükselişe geçerek rekor seviyeye ulaştı. Realtor.com analizine göre, bu durumun temel nedeni istihdam sorunları değil, konut erişilebilirliği krizi ve biriken öğrenci borçları olarak öne çıkıyor.

ABD’de 35 yaş altı genç yetişkinlerin aileleriyle birlikte yaşama oranı rekor seviyeye ulaştı. Realtor.com tarafından yapılan yeni analiz, 2025 yılında yaklaşık her üç gençten birinin, yani rekor düzeyde bir sayı olan 25,2 milyon kişinin ailesinin evinde yaşadığını ortaya koydu.

Pandemi dönemindeki zirve noktasından sonra bir miktar düşüş gösteren 18 ila 34 yaş arasındaki gençlerin aileleriyle yaşama oranı, yeniden yüzde 33 seviyesine tırmandı.

Bu oran, son yirmi yılda 6 yüzdelik puanlık bir artışa işaret ediyor.

Rapora göre, bu eğilimin arkasındaki ana etkenin istihdam sorunları olmadığı görülüyor. Ailesiyle birlikte yaşayan 25 ila 34 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 70’inin bir işi bulunuyor ve bu oran son 25 yıldır nispeten istikrarlı bir seyir izliyor.

Realtor.com Kıdemli Ekonomisti Hannah Jones, bu durumun “büyük olasılıkla öncelikli olarak konut erişilebilirliği krizinden kaynaklandığını” ifade etti.

Son yıllarda konut maliyetlerinde ciddi artışlar yaşandı. 2025 yılında ABD genelinde ortalama satılık konut fiyatı, 2019 yılına göre yüzde 34 artarak 430 bin dolara ulaştı. Ortalama talep edilen kira bedeli ise yaklaşık yüzde 18 artışla 1673 dolar oldu.

Realtor.com, piyasada yaklaşık 4 milyon konutluk bir arz açığı bulunduğunu tahmin ediyor; bu durum birçok genç yetişkinin bağımsız hane kurması için gerçekçi seçeneklerini sınırlıyor.

Son 25 yılda üniversiteye katılım oranlarındaki artışın da bu tabloda rolü olabileceği değerlendiriliyor. Jones, “Daha yaygın hale gelen öğrenci borçları, giriş seviyesindeki bir maaşın bağımsız bir yaşam için satın alabileceği imkanları kısıtlıyor olabilir” dedi.

Üniversite mezunlarının tarihsel olarak kiralama piyasasına girdiği yaş olan 22 yaşındakilerin neredeyse yarısı (yüzde 49) evde kalmaya devam ediyor. Bu oran pandemiden önce yüzde 46 seviyesindeydi.

Ancak bu eğilim sadece yetişkinliğe yeni adım atanlarla sınırlı kalmıyor. 30 ila 34 yaş grubundakiler arasında ailesiyle birlikte yaşayanların oranı 2025 yılında yaklaşık yüzde 13’e yükseldi.

Bu oran, 2000 yılındaki seviyenin neredeyse iki katına karşılık geliyor.

Realtor.com, yetişkinlerin aileleriyle birlikte yaşama oranındaki artışı iki belirgin döneme dayandırıyor: Büyük Resesyon ve Kovid-19 pandemisi. Her iki dönem de genç nesillerin bağımsız bir şekilde yaşamasını zorlaştıran ekonomik aksamalara yol açtı.

Gelişmeleri değerlendiren Jones, “Çocukluk odasında kalmaya devam eden her yetişkin, kurulamamış bir hane halkı, imzalanmamış bir kira sözleşmesi ve satın alınmamış bir ilk ev anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English