Avrupa
“Avrupalı NATO” hızlanıyor

ABD’nin ittifak içindeki ağırlıklarını azaltması ve Avrupa’dan kısmi çekilme hazırlıkları ile birlikte “Avrupalı NATO” planı hızlanmaya başladı.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve üst düzey NATO generalleri, NATO’nun “Avrupalılaşması” konusunda hızlı ilerleme kaydedildiğini bildirdi.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich’in de teyit ettiği üzere, Avrupalı NATO üye ülkeleri, Washington’un haziran başında NATO’dan geri çektiği çok sayıda ABD askeri uçağı, savaş gemisi ve askeri birimin yerini sadece birkaç hafta içinde doldurmayı başardılar.
Avrupalı birimler şu anda ABD birimlerinin yerine konuşlandırılmak üzere hazır bekliyor.
Geçen hafta Pistorius, Estonya’nın Valga kentindeki 1. Alman-Hollanda Kolordusunun, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonlarının taktik karargahı olarak kullanılmasını da resmen onayladı.
Bu kolordu, Polonya ve Litvanya’daki operasyonların karargahı olarak görev yapmaya devam eden Szczecin’deki Alman-Polonya-Danimarka Kuzeydoğu Çokuluslu Kolordusu ile paralel olarak faaliyet gösteriyor.
“Avrupalı NATO”nun gelişimi Washington’da övgüyle karşılanıyor. Pentagon’da, ABD’nin yükünü hafifletmeyi ve böylece ABD’nin başka yerlerdeki operasyonlarını mümkün kılmayı amaçlayan “NATO 3.0”dan söz ediliyor.
Washington, bu konuda Almanya’nın liderliğini de övüyor.
ABD’nin yerini Avrupa alıyor
Bir kriz durumunda ABD olmadan bile ittifakın işlevselliğini sürdürebilmesi için Avrupa üye ülkelerinin NATO içindeki faaliyetlerini genişletme planları, geçen yılın başından beri sistematik olarak yürütülüyor.
Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem göreve başlaması ve daha önce defalarca tehdit ettiği gibi ABD’yi NATO’dan gerçekten çekip çekmeyeceğine dair belirsizlikten kaynaklanıyor.
Wall Street Journal’ın nisan ayında bildirdiği gibi, başlangıçta bu konuda öncülüğü tek tek NATO ülkeleri üstlenmiş olsa da, geçen yılın sonlarında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Almanya’nın da bu çabalara katılacağına karar vermesiyle bu çabalar önemli bir ivme kazandı.
Somut olarak amaç, hem personel hem de teçhizat açısından her düzeyde baskın olan ABD varlığını, Avrupa’dan gelen subaylar ve silah sistemleriyle değiştirmek.
Örneğin, şubat ayı başında duyurulan en son büyük personel değişikliğinde, daha önce her ikisi de ABD’li generaller tarafından yürütülen Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Norfolk, Virginia’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komuta kademelerine Avrupalı generaller terfi ettirildi.
NATO tatbikatları da giderek daha fazla Avrupa liderliğinde ya da hatta tamamen Avrupalı birliklerle gerçekleştiriliyor.
Ağır bombardıman uçakları hariç boşluklar dolduruluyor
Birkaç gün önce, Avrupalı NATO üye ülkeleri bir adım daha attı.
Haziran başında Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenecek olan ittifak içi kuvvet kaynaklandırma konferansından kısa bir süre önce, ABD çok sayıda uçak, insansız hava aracı, gemi ve denizaltıyı “kullanıma sunmaktan çekmişti.”
Bu, söz konusu araçların NATO operasyonları için daha önce sağlanan kullanılabilirliklerinin sona erdiği anlamına geliyordu.
Bu karar, diğerlerinin yanı sıra iki uzun menzilli bombardıman kanadından birini, 153 avcı uçağından 54’ünü ve kruvazör ile muhrip birimlerinin yarısını kapsıyordu.
Geçen hafta, Avrupa’daki NATO üyelerinin NATO zirvesi öncesinde bu eksiklikleri “büyük ölçüde gidermeyi” başardıkları bildirildi; bu durum, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ABD’li General Alexus Grynkewich tarafından da doğrulandı.
Haberlere göre, örneğin, ABD’nin uzun menzilli bombardıman uçakları için henüz uygun bir yedek bulunamadı. Bununla birlikte, Grynkewich’in yardımcısı John Stringer’ın ifadesine göre, genel süreç, NATO içinde “daha güçlü bir Avrupa”nın kanıtı.
Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform
Almanya-Hollanda ortaklığında yeni karargah Baltık’ta
Geçen hafta, Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve Hollanda Silahlı Kuvvetleri Estonya’da bir adım daha attı.
Litvanya sınırındaki Valga’da, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un huzurunda 1. Alman-Hollanda Kolordusu, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonları için taktik karargâh rolünü üstlendi.
1995 yılında kurulan bu kolordu, daha önce ağırlıklı olarak Afganistan’da görev yapmıştı. Artık Rusya’ya karşı olası bir savaşın hazırlıklarına doğrudan dahil olmuş durumda.
Bu durum, Baltık bölgesindeki sorumluluk dağılımını şu şekilde değiştirdi: Merkezi Polonya’nın Szczecin kentinde bulunan ve Almanya, Polonya ve Danimarka tarafından yönetilen Çokuluslu Kuzeydoğu Kolordusu, Estonya ve Letonya’ya ilişkin önceki sorumluluğunu devretmiş olup, bundan böyle bir taktik karargah olarak yalnızca Polonya ve Litvanya’daki NATO operasyonlarını yönetecek.
Buna, Belarus’tan Polonya-Litvanya sınırı boyunca Kaliningrad’a uzanan jeostratejik açıdan son derece hassas Suwałki Koridoru da dahil.
NATO stratejistleri bu koridoru, bir Rus saldırısı için potansiyel bir hedef olarak görüyor.
Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın yakın tarihli bir açıklamasına göre, 1. Alman-Hollanda Kolordusunun yeni rolü, “NATO içindeki Avrupa’nın rolünü” güçlendiriyor.
“NATO 3.0” yol alıyor: Elbridge Colby’nin tezleri
NATO’nun Avrupalılaşması, ABD ile tam bir uyum içinde ve aslında ABD’nin baskısı altında gerçekleşiyor.
Bu durum, 12 Şubat’ta Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin yaptığı açıklamalarla örneklendirilebilir.
Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak görev yapan ve Pentagon’da etkili bir isim olan Colby, toplantıya Savaş Bakanı Pete Hegseth adına katıldı.
Colby’ye göre NATO şu anda yeni bir aşamaya giriyor. Kuruluşunu takip eden on yıllarda Sovyetler Birliği’ne karşı ortak transatlantik mücadeleye odaklanmış olsa da, 1990’dan itibaren odağını ittifakın sınırlarının çok ötesindeki denizaşırı operasyonlara –örneğin Yugoslavya’da ve ardından Afganistan’da– kaydırdı.
Colby, “NATO 1.0”dan “NATO 2.0”a geçişten bahsetti. Fakat şimdi görev, “NATO 3.0”a geçişi gerçekleştirmek.
Bunun nedeni, ABD’nin şu anda yeni önceliklere odaklanmış olmasıdır: Bir yandan Latin Amerika ve Karayiplerdeki yeni askeri faaliyetlere; diğer yandan ise Asya-Pasifik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermeye odaklanıyor.
Buna ek olarak Colby, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede savaş yürütebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini açıkladı.
ABD, Almanya’yı liderlik için zorluyor
Ayrıca Colby, bunun Avrupa ülkelerinin savunmalarını mümkün olduğunca kendi başlarına sağlamaları gerektiği anlamına geldiğini belirtti.
Örneğin nükleer caydırıcılık dışında, ABD’nin artık bunun için yeterli yedek kapasitesi bulunmuyor.
Bu nedenle Avrupa’daki NATO üyeleri, sadece askeri harcamalarını artırmaya devam etmekle kalmayıp aynı zamanda askeri kapasitelerini de acilen genişletmek zorunda kalacak.
Amaç, sadece “hazırlık” durumunu değil, aynı zamanda silah ve mühimmat stoklarını ve her türlü savunma teçhizatı üretimi için “endüstriyel kapasiteleri” de güçlendirmek.
Colby’ye göre bu başarılı olursa, NATO mevcut anlaşmazlıklarından eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkacak.
Colby, nisan ayı sonunda X’te, o dönemde benimsenen Alman askeri stratejisine ilişkin bir değerlendirmeyle bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı.
Colby, belgenin Almanya’nın şu anda “liderlik rolünü” üstlendiğini teyit ettiği sonucuna vardı. Pentagon, Avrupalı NATO üye devletlerine, özellikle de Almanya’ya yardım sağlamaya hazır olduğunu kaydeden Colby, Alman askeri stratejisini “NATO 3.0’a doğru net ve inandırıcı bir yol” olarak selamladı.
Müsteşar, stratejinin, “Avrupa’daki NATO’yu hızla gerçek anlamda güçlü hale getirmek için son derece uygun” olduğunu da vurguladı.
Avrupa
AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.
Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.
Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.
Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.
Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:
“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”
Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.
Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip.
Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.
Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.
Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:
“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”
Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.
İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.
Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.
Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.
AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.
AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.
Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”
Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.
Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.
Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.
Avrupa
AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.
Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.
Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.
Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.
Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.
Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.
Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.
Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.
Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.
Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.
Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.
Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.
Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.
Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.
Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.
Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.
Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.
Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.
Avrupa
Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.
Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.
Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.
Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.
Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.
Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.
Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.
Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.
Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.
2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.
Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.
Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını1 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz









