Bizi Takip Edin

Avrupa

“Avrupalı NATO” hızlanıyor

Yayınlanma

ABD’nin ittifak içindeki ağırlıklarını azaltması ve Avrupa’dan kısmi çekilme hazırlıkları ile birlikte “Avrupalı NATO” planı hızlanmaya başladı.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve üst düzey NATO generalleri, NATO’nun “Avrupalılaşması” konusunda hızlı ilerleme kaydedildiğini bildirdi.

NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich’in de teyit ettiği üzere, Avrupalı NATO üye ülkeleri, Washington’un haziran başında NATO’dan geri çektiği çok sayıda ABD askeri uçağı, savaş gemisi ve askeri birimin yerini sadece birkaç hafta içinde doldurmayı başardılar.

Avrupalı birimler şu anda ABD birimlerinin yerine konuşlandırılmak üzere hazır bekliyor.

Geçen hafta Pistorius, Estonya’nın Valga kentindeki 1. Alman-Hollanda Kolordusunun, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonlarının taktik karargahı olarak kullanılmasını da resmen onayladı.

Bu kolordu, Polonya ve Litvanya’daki operasyonların karargahı olarak görev yapmaya devam eden Szczecin’deki Alman-Polonya-Danimarka Kuzeydoğu Çokuluslu Kolordusu ile paralel olarak faaliyet gösteriyor.

“Avrupalı NATO”nun gelişimi Washington’da övgüyle karşılanıyor. Pentagon’da, ABD’nin yükünü hafifletmeyi ve böylece ABD’nin başka yerlerdeki operasyonlarını mümkün kılmayı amaçlayan “NATO 3.0”dan söz ediliyor.

Washington, bu konuda Almanya’nın liderliğini de övüyor.

NATO savunma planlarında ABD’den kalan boşluklar kapanıyor

ABD’nin yerini Avrupa alıyor

Bir kriz durumunda ABD olmadan bile ittifakın işlevselliğini sürdürebilmesi için Avrupa üye ülkelerinin NATO içindeki faaliyetlerini genişletme planları, geçen yılın başından beri sistematik olarak yürütülüyor.

Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem göreve başlaması ve daha önce defalarca tehdit ettiği gibi ABD’yi NATO’dan gerçekten çekip çekmeyeceğine dair belirsizlikten kaynaklanıyor.

Wall Street Journal’ın nisan ayında bildirdiği gibi, başlangıçta bu konuda öncülüğü tek tek NATO ülkeleri üstlenmiş olsa da, geçen yılın sonlarında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Almanya’nın da bu çabalara katılacağına karar vermesiyle bu çabalar önemli bir ivme kazandı.

Somut olarak amaç, hem personel hem de teçhizat açısından her düzeyde baskın olan ABD varlığını, Avrupa’dan gelen subaylar ve silah sistemleriyle değiştirmek.

Örneğin, şubat ayı başında duyurulan en son büyük personel değişikliğinde, daha önce her ikisi de ABD’li generaller tarafından yürütülen Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Norfolk, Virginia’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komuta kademelerine Avrupalı generaller terfi ettirildi.

NATO tatbikatları da giderek daha fazla Avrupa liderliğinde ya da hatta tamamen Avrupalı birliklerle gerçekleştiriliyor.

Ağır bombardıman uçakları hariç boşluklar dolduruluyor

Birkaç gün önce, Avrupalı NATO üye ülkeleri bir adım daha attı.

Haziran başında Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenecek olan ittifak içi kuvvet kaynaklandırma konferansından kısa bir süre önce, ABD çok sayıda uçak, insansız hava aracı, gemi ve denizaltıyı “kullanıma sunmaktan çekmişti.”

Bu, söz konusu araçların NATO operasyonları için daha önce sağlanan kullanılabilirliklerinin sona erdiği anlamına geliyordu.

Bu karar, diğerlerinin yanı sıra iki uzun menzilli bombardıman kanadından birini, 153 avcı uçağından 54’ünü ve kruvazör ile muhrip birimlerinin yarısını kapsıyordu.

Geçen hafta, Avrupa’daki NATO üyelerinin NATO zirvesi öncesinde bu eksiklikleri “büyük ölçüde gidermeyi” başardıkları bildirildi; bu durum, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ABD’li General Alexus Grynkewich tarafından da doğrulandı.

Haberlere göre, örneğin, ABD’nin uzun menzilli bombardıman uçakları için henüz uygun bir yedek bulunamadı. Bununla birlikte, Grynkewich’in yardımcısı John Stringer’ın ifadesine göre, genel süreç, NATO içinde “daha güçlü bir Avrupa”nın kanıtı.

Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform

Almanya-Hollanda ortaklığında yeni karargah Baltık’ta

Geçen hafta, Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve Hollanda Silahlı Kuvvetleri Estonya’da bir adım daha attı.

Litvanya sınırındaki Valga’da, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un huzurunda 1. Alman-Hollanda Kolordusu, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonları için taktik karargâh rolünü üstlendi.

1995 yılında kurulan bu kolordu, daha önce ağırlıklı olarak Afganistan’da görev yapmıştı. Artık Rusya’ya karşı olası bir savaşın hazırlıklarına doğrudan dahil olmuş durumda.

Bu durum, Baltık bölgesindeki sorumluluk dağılımını şu şekilde değiştirdi: Merkezi Polonya’nın Szczecin kentinde bulunan ve Almanya, Polonya ve Danimarka tarafından yönetilen Çokuluslu Kuzeydoğu Kolordusu, Estonya ve Letonya’ya ilişkin önceki sorumluluğunu devretmiş olup, bundan böyle bir taktik karargah olarak yalnızca Polonya ve Litvanya’daki NATO operasyonlarını yönetecek.

Buna, Belarus’tan Polonya-Litvanya sınırı boyunca Kaliningrad’a uzanan jeostratejik açıdan son derece hassas Suwałki Koridoru da dahil.

NATO stratejistleri bu koridoru, bir Rus saldırısı için potansiyel bir hedef olarak görüyor.

Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın yakın tarihli bir açıklamasına göre, 1. Alman-Hollanda Kolordusunun yeni rolü, “NATO içindeki Avrupa’nın rolünü” güçlendiriyor.

“NATO 3.0” yol alıyor: Elbridge Colby’nin tezleri

NATO’nun Avrupalılaşması, ABD ile tam bir uyum içinde ve aslında ABD’nin baskısı altında gerçekleşiyor.

Bu durum, 12 Şubat’ta Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin yaptığı açıklamalarla örneklendirilebilir.

Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak görev yapan ve Pentagon’da etkili bir isim olan Colby, toplantıya Savaş Bakanı Pete Hegseth adına katıldı.

Colby’ye göre NATO şu anda yeni bir aşamaya giriyor. Kuruluşunu takip eden on yıllarda Sovyetler Birliği’ne karşı ortak transatlantik mücadeleye odaklanmış olsa da, 1990’dan itibaren odağını ittifakın sınırlarının çok ötesindeki denizaşırı operasyonlara –örneğin Yugoslavya’da ve ardından Afganistan’da– kaydırdı.

Colby, “NATO 1.0”dan “NATO 2.0”a geçişten bahsetti. Fakat şimdi görev, “NATO 3.0”a geçişi gerçekleştirmek.

Bunun nedeni, ABD’nin şu anda yeni önceliklere odaklanmış olmasıdır: Bir yandan Latin Amerika ve Karayiplerdeki yeni askeri faaliyetlere; diğer yandan ise Asya-Pasifik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermeye odaklanıyor.

Buna ek olarak Colby, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede savaş yürütebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini açıkladı.

“Avrupalı NATO” inşası hız kazanıyor

ABD, Almanya’yı liderlik için zorluyor

Ayrıca Colby, bunun Avrupa ülkelerinin savunmalarını mümkün olduğunca kendi başlarına sağlamaları gerektiği anlamına geldiğini belirtti.

Örneğin nükleer caydırıcılık dışında, ABD’nin artık bunun için yeterli yedek kapasitesi bulunmuyor.

Bu nedenle Avrupa’daki NATO üyeleri, sadece askeri harcamalarını artırmaya devam etmekle kalmayıp aynı zamanda askeri kapasitelerini de acilen genişletmek zorunda kalacak.

Amaç, sadece “hazırlık” durumunu değil, aynı zamanda silah ve mühimmat stoklarını ve her türlü savunma teçhizatı üretimi için “endüstriyel kapasiteleri” de güçlendirmek.

Colby’ye göre bu başarılı olursa, NATO mevcut anlaşmazlıklarından eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkacak.

Colby, nisan ayı sonunda X’te, o dönemde benimsenen Alman askeri stratejisine ilişkin bir değerlendirmeyle bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı.

Colby, belgenin Almanya’nın şu anda “liderlik rolünü” üstlendiğini teyit ettiği sonucuna vardı. Pentagon, Avrupalı NATO üye devletlerine, özellikle de Almanya’ya yardım sağlamaya hazır olduğunu kaydeden Colby, Alman askeri stratejisini “NATO 3.0’a doğru net ve inandırıcı bir yol” olarak selamladı.

Müsteşar, stratejinin, “Avrupa’daki NATO’yu hızla gerçek anlamda güçlü hale getirmek için son derece uygun” olduğunu da vurguladı.

Avrupa

Fransa yapay zekalı ilk robotik askeri birimini test ediyor

Yayınlanma

Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun görevlerini üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek için askeri denemelere başladı. Yaklaşık 10 milyon avro değerindeki Pendragon Projesi kapsamında, robotlar ve insansız hava araçları geride konuşlanan 15 asker tarafından uzaktan yönetilecek.

Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun muharebe görevlerinin bir kısmını üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek üzere askeri denemeler yürütüyor.

Le Point dergisinin aktardığına göre, askeri teknoloji geliştirme süreci savunma odaklı bir yapay zeka yapılanması çerçevesinde ilerliyor.

Pendragon adı verilen proje, Savunma Yapay Zeka Bakanlık Ajansı (AMIAD), Geleceğin Muharebe Komutanlığı (CCF) ve savunma sanayisi temsilcileri tarafından ortaklaşa yürütülüyor.

Proje kapsamında geliştirilen robotik muharebe biriminin (URC) 2027 yılının yaz ayında kamuoyuna sunulması hedefleniyor.

Bu birimin bünyesinde yaklaşık 10 adet insansız kara platformu ile 60 civarında insansız hava aracının yer alması planlanıyor.

Projeden sorumlu olan ve taktik aşamaları yöneten Yarbay Christophe, çalışmanın askeri güvenliğe katkısını şu sözlerle ifade etti:

“Sahada 120 ya da 130 askerimizin hayatını riske atmak yerine, geride konuşlanacak yaklaşık 15 asker tarafından uzaktan yönetilen robotlarımızı ve insansız hava araçlarımızı ileri cepheye göndereceğiz.”

Pendragon Projesi’nin denemeleri, Morbihan bölgesindeki Saint Cyr Coetquidan askeri poligonunda gerçekleştiriliyor. Test sürecinin üçüncü aşamasında uzmanlar, kara robotları ile insansız hava araçlarının koordinasyonunu ve bir grup platformun yapay zeka yardımıyla tek merkezden yönetilmesini denetliyor.

Projenin ana omurgasını, komutan tarafından belirlenen görevler doğrultusunda robotik platformların hareketlerini koordine edecek yapay zeka tabanlı “C2 Pendragon” yönetim sistemi oluşturuyor.

Geliştiriciler, insansız kara araçlarının çoğunda içten yanmalı motorların tercih edildiğini belirtiyor. Bu tercihin, elektrikli platformlara kıyasla araçların arıza sonrasında daha hızlı bir şekilde göreve dönmesini sağladığı kaydediliyor.

Gelecekte bu araçların makineli tüfekler ve uzaktan kumandalı mühimmat konteynerleri dahil çeşitli silah sistemleriyle donatılması öngörülüyor.

Birimde ayrıca keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları da bulunacak. Silah kullanımına yönelik nihai kararın ise her koşulda insan operatör tarafından verileceği vurgulanıyor.

İlk deneme biriminin gösteriminin ardından sistemin askeri doktrini oluşturulacak ve ek saha testleri gerçekleştirilecek. Geliştiricilerin hesaplamalarına göre, böyle bir robotik birimin kurulum maliyeti yaklaşık 10 milyon avroyu buluyor.

Küresel düzeyde yapay zeka ve robotik askeri adımlar

Askeri alanda yapay zeka ve robotik sistemlerin kullanımı küresel ölçekte artış gösteriyor.

Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, haziran ayının sonunda yaptığı açıklamada, Rus ordusunun yapay zeka, robot teknolojileri ve entegre yönetim sistemlerini aktif olarak devreye aldığını duyurmuştu.

Belousov, modern dönemin yeni zorluklar getirdiğini, tehditlerin dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve bunlara karşı koymak için en son teknolojik süreçlerin derinlemesine anlaşılması gerektiğini belirtmişti.

Ukrayna ordusunun da cephe hattında insansız kara araçlarının kullanımını genişlettiği biliniyor.

The Independent gazetesinin nisan ayında yayımladığı habere göre, Ukrayna 3. Özel Hücum Tugayı, doğu cephesindeki askeri kayıpları azaltmak amacıyla piyadelerin yaklaşık yüzde 30’unu insansız kara araçlarıyla ikame etmeyi planlıyor. Bu robotlar yük taşınması, yaralıların tahliyesi, mevzi koruma ve taarruz görevlerinde kullanılıyor.

İlgili askeri birimin birkaç ay içinde bu platformlarla 100’den fazla operasyon gerçekleştirdiği bildiriliyor. Tek bir askerin yaklaşık 20 kilogram yük taşıyabildiği koşullarda, bu robotik sistemlerin 600 kilograma kadar kargo nakledebildiği belirtiliyor.

Bu platformların birim maliyetinin 30 bin ila 50 bin dolar arasında değiştiği, operasyonlardaki kayıp oranının ise yüzde 10 ile 15 düzeyinde seyrettiği kaydediliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

OHB Genel Müdürü Fuchs Avrupa’daki büyük uzay birleşmesine karşı uyardı

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen havacılık ve savunma şirketleri Airbus, Leonardo ve Thales’in uzay faaliyetlerini birleştirme kararı sektörde tekel endişelerine yol açıyor. Alman uzay şirketi OHB’nin Genel Müdürü Marco Fuchs, bu birleşmenin rekabeti zayıflatacağını ve ABD merkezli SpaceX ile rekabet etmeye yetmeyeceğini belirtiyor.

Avrupa havacılık ve uzay sektörünün önde gelen aktörleri Airbus, Leonardo ve Thales’in birleşme planı, sektörde rekabetin zayıflayacağı ve tekelleşme yaşanacağı yönündeki eleştirileri beraberinde getiriyor.

Alman uzay teknolojileri şirketi OHB Genel Müdürü Marco Fuchs, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu birleşmenin ABD’li iş insanı Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX gibi devlere karşı etkili bir rekabet unsuru oluşturamayacağını savundu.

Avrupalı uçak üreticisi Airbus, İtalyan savunma ve havacılık grubu Leonardo ile Fransız savunma şirketi Thales, Ekim 2025’te uzay pazarında lider bir Avrupalı oyuncu oluşturma hedefiyle niyet anlaşması imzaladı. Ancak bu adımı eleştiren Fuchs, birleşmenin rekabeti doğrudan düşüren bir konsolidasyon olduğunu belirtti.

Fuchs, bu durumun Avrupalı vatandaşlar, vergi mükellefleri ve Avrupa pazarındaki arz çeşitliliği açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını dile getirdi.

Financial Times’ın haberine göre Airbus, Thales ve Leonardo, önümüzdeki süreçte Avrupa Birliği’nin antitröst organlarına resmi tekelleşme karşıtı bildirimde bulunmaya hazırlanıyor.

Birleşmenin SpaceX karşısında yetersiz kalacağını belirten Fuchs, Amerikan şirketinin Avrupa pazarında uydu üreticisi olarak değil, esas olarak fırlatma hizmetleri ve uydu interneti sağlayıcısı olarak faaliyet gösterdiğine işaret etti.

Avrupalı eleştirmenlerin Elon Musk için “kötü Elon” benzetmesini kullandığını hatırlatan Fuchs, Avrupa’da benzer bir figürün bulunmadığını, yapılmak istenen hamlenin yalnızca kıta içinde yapay bir tekel yaratacağını vurguladı.

OHB Genel Müdürü, söz konusu birleşmenin Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hükümetleri tarafından finanse edilen programlarda rekabet ortamını zedeleyeceğini ileri sürdü.

Projeler için teklif verebilecek güvenilir katılımcı sayısının azalacağına işaret eden Fuchs, bu durumun ihale maliyetlerini yükselterek kamu bütçesine ek yük getireceği uyarısında bulundu.

Fuchs ayrıca, bu anlaşmanın arka planında Almanya’nın ortak savunma projelerinden uzaklaşarak kendi askeri gücünü artırma çabalarının da yer aldığını kaydetti.

Almanya’nın silahlandığını ancak bu süreçte komşularını tedirgin etmek istemediğini belirten Fuchs, askeri uçak projelerinin iptal edilmesinin ardından uzay alanında ortak bir adım atılmak istendiğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

“Avrupa’nın savunmasını dış kaynaklara devretme dönemi sona erdi”

Yayınlanma

Ursula von der Leyen ve Mark Rutte, Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme döneminin “artık sona erdiğini” savundu.

The Economist için Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde ortak bir yazı kaleme alan Avrupa Komisyonu Başkanı ve NATO Genel Sekreteri, Soğuk Savaş’ın gölgesinde büyüdüklerini hatırlatarak, “O dönemde Avrupa korunuyordu, tetikteydi ve barışa büyük önem veriyordu. ‘Bir daha asla’ bizim neslimizin sloganıydı. Yüzyıllar süren çatışmaların ardından Avrupa, kalıcı barış için ekonomik işbirliğinin vazgeçilmez olduğu inancıyla şekillendi,” dedi.

Sovyet Birliği’nin ortadan kalkmasıyla savaş korkusunun da azaldığını öne süren ikili, o dönem savunma bütçelerinin küçüldüğünü ve silahlı kuvvetlerinin zayıfladığını; onlara malzeme tedarik eden savunma sanayi kuruluşlarının çoğunun faaliyetlerini durdurduğunu hatırlattı.

Yazarlar, “Avrupa, güvenliği tehdit altına girdiğinde ihtiyaç duyacağı yetenekler konusunda NATO aracılığıyla Amerika’ya daha fazla güvenmeye başladı,” iddiasında bulundu.

Zaman içinde Avrupa’da pek çok kişinin bu düzene ve kıtanın savunma ve güvenlik kapasitelerinin büyük bir kısmının dışarıya devredilmesine alıştığını kabul eden von der Leyen ve Rutte, “günümüz dünyasının acımasız gerçekliğinin ve tehlikelerinin bu düşünce tarzına son verdiğini” öne sürdü.

İkili şöyle devam etti:

“Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme dönemi artık sona ermiştir. Avrupalı NATO müttefikleri ve AB üye devletleri, savaşı önlemek istiyorsak ona hazırlıklı olmamız gerektiğini yeniden öğreniyorlar. Vatandaşlarımızı, özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi koruyabilmemiz için savunma sanayi tabanını yeniden donatıyor ve canlandırıyorlar. Hem savunma harcamaları hem de üretim artıyor: yeni fabrikalar açılıyor ve mevcut fabrikalarda vardiyalar ve üretim hatları ekleniyor.”

Sadece geleneksel savunma şirketlerinin faaliyetlerini artırmadığını, sektörde giderek artan bir inovasyon dalgası gözlemlediklerini ileri süren yazarlar, yeni şirketlerin modern savaşın gerektirdiği araç ve teknolojileri geliştirdiğine işaret ederek, “Zihniyet değişti,” dedi.

Von der Leyen ve Rutte, sivil otomobil üreticilerinin bile fabrikalarını, hava savunma ve uzun menzilli insansız hava araçları da dahil olmak üzere savunma sektörü için bileşenler üretmek üzere yeniden düzenlediğinin altını çizdi.

“Yeni ve yenilikçi yöntemler” sayesinde “daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim” yapabildiklerini savunan yazarlar, “bu pragmatik yaklaşım ve aciliyet duygusu”nun herkesin zihninde ön planda yer aldığını ama “yapmak gereken daha çok şey” bulunduğunu söyledi:

“Savunma kapasitemizde hâlâ eksiklikler bulunmaktadır. NATO müttefikleri ve AB üye devletlerinin daha fazla savaş uçağına, havada yakıt ikmali yapan uçaklara, gemilere ve denizaltılara, hava savunma ve füze savunma sistemlerine, insansız hava araçlarına ve insansız hava aracı önleme sistemlerine ihtiyacı vardır. Ukrayna’ya gönderdiğimiz destek ve Orta Doğu’daki çatışma, önleme füzeleri ve insansız hava aracı önleme kapasiteleri de dahil olmak üzere askeri stoklar üzerinde ek baskı yaratmıştır. Mevcut üretim kapasitemiz talebi karşılayamamaktadır.”

Avrupa’nın kendi savunması konusunda giderek daha fazla sorumluluk üstlenmesine paralel olarak Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın işbirliklerini güçlendirmeye ve savunma sanayi kapasitelerini genişletmeye devam ettiğini ileri süren yazarlar, “Rusya’nın ekonomisi, açıkça savaşmak üzere yapılandırılmıştır. Moskova, devlet bütçesinin %40’undan fazlasını savunmaya yatırmaktadır. Ukrayna’ya karşı yürüttüğü acımasız savaşı sürdürmek için gece gündüz askeri teçhizat üretmektedir ve barışın sağlanmasının ertesi gün bu savaş makinesinin hızının kesileceğini düşünmek naiflik olur,” diye yazdı.

İran’ın 2022 yılından bu yana Rusya’ya insansız hava araçları ve teknoloji sağladığını; bu ülkenin füze ve potansiyel nükleer yeteneklerinin oluşturduğu tehdidin, uzun süredir AB ve NATO için bir endişe kaynağı olduğunu kaydeden von der Leyen ve Rutte, “Daha doğuya baktığımızda, Çin’in savunma sanayisi hızla büyüyor. Dünyanın en büyük 15 savunma şirketinden yedisi, Çin devletine ait işletmelerdir. Pekin’in nükleer silah cephaneliği de büyümeye devam ediyor,” dedi.

“Bu daha tehlikeli dünyada”, büyük ölçekte ve hızlı üretim yapabilen daha güçlü bir Avrupa savunma sanayisinin “inandırıcı bir caydırıcılık için” hayati önem taşıdığına dikkat çeken yazarlar, “Buna ulaşmanın tek yolu işbirliğidir: ülkelerin ve sanayilerin, müttefiklerin ve ortakların çabalarını birleştirmektir,” dedi.

Bu çabaların, Atlantik’in her iki yakasında da yürütüldüğünü kaydeden yazarlar, “Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan kaynakları, uzmanlığı ve yenilikçi yetenekleri bir araya getirdiğimizde savunma gücümüz eşsiz hale gelir,” dedi.

Hint-Pasifik bölgesindekiler de dahil olmak üzere NATO’nun “ortaklar ağının” da bu çabaya katkıda bulunması gerektiğini savunan yazarlar, sanayilerin birlikte hareket ederek yeniliği artırabileceğine ve hayati önem taşıyan yetenek ve teknolojilerin üretimini hızlandırabileceğine işaret etti.

Von der Leyen ve Rutte, yazıyı şöyle bitirdi:

“Önerdiğimiz şey iddialı fakat aynı zamanda gerçekleştirilebilir. NATO ve AB birlikte, başarılı olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz: iktisadi güç, en yaratıcı ve yenilikçi beyinler, gelişmiş bir finans sektörü ve en ileri teknolojiye sahip savunma ve teknoloji endüstrileri. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki sanayi tabanının daha fazla, daha iyi ve daha hızlı üretim yapmasını sağlamak ortak önceliğimiz; çünkü güvenliğimiz ancak bu şekilde sağlanabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English