Avrupa
“Avrupa’nın savunmasını dış kaynaklara devretme dönemi sona erdi”

Ursula von der Leyen ve Mark Rutte, Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme döneminin “artık sona erdiğini” savundu.
The Economist için Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde ortak bir yazı kaleme alan Avrupa Komisyonu Başkanı ve NATO Genel Sekreteri, Soğuk Savaş’ın gölgesinde büyüdüklerini hatırlatarak, “O dönemde Avrupa korunuyordu, tetikteydi ve barışa büyük önem veriyordu. ‘Bir daha asla’ bizim neslimizin sloganıydı. Yüzyıllar süren çatışmaların ardından Avrupa, kalıcı barış için ekonomik işbirliğinin vazgeçilmez olduğu inancıyla şekillendi,” dedi.
Sovyet Birliği’nin ortadan kalkmasıyla savaş korkusunun da azaldığını öne süren ikili, o dönem savunma bütçelerinin küçüldüğünü ve silahlı kuvvetlerinin zayıfladığını; onlara malzeme tedarik eden savunma sanayi kuruluşlarının çoğunun faaliyetlerini durdurduğunu hatırlattı.
Yazarlar, “Avrupa, güvenliği tehdit altına girdiğinde ihtiyaç duyacağı yetenekler konusunda NATO aracılığıyla Amerika’ya daha fazla güvenmeye başladı,” iddiasında bulundu.
Zaman içinde Avrupa’da pek çok kişinin bu düzene ve kıtanın savunma ve güvenlik kapasitelerinin büyük bir kısmının dışarıya devredilmesine alıştığını kabul eden von der Leyen ve Rutte, “günümüz dünyasının acımasız gerçekliğinin ve tehlikelerinin bu düşünce tarzına son verdiğini” öne sürdü.
İkili şöyle devam etti:
“Avrupa’nın savunmasının büyük bir kısmını dış kaynaklara devretme dönemi artık sona ermiştir. Avrupalı NATO müttefikleri ve AB üye devletleri, savaşı önlemek istiyorsak ona hazırlıklı olmamız gerektiğini yeniden öğreniyorlar. Vatandaşlarımızı, özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi koruyabilmemiz için savunma sanayi tabanını yeniden donatıyor ve canlandırıyorlar. Hem savunma harcamaları hem de üretim artıyor: yeni fabrikalar açılıyor ve mevcut fabrikalarda vardiyalar ve üretim hatları ekleniyor.”
Sadece geleneksel savunma şirketlerinin faaliyetlerini artırmadığını, sektörde giderek artan bir inovasyon dalgası gözlemlediklerini ileri süren yazarlar, yeni şirketlerin modern savaşın gerektirdiği araç ve teknolojileri geliştirdiğine işaret ederek, “Zihniyet değişti,” dedi.
Von der Leyen ve Rutte, sivil otomobil üreticilerinin bile fabrikalarını, hava savunma ve uzun menzilli insansız hava araçları da dahil olmak üzere savunma sektörü için bileşenler üretmek üzere yeniden düzenlediğinin altını çizdi.
“Yeni ve yenilikçi yöntemler” sayesinde “daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim” yapabildiklerini savunan yazarlar, “bu pragmatik yaklaşım ve aciliyet duygusu”nun herkesin zihninde ön planda yer aldığını ama “yapmak gereken daha çok şey” bulunduğunu söyledi:
“Savunma kapasitemizde hâlâ eksiklikler bulunmaktadır. NATO müttefikleri ve AB üye devletlerinin daha fazla savaş uçağına, havada yakıt ikmali yapan uçaklara, gemilere ve denizaltılara, hava savunma ve füze savunma sistemlerine, insansız hava araçlarına ve insansız hava aracı önleme sistemlerine ihtiyacı vardır. Ukrayna’ya gönderdiğimiz destek ve Orta Doğu’daki çatışma, önleme füzeleri ve insansız hava aracı önleme kapasiteleri de dahil olmak üzere askeri stoklar üzerinde ek baskı yaratmıştır. Mevcut üretim kapasitemiz talebi karşılayamamaktadır.”
Avrupa’nın kendi savunması konusunda giderek daha fazla sorumluluk üstlenmesine paralel olarak Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın işbirliklerini güçlendirmeye ve savunma sanayi kapasitelerini genişletmeye devam ettiğini ileri süren yazarlar, “Rusya’nın ekonomisi, açıkça savaşmak üzere yapılandırılmıştır. Moskova, devlet bütçesinin %40’undan fazlasını savunmaya yatırmaktadır. Ukrayna’ya karşı yürüttüğü acımasız savaşı sürdürmek için gece gündüz askeri teçhizat üretmektedir ve barışın sağlanmasının ertesi gün bu savaş makinesinin hızının kesileceğini düşünmek naiflik olur,” diye yazdı.
İran’ın 2022 yılından bu yana Rusya’ya insansız hava araçları ve teknoloji sağladığını; bu ülkenin füze ve potansiyel nükleer yeteneklerinin oluşturduğu tehdidin, uzun süredir AB ve NATO için bir endişe kaynağı olduğunu kaydeden von der Leyen ve Rutte, “Daha doğuya baktığımızda, Çin’in savunma sanayisi hızla büyüyor. Dünyanın en büyük 15 savunma şirketinden yedisi, Çin devletine ait işletmelerdir. Pekin’in nükleer silah cephaneliği de büyümeye devam ediyor,” dedi.
“Bu daha tehlikeli dünyada”, büyük ölçekte ve hızlı üretim yapabilen daha güçlü bir Avrupa savunma sanayisinin “inandırıcı bir caydırıcılık için” hayati önem taşıdığına dikkat çeken yazarlar, “Buna ulaşmanın tek yolu işbirliğidir: ülkelerin ve sanayilerin, müttefiklerin ve ortakların çabalarını birleştirmektir,” dedi.
Bu çabaların, Atlantik’in her iki yakasında da yürütüldüğünü kaydeden yazarlar, “Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan kaynakları, uzmanlığı ve yenilikçi yetenekleri bir araya getirdiğimizde savunma gücümüz eşsiz hale gelir,” dedi.
Hint-Pasifik bölgesindekiler de dahil olmak üzere NATO’nun “ortaklar ağının” da bu çabaya katkıda bulunması gerektiğini savunan yazarlar, sanayilerin birlikte hareket ederek yeniliği artırabileceğine ve hayati önem taşıyan yetenek ve teknolojilerin üretimini hızlandırabileceğine işaret etti.
Von der Leyen ve Rutte, yazıyı şöyle bitirdi:
“Önerdiğimiz şey iddialı fakat aynı zamanda gerçekleştirilebilir. NATO ve AB birlikte, başarılı olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz: iktisadi güç, en yaratıcı ve yenilikçi beyinler, gelişmiş bir finans sektörü ve en ileri teknolojiye sahip savunma ve teknoloji endüstrileri. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki sanayi tabanının daha fazla, daha iyi ve daha hızlı üretim yapmasını sağlamak ortak önceliğimiz; çünkü güvenliğimiz ancak bu şekilde sağlanabilir.”
Avrupa
İngiltere’de dışişleri personeli ve bürokratların verileri darknet’e düştü

İngiltere Dışişleri Bakanlığı personeli ile çok sayıda hükümet yetkilisi ve yerel yöneticinin kimlik bilgileri ile e-posta şifreleri, yüklenici şirket Fortinet’in güvenlik duvarlarına yönelik siber saldırıyla ele geçirildi. Ele geçirilen hassas verilerin karanlık ağda yüksek fiyatlarla satışa sunulduğu bildirilirken uzmanlar, bu sızıntının ulusal sağlık sistemi ve kritik altyapı tesislerine yönelik daha büyük saldırıların önünü açabileceği uyarısı yapıyor.
İngiltere’de siber saldırganlar, aralarında Dışişleri Bakanlığı personelinin, hükümet yetkililerinin, yerel yöneticilerin ve sağlık sistemi çalışanlarının da yer aldığı çok sayıda devlet memurunun kullanıcı bilgilerini ve hassas verilerini ele geçirdi.
The Telegraph gazetesinin ulaştığı siber saldırı sonrası analiz raporlarına dayandırdığı habere göre, çalınan bu veriler darknet’te 44 bin sterline (yaklaşık 58 bin dolar) varan fiyatlarla satışa sunuluyor.
“FortiBleed” olarak adlandırılan siber saldırı, çok sayıda e-posta adresi ile bunlarla eşleşen şifrelerin sızmasına yol açtı. Bu durum, İngiliz hükümetine ait hassas bilgilerin bulunduğu sistemleri siber saldırganların ve veri alıcılarının erişimine açık hale getirdi.
Ele geçirilen veriler arasında İngiltere’nin Tayland ve Mauritius büyükelçiliklerinde görev yapan bilişim teknolojileri uzmanlarının yanı sıra Derbyshire yerel yönetimi ile Londra’nın doğusundaki Waltham Forest belediyesi çalışanlarının da kullanıcı bilgileri yer alıyor.
Haberde aktarılan detaylara göre, siber saldırıdan etkilenen sistemler arasında, kamu kurumlarına hizmet veren yüklenici firma Fortinet tarafından sağlanan 80 binden fazla güvenlik duvarı (firewall) bulunuyor.
Karanlık ağdaki forumlarda satışa çıkarılan verilerin, ülkenin kritik altyapı hizmetlerini sağlayan kurumların sistemlerine giriş yetkisi barındırdığı kaydedildi.
Bu kurumlar arasında Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), enerji sağlayıcıları ve ülke genelindeki temel ilaç tedarikçileri de yer alıyor.
Eski bir NHS doktoru olan siber güvenlik uzmanı Saif Abed, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sağlık kuruluşları, eczaneler, laboratuvarlar ve bunların tedarikçileri, FortiBleed saldırısında güvenlik açığı oluşan bu tür ürünlere büyük ölçüde bağımlı durumda. Bu sızıntı, ülke genelindeki hastaların güvenliğini tehlikeye atabilecek ve yıkıcı fidye yazılımı saldırılarını başlatabilecek nitelikteki ilk adım olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
Bir diğer siber güvenlik uzmanı Vladimir Dyachenko ise siber saldırının halen devam ettiğini belirtti.
Dyachenko, siber saldırganların daha önceki veri sızıntılarından elde ettikleri ve geçerliliğini koruyan kullanıcı bilgilerini kullanarak, ele geçirilen cihazları yeni bilgi toplama merkezlerine dönüştürdüklerini açıkladı.
İngiltere’de siber güvenlik ve veri güvenliğiyle ilgili diğer gelişmeler de kamuoyunun gündeminde yer alıyor.
Sky News’un 10 Haziran tarihli haberinde, Savunma Bakanlığından Ocak 2024 ile Mart ayları arasında 545 dizüstü bilgisayar ve tablet ile 744 cep telefonunun kaybolduğu bildirilmişti. Bakanlığın televizyon kanalına sağladığı bilgiye göre, kaybolan cihazların hiçbiri bulunamadı.
İngiltere siber istihbarat servisi GCHQ Başkanı Anne Keast-Butler, 27 Mayıs’ta kurum bünyesinde düzenlenen ilk yıllık konferansta yaptığı konuşmada, diğer devletlerden gelen yeni sınamalar karşısında ülkenin kritik bir dönemden geçtiğini ifade etmişti.
Keast-Butler, müttefiklerle birlikte teknoloji yarışındaki liderliği koruma fırsat penceresinin giderek daraldığını vurgulamıştı.
Bunun yanı sıra, Daily Mail gazetesi, Reform UK Partisi lideri Nigel Farage’ın, kripto milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlinlik bağışla ilgili detayları ele geçirmek isteyen yabancı aktörlerin telefonunu hacklediğinden emin olduğunu yazmıştı.
Ancak İngiltere Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC) eski Başkanı Ciaran Martin, Farage’ın bu iddialarının herhangi bir dayanağı olmadığını belirtmişti.
Avrupa
İtalya ve Bulgaristan AB’nin Patrik Kirill kararında çekince bildirdi

AB’nin 21. yaptırım paketi taslağı, üye ülkelerin farklı alanlardaki itiraz ve çekinceleriyle karşılaşıyor. İtalya ve Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’e yönelik seyahat yasağı teklifine karşı çıkarken; Yunanistan, Malta ve Kıbrıs ise Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının gözden geçirilmesinin dondurulması önerisine itiraz ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında yürütülen 21. yaptırım paketi müzakerelerinde, Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kirill’e yönelik kısıtlamalar ve Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının geleceği konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor.
Politico’ya bilgi veren ve müzakere süreçlerine vakıf üç AB diplomatı, İtalya’nın, Patrik Kirill’e yaptırım uygulanması planlarına yönelik endişelerini dile getirerek Bulgaristan’ın safına katıldığını bildirdi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Ukrayna’ya yönelik geniş kapsamlı askeri müdahaleyi onaylayan ve destekleyen açıklamalarıyla bilinen Patrik Kirill’e AB genelinde seyahat yasağı getirilmesini teklif etti.
Bulgaristan bu girişime doğrudan karşı çıkarken, İtalya ise konuya dair çekincelerini sundu. Diplomatik uygulamalarda bu tür bir adım, ülkenin henüz çözülmemiş soruları olduğunu gösteriyor ancak doğrudan veto anlamına gelmiyor.
Süreç hakkında bilgi paylaşan bir diplomat, Roma’nın takındığı bu tutumun, bir Hristiyan mezhebinin liderine yaptırım uygulanmasına karşı çıkan Vatikan’ın yaklaşımıyla ilişkili olduğunu aktardı.
Müzakerelerdeki görüş ayrılıkları yalnızca Patrik Kirill başlığıyla sınırlı kalmıyor. Diplomatların aktardığı bilgilere göre, şu an varil başına 44 dolar olarak uygulanan Rus petrolü fiyat sınırının yeniden gözden geçirilmesi sürecinin askıya alınması önerisi de tartışma yarattı.
Normal şartlarda temmuz ortasında yapılması planlanan bu gözden geçirme hamlesine, deniz taşımacılığı sektörleri Rus gemileriyle yoğun şekilde çalışan Yunanistan, Malta ve Kıbrıs karşı çıktı. Atina ve Valletta yönetimleri, daha önce de Rus gemilerine denizcilik hizmeti sunulmasını yasaklayan girişimi durdurmayı başarmıştı.
Paketteki bir diğer tartışmalı başlığı ise Ukrayna’daki çatışmalara katılmış eski Rus askeri personelinin AB’ye girişinin yasaklanması teklifi oluşturuyor.
Diplomatik kaynaklar, Fransa ve İtalya’nın bu düzenlemeye ilişkin endişelerini paylaştığını ifade ediyor.
Kaja Kallas tarafından 9 Haziran günü sunulan 21. yaptırım paketi, Rusya’nın askeri-endüstriyel yapısı ile finans sektöründeki baskıyı artırmayı hedefliyor.
Mevcut kısıtlamalar ve Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği insansız hava aracı saldırılarının etkisiyle, Rusya genelindeki bölgelerin üçte ikisinde şimdiden yakıt tedariki sorunları yaşandığı bildiriliyor. Yeni paketin, ülkedeki bu ekonomik zorlukları daha da derinleştirmesi bekleniyor.
Avrupa
Fransa yapay zekalı ilk robotik askeri birimini test ediyor

Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun görevlerini üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek için askeri denemelere başladı. Yaklaşık 10 milyon avro değerindeki Pendragon Projesi kapsamında, robotlar ve insansız hava araçları geride konuşlanan 15 asker tarafından uzaktan yönetilecek.
Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun muharebe görevlerinin bir kısmını üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek üzere askeri denemeler yürütüyor.
Le Point dergisinin aktardığına göre, askeri teknoloji geliştirme süreci savunma odaklı bir yapay zeka yapılanması çerçevesinde ilerliyor.
Pendragon adı verilen proje, Savunma Yapay Zeka Bakanlık Ajansı (AMIAD), Geleceğin Muharebe Komutanlığı (CCF) ve savunma sanayisi temsilcileri tarafından ortaklaşa yürütülüyor.
Proje kapsamında geliştirilen robotik muharebe biriminin (URC) 2027 yılının yaz ayında kamuoyuna sunulması hedefleniyor.
Bu birimin bünyesinde yaklaşık 10 adet insansız kara platformu ile 60 civarında insansız hava aracının yer alması planlanıyor.
Projeden sorumlu olan ve taktik aşamaları yöneten Yarbay Christophe, çalışmanın askeri güvenliğe katkısını şu sözlerle ifade etti:
“Sahada 120 ya da 130 askerimizin hayatını riske atmak yerine, geride konuşlanacak yaklaşık 15 asker tarafından uzaktan yönetilen robotlarımızı ve insansız hava araçlarımızı ileri cepheye göndereceğiz.”
Pendragon Projesi’nin denemeleri, Morbihan bölgesindeki Saint Cyr Coetquidan askeri poligonunda gerçekleştiriliyor. Test sürecinin üçüncü aşamasında uzmanlar, kara robotları ile insansız hava araçlarının koordinasyonunu ve bir grup platformun yapay zeka yardımıyla tek merkezden yönetilmesini denetliyor.
Projenin ana omurgasını, komutan tarafından belirlenen görevler doğrultusunda robotik platformların hareketlerini koordine edecek yapay zeka tabanlı “C2 Pendragon” yönetim sistemi oluşturuyor.
Geliştiriciler, insansız kara araçlarının çoğunda içten yanmalı motorların tercih edildiğini belirtiyor. Bu tercihin, elektrikli platformlara kıyasla araçların arıza sonrasında daha hızlı bir şekilde göreve dönmesini sağladığı kaydediliyor.
Gelecekte bu araçların makineli tüfekler ve uzaktan kumandalı mühimmat konteynerleri dahil çeşitli silah sistemleriyle donatılması öngörülüyor.
Birimde ayrıca keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları da bulunacak. Silah kullanımına yönelik nihai kararın ise her koşulda insan operatör tarafından verileceği vurgulanıyor.
İlk deneme biriminin gösteriminin ardından sistemin askeri doktrini oluşturulacak ve ek saha testleri gerçekleştirilecek. Geliştiricilerin hesaplamalarına göre, böyle bir robotik birimin kurulum maliyeti yaklaşık 10 milyon avroyu buluyor.
Küresel düzeyde yapay zeka ve robotik askeri adımlar
Askeri alanda yapay zeka ve robotik sistemlerin kullanımı küresel ölçekte artış gösteriyor.
Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, haziran ayının sonunda yaptığı açıklamada, Rus ordusunun yapay zeka, robot teknolojileri ve entegre yönetim sistemlerini aktif olarak devreye aldığını duyurmuştu.
Belousov, modern dönemin yeni zorluklar getirdiğini, tehditlerin dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve bunlara karşı koymak için en son teknolojik süreçlerin derinlemesine anlaşılması gerektiğini belirtmişti.
Ukrayna ordusunun da cephe hattında insansız kara araçlarının kullanımını genişlettiği biliniyor.
The Independent gazetesinin nisan ayında yayımladığı habere göre, Ukrayna 3. Özel Hücum Tugayı, doğu cephesindeki askeri kayıpları azaltmak amacıyla piyadelerin yaklaşık yüzde 30’unu insansız kara araçlarıyla ikame etmeyi planlıyor. Bu robotlar yük taşınması, yaralıların tahliyesi, mevzi koruma ve taarruz görevlerinde kullanılıyor.
İlgili askeri birimin birkaç ay içinde bu platformlarla 100’den fazla operasyon gerçekleştirdiği bildiriliyor. Tek bir askerin yaklaşık 20 kilogram yük taşıyabildiği koşullarda, bu robotik sistemlerin 600 kilograma kadar kargo nakledebildiği belirtiliyor.
Bu platformların birim maliyetinin 30 bin ila 50 bin dolar arasında değiştiği, operasyonlardaki kayıp oranının ise yüzde 10 ile 15 düzeyinde seyrettiği kaydediliyor.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor









