Bizi Takip Edin

Diplomasi

IMF, 2026 yılı küresel büyüme tahminini düşürdü

Yayınlanma

Uluslararası Para Fonu (IMF), çarşamba günü 2026 yılı küresel büyüme tahminini bir kez daha aşağıya doğru revize ederek %3’e indirdi.

Fon, Orta Doğu’daki savaş, ticaretin parçalanması ve yapay zeka (AI) ile ilgili piyasa beklentilerindeki olası düzeltmelerle bağlantılı süregelen risklere dikkat çekti.

Küresel kredi kuruluşu, yapay zeka ve diğer teknolojilere olan talebin, savaşın bir sonucu olarak enerji arzındaki keskin düşüşü telafi etmeye yardımcı olması sayesinde dünya ekonomisinin daha şiddetli bir gerilemeden kurtulduğunu belirtti.

Büyüme, 2027’de toparlanarak %3,4’e yükselecek fakat bu rakam yine de 2024 ve 2025’te görülen %3,5’lik ortalamanın altında kalacak.

Nisan ayında IMF, %3,1’lik bir büyüme öngörmüştü.

IMF, 2026 yılı için manşet enflasyon tahminini nisan ayına göre 0,3 puan artırarak %4,7’ye yükseltti ve önümüzdeki yıl bu oranın %3,9’a düşmesini bekliyor.

Fon, enerji fiyatlarının, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önceki seviyeye kıyasla şu anda %25 daha yüksek olduğunu ve bu seviyenin devam edeceğini ifade etti.

10 Haziran’da kesinleşen yeni tahmin, Hürmüz Boğazı’nın temmuz ortasında yeniden açılmaya başlayacağını ve trafiğin kademeli olarak normale dönerek Mart 2027’ye kadar savaş öncesi koşullara ulaşacağını varsayıyor.

Tahmin, varil başına ortalama 89 dolarlık bir petrol fiyatını temel alıyor.

IMF Araştırma Departmanı Müdür Yardımcısı Petya Koeva Brooks, gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Aslında, V şeklinde bir toparlanma bekliyoruz; bu yıl savaş öncesi tahminlerimize kıyasla daha zayıf bir büyüme yaşanacak, ardından gelecek yıl bir toparlanma olacak. Dünya ekonomisi, savaştan kaynaklanan şoku şu ana kadar korkulduğundan daha iyi atlattı ve ikinci dalga etkilerine dair sınırlı kanıt var.”

IMF, bazı enerji ihracatçıları ve teknoloji sektörüne sıkı bir şekilde entegre olmuş ülkeler için büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize ederken, yapay zeka (AI) alanındaki gelişmelerden yararlanmak için yeterli konumda olmayan emtia ithalatçılarının büyüme tahminleri genel olarak aşağı yönlü revize edildi.

Küresel ticaretteki büyümenin, 2025’teki %5 seviyesinden 2026’da %3,5’e keskin bir şekilde yavaşlayacağı, ardından 2027’de %4,3’e toparlanacağı öngörülüyor.

Brooks, savaş sırasında petrol fiyatlarındaki artışın, stratejik petrol rezervleri ve ticari stokların piyasaya sürülmesi, Körfez bölgesi dışındaki üretimin artırılması, enerji verimliliğindeki artış ve yenilenebilir enerjinin payındaki istikrarlı yükseliş sayesinde sınırlı kaldığını belirtti.

Özel sektör de alternatif rotalar ve tedarik kaynakları bularak hızlı bir şekilde uyum sağlamıştı.

Brooks şunları söyledi:

“Hâlâ çok fazla belirsizlik var. Çatışmanın yeniden tırmanması, emtia fiyatlarındaki dalgalanmayı yeniden alevlendirebilir, finansal koşulları sıkılaştırabilir, politika tamponlarını zorlayabilir ve düşük gelirli ülkelerde gıda güvensizliğini artırabilir.”

Yapay zeka sektöründeki bir piyasa düzeltmesi de bir başka aşağı yönlü risk oluşturuyor. Yüksek petrol fiyatları, enflasyon beklentilerini sabit tutan faktörleri ortadan kaldırabilir ve bu da finansal koşullarda bir düzeltmeye yol açabilir.

IMF’nin iktisadi güncellemelerle ilgili çalışmalarını yöneten Deniz Igan, Reuters’a verdiği demeçte, “Bölgede çatışmanın yeniden alevlenmesi, küresel ekonomiyi ilk seferkinden daha kötü bir duruma sürükleyecek,” dedi.

Igan, birçok ülkenin petrol rezervlerini tükettiğini ve bu durumun manevra alanlarını daralttığını savundu. Ülkelerin bu rezervleri yeniden oluşturmak için göstereceği büyük çaba, fiyatları yukarı çekebilir.

IMF yetkilileri, enflasyon ve enflasyon beklentilerinin birkaç istisna dışında oldukça istikrarlı seyrettiğini ve şu ana kadar beklentilerin orta vadede değiştiğine dair çok az kanıt bulunduğunu belirtti.

IMF’nin güncellenmiş ​Dünya Ekonomik Görünümü raporu, ABD ile İran’ın ateşkes anlaşmasına varmasından önce nisan ayında yayınladığı üç ayrı senaryoyu kaldırarak, daha geleneksel bir temel tahmin modeline geri döndü.

Karşılaştırmalar, savaşın daha kısa süreceğini varsayan nisan ayı referans tahminiyle yapıldı.

IMF, ABD ekonomisi için 2026 yılı büyüme tahminini %2,3 olarak değiştirmeden bıraktı ve 2027 yılı tahminini nisan tahminine göre 0,1 puan artırarak %2,2’ye yükseltti. 

Avro bölgesi için 2026 büyüme tahminini, nisan ayındaki %1,1’lik önceki tahmininden %0,9’a düşürdü ve 2027 tahminini %1,2 olarak değiştirmedi.

Japonya’nın 2026 yılı büyüme tahmini 0,1 puan düşüşle %0,6’ya gerilerken, 2027 yılı tahmini aynı oranda artırılarak %0,7’ye çıkarıldı.

Güney Kore’nin büyüme tahmini ise yapay zeka donanımı ihracatındaki güçlü büyüme göz önüne alınarak 0,7 puan yukarı yönlü revize edilerek %2,6’ya çıkarıldı.

Gelişmekte olan ve gelişen ekonomiler için de 2026 yılı büyüme tahmini 0,1 puan düşürülerek %3,8’e indirilirken, 2027 yılı tahmini ise 0,3 puan artırılarak %4,5’e çıkarıldı.

Çin’in büyümesinin, güçlü bir ilk çeyreğin ardından 2026 yılında %4,6’ya ulaşması bekleniyor. Bu, nisan ayındaki %4,4’lük tahmininden yukarı yönlü bir revizyon anlamına geliyor.

2027 yılı büyüme tahmininin ise nisan ayındaki %4’ten %4,1’e yükselmesi bekleniyor.

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Hindistan’ın 2026 yılı büyüme tahmini de nisan ayındaki %6,5’ten %6,4’e hafifçe aşağı yönlü revize edildi. Fakat IMF, 2027 yılı tahminini %6,5’ten %6,7’ye yükseltti.

Savaştan en çok etkilenen Orta Doğu ve Orta Asya bölgesinde ise büyüme tahmini, nisan ayındaki tahminlere göre 1,2 puan düşürülerek %0,7’ye indirildi. Fakat IMF, 2027 yılı tahminini 1,9 puan artırarak %6,5’e yükseltti.

Diplomasi

İngiltere’den ABD’ye İsrail garantisi: Yaptırımlarımız sembolik

Yayınlanma

İngiltere’nin bugün açılayacağı İsrail karşıtı yaptırımlar karşısında ABD’nin tepkisi çekmemek için perde arkasında görüşmeler yaptığı ileri sürüldü.

Bloomberg’de yer alan habere göre, Andy Burnham hükümetinin, bugün Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklaması bekleniyor.

Burnham, iktidardaki İşçi Partisi için önemli olan ama ABD Başkanı Donald Trump’ı kızdırabilecek bu konuda daha sert bir politika izlemeye çalışıyor.

Konuya yakın kaynaklara göre, Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İsrail’i hedef alan ama Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim yerleriyle sınırlı yeni bir yaptırım rejimini açıklayacak.

Başbakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Burnham ve Trump pazartesi günü telefonla görüştü. Açıklamada, iki liderin İsrail ve Filistin toprakları için iki devletli bir çözümü ele aldıkları belirtildi. 

Bu durum, Burnham’ın bu görüşmeyi, İsrail’e yönelik yaptırımların yolda olduğunu Trump’a bildirmek için kullandığını gösteriyor.

Değerlendirilen öneriler arasında, İsrail yerleşim yerleriyle mal ve hizmet alışverişini engelleyecek önlemleri içeren yeni bir yaptırım rejimi de yer alıyordu.

Miliband ayrıca, Gazze’deki insani krizi daha da şiddetlendirdiği gerekçesiyle eleştirilen yardımların engellenmesini de kapsayacak şekilde mevcut insan hakları yaptırımlarının genişletilmesini değerlendirdi.

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Dışişleri Bakanı, İngiltere’nin şu anda Filistin Devleti olarak tanıdığı topraklarda İsrail’in işgalinin hukuka aykırı olduğuna dair Uluslararası Adalet Divanı’nın bağlayıcı olmayan 2024 tarihli görüşünü açıkça desteklemeyi de gündemine aldı.

Buna rağmen Birleşik Krallık yetkilileri, bu açıklamanın Burnham’ın Trump ile ilişkilerinde erken bir aksilik yaratabileceğinden endişe duyuyor.

Konuya yakın kaynakların aktardığına göre, İngiliz diplomatlar, Trump yönetiminin tepkisini yatıştırmak amacıyla ABD’ye, yaptırımların büyük ölçüde sembolik olduğunu ve Birleşik Krallık’ın İsrail ile ticaret veya güvenlik alanındaki genel ilişkileri üzerinde somut bir etkisi olmayacağını özel olarak ilettiler.

Bu öneriler, İsrail’in Batı Şeria’nın bir bölgesinde 1.200 yerleşim konutunun inşası için ihale açma kararının ardından hazırlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimlerde koltuğunu korumak için zorlu bir mücadele vermesi nedeniyle, İsrailli yerleşimciler ile Filistinliler arasındaki anlaşmazlıklar son aylarda daha da alevlendi.

Burnham, Kanada ve Fransa, Almanya ve İtalya dahil olmak üzere beş Avrupa hükümetinin liderleriyle birlikte, konut planını “kabul edilemez” olarak kınayan ve Netanyahu’dan ihaleyi geri çekmesini isteyen bir bildiriye de imza attı.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise ayrı bir açıklamada, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Gazze’de “her gece suikastlar” düzenlenmesi çağrısını kınadı.

Burnham, İşçi Partisi’ne, selefi Keir Starmer’dan daha eleştirel bir bakış açısıyla İsrail’e yaklaştığını erkenden göstermeye hevesli.

Starmer, görevde bulunduğu iki yıl boyunca Filistin devletini resmen tanımak da dahil olmak üzere İsrail’e karşı tutumunu sertleştirmiş olsa da, Netanyahu’dan Gazze’deki askeri harekatını durdurmasını talep etmeyi başlangıçta reddetmesi partiyi böldü.

Bu durum, İşçi Partisi’nin anketlerdeki popülaritesinin düşmesine yol açtı ve ülke genelinde Yeşil Parti’nin seçimlerdeki kazanımlarını artırdı.

Geçen ay Burnham’ın Parlamento’ya geri dönmesi Starmer’ın istifasına yol açmıştı. Burnham, selefi döneminde İşçi Partisi’nin İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtına ilişkin tutumundan dolayı özür dileyerek, partinin “doğru bir tutum sergilemediğini” söyledi.

Geçen ay, son genel seçimlerde kendi kuzeydoğu Londra seçim bölgesinde Müslüman bir bağımsız adaydan gelen yoğun rekabetle karşı karşıya kalan Burnham’ın yeni savunma sekreteri Wes Streeting, İsrail’in uluslararası standartların “gerisinde kaldığını” belirtmişti.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, BBC’nin “Newsday” programına verdiği demeçte, ABD’den “şüphesiz” bir yanıt geleceğini söyledi.

İşçi Partisi’ni “İsrail hükümetine karşı ayrımcılık yapmakla” suçlayan Huckabee, “Bu, bir taş atıp nereye düşeceğini bilmemek gibi bir şey. Birleşik Krallık egemen bir ülkedir, istediklerini yapabilirler ama ABD de öyledir,” dedi.

Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Randy Fine da yaptırımlar uygulanırsa İngiliz şirketlerinin eyaletteki yerel yönetimlerle iş yapmalarının yasaklanacağı konusunda uyarıda bulundu.

X’te yaptığı paylaşımda Fine, “Florida tavrını açıkça ortaya koydu. İsrail’i boykot eden herhangi bir şirket –ya da ülke– Florida tarafından boykot edilecektir,” dedi.

İşçi Partisi milletvekilleri ve Yahudi gruplar, hükümete yerleşim yerlerine yönelik herhangi bir yaptırımın İsrail mallarına yönelik “fiili bir boykot” anlamına gelebileceği ve İngiliz Yahudilerinin güvenliğini tehlikeye atabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, bugün Birleşik Krallık’ın İsrail ile ilişkilerinde kapsamlı bir yeniden düzenleme olarak nitelendirdiği adımı duyuracak.

İşçi Partili bakan, hükümetinin Filistin davasını destekleme konusunda daha aktif bir yaklaşım sergileyeceğine söz verecek.

ABD ve İsrail’den şiddetli eleştiriler alması beklenen bu adımda, Dışişleri Bakanı, yasadışı İsrail yerleşim yerlerinden gelen mal ve bazı hizmetlerin ticaretine Birleşik Krallık’ta yasak getirecek.

Ayrıca sivil toplum örgütlerine, Filistinlilerin haklarının korunması ve uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunarak, çatışmaya ilişkin iki devletli çözüme desteğini yeniden teyit etmeye kararlı olduğunu belirtti.

Miliband’ın milletvekillerine yapacağı açıklamada, Gazze’deki Filistinlilerin maruz kaldığı insani adaletsizlikleri ele alırken, son dönemdeki öncüllerinden daha sert bir dil kullanması bekleniyor.

Bakanın ortaya koyacağı adımlar, Filistinli savunucu grupların talep ettiği tüm şartları tam olarak karşılamayabilir.

Fakat yine de Birleşik Krallık’ın, iki devletli çözüme yönelik geleneksel retorik desteğin ötesine geçerek, Filistin devletinin kurulması ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığı yaygın olarak kabul edilen Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim yerlerinin genişlemesini önlemek için aktif adımlar attığının bir işareti olarak görülecek.

İsrail, Miliband’ın daha önce İsrail ordusunun Gazze’ye giden yardımı engellediği yönündeki iddiası üzerine misilleme yapma tehdidinde bulunmuştu.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise İşçi Partisi hükümetinin “Yahudi nefretiyle bezeli” olduğunu iddia etmişti.

İsrail’in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, haberlere yanıt olarak “İngiliz büyükelçisini bu gece sınır dışı edin!” dedi.

Başbakan Andy Burnham, pazartesi günü Donald Trump ve Katar gibi önemli Körfez müttefikleriyle görüşerek, hükümetin bölgedeki planları hakkında bilgi verdi.

Miliband’ın bu müdahalesi, The Guardian gazetesine açıklanan bir anketin, siyasi görüş farklılıklarına bakılmaksızın İngiliz halkının İsrail yerleşim yerleriyle ticaretin yasaklanmasını güçlü bir şekilde desteklediğini göstermesinin ardından geldi.

Opinium tarafından yürütülen ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yayınlanan anket, Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin yalnızca %18’inin İsrail yerleşim yerleriyle mal ticaretinin yasaklanmasına karşı çıktığını, buna karşılık %46’sının ise lehte olduğunu ortaya koyuyor.

Fikir belirtmeyenler hariç tutulduğunda destek oranı neredeyse dörtte üçe yükseliyor.

Miliband’ın açıklaması, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) güvenlik bahanesiyle Gazze’ye giren yardımlara gereksiz kontroller uygulayarak korkunç bir durum yarattığı yönündeki iddiasını destekleyecek. 

Ne var ki, kısıtlamaların kaldırılması çağrısı dışında, Birleşik Krallık’ın bu durumu çözmek için sahip olduğu etki gücüne şüpheyle yaklaştığı anlaşılıyor.

Miliband’ın yardımların alıkonulduğu yönündeki iddiası, hafta sonu İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından şiddetle reddedildi.

Bakanın ayrıca, yerleşim önlemlerini, ABD’nin saldırısı altında olan iki önemli kurum olan Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararları da dahil olmak üzere, uluslararası hukuku savunma bağlamına kesin bir şekilde oturtma konusunda öncekilerden daha ileri gitmesi muhtemel.

Paketin, Gazze’ye yönelik yardım kısıtlamaları konusunda yaptırımlar içermesi veya bölgede yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmesi olası görünmüyor.

Fakat Birleşik Krallık, ICJ’de İsrail’in mahkemenin önceki kararlarını ihlal ettiğini iddia etmek üzere Güney Afrika gibi ülkelere katılma seçeneğini açık tutuyor.

Öte yandan Miliband, ticaret konusunda kararlı adımlar atarak, Birleşik Krallık’ın “kutuplaştırıcı” bir müdahalesinin, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinde Binyamin Netanyahu’nun şansını artırabileceğine dair uyarıları ciddiye almadı.

İngiliz kaynaklar, İsrailli askeri yetkililerin bile başbakanlarına, temel güvenlik altyapısından yoksun olan ve güvenlikten ziyade siyasi nedenlerle kurulmuş olan Batı Şeria’nın kuzeyindeki yeni yerleşim yerleri ile ileri karakolları savunmakta IDF’nin zorlanacağı konusunda uyarıda bulunduklarına dikkat çekti.

ABD’nin Birleşik Krallık’ın tutumuna yönelik eleştirilerine rağmen, Washington da yerleşim yerleri konusunda Netanyahu’ya baskı uyguladı ve Netanyahu bazı yerleşim yerlerinin gerekli izinler alınmadan kurulduğunu belirterek bunların sökülmesini talep etti.

İsrail daha önce bazı ileri karakolları yıkmıştı fakat bunlar genellikle kısa süre sonra yeniden inşa ediliyor.

Dışişleri Bakanlığı tarafından uzun süredir uygulanmasının imkânsız olduğu gerekçesiyle reddedilen Birleşik Krallık’ın yerleşim bölgelerinden gelen malların ticaretine ilişkin yasağı, hükümetlerin sadece yasadışı yerleşim bölgelerini değil, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline de yardım veya destek vermemelerini şart koşan 2024 tarihli ICJ danışma görüşüyle uyumlu.

Birleşik Krallık hükümeti bu görüşe hiçbir zaman resmi olarak yanıt vermemişti ama Keir Starmer hükümetindeki bakanlar, bu yasağın genel hatlarıyla görüşe uygun olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran savaşı 50 yıllık petrodolar döngüsünü çöküşe sürüklüyor

Yayınlanma

AQR Capital Management eski Finansal Piyasa Araştırmaları Başkanı Aaron Brown, Japan Times gazetesinde yayımlanan analizinde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının 50 yıllık petrodolar döngüsünü iki taraflı olarak çöküşe sürüklediğini yazdı.

Brown, Orta Doğu’daki çatışmanın küresel sermaye akışını tersine çevirdiğini ve ABD Hazine tahvillerinin geleneksel güvenli liman niteliğini sarstığını belirtti.

Kissinger’ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile vardığı anlaşmayı hatırlatan Brown, sistemin işleyişini şu sözlerle aktardı:

“Petrol tüketicileri enerji için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ile Abu Dabi’ye akıyor ve oradan Washington’ın borcuna geri dönüyordu. 50 yıl boyunca bu petrodolar döngüsü, Amerikan borçlanma maliyetlerini sessizce sübvanse etti ve doların dünyanın rezerv para birimi rolünü pekiştirdi.”

“ABD ile İsrail’in İran savaşı bu düzeni her iki ucundan kırdı”

Brown, ithalatçı ülkeler tarafında 28 Şubat’ta İran’a düzenlenen saldırının ardından yabancı merkez bankalarının art arda haftalarca net tahvil satıcısı olduğunu vurguladı.

New York Federal Rezerv Bankası’ndaki yabancı varlıkları kısa süre önce yaklaşık 82 milyar dolar gerileyerek 2,7 trilyon dolara indi; bu miktar 2012’den bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Gelişmeler tahvil faizlerine de yansıdı. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son krizlerin aksine güvenli liman alımlarıyla düşmek yerine, şubat ayı sonundaki yüzde 3,9 seviyesinden birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine tırmandı.

Bank of America faiz masası ise durumu “Yabancı resmi sektörler ABD Hazine tahvillerini satıyor” tespitiyle özetledi.

Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin ağır bir mali baskıyla karşılaştığını kaydeden Brown, mekanizmayı şöyle açıkladı:

“Dolar cinsinden petrol fiyatı bir noktada varil başına 100 doları aşarken, para birimleri dolar karşısında zayıfladı. İç petrol fiyatlarını daha da artıracak değer kaybını sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale ediyor. Bu ise dolar gerektiriyor. Bir merkez bankasının sahip olduğu en likit dolar varlığı Hazine tahvilleridir. Dolayısıyla satıyorlar.”

“Körfez üreticileri bu kez petrolünü dışarı çıkaramıyor”

Makalede, Mart 2020’deki koronavirüs salgını sırasında yabancı merkez bankalarının 109 milyar dolarlık rekor tahvil satışı yaptığı, ancak Fed’in takas hatlarını devreye sokmasıyla durumun hızla düzeldiği ifade edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresindeki askeri hareketliliği, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in iflası ve 7 Ekim 2023’teki gelişmeler sırasında sermayenin tahvillere yöneldiğini belirten yazar, mevcut krizin yapısal farklar içerdiğini savundu.

Normal petrol şoklarında artan fiyatların üreticilerin gelirini yükselttiğini ve bu gelirin tahvillere geri aktığını aktaran Brown, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hürmüz Boğazı’nın kapanması, herkesin petrolüyle birlikte Körfez ülkelerinin varillerini de mahsur bıraktı. Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve BAE mart ayında üretimi topluca günlük en az 10 milyon varil kıstı. Suudi Arabistan ve BAE alternatif boru hatlarıyla daha düşük hacimlerde ihracat yapabiliyor, ancak bu hatlar tam kapasitede dahi boğazın normal geçiş hacminin sadece dörtte birini karşılıyor ve aktif İran İHA ile füze tehdidi altında bulunuyor.”

Katar’ın Ras Laffan tesisine yönelik saldırılar sonrasında sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında mücbir sebep ilan ettiğini hatırlatan Brown, Körfez İşbirliği Konseyi’nin hidrokarbon ihraç edip küresel varlıklara yatırma modelinin tamamen kilitlendiğini belirtti.

Makalede, “Petrodolar döngüsü iki hareketli parça gerektirir: kazanılan dolarlar ve yatırılan dolarlar. İkisi de durdu” ifadelerine yer verildi.

“Alternatifi olmaması ile tartışmasız güvenli liman olması aynı şey değil”

Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD tahvili yer alıyordu. Brown, bu ülkelerin hem petrol gelirlerinin azaldığını hem hava savunmasına yoğun harcama yaptığını hem de Washington’a aylar önce verdikleri yatırım taahhütlerini gözden geçirdiğini kaydetti.

Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi de bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının, ABD varlıklarına odaklanan Körfez varlık fonları dahil, mevcut taahhütlerde mücbir sebep maddelerinin geçerliliğini incelediğini aktardı.

Savaşın uzun vadeli yapısal eğilimleri hızlandırdığına dikkat çeken Brown, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerindeki payının 2010’ların başındaki yüzde 50 düzeyinden yaklaşık yüzde 32’ye indiğini yazdı.

Merkez bankalarının 2025 yılı başlarında net satıcı konumuna geçtiğini ve 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının rezervlerinde ABD tahvillerinden daha fazla altın tuttuğunu aktaran yazar, savaşın bu sinyalleri güçlendirdiğini dile getirdi.

Brown, ABD tahvillerinin derinlik ve likidite açısından toptan terk edilmeyeceğini, ancak nitelik değiştirdiğini belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:

“Kaliteye kaçış eğilimi her zaman şu siyasi varsayıma dayanıyordu: Küresel bir krizde ABD, taraf olan bir savaşçı değil; istikrar sağlayıcı ya da seyircidir. Ancak bizzat ABD savaşın tarafı olduğunda hesaplar değişir. Kissinger’ın 1974 anlaşması Soğuk Savaş’ı, Körfez Savaşları’nı, finansal krizleri ve salgını atlattı; ancak bu savaşı atlatamadı. Petrodolar döngüsü her zaman finansal giysiler kuşanmış siyasi bir düzenlemeydi. Siyaset değiştiğinde, finans da onu takip ediyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English