Bizi Takip Edin

Diplomasi

IMF, 2026 yılı küresel büyüme tahminini düşürdü

Yayınlanma

Uluslararası Para Fonu (IMF), çarşamba günü 2026 yılı küresel büyüme tahminini bir kez daha aşağıya doğru revize ederek %3’e indirdi.

Fon, Orta Doğu’daki savaş, ticaretin parçalanması ve yapay zeka (AI) ile ilgili piyasa beklentilerindeki olası düzeltmelerle bağlantılı süregelen risklere dikkat çekti.

Küresel kredi kuruluşu, yapay zeka ve diğer teknolojilere olan talebin, savaşın bir sonucu olarak enerji arzındaki keskin düşüşü telafi etmeye yardımcı olması sayesinde dünya ekonomisinin daha şiddetli bir gerilemeden kurtulduğunu belirtti.

Büyüme, 2027’de toparlanarak %3,4’e yükselecek fakat bu rakam yine de 2024 ve 2025’te görülen %3,5’lik ortalamanın altında kalacak.

Nisan ayında IMF, %3,1’lik bir büyüme öngörmüştü.

IMF, 2026 yılı için manşet enflasyon tahminini nisan ayına göre 0,3 puan artırarak %4,7’ye yükseltti ve önümüzdeki yıl bu oranın %3,9’a düşmesini bekliyor.

Fon, enerji fiyatlarının, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından önceki seviyeye kıyasla şu anda %25 daha yüksek olduğunu ve bu seviyenin devam edeceğini ifade etti.

10 Haziran’da kesinleşen yeni tahmin, Hürmüz Boğazı’nın temmuz ortasında yeniden açılmaya başlayacağını ve trafiğin kademeli olarak normale dönerek Mart 2027’ye kadar savaş öncesi koşullara ulaşacağını varsayıyor.

Tahmin, varil başına ortalama 89 dolarlık bir petrol fiyatını temel alıyor.

IMF Araştırma Departmanı Müdür Yardımcısı Petya Koeva Brooks, gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Aslında, V şeklinde bir toparlanma bekliyoruz; bu yıl savaş öncesi tahminlerimize kıyasla daha zayıf bir büyüme yaşanacak, ardından gelecek yıl bir toparlanma olacak. Dünya ekonomisi, savaştan kaynaklanan şoku şu ana kadar korkulduğundan daha iyi atlattı ve ikinci dalga etkilerine dair sınırlı kanıt var.”

IMF, bazı enerji ihracatçıları ve teknoloji sektörüne sıkı bir şekilde entegre olmuş ülkeler için büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize ederken, yapay zeka (AI) alanındaki gelişmelerden yararlanmak için yeterli konumda olmayan emtia ithalatçılarının büyüme tahminleri genel olarak aşağı yönlü revize edildi.

Küresel ticaretteki büyümenin, 2025’teki %5 seviyesinden 2026’da %3,5’e keskin bir şekilde yavaşlayacağı, ardından 2027’de %4,3’e toparlanacağı öngörülüyor.

Brooks, savaş sırasında petrol fiyatlarındaki artışın, stratejik petrol rezervleri ve ticari stokların piyasaya sürülmesi, Körfez bölgesi dışındaki üretimin artırılması, enerji verimliliğindeki artış ve yenilenebilir enerjinin payındaki istikrarlı yükseliş sayesinde sınırlı kaldığını belirtti.

Özel sektör de alternatif rotalar ve tedarik kaynakları bularak hızlı bir şekilde uyum sağlamıştı.

Brooks şunları söyledi:

“Hâlâ çok fazla belirsizlik var. Çatışmanın yeniden tırmanması, emtia fiyatlarındaki dalgalanmayı yeniden alevlendirebilir, finansal koşulları sıkılaştırabilir, politika tamponlarını zorlayabilir ve düşük gelirli ülkelerde gıda güvensizliğini artırabilir.”

Yapay zeka sektöründeki bir piyasa düzeltmesi de bir başka aşağı yönlü risk oluşturuyor. Yüksek petrol fiyatları, enflasyon beklentilerini sabit tutan faktörleri ortadan kaldırabilir ve bu da finansal koşullarda bir düzeltmeye yol açabilir.

IMF’nin iktisadi güncellemelerle ilgili çalışmalarını yöneten Deniz Igan, Reuters’a verdiği demeçte, “Bölgede çatışmanın yeniden alevlenmesi, küresel ekonomiyi ilk seferkinden daha kötü bir duruma sürükleyecek,” dedi.

Igan, birçok ülkenin petrol rezervlerini tükettiğini ve bu durumun manevra alanlarını daralttığını savundu. Ülkelerin bu rezervleri yeniden oluşturmak için göstereceği büyük çaba, fiyatları yukarı çekebilir.

IMF yetkilileri, enflasyon ve enflasyon beklentilerinin birkaç istisna dışında oldukça istikrarlı seyrettiğini ve şu ana kadar beklentilerin orta vadede değiştiğine dair çok az kanıt bulunduğunu belirtti.

IMF’nin güncellenmiş ​Dünya Ekonomik Görünümü raporu, ABD ile İran’ın ateşkes anlaşmasına varmasından önce nisan ayında yayınladığı üç ayrı senaryoyu kaldırarak, daha geleneksel bir temel tahmin modeline geri döndü.

Karşılaştırmalar, savaşın daha kısa süreceğini varsayan nisan ayı referans tahminiyle yapıldı.

IMF, ABD ekonomisi için 2026 yılı büyüme tahminini %2,3 olarak değiştirmeden bıraktı ve 2027 yılı tahminini nisan tahminine göre 0,1 puan artırarak %2,2’ye yükseltti. 

Avro bölgesi için 2026 büyüme tahminini, nisan ayındaki %1,1’lik önceki tahmininden %0,9’a düşürdü ve 2027 tahminini %1,2 olarak değiştirmedi.

Japonya’nın 2026 yılı büyüme tahmini 0,1 puan düşüşle %0,6’ya gerilerken, 2027 yılı tahmini aynı oranda artırılarak %0,7’ye çıkarıldı.

Güney Kore’nin büyüme tahmini ise yapay zeka donanımı ihracatındaki güçlü büyüme göz önüne alınarak 0,7 puan yukarı yönlü revize edilerek %2,6’ya çıkarıldı.

Gelişmekte olan ve gelişen ekonomiler için de 2026 yılı büyüme tahmini 0,1 puan düşürülerek %3,8’e indirilirken, 2027 yılı tahmini ise 0,3 puan artırılarak %4,5’e çıkarıldı.

Çin’in büyümesinin, güçlü bir ilk çeyreğin ardından 2026 yılında %4,6’ya ulaşması bekleniyor. Bu, nisan ayındaki %4,4’lük tahmininden yukarı yönlü bir revizyon anlamına geliyor.

2027 yılı büyüme tahmininin ise nisan ayındaki %4’ten %4,1’e yükselmesi bekleniyor.

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan Hindistan’ın 2026 yılı büyüme tahmini de nisan ayındaki %6,5’ten %6,4’e hafifçe aşağı yönlü revize edildi. Fakat IMF, 2027 yılı tahminini %6,5’ten %6,7’ye yükseltti.

Savaştan en çok etkilenen Orta Doğu ve Orta Asya bölgesinde ise büyüme tahmini, nisan ayındaki tahminlere göre 1,2 puan düşürülerek %0,7’ye indirildi. Fakat IMF, 2027 yılı tahminini 1,9 puan artırarak %6,5’e yükseltti.

Diplomasi

Azerbaycan ile Ermenistan ilk 13 kilometrelik sınırı belirledi

Yayınlanma

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Azerbaycan ile Ermenistan’ın devlet sınırının yaklaşık 13 kilometrelik bölümünde delimitasyon ve ardından demarkasyon çalışmalarını tamamladığını açıkladı. Tarafların bir sonraki aşamada Gürcistan sınırından İran sınırına kadar tüm hattın delimitasyonunu sürdürmeyi planladığını belirten Bayramov, bu süreçte anklav ve eksklav yerleşimlerle ilgili meselelerin de ele alınacağını söyledi.

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Azerbaycan ile Ermenistan’ın devlet sınırının yaklaşık 13 kilometrelik bölümünde delimitasyon çalışmalarını tamamladığını, bu kesimde daha sonra demarkasyonun da gerçekleştirildiğini açıkladı.

Resmi Azertag ajansına konuşan Bayramov, iki ülkenin başbakan yardımcılarının eş başkanlığını yürüttüğü ortak sınır komisyonlarının delimitasyon ve demarkasyon çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Bakan, tarafların sınır belirleme sürecini kuzeyden güneye doğru sürdürme konusunda uzlaştığını belirterek çalışmaların Azerbaycan ile Ermenistan sınırının Gürcistan’a bağlandığı noktadan başlayıp İran sınırına kadar devam edeceğini ifade etti. Bayramov, “Elbette bu süreçte eksklav köylerle ilgili meseleler de çözüme kavuşturulacak” dedi.

Bayramov ayrıca Bakü ile Erivan’ın, sınır belirleme ve demarkasyon komisyonlarının faaliyetlerini düzenleyen çeşitli hukuki düzenlemeleri kabul edip onayladığını bildirdi.

APA ajansının aktardığına göre Bayramov, Azerbaycan’ın Ermenistan ile hazırlanmakta olan barış anlaşmasına ilişkin kendi çalışmalarını tamamladığını da açıkladı.

“Azerbaycan tarafı barış anlaşmasının nihai hale getirilmesine yönelik kendi çalışmalarını tamamladı” diyen Bayramov, Bakü’nün Ermenistan Anayasası’nda Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarını ortadan kaldıracak değişikliklerin yapılmasını beklediğini yineledi.

Barış süreci 2023’ten bu yana ilerliyor

2023’te Dağlık Karabağ’daki çatışmaların sona ermesinin ardından Azerbaycan ile Ermenistan kapsamlı bir barış anlaşması için müzakerelere başladı. Görüşmelerin temel başlıklarını karşılıklı toprak bütünlüğünün tanınması, devlet sınırının delimitasyonu ve demarkasyonu ile ulaşım hatlarının yeniden açılması oluşturdu.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ocak 2025’te Azerbaycan’a karşılıklı toprak taleplerinden vazgeçilmesini, sınır belirleme çalışmalarının tamamlanmasını ve barış anlaşmasının imzalanmasını önermişti. Paşinyan aynı dönemde anlaşma metninin yüzde 90’dan fazlasının hazır olduğunu açıklamıştı.

Birkaç ay sonra Bakü ile Erivan, barış anlaşmasının metni üzerindeki müzakerelerin tamamlandığını duyurdu. Ancak Azerbaycan, Ermenistan Anayasası’nda kendi topraklarına yönelik iddiaların sürdüğünü savunarak anayasa değişikliği yapılmadan anlaşmanın imzalanamayacağını bildirdi.

Daha sonra iki ülke, 8 Ağustos 2025’te ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla Washington’da paraflanan barış anlaşmasının tam metnini yayımladı. Belgede taraflar birbirlerinin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası sınırların dokunulmazlığını karşılıklı olarak tanırken, gelecekte birbirlerine yönelik herhangi bir toprak talebinde bulunmamayı da taahhüt etti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise bu yılın ocak ayında Bakü ile Erivan arasındaki ilişkilerin geçmişteki çatışma döneminden iş birliği aşamasına geçtiğini söylemişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO, Rusya ordusunu Palantir sistemiyle izleyecek

Yayınlanma

The Times’ın haberine göre NATO, Palantir tarafından geliştirilen Maven Smart System’i (MSS) Rus birliklerinin olası hareketlerini izlemek ve ittifakın savunma planlarındaki zafiyetleri belirlemek amacıyla kullanacak. Geçen hafta sistemin tam teknik operasyonel hazırlık seviyesine ulaştığını açıklayan NATO, Palantir’in adını duyurusunda anmadı; habere göre bunun nedeni bazı müttefiklerin şirkete yönelik çekinceleri.

NATO, doğu sınırındaki askeri hareketliliği izlemek ve savunma stratejilerini güçlendirmek amacıyla yeni bir teknolojik altyapıya geçiş yapıyor.

The Times gazetesinin haberine göre, ittifak, Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven Smart System (MSS) adlı yapay zeka destekli yazılımı kullanacak.

Sistem, Rus birliklerinin olası yer değiştirmelerini anlık olarak takip edip verileri NATO komuta merkezine aktaracak.

Yazılım yalnızca sınır hattındaki hareketliliği izlemekle kalmayacak, aynı zamanda ittifakın mevcut savunma planlarındaki zayıf noktaları analiz ederek gelecekteki askeri konuşlandırmaların nasıl şekillenmesi gerektiği konusunda öneriler sunacak.

İttifak içinde teknolojik bölünme

NATO, geçen hafta yaptığı resmi açıklamada sistemin tam teknik operasyonel hazırlık seviyesine ulaştığını duyurdu. Ancak yayınlanan basın bildirisinde Palantir şirketinin adına yer verilmedi.

İttifak kaynakları, CIA tarafından desteklenen bir özel şirketin yazılımına bu derece bağımlı hale gelinmesinden duyulan rahatsızlığın bu kararda etkili olduğunu belirtiyor.

Avrupa’nın önde gelen NATO üyeleri arasında sistemin kullanımına dair görüş ayrılıkları yaşanıyor. Fransa ve Almanya, stratejik bağımsızlık ve veri güvenliği gerekçeleriyle Amerikan şirketinin teknolojisine uzun süredir direnç gösteriyor.

NATO komutanı: Avrupa’nın Palantir’e alternatifi yok

Buna karşılık İngiltere, İsveç ve Hollanda, Palantir sistemlerini kendi ulusal askeri altyapılarına entegre etmiş durumda.

Palantir İngiltere Genel Müdürü Louis Mosley, sistemin ittifak açısından taşıdığı önemi şu sözlerle anlattı:

“Eğer NATO bir savaşa girecek olsaydı, bu savaşı Palantir kullanarak yürütürdü. Bu sistem, NATO’ya yönelik tehditlerin yanı sıra ittifakın kendi varlıklarının ve güçlerinin konumunu gösteren kapsamlı bir istihbarat haritası sunuyor. Hedeflere yönelik saldırı başlatmak gerekirse, tüm bu süreç Palantir üzerinden yönetilir.”

Ankara’da düzenlenen son NATO zirvesinde katılımcı ülkeler tarafından yayımlanan ortak bildiride, Rusya’nın Euro-Atlantik güvenliği ve istikrarı için uzun vadeli bir tehdit oluşturduğu vurgulanmıştı.

Üye ülkeler, bu tehdit karşısında bir önceki yıl Lahey’deki zirvede üstlendikleri savunma yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceklerini açıklamıştı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de üye ülkelere Rusya’dan kaynaklanan riskler konusunda “saf olmama” çağrısı yaparak savunma harcamalarının artırılması gerektiğini yinelemişti.

Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ankara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?

Yayınlanma

Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde, üye ülkeler toplam değeri en az 50 milyar doları bulan çok uluslu savunma ve silah tedarik sözleşmelerine imza attı. Avrupa ve Kanada’nın savunma yatırımlarını artırdığını ABD Başkanı Trump’a göstermeyi de amaçlayan bu dev hamle kapsamında hava savunma sistemlerinden insansız hava araçlarına, yakıt hatlarından yeni nesil erken uyarı uçaklarına kadar çok sayıda stratejik anlaşma duyuruldu.

NATO liderlerinin Türkiye’nin başkenti Ankara’da bir araya geldiği zirve, ittifakın savunma mimarisini, sanayi kapasitesini ve transatlantik askeri dengelerini kökten değiştiren milyarlarca dolarlık anlaşmalarla bitti.

Genel Sekreter Mark Rutte tarafından “NATO 3.0” olarak adlandırılan bu yeni evre, Avrupa ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla mali yük üstlendiği, ABD’nin küresel rolünü yeniden tanımladığı ve ev sahibi Türkiye’nin stratejik ağırlığının belirgin şekilde arttığı bir dönemece işaret ediyor.

Zirvenin ilk gününde açıklanan askeri sözleşmelerin ve savunma yatırımlarının toplam hacmi en az 50 milyar doları (yaklaşık 43 milyar avro) buldu.

Bu devasa bütçe, ittifak genelinde hava savunmasından erken uyarı uçaklarına, insansız sistemlerden derin hassas vuruş yeteneklerine kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Avrupa hava savunmasında “çok uluslu tedarik” hamlesi

Zirvede duyurulan 43 milyar avroluk sözleşme paketinin yarısından fazlasını hava ve füze savunma sistemlerine yönelik yatırımlar oluşturuyor.

“Avrupa semalarının güvenliğini artırmayı” hedeflediği iddia edilen bu adımlar kapsamında Belçika, hava savunma yeteneklerini güçlendirmek üzere 3 milyar avroyu aşan yeni füze savunma sözleşmelerine imza atacağını ilan etti.

Avrupa savunma sanayi lobisinin genel sekreteri Camille Grand, açıklanan anlaşmaların toplam tutarının son derece ciddi bir boyuta ulaştığını doğrularken, buradaki en kritik unsurun müttefiklerin daha önce doğrudan ABD tarafından sağlanan stratejik yetenekleri artık kendi imkanlarıyla edinmeye başlaması olduğunu kaydetti.

Bu stratejik bağımsızlık çabalarının en somut örneği, havadan erken ihbar ve kontrol yeteneklerinin yenilenmesi projesinde görüldü.

NATO bünyesinde yaklaşık 50 yıldır görev yapan emektar AWACS uçaklarının yerini almak üzere, İsveçli üretici Saab firması ile 10 adet yeni “GlobalEye” erken uyarı uçağının tedariki için anlaşma sağlandı.

Almanya ve Hollanda başta olmak üzere 10 ülkeden oluşan bir konsorsiyum tarafından finanse edilen bu dev projeye, daha önce iki uçak sipariş ettiğini açıklayan Fransa ile altı adet uçak alması beklenen Kanada da katıldı. Yatırım tutarının 3,8 milyar avro ile 4,3 milyar avro arasında değişeceği hesaplanıyor.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, savunma sanayii forumunda yaptığı konuşmada, bu anlaşmanın müttefikler arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “büyük bir gurur anı” olduğunu dile getirdi.

Anlaşmanın duyurulmasıyla birlikte İsveçli üretici Saab firmasının hisseleri borsada yüzde 5’in üzerinde değer kazanırken, yatırım bankası Morgan Stanley şirketin hisse notunu yükseltti.

“Made in NATO” mu, “Made in Europe” mu?

Müttefikler “insansız sistemlere” yöneliyor

Avrupa’nın askeri harcamalarındaki artışın lokomotifi rolünü üstlenen Almanya, zirvede çok sayıda yeni askeri alım ve ortak üretim projesi duyurdu.

Berlin yönetimi, İskandinav ülkeleriyle ortaklaşa hareket ederek ABD’li savunma şirketi Northrop Grumman firmasından 5 adet yüksek irtifa uzun menzil (HALE) sınıfı “Triton” insansız hava aracı tedarik edeceğini açıkladı.

Bu stratejik gözetleme dronlarının toplam sözleşme bedeli 2 milyar avroyu aşıyor.

Almanya ayrıca, müttefikleri Hollanda ve Polonya ile ortak bir girişim başlatarak, en son teknolojiye sahip Patriot hava savunma sistemleri için Avrupa topraklarında kapsamlı bir bakım ve lojistik merkezi kuracağını ilan etti.

Sanayi forumunda dikkat çeken bir diğer ortaklık ise Alman savunma sanayi devi Rheinmetall ile ABD’li Lockheed Martin arasında kuruldu.

İki şirket, Amerikan kısa menzilli güdümlü füze sistemi ATACMS’ın Aşağı Saksonya eyaletindeki tesislerde ortaklaşa üretileceğini duyurdu.

Askeri nakliye ve lojistik alanında da önemli bir konsorsiyum kuruldu. Fransa, Birleşik Krallık ve Polonya’nın da aralarında yer aldığı yedi müttefik ülke, İspanya’da üretilen Airbus A400M ağır nakliye uçaklarından yaklaşık 10 adet satın almak üzere ortak bir niyet beyanı yayımladı.

Ağır askeri teçhizat ve personelin operasyon bölgelerine hızlıca sevk edilmesini sağlayacak bu projenin toplam bedeli, uçakların teknik konfigürasyonları ile eğitim ve bakım hizmetlerine bağlı olarak milyarlarca avroya ulaşacak.

Denizaltı ve uzay teknolojilerinde milyarlık bütçeler

NATO üyesi Kanada, zirve kapsamında Avrupa savunma sanayisine yönelik en büyük askeri siparişlerinden birini verdi. Kanada hükümeti, yeni nesil askeri filosunu inşa etmek amacıyla Alman gemi inşa şirketi ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) firmasını ortak olarak seçtiğini duyurdu.

Yapılan anlaşmaya göre, Alman tersanelerinde Kanada Kraliyet Donanması için 12 adet gelişmiş denizaltı üretilecek. Bu çok milyar avroluk sözleşme, zirvenin en büyük deniz savunma anlaşması olarak kayıtlara geçti.

Müttefik ülkeler ayrıca modern savaş konseptinin en kritik cephelerinden biri haline gelen uzay savunması alanında da iş birliğini artırıyor.

Zirvede, uzay tabanlı askeri teknolojiler, uydu haberleşme ağları ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi amacıyla 3 milyar avroluk yeni bir yatırım paketi açıklandı.

TKMS ile Kanada arasında 20 milyar avroluk denizaltı anlaşması

Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri yardım taahhüdü

Ankara’daki zirvede müttefik liderler, Rusya’nın saldırılarına karşı mücadele eden Ukrayna’ya yönelik desteklerini güçlü bir şekilde yineledi.

NATO üyesi ülkeler, Ukrayna’ya bu yıl ve önümüzdeki yıl askeri teçhizat, doğrudan savunma yardımı ve personel eğitimi sağlamak üzere her yıl en az 70 milyar avro düzeyinde mali kaynak aktaracaklarını taahhüt etti.

Zirveye katılan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, müttefik liderlere hitap ederek ülkesinin NATO üyeliği sürecinin hızlandırılması ve acil olarak daha fazla hava savunma sistemi gönderilmesi talebinde bulundu.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin muharebe tecrübesine dikkat çeken Zelenskiy, Rusya topraklarının derinliklerindeki petrol rafinerilerini ve enerji altyapısını başarıyla hedef alabildiklerini aktardı.

Zelenskiy, Ukrayna ordusunun cephe hattında her ay ortalama 30 bin Rus askerini etkisiz hale getirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Dürüst olmak gerekirse, bundan büyük bir gurur duymuyoruz. Bu savaş bizim talep ettiğimiz bir savaş değil, ancak savaşmak zorunda olduğumuz bir mücadeledir.”

“Makinelerin uğultusu kükremeye dönüşmeli”

Genel Sekreter Mark Rutte, zirvenin ilk gününde açıklanan dev bütçelerin müttefiklerin sorumluluk bilincini ortaya koyduğunu vurguladı. Rutte, müttefiklerin savunma harcamalarını gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’ine çıkarma yönündeki 2035 hedeflerine doğru hızlı ilerlediğini, henüz on yıllık sürecin ilk yılında ortalama oranın yüzde 4 seviyesine ulaştığını kaydetti.

Rutte, bu büyük siparişlerin sadece bir günde 50 milyar doları aşan sözleşmelerle taçlandırıldığını belirtirken, “Makinelerin uğultusu artık bir kükremeye dönüşmeli” diyerek savunma sanayisine üretim hızını artırma çağrısı yaptı.

Öte yandan, NATO’nun başlattığı bazı yeni sanayi girişimleri, Avrupa Birliği’nin halihazırda yürütmekte olduğu savunma politikalarıyla benzerlik gösteriyor. Bu durum, ittifak içinde “mükerrer yapılanma” (duplication) tartışmalarını beraberinde getirdi.

AB’nin sermaye piyasalarından borçlanarak oluşturduğu 170 milyar dolarlık ucuz savunma kredisi sistemi ile NATO bünyesinde kurulan sanayi iş birliği platformlarının yetki alanlarının çakışabileceği belirtiliyor.

Camille Grand, NATO’nun bu adımları atarken savunma üreticilerini en başından itibaren sürece dahil etmediğini ifade ederken, NATO kaynakları ise zaman kaybetmeye tahammüllerinin olmadığını ve NATO şemsiyesi altında kararların çok daha hızlı alındığını savunuyor.

Zirvede dikkat çeken bir diğer detay ise Fransa’nın sergilediği tutum oldu. Avrupa’nın askeri açıdan özerk olmasını ve savunma harcamalarının kıta içinde kalmasını savunan Paris yönetimi, milyarlarca dolarlık Amerikan silahlarının tedarik edildiği ve transatlantik ortaklığın ön plana çıktığı sanayi forumunda oldukça düşük profilli bir duruş sergilemeyi tercih etti.

Almanya, Hollanda ve Polonya gibi ülkeler forumda başrolü oynarken, Fransa temsilcileri sessiz kalmayı yeğledi.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

27 milyar avroluk akaryakıt hattı

İttifakın teknolojik üstünlüğünü korumayı amaçlayan en önemli uzun vadeli projelerden biri “NATO Drone Edge” girişimi oldu.

Bu program kapsamında, önümüzdeki beş yıl boyunca insansız ve otonom sistemlerin geliştirilmesi ve tedarik edilmesi amacıyla 40 milyar dolarlık bir kaynak ayrılacak.

Proje kapsamında ABD ve Avrupa savunma sanayisinin önde gelen üreticileriyle ortak insansız araç geliştirme sözleşmeleri imzalanacak.

Teknolojik yatırımların yanı sıra, NATO askeri birliklerinin lojistik ve harekat kabiliyetini doğrudan etkileyecek hayati bir altyapı kararı da alındı.

Genel Sekreter Mark Rutte, müttefik kuvvetlerin her an savaşa hazır olmasını güvence altına almak için 27 milyar avroluk tarihi bir akaryakıt tedarik zinciri modernizasyon projesi başlattıklarını açıkladı.

Bu kapsamda, ittifak sınırları içindeki mevcut askeri yakıt depolama tesisleri en son teknolojiyle yenilenecek, dağıtım şebekeleri modernize edilecek ve özellikle NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere doğru yeni askeri boru hatları inşa edilecek.

Ayrıca muharebe sahasında komuta kontrol kolaylığı sağlamak üzere ortak bir transatlantik harp bulut ağı kurulması ve gelişmiş yapay zeka modellerinin askeri sistemlere entegre edilmesi kararlaştırıldı.

Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları da kalkacak

Ankara’daki zirvenin en çok tartışılan siyasi başlıklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump ile ev sahibi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerçekleştirilen ikili görüşme oldu.

Görüşmede ABD heyetinden Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent, Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew G. Whitaker hazır bulundu.

Erdoğan ile aralarında “mükemmel bir uyum” olduğunu belirten Trump, gazetecilerin bu dostluğun sırrına dair sorularına, “Aramızda çalışan bir kimya var. Bazen en zor insanlarla, onun gibi, çok iyi anlaşırsınız” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ABD Başkanı’nın her zaman sözünün arkasında duran bir lider olduğunu dile getirerek, F-35 savaş uçaklarının satışı konusunda olumlu adımlar atılacağına dair inancını paylaştı.

Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması üzerine 2020 yılında yürürlüğe konulan CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını ilan etti.

Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönmesi konusundaki yasal engellerin aşılması için Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Savaş Bakanı Pete Hegseth’in koordineli bir çalışma yürüttüğünü belirten Trump, Türkiye’ye F-35 satışına sıcak baktığını şu sözlerle ifade etti:

“Yaptırımları kaldırıyoruz. Türkiye’ye F-35 satma olasılığı, kesinlikle değerlendireceğimiz bir konudur. İlişkilerimiz göz önüne alındığında, Türkiye birçok yönden, sadık olacağını düşündüğümüz diğer bazı ülkelerden çok daha sadık davrandı.”

Türkiye’nin F-35 programına geri dönme ihtimali bölgesel dengeleri de hareketlendirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, CNN televizyonuna verdiği mülatta, ABD Başkanı Donald Trump’a Türkiye’ye gelişmiş savaş uçakları satmaması konusunda bizzat çağrıda bulunduğunu açıkladı.

Türkiye’nin F-35 uçaklarına sahip olmasının İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacağını savunan Netanyahu, “Bu güç barış ve istikrara hizmet eden bir güç değildir. Onlara bu gücü verdiğinizde, bunun arkasından saldırganlık gelecektir” iddiasını dile getirdi.

Ayrıca ABD Kongresi’nde de S-400 füzeleri Türkiye’nin elinde bulunduğu sürece bu satışa karşı çıkacağını belirten çok sayıda senatörün muhalefeti sürüyor.

Avrupa’nın gündeminde ABD’siz NATO var

Zirvede Grönland huzursuzluğu

Ankara zirvesinin arka planında, müttefikler arasında son bir yıldır biriken derin siyasi görüş ayrılıkları ve çatlaklar da varlığını korudu. Özellikle ABD’nin Şubat ayında İran’a karşı başlattığı askeri harekat, ittifak içinde ciddi huzursuzluklara neden oldu.

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’yı kendilerine yeterli askeri ve lojistik destek vermemekle suçlayan Trump, müttefiklerine yönelik hayal kırıklığını gizlemedi. Avrupalı liderlerin kendilerine iyi davranmadığını savunan Trump, şöyle konuştu:

“Açıkçası NATO karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ben daha yardım istemeden önce orada olmayacaklarını söylediler. Oysa biz NATO’ya trilyonlarca dolar yatırım yaptık.”

Avrupalı diplomatlar ise ABD’nin kendilerine danışmadan başlattığı ve Avrupa ekonomilerini sarsan bu popüler olmayan savaşta, tüm itirazlarına rağmen ABD ordusuna hava sahalarını ve askeri üslerini açarak üzerlerine düşen yükümlülükleri fazlasıyla yerine getirdiklerini belirtiyor.

ABD yönetimi ise Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planları çerçevesinde altı aylık kapsamlı bir askeri inceleme süreci başlattığını duyurarak müttefiklerine gözdağı vermeyi sürdürdü. Hatta Trump, Erdoğan ile olan yakın dostluğu olmasaydı bu zirveyi tamamen boykot etmeyi bile düşündüğünü ifade etti.

İttifak içi gerilimi tırmandıran bir diğer başlık ise Trump’ın Danimarka toprağı olan Grönland’ı satın alma veya kontrolünü ele geçirme yönündeki ısrarını Ankara’da yeniden dile getirmesi oldu.

Grönland’ın ABD için çok önemli bir stratejik bölge olduğunu savunan Trump, “Orası Danimarka tarafından değil, Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilmelidir. NATO ile ilişkilerimi zedeleyen konulardan biri de bu oldu, çünkü Grönland Danimarka’ya hiçbir fayda sağlamıyor. Danimarka Grönland’a gerçekten yardım etmek için para harcamıyor” dedi.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise zirve salonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, müttefiklerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyması gerektiğini vurgulayarak, “Grönland satılık değildir” yanıtını verdi.

“NATO’nun güç dengesi değişiyor”

St. Andrews Üniversitesi Stratejik Çalışmalar Bölümü öğretim üyesi ve NATO Savunma Koleji eski araştırmacısı Andrea Gilli, Ankara zirvesinde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, ittifak içindeki siyasi, askeri ve stratejik dengelerin kalıcı olarak dönüştüğünü belirtti.

Gilli’ye göre bu dönüşümün arkasında beş temel dinamik yer alıyor:

Birincisi, Donald Trump ittifak içindeki yük paylaşımı tartışmasını kesin olarak kazandı. Avrupalı müttefiklerin benzeri görülmemiş bir hızla silahlanması ve askeri harcamalarını artırması, Trump’ın geleneksel diplomatik yollar yerine tehdit ve baskı taktiklerini kullanmasının seleflerine kıyasla çok daha somut sonuçlar verdiğini gösteriyor.

İkincisi, harcamaların artması NATO’yu yeni bir askeri yapılanma sorunuyla karşı karşıya bırakıyor. ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmasıyla birlikte, kurulacak yeni Avrupa ordularının ve komuta yapısının nasıl şekilleneceği, caydırıcılığın nasıl daha inandırıcı hale getirileceği sorusu henüz yanıtlanmış değil. Gilli, müttefiklerin tarihsel olarak bu tür askeri yapılanma konularında uzlaşmakta zorlandığını hatırlatıyor.

Üçüncüsü, ABD’nin Avrupa üzerindeki kozları sadece savunma sektörüyle sınırlı değildir. Avrupa ülkeleri enerji tedariki, ileri teknoloji, finansal piyasalar ve ticaret gibi hayati alanlarda halen ABD’ye bağımlı durumda. Bu durum, Trump’ın orta vadede Avrupalı müttefiklerinden yeni ve daha büyük taleplerde bulunmasını kolaylaştıracak. Ayrıca Avrupa’nın sadece Rusya’yı caydırmaya odaklanmaması, kendi ekonomik bekası için kritik olan küresel ticaret rotalarını da koruyabilecek askeri yeteneklere yatırım yapması gerekecek.

Dördüncüsü, uluslararası zirveler ve dış politika kararları artık liderler tarafından iç politikada kendi konumlarını güçlendirmek amacıyla bir araç olarak kullanılıyor. Gilli, Trump ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez örneklerinde görüldüğü üzere, iç siyasi hesapların dış politikayı şekillendirmesinin ittifak içinde ortak karar almayı ve uzlaşı sağlamayı gelecekte daha da zorlaştıracağını öngörüyor.

Beşincisi, ev sahibi Türkiye’nin ittifak içindeki stratejik yükselişi. NATO’nun 2004 yılındaki İstanbul zirvesinden bu yana geçen sürede hem Türkiye hem de ittifak büyük bir değişim geçirdi. ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki nüfuzunu kısmen azaltmasıyla ortaya çıkan boşluğu dolduracak en önemli aktörlerin başında, artan askeri sanayi kapasitesi ve jeopolitik konumuyla Türkiye geliyor. Ankara zirvesinde alınan kararlar, bu yükselişin somut birer göstergesi niteliğinde.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English