Bizi Takip Edin

Diplomasi

NATO, Rusya ordusunu Palantir sistemiyle izleyecek

Yayınlanma

The Times’ın haberine göre NATO, Palantir tarafından geliştirilen Maven Smart System’i (MSS) Rus birliklerinin olası hareketlerini izlemek ve ittifakın savunma planlarındaki zafiyetleri belirlemek amacıyla kullanacak. Geçen hafta sistemin tam teknik operasyonel hazırlık seviyesine ulaştığını açıklayan NATO, Palantir’in adını duyurusunda anmadı; habere göre bunun nedeni bazı müttefiklerin şirkete yönelik çekinceleri.

NATO, doğu sınırındaki askeri hareketliliği izlemek ve savunma stratejilerini güçlendirmek amacıyla yeni bir teknolojik altyapıya geçiş yapıyor.

The Times gazetesinin haberine göre, ittifak, Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven Smart System (MSS) adlı yapay zeka destekli yazılımı kullanacak.

Sistem, Rus birliklerinin olası yer değiştirmelerini anlık olarak takip edip verileri NATO komuta merkezine aktaracak.

Yazılım yalnızca sınır hattındaki hareketliliği izlemekle kalmayacak, aynı zamanda ittifakın mevcut savunma planlarındaki zayıf noktaları analiz ederek gelecekteki askeri konuşlandırmaların nasıl şekillenmesi gerektiği konusunda öneriler sunacak.

İttifak içinde teknolojik bölünme

NATO, geçen hafta yaptığı resmi açıklamada sistemin tam teknik operasyonel hazırlık seviyesine ulaştığını duyurdu. Ancak yayınlanan basın bildirisinde Palantir şirketinin adına yer verilmedi.

İttifak kaynakları, CIA tarafından desteklenen bir özel şirketin yazılımına bu derece bağımlı hale gelinmesinden duyulan rahatsızlığın bu kararda etkili olduğunu belirtiyor.

Avrupa’nın önde gelen NATO üyeleri arasında sistemin kullanımına dair görüş ayrılıkları yaşanıyor. Fransa ve Almanya, stratejik bağımsızlık ve veri güvenliği gerekçeleriyle Amerikan şirketinin teknolojisine uzun süredir direnç gösteriyor.

NATO komutanı: Avrupa’nın Palantir’e alternatifi yok

Buna karşılık İngiltere, İsveç ve Hollanda, Palantir sistemlerini kendi ulusal askeri altyapılarına entegre etmiş durumda.

Palantir İngiltere Genel Müdürü Louis Mosley, sistemin ittifak açısından taşıdığı önemi şu sözlerle anlattı:

“Eğer NATO bir savaşa girecek olsaydı, bu savaşı Palantir kullanarak yürütürdü. Bu sistem, NATO’ya yönelik tehditlerin yanı sıra ittifakın kendi varlıklarının ve güçlerinin konumunu gösteren kapsamlı bir istihbarat haritası sunuyor. Hedeflere yönelik saldırı başlatmak gerekirse, tüm bu süreç Palantir üzerinden yönetilir.”

Ankara’da düzenlenen son NATO zirvesinde katılımcı ülkeler tarafından yayımlanan ortak bildiride, Rusya’nın Euro-Atlantik güvenliği ve istikrarı için uzun vadeli bir tehdit oluşturduğu vurgulanmıştı.

Üye ülkeler, bu tehdit karşısında bir önceki yıl Lahey’deki zirvede üstlendikleri savunma yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceklerini açıklamıştı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de üye ülkelere Rusya’dan kaynaklanan riskler konusunda “saf olmama” çağrısı yaparak savunma harcamalarının artırılması gerektiğini yinelemişti.

Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek

Diplomasi

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, bugün Birleşik Krallık’ın İsrail ile ilişkilerinde kapsamlı bir yeniden düzenleme olarak nitelendirdiği adımı duyuracak.

İşçi Partili bakan, hükümetinin Filistin davasını destekleme konusunda daha aktif bir yaklaşım sergileyeceğine söz verecek.

ABD ve İsrail’den şiddetli eleştiriler alması beklenen bu adımda, Dışişleri Bakanı, yasadışı İsrail yerleşim yerlerinden gelen mal ve bazı hizmetlerin ticaretine Birleşik Krallık’ta yasak getirecek.

Ayrıca sivil toplum örgütlerine, Filistinlilerin haklarının korunması ve uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunarak, çatışmaya ilişkin iki devletli çözüme desteğini yeniden teyit etmeye kararlı olduğunu belirtti.

Miliband’ın milletvekillerine yapacağı açıklamada, Gazze’deki Filistinlilerin maruz kaldığı insani adaletsizlikleri ele alırken, son dönemdeki öncüllerinden daha sert bir dil kullanması bekleniyor.

Bakanın ortaya koyacağı adımlar, Filistinli savunucu grupların talep ettiği tüm şartları tam olarak karşılamayabilir.

Fakat yine de Birleşik Krallık’ın, iki devletli çözüme yönelik geleneksel retorik desteğin ötesine geçerek, Filistin devletinin kurulması ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığı yaygın olarak kabul edilen Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim yerlerinin genişlemesini önlemek için aktif adımlar attığının bir işareti olarak görülecek.

İsrail, Miliband’ın daha önce İsrail ordusunun Gazze’ye giden yardımı engellediği yönündeki iddiası üzerine misilleme yapma tehdidinde bulunmuştu.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise İşçi Partisi hükümetinin “Yahudi nefretiyle bezeli” olduğunu iddia etmişti.

İsrail’in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, haberlere yanıt olarak “İngiliz büyükelçisini bu gece sınır dışı edin!” dedi.

Başbakan Andy Burnham, pazartesi günü Donald Trump ve Katar gibi önemli Körfez müttefikleriyle görüşerek, hükümetin bölgedeki planları hakkında bilgi verdi.

Miliband’ın bu müdahalesi, The Guardian gazetesine açıklanan bir anketin, siyasi görüş farklılıklarına bakılmaksızın İngiliz halkının İsrail yerleşim yerleriyle ticaretin yasaklanmasını güçlü bir şekilde desteklediğini göstermesinin ardından geldi.

Opinium tarafından yürütülen ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yayınlanan anket, Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin yalnızca %18’inin İsrail yerleşim yerleriyle mal ticaretinin yasaklanmasına karşı çıktığını, buna karşılık %46’sının ise lehte olduğunu ortaya koyuyor.

Fikir belirtmeyenler hariç tutulduğunda destek oranı neredeyse dörtte üçe yükseliyor.

Miliband’ın açıklaması, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) güvenlik bahanesiyle Gazze’ye giren yardımlara gereksiz kontroller uygulayarak korkunç bir durum yarattığı yönündeki iddiasını destekleyecek. 

Ne var ki, kısıtlamaların kaldırılması çağrısı dışında, Birleşik Krallık’ın bu durumu çözmek için sahip olduğu etki gücüne şüpheyle yaklaştığı anlaşılıyor.

Miliband’ın yardımların alıkonulduğu yönündeki iddiası, hafta sonu İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından şiddetle reddedildi.

Bakanın ayrıca, yerleşim önlemlerini, ABD’nin saldırısı altında olan iki önemli kurum olan Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararları da dahil olmak üzere, uluslararası hukuku savunma bağlamına kesin bir şekilde oturtma konusunda öncekilerden daha ileri gitmesi muhtemel.

Paketin, Gazze’ye yönelik yardım kısıtlamaları konusunda yaptırımlar içermesi veya bölgede yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmesi olası görünmüyor.

Fakat Birleşik Krallık, ICJ’de İsrail’in mahkemenin önceki kararlarını ihlal ettiğini iddia etmek üzere Güney Afrika gibi ülkelere katılma seçeneğini açık tutuyor.

Öte yandan Miliband, ticaret konusunda kararlı adımlar atarak, Birleşik Krallık’ın “kutuplaştırıcı” bir müdahalesinin, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinde Binyamin Netanyahu’nun şansını artırabileceğine dair uyarıları ciddiye almadı.

İngiliz kaynaklar, İsrailli askeri yetkililerin bile başbakanlarına, temel güvenlik altyapısından yoksun olan ve güvenlikten ziyade siyasi nedenlerle kurulmuş olan Batı Şeria’nın kuzeyindeki yeni yerleşim yerleri ile ileri karakolları savunmakta IDF’nin zorlanacağı konusunda uyarıda bulunduklarına dikkat çekti.

ABD’nin Birleşik Krallık’ın tutumuna yönelik eleştirilerine rağmen, Washington da yerleşim yerleri konusunda Netanyahu’ya baskı uyguladı ve Netanyahu bazı yerleşim yerlerinin gerekli izinler alınmadan kurulduğunu belirterek bunların sökülmesini talep etti.

İsrail daha önce bazı ileri karakolları yıkmıştı fakat bunlar genellikle kısa süre sonra yeniden inşa ediliyor.

Dışişleri Bakanlığı tarafından uzun süredir uygulanmasının imkânsız olduğu gerekçesiyle reddedilen Birleşik Krallık’ın yerleşim bölgelerinden gelen malların ticaretine ilişkin yasağı, hükümetlerin sadece yasadışı yerleşim bölgelerini değil, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline de yardım veya destek vermemelerini şart koşan 2024 tarihli ICJ danışma görüşüyle uyumlu.

Birleşik Krallık hükümeti bu görüşe hiçbir zaman resmi olarak yanıt vermemişti ama Keir Starmer hükümetindeki bakanlar, bu yasağın genel hatlarıyla görüşe uygun olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran savaşı 50 yıllık petrodolar döngüsünü çöküşe sürüklüyor

Yayınlanma

AQR Capital Management eski Finansal Piyasa Araştırmaları Başkanı Aaron Brown, Japan Times gazetesinde yayımlanan analizinde, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının 50 yıllık petrodolar döngüsünü iki taraflı olarak çöküşe sürüklediğini yazdı.

Brown, Orta Doğu’daki çatışmanın küresel sermaye akışını tersine çevirdiğini ve ABD Hazine tahvillerinin geleneksel güvenli liman niteliğini sarstığını belirtti.

Kissinger’ın 1974 yılında Suudi Arabistan ile vardığı anlaşmayı hatırlatan Brown, sistemin işleyişini şu sözlerle aktardı:

“Petrol tüketicileri enerji için dolar ödüyor, bu dolarlar Riyad ile Abu Dabi’ye akıyor ve oradan Washington’ın borcuna geri dönüyordu. 50 yıl boyunca bu petrodolar döngüsü, Amerikan borçlanma maliyetlerini sessizce sübvanse etti ve doların dünyanın rezerv para birimi rolünü pekiştirdi.”

“ABD ile İsrail’in İran savaşı bu düzeni her iki ucundan kırdı”

Brown, ithalatçı ülkeler tarafında 28 Şubat’ta İran’a düzenlenen saldırının ardından yabancı merkez bankalarının art arda haftalarca net tahvil satıcısı olduğunu vurguladı.

New York Federal Rezerv Bankası’ndaki yabancı varlıkları kısa süre önce yaklaşık 82 milyar dolar gerileyerek 2,7 trilyon dolara indi; bu miktar 2012’den bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Gelişmeler tahvil faizlerine de yansıdı. ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son krizlerin aksine güvenli liman alımlarıyla düşmek yerine, şubat ayı sonundaki yüzde 3,9 seviyesinden birkaç hafta içinde yüzde 4,4’ün üzerine tırmandı.

Bank of America faiz masası ise durumu “Yabancı resmi sektörler ABD Hazine tahvillerini satıyor” tespitiyle özetledi.

Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi petrol ithalatçısı ülkelerin ağır bir mali baskıyla karşılaştığını kaydeden Brown, mekanizmayı şöyle açıkladı:

“Dolar cinsinden petrol fiyatı bir noktada varil başına 100 doları aşarken, para birimleri dolar karşısında zayıfladı. İç petrol fiyatlarını daha da artıracak değer kaybını sınırlamak isteyen merkez bankaları döviz piyasalarına müdahale ediyor. Bu ise dolar gerektiriyor. Bir merkez bankasının sahip olduğu en likit dolar varlığı Hazine tahvilleridir. Dolayısıyla satıyorlar.”

“Körfez üreticileri bu kez petrolünü dışarı çıkaramıyor”

Makalede, Mart 2020’deki koronavirüs salgını sırasında yabancı merkez bankalarının 109 milyar dolarlık rekor tahvil satışı yaptığı, ancak Fed’in takas hatlarını devreye sokmasıyla durumun hızla düzeldiği ifade edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresindeki askeri hareketliliği, Mart 2023’te Silicon Valley Bank’in iflası ve 7 Ekim 2023’teki gelişmeler sırasında sermayenin tahvillere yöneldiğini belirten yazar, mevcut krizin yapısal farklar içerdiğini savundu.

Normal petrol şoklarında artan fiyatların üreticilerin gelirini yükselttiğini ve bu gelirin tahvillere geri aktığını aktaran Brown, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hürmüz Boğazı’nın kapanması, herkesin petrolüyle birlikte Körfez ülkelerinin varillerini de mahsur bıraktı. Kuveyt, Irak, Suudi Arabistan ve BAE mart ayında üretimi topluca günlük en az 10 milyon varil kıstı. Suudi Arabistan ve BAE alternatif boru hatlarıyla daha düşük hacimlerde ihracat yapabiliyor, ancak bu hatlar tam kapasitede dahi boğazın normal geçiş hacminin sadece dörtte birini karşılıyor ve aktif İran İHA ile füze tehdidi altında bulunuyor.”

Katar’ın Ras Laffan tesisine yönelik saldırılar sonrasında sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında mücbir sebep ilan ettiğini hatırlatan Brown, Körfez İşbirliği Konseyi’nin hidrokarbon ihraç edip küresel varlıklara yatırma modelinin tamamen kilitlendiğini belirtti.

Makalede, “Petrodolar döngüsü iki hareketli parça gerektirir: kazanılan dolarlar ve yatırılan dolarlar. İkisi de durdu” ifadelerine yer verildi.

“Alternatifi olmaması ile tartışmasız güvenli liman olması aynı şey değil”

Ocak ayı itibarıyla Kuveyt, Suudi Arabistan ve BAE’nin elinde yaklaşık 300 milyar dolarlık ABD tahvili yer alıyordu. Brown, bu ülkelerin hem petrol gelirlerinin azaldığını hem hava savunmasına yoğun harcama yaptığını hem de Washington’a aylar önce verdikleri yatırım taahhütlerini gözden geçirdiğini kaydetti.

Financial Times’a konuşan bir Körfez yetkilisi de bölgenin en büyük ekonomilerinden bazılarının, ABD varlıklarına odaklanan Körfez varlık fonları dahil, mevcut taahhütlerde mücbir sebep maddelerinin geçerliliğini incelediğini aktardı.

Savaşın uzun vadeli yapısal eğilimleri hızlandırdığına dikkat çeken Brown, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerindeki payının 2010’ların başındaki yüzde 50 düzeyinden yaklaşık yüzde 32’ye indiğini yazdı.

Merkez bankalarının 2025 yılı başlarında net satıcı konumuna geçtiğini ve 1996’dan bu yana ilk kez küresel merkez bankalarının rezervlerinde ABD tahvillerinden daha fazla altın tuttuğunu aktaran yazar, savaşın bu sinyalleri güçlendirdiğini dile getirdi.

Brown, ABD tahvillerinin derinlik ve likidite açısından toptan terk edilmeyeceğini, ancak nitelik değiştirdiğini belirterek yazısını şu sözlerle tamamladı:

“Kaliteye kaçış eğilimi her zaman şu siyasi varsayıma dayanıyordu: Küresel bir krizde ABD, taraf olan bir savaşçı değil; istikrar sağlayıcı ya da seyircidir. Ancak bizzat ABD savaşın tarafı olduğunda hesaplar değişir. Kissinger’ın 1974 anlaşması Soğuk Savaş’ı, Körfez Savaşları’nı, finansal krizleri ve salgını atlattı; ancak bu savaşı atlatamadı. Petrodolar döngüsü her zaman finansal giysiler kuşanmış siyasi bir düzenlemeydi. Siyaset değiştiğinde, finans da onu takip ediyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna ve İran’daki savaşlar küresel fuel oil açığını tetikliyor

Yayınlanma

Ukrayna ve İran’daki savaşların rafinerileri vurması, 2026’nın üçüncü çeyreğinde küresel ölçekte ciddi bir fuel oil açığı riskini beraberinde getirdi. Reuters’ın haberine göre günlük açığın 218 bin varile ulaşabileceği öngörülürken, tırmanan yakıt fiyatları deniz taşımacılığı ve enerji santrallerinde maliyetleri hızla artırıyor.

Küresel piyasalar, Ukrayna ve İran’daki savaşların petrol rafinerilerini hedef alması nedeniyle 2026’nın üçüncü çeyreğinde ciddi bir fuel oil açığıyla karşı karşıya kalabilir.

Özellikle deniz taşımacılığı ve elektrik santrallerinde yaygın kullanılan bu yakıt türünde arzın daralması, taşımacılık maliyetlerini ve enerji üretim giderlerini doğrudan yukarı çekiyor.

Reuters ajansının haberine göre, Rusya ve Ortadoğu’daki rafinerilere yönelik saldırılar tesislerin operasyonel dengesini bozdu ve deniz yolu ticaretini sekteye uğrattı.

Rafinerilerin üretim kapasitelerinde motorin ile diğer hafif petrol ürünlerine ağırlık vermesi de fuel oil tedarikindeki düşüşü hızlandırdı. Denizcilik sektöründe yakıt maliyetlerinin tırmanması, küresel navlun piyasasında zincirleme fiyat artışlarına yol açıyor.

Tedarik kesintilerinden en sert darbeyi Asya pazarının alması bekleniyor. Zira bölge, İran’daki savaş yüzünden akışı zaten zedelenen Basra Körfezi sevkiyatlarına yüksek oranda bağımlılık taşıyor.

Piyasa analiz platformu Kpler, dünyanın en büyük gemi yakıt ikmal merkezi konumundaki Singapur’un gereksinim duyduğu yakıtın yarısından fazlasını dışarıdan ithal ettiğini kaydediyor. S&P de Avrupa ve ABD genelindeki rafineri kapasitelerinde daralma öngörüyor.

Danışmanlık kuruluşu Energy Aspects, 2026’nın üçüncü çeyreğinde günlük fuel oil açığının 218 bin varile kadar tırmanabileceğini hesaplıyor.

Küresel piyasada benzer bir arz açığı son olarak 2025’in üçüncü çeyreğinde görülmüş, ancak o dönemdeki açık günlük yalnızca 6 bin varil düzeyinde kalmıştı.

Gemi yakıt ikmalinde sıkça tercih edilen düşük kükürtlü fuel oil fiyatları, denizcilik platformu ZeroNorth verilerine göre, İran’daki savaşın başlangıcından bu yana yüzde 76 artarak varil başına 130 dolara dayandı. Bu ivme, aynı zaman diliminde Brent ham petrolünde kaydedilen fiyat artışını yüzde 40 oranında aştı.

Chevron Üst Yöneticisi Mike Wirth, daha önce yaptığı değerlendirmede, 2026’nın üçüncü çeyreğinde kalorifer yakıtı dahil olmak üzere petrol ürünlerinde yeni fiyat artışları yaşanabileceği uyarısını dile getirmişti.

Wirth, kış mevsimi öncesinde ülkelerin stok tamamlama çabasına girmesiyle birlikte akaryakıt piyasasındaki koşulların daha da zorlaşacağını vurguladı.

Dünya genelindeki tedarik krizinden en büyük ticari avantajı sağlayan aktörlerin başında ise Hindistan ve ABD rafinerileri geliyor.

Reuters ajansı, bu iki ülkenin yakıt ihracatını aralıksız artırdığını, yükselen fiyatlar ve azalan arz sayesinde eskiden Rusya ile Ortadoğu’ya bağımlı olan pazarlara daha fazla ürün sevk ettiğini bildirdi.

Nitekim ABD, 7 Ağustos ile biten haftada motorin ve fuel oil ihracatında günlük 1,9 milyon varile ulaşarak rekor tazeledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English