Bizi Takip Edin

Amerika

Mamdani, ABD’deki Yahudiler arasında Netanyahu’dan daha popüler

Yayınlanma

Salı günü yayınlanan yeni bir ankete göre, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Amerikan Yahudileri arasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’dan daha popüler.

11 Haziran ile 17 Haziran tarihleri arasında ülke genelinde 1.022 Yahudi yetişkine yönelik olarak Associated Press-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan ankete göre, Amerikalı Yahudilerin %44’ü Zohran Mamdani hakkında olumlu görüşe sahipken, %39’u ise olumsuz görüşe sahip.

Buna karşılık, ankete katılanların sadece %32’si Netanyahu hakkında olumlu görüş bildirdi; %59’u ise uzun süredir görevde olan İsrailli lider hakkında olumsuz görüş bildirdi.

İsrail’in sadık bir destekçisi olan ve aynı zamanda Netanyahu’nun liderliğini eleştiren Pennsylvania Valisi Josh Shapiro’nun net beğenilme oranı, hem Mamdani’nin hem de Netanyahu’nunkinden önemli ölçüde daha yüksek.

Ankete katılanların yüzde 41’i Shapiro’ya olumlu bakarken, yüzde 21’i olumsuz bakıyor ve yüzde 38’i ise onun hakkında bir görüş oluşturacak kadar bilgi sahibi olmadığını belirtti.

Hata payının artı veya eksi 5 yüzde puanı olduğu bildirilen AP anketi, Amerikalı Yahudilerin İsrail hükümetinin Gazze savaşındaki tutumuna ve İsrail-Filistin çatışmasını yönetme biçimine karşı giderek daha eleştirel bir tavır sergilediğini de ortaya koydu.

Zohran Mamdani: Canavarın ininde bir ‘nepo bebek’

Amerikalı Yahudilerin çoğunluğu (%73) İsrail’in 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonuna verdiği ilk askeri tepkinin haklı olduğunu belirtirken, sadece %42’si geçen yılki ateşkes süresince Gazze’de devam eden askeri operasyonları desteklediğini söyledi.

Anket ayrıca, genel Amerikan kamuoyuna benzer şekilde, Amerikalı Yahudilerin %30’unun İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiğine inandığını ortaya koydu.

Anket, Mamdani’nin İsrail konusundaki eleştirel söylemlerinin, genel olarak Amerikan Yahudileri arasında net olarak olumlu bir imajını korumasına engel olmadığını gösteriyor.

Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerinde Yahudi oylarının sadece %26’sını almıştı.

Göreve geldiğinden beri, İsrail’e yönelik eleştirileri ve Filistin aktivizmini benimsemesi nedeniyle Yahudi liderler ve Siyonist örgütlerin sıkı denetimine maruz kaldı.

Mamdani, İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımayı reddetti ve ülkeye seyahat etmeyeceğini söyledi.

Ayrıca, Netanyahu’nun kendi görev süresi içinde şehri ziyaret etmesi halinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) tutuklama emrine uyarak Netanyahu’nun tutuklanmasını emredeceğine söz verdi.

Mamdani ile Ocasio-Cortez arasında ön seçim işbirliği

Bu vaatler, Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapmak üzere şehre geleceği eylül ayında sınanacak.

Kısa süre önce belediye başkanı, New York City liderleri için uzun süredir bir gelenek olan yıllık “İsrail Günü” geçit törenini atladı ve ayrıca İsrail ekonomisinden yatırımların çekilmesi çağrısında bulundu.

New York City’deki kongre seçimlerinde Mamdani, İsrail karşıtı açıklamalarda bulunan adaylar için aktif olarak kampanya yürüttü.

2021’den 2022’ye kadar süren 18 aylık bir ara dışında 2009’dan beri görevde olan Netanyahu, ABD ile uzun süredir devam eden bağlarına rağmen son yıllarda Amerikalılar nezdindeki itibarını kaybetmiş görünüyor.

Netanyahu, çocukluğunun bir kısmını Philadelphia bölgesinde geçirmiş, Boston’da üniversiteye gitmiş ve 1980’lerde İsrail’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi olarak görev yapmıştı.

Amerika

Pentagon’un en üst hukuk danışmanı görevini erken bırakıyor

Yayınlanma

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in kıdemli hukuk danışmanı Tuğgeneral Eric Widmar, görev süresinin dolmasına yaklaşık bir yıl kala “kişisel nedenlerle” görevinden ayrılacağını açıkladı. Widmar’ın kararı, Savaş Bakanı Pete Hegseth döneminde Pentagon’dan ayrılan veya görevden alınan üst düzey askeri yetkililer zincirine yeni bir halka ekledi.

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in kıdemli hukuk danışmanı Tuğgeneral Eric Widmar, görev süresinin tamamlanmasına yaklaşık bir yıl kala görevinden ayrılma kararı aldı.

Widmar, ProPublica’ya yaptığı açıklamada kararını “kişisel nedenlerle” aldığını söyledi.

Yaklaşık iki yıldır eşinden ayrı yaşamak zorunda kaldığını belirten Widmar, “Eşimle birlikte bu görevin ailemiz üzerindeki yükünü değerlendirdik. Dikkatimi yeniden aileme vermenin ve yaşamımızın yeni dönemine birlikte odaklanmanın zamanı geldiğine karar verdim” dedi.

Widmar’ın ayrılığı, ikinci Trump yönetiminin başlamasından bu yana Pentagon’da yaşanan üst düzey personel değişikliklerinin son örneği oldu.

Avrupa ve Afrika’daki ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Chris Donahue’nin görev süresi dolmadan Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından görevden ayrılmaya zorlandığı ve geçen hafta komutasını devrettiği bildirilmişti.

Hegseth ayrıca Nisan ayında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’u, olağan dört yıllık görev süresinin yaklaşık iki buçuk yılında görevden almıştı.

Geçen yılın sonlarında ise ABD Güney Komutanlığı Komutanı Amiral Alvin Holsey, görev süresinin bitmesine iki yıl kala görevden alındı.

Holsey, Güney Amerika çevresindeki sularda uyuşturucu taşıdığı öne sürülen teknelere yönelik tartışmalı insansız hava aracı saldırılarını denetliyordu.

Hegseth, Şubat 2025’te Savaş Bakanlığı görevine başlamasından bir aydan kısa süre sonra Kara Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nin en üst düzey hukuk müşavirlerini de görevden almış, bu isimlerin “hukuka uygun emirler verildiğinde gerekli tavsiyeleri sunmaya uygun olmadıklarını” düşündüğünü söylemişti.

Bu adım, askeri hukuk uzmanları arasında silahlı çatışma hukukunun zayıflatıldığı ve ordunun “savaşçı ethosu” anlayışı doğrultusunda daha saldırgan bir yapıya dönüştürülmeye çalışıldığı yönünde kaygılara yol açmıştı.

Caine ise Widmar’ın ayrılığı sonrası yayımladığı açıklamada, “Eric olağanüstü bir subay ve hukukçu. Kendisi ile ailesinin ülkeye verdiği hizmetten dolayı minnettarım. Ailesini önceliklendirme kararına büyük saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Widmar’ın “gerçeği her zaman güce karşı söyleme sorumluluğunu” çok iyi kavradığını belirten Caine, onun hukuki uzmanlığı ve deneyiminin eksikliğinin hissedileceğini söyledi. Hegseth’in ofisi ise konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

West Point mezunu olan Widmar, 28 yılı aşkın askeri kariyerinde daha önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) baş hukuk müşaviri olarak görev yaptı. Bu dönemde beş kuvvet komutanlığından 150’den fazla hukuk uzmanından oluşan ekibi yönetti.

CNN’in Aralık ayında yayımladığı habere göre Widmar, Kasım ayında Caine’e verdiği hukuki değerlendirmede, bir askeri komutanın hukuka aykırı emir aldığına kanaat getirmesi halinde protesto amacıyla istifa etmek ya da çatışmaya girmek yerine emekliliğini istemesi gerektiği görüşünü iletti.

Bu değerlendirme, Karayip Denizi ile Pasifik Okyanusu’nda uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik ABD askeri operasyonlarının hukuka uygunluğunun Kongre üyeleri ve hukuk uzmanları tarafından sorgulandığı dönemde yapıldı.

Öte yandan ABD ordusunun bu yıl İran’da düzenlediği ve yaklaşık 200 çocuk ile yetişkinin ölümüne yol açan bir okul saldırısı da inceleme altında.

CNN’in haberine göre üst düzey askeri komutanlar, hedeflere ilişkin istihbaratın yıllar öncesine ait olduğuna dair veri tabanlarındaki uyarıları dikkate almadan bazı saldırılara onay verdi. Bunlar arasında okulu hedef alan saldırı da yer aldı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, Katar’ın uçağını bıraktı, eski Air Force One’la uçtu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi’nin ardından Ankara’dan ayrılırken Katar’ın hediye ettiği Boeing 747-8 yerine eski Air Force One’ı kullandı. The New York Times’a göre değişiklik, İran kaynaklı güvenlik risklerine karşı Gizli Servis’in tavsiyesiyle yapıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, NATO Zirvesi’nin ardından Ankara’dan ayrılırken geçen yıl Katar’ın hediye ettiği Boeing 747-8 yerine eski Air Force One’ı kullandı.

The New York Times’ın isimsiz kaynaklara dayandırdığı habere göre değişiklik, İran’la yaşanan gerilim sırasında ihtiyati tedbir amacıyla ABD Gizli Servisi’nin tavsiyesi üzerine yapıldı.

Kaynaklar, başkana yönelik somut bir güvenlik tehdidi tespit edilmediğini aktardı.

Gazeteye konuşan ve uçağın durumu hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, Katar’dan gelen uçağın eski Air Force One’daki tüm sistemlerle henüz donatılmadığını belirtti.

Trump ise kararın güvenlik gerekçesiyle değil, “nostalji” nedeniyle alındığını savundu. Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, yeni başkanlık uçağının İngiltere’deki Mildenhall Hava Üssü’ne gönderileceğini ve burada görev yapan Amerikan askerlerinin uçağı inceleme fırsatı bulacağını söyledi.

Trump, “Eski Air Force One ile Türkiye’den Mildenhall’a kısa bir uçuş yapacağız. Bu yolculuk, askerlerimizin Hava Kuvvetleri filomuza katılan bu yeni uçağı görmesine değecek” ifadelerini kullandı.

Associated Press’in aktardığına göre Trump, Mildenhall’daki kısa molanın ardından yeniden Katar’ın hediye ettiği uçağa geçti ve Washington’a hareket etti.

7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ABD ile Avrupalı müttefikler arasında savunma harcamaları, Ukrayna’ya destek ve Washington’ın Avrupa güvenliğindeki rolüne ilişkin görüş ayrılıklarının gölgesinde yapıldı.

Trump, zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada İran nedeniyle hayatının tehlikede olabileceğini söyledi.

“İran’ın suikast listesindeki bir numaralı hedef benim” diyen Trump’ın eski başkanlık uçağına bindikten sonra gazeteciler ve diğer yolculardan pencere kapaklarını kapatmalarının istendiği de NYT’nin haberinde yer aldı.

Eski ABD Hava Kuvvetleri Bakan Yardımcısı ve Joe Biden döneminde Air Force One programından sorumlu olan Andrew P. Hunter, Katar uçağının başkanlık standartlarına ulaştırılmasının bir yıldan uzun süreceğini söyledi. Hunter, bu sürede haberleşme sistemlerinin geliştirilebileceğini ancak mevcut Air Force One ile tamamen eşdeğer hale gelmesi için kapsamlı yapısal değişikliklerin gerektiğini ifade etti.

Haberde ayrıca yeni uçağın gelişmiş füze savunma sistemleriyle donatılması ve olası nükleer saldırılarda elektromanyetik darbeye karşı kablolama altyapısının güçlendirilmesi gerektiği, bu değişikliklerin tamamlanıp tamamlanmadığının ise bilinmediği aktarıldı.

Trump, 8 Temmuz’da ABD ile İran arasındaki ateşkesin fiilen sona erdiğini düşündüğünü belirterek “Artık onlarla uğraşmak istemiyorum” dedi ve aynı gece İran’a yeni saldırılar düzenlenebileceğini söyledi. Bunun ardından Press TV, ABD’nin yeni saldırı düzenlemesi halinde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ve Amerikan hedeflerine en az “ikiye bir” oranında karşılık vereceğini öne sürdü.

Aynı günün akşamında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı. Trump bu operasyonları Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırıya “misilleme” olarak nitelendirirken, İran da Orta Doğu’daki Amerikan üslerini vuracağı uyarısında bulundu.

Trump daha sonra İranlı yetkililerin kendisini arayarak anlaşma teklif ettiğini söyledi. Bloomberg ise ABD saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin neredeyse durduğunu bildirdi.

Taraflar bundan yaklaşık bir ay önce, 18 Haziran’da iki aylık ateşkes ve daha kapsamlı müzakerelerin başlamasını öngören bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

The Guardian’ın Mayıs 2025’te yayımladığı habere göre Trump, Katar hükümetinin hediye ettiği Boeing 747-8’i “fazla büyük” diye nitelendirmiş, uçağın ABD’de askeri standartlara uygun biçimde yeniden donatıldığını söylemişti.

Modernizasyonun maliyetini bilmediğini belirten Trump, bunun yeni bir başkanlık uçağı inşa etmekten “çok daha ucuz” olacağını savunmuş, Boeing’i de 1990’ların başından beri kullanılan mevcut Air Force One’ın yerine geçecek yeni uçakların teslimatındaki gecikmeler nedeniyle eleştirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Paramount, Warner Bros. anlaşmasını erteledi

Yayınlanma

Paramount, Warner Bros.’u satın alma işlemini 22 Temmuz’dan önce tamamlamayacağını açıkladı. Oregon Başsavcılığı’nın talebiyle mahkemede yürüyen inceleme sürerken, bazı ABD eyaletleri rekabeti zedeleyeceği gerekçesiyle anlaşmayı durdurmak için dava açmaya hazırlanıyor.

Paramount, Warner Bros.’u satın alma işlemini 22 Temmuz’dan önce sonuçlandırmayacağını bildirdi. Daha önce 16 Temmuz’da tamamlanması beklenen işlem, Oregon Başsavcılığı’nın talebi üzerine yürütülen hukuki süreç nedeniyle ertelendi.

Oregon Başsavcılığı, mahkemeden şirketin ilgili belgeleri sunmasını ve işlemin incelenebilmesi için birleşmenin 60 gün ertelenmesini istedi.

Reuters’a göre, anlaşmanın rekabete zarar vereceğini düşünen bazı ABD eyaletleri gelecek hafta birleşmeyi engellemek amacıyla dava açabilir. Soruşturmaya Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta liderlik ediyor.

Warner Bros. ile Paramount’u bir araya getirecek birleşme, Hollywood’un en büyük dört stüdyosundan ikisini tek çatı altında toplayacak.

Oyuncular, senaristler ve sinema salonu işletmecileri, birleşmenin istihdamı azaltabileceği ve film üretimini sınırlayabileceği gerekçesiyle işleme karşı çıkıyor.

Paramount ise Warner Bros. ile birleşmenin artan rekabet karşısında şirketin konumunu güçlendireceğini savunuyor. Mahkeme süreci nedeniyle işlemin gecikmesi halinde Paramount, Warner Bros. hissedarlarına çeyrek başına hisse başına 25 sent tutarında gecikme ücreti ödemeyi sürdürecek.

Reuters’ın aktardığına göre şirket, Avrupa Komisyonu’nun rekabet endişelerini gidermek için Universal Pictures ile planlanan ortak film dağıtım girişiminden vazgeçmeyi de içeren taahhütler sundu. Avrupa Komisyonu karar için son tarihi 22 Temmuz’a erteledi.

Paramount, Warner Bros.’u satın alma süreci kapsamında ABD Federal İletişim Komisyonu’na (FCC) da onay başvurusu yaptı. Yaklaşık 111 milyar dolar değer biçilen işlemin, hissedarlar ve düzenleyici kurumların onayının ardından yıl sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

Şirket, Warner Bros. için yürütülen rekabette Netflix’i geride bırakarak anlaşmaya ulaşmıştı.

Financial Times, 22 Mayıs’ta Avrupa sinema sektörünün, birleşmenin kültürel çeşitliliği zayıflatabileceği, bağımsız yapımları olumsuz etkileyebileceği ve Amerikan eğlence şirketlerinin hakimiyetini artırabileceği gerekçesiyle Avrupa Birliği düzenleyicilerine kapsamlı bir rekabet soruşturması çağrısı yaptığını yazmıştı.

Paramount ayrıca Netflix’i birleşmeyi engellemek amacıyla “yakıp yıkma kampanyası” yürütmekle suçladı.

Şirketin baş hukuk müşaviri Makan Delrahim’in ABD Adalet Bakanlığı’na gönderdiği mektupta, Netflix’in düzenleyicileri ve diğer ilgili tarafları anlaşmaya karşı kışkırtmaya çalıştığı, bunun da Paramount’u ciddi bir rakip olarak gördüğünü ortaya koyduğu öne sürüldü.

Politico, bu açıklamayı Paramount’un rakibine yönelik en sert çıkışlarından biri olarak değerlendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English