Amerika
Meta, sürekli kayıt yapan yapay zeka gözlüklerini test ediyor

Financial Times’ın aktardığına göre Meta Platforms, sesi kesintisiz kaydedebilen ve birkaç saniyede bir fotoğraf çekebilen yapay zeka gözlüklerinin prototipini test ediyor. “Süper algılama” kod adıyla geliştirilen özelliğin, kullanıcının gün içinde gördüğü ve duyduğu şeyleri yapay zekayla yeniden erişilebilir hale getirmesi hedeflenirken, sistemin gizlilik etkileri de şirket içinde tartışma konusu.
Financial Times’ın geliştirme sürecini bilen birden fazla kaynağa dayandırdığı haberine göre Meta Platforms, sesi sürekli kaydedebilen ve birkaç saniyede bir fotoğraf çekebilen yapay zeka gözlüklerinin prototipini test ediyor.
Meta Platforms, iç prototipler hakkında açıklama yapmayı reddetti. Şirketin basın birimi ise ürün geliştirme sürecinin en başından itibaren gizlilik gerekliliklerini dikkate aldığını açıkladı.
Gazetenin aktardığına göre yeni özelliğin şirket içindeki çalışma adı “süper algılama”.
Bu sistem sayesinde gözlüğü kullanan kişi, yapay zekadan yararlanarak gün içinde gördüğü veya duyduğu unsurları arayabilecek, ayrıca gün içinde yaşanan olayları yeniden oluşturabilecek.
Mevcut Meta gözlüklerinde çerçevedeki LED gösterge fotoğraf veya video çekimi sırasında yanıyor. Ancak gazeteye konuşan kaynaklar, yeni özellik kullanıldığında bu göstergenin devreye girmeyebileceğini söyledi.
Zuckerberg, Polymarket benzeri tahmin platformu Arena üzerinde çalışıyor
Böyle bir durumda çevredeki kişilerin cihazın kayıt yaptığını anlaması zorlaşabilir. Kaynaklara göre şirket bu konuda henüz nihai kararını vermedi.
Financial Times’ın haberine göre değerlendirilen seçeneklerden biri, ham ses kayıtları ile görüntülerin Meta Platforms’un sistemlerinde saklanmaması ve kullanıcılara sunulmaması.
Bunun yerine sistemin bu verilerden meta veri çıkarması, ardından elde edilen bilgileri yapay zeka tarafından işlenmek üzere sunucuya göndermesi öngörülüyor.
Gazetenin aktardığına göre Meta ayrıca gözlüklerin topladığı verilerin şirketin kendi yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanılması ihtimalini de değerlendiriyor.
Meta’nın basın birimi, şirketin kullanıcı verilerini koruyacak teknolojiler üzerinde çalıştığını belirtti. Buna örnek olarak da geleneksel fotoğraf ve video kaydı yerine konuşmayı metne dönüştürebilen ve çevresel bilgileri işleyebilen Aria araştırma projesini gösterdi.
Öte yandan Apple da akıllı gözlüklerin yanı sıra dahili kameralara sahip AirPods kulaklıklar üzerinde çalıştığını daha önce açıklamıştı.
Söz konusu cihazların, yapay zeka özelliklerinin çalışması için çevredeki ortama ilişkin verileri kullanmasının planlandığı belirtilmişti.
Meta, bilgi işlem gücü ve yapay zeka modellerini satmaya başlayacak
Amerika
Mamdani, ABD’deki Yahudiler arasında Netanyahu’dan daha popüler

Salı günü yayınlanan yeni bir ankete göre, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Amerikan Yahudileri arasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’dan daha popüler.
11 Haziran ile 17 Haziran tarihleri arasında ülke genelinde 1.022 Yahudi yetişkine yönelik olarak Associated Press-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan ankete göre, Amerikalı Yahudilerin %44’ü Zohran Mamdani hakkında olumlu görüşe sahipken, %39’u ise olumsuz görüşe sahip.
Buna karşılık, ankete katılanların sadece %32’si Netanyahu hakkında olumlu görüş bildirdi; %59’u ise uzun süredir görevde olan İsrailli lider hakkında olumsuz görüş bildirdi.
İsrail’in sadık bir destekçisi olan ve aynı zamanda Netanyahu’nun liderliğini eleştiren Pennsylvania Valisi Josh Shapiro’nun net beğenilme oranı, hem Mamdani’nin hem de Netanyahu’nunkinden önemli ölçüde daha yüksek.
Ankete katılanların yüzde 41’i Shapiro’ya olumlu bakarken, yüzde 21’i olumsuz bakıyor ve yüzde 38’i ise onun hakkında bir görüş oluşturacak kadar bilgi sahibi olmadığını belirtti.
Hata payının artı veya eksi 5 yüzde puanı olduğu bildirilen AP anketi, Amerikalı Yahudilerin İsrail hükümetinin Gazze savaşındaki tutumuna ve İsrail-Filistin çatışmasını yönetme biçimine karşı giderek daha eleştirel bir tavır sergilediğini de ortaya koydu.
Amerikalı Yahudilerin çoğunluğu (%73) İsrail’in 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonuna verdiği ilk askeri tepkinin haklı olduğunu belirtirken, sadece %42’si geçen yılki ateşkes süresince Gazze’de devam eden askeri operasyonları desteklediğini söyledi.
Anket ayrıca, genel Amerikan kamuoyuna benzer şekilde, Amerikalı Yahudilerin %30’unun İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiğine inandığını ortaya koydu.
Anket, Mamdani’nin İsrail konusundaki eleştirel söylemlerinin, genel olarak Amerikan Yahudileri arasında net olarak olumlu bir imajını korumasına engel olmadığını gösteriyor.
Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerinde Yahudi oylarının sadece %26’sını almıştı.
Göreve geldiğinden beri, İsrail’e yönelik eleştirileri ve Filistin aktivizmini benimsemesi nedeniyle Yahudi liderler ve Siyonist örgütlerin sıkı denetimine maruz kaldı.
Mamdani, İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımayı reddetti ve ülkeye seyahat etmeyeceğini söyledi.
Ayrıca, Netanyahu’nun kendi görev süresi içinde şehri ziyaret etmesi halinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) tutuklama emrine uyarak Netanyahu’nun tutuklanmasını emredeceğine söz verdi.
Bu vaatler, Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşma yapmak üzere şehre geleceği eylül ayında sınanacak.
Kısa süre önce belediye başkanı, New York City liderleri için uzun süredir bir gelenek olan yıllık “İsrail Günü” geçit törenini atladı ve ayrıca İsrail ekonomisinden yatırımların çekilmesi çağrısında bulundu.
New York City’deki kongre seçimlerinde Mamdani, İsrail karşıtı açıklamalarda bulunan adaylar için aktif olarak kampanya yürüttü.
2021’den 2022’ye kadar süren 18 aylık bir ara dışında 2009’dan beri görevde olan Netanyahu, ABD ile uzun süredir devam eden bağlarına rağmen son yıllarda Amerikalılar nezdindeki itibarını kaybetmiş görünüyor.
Netanyahu, çocukluğunun bir kısmını Philadelphia bölgesinde geçirmiş, Boston’da üniversiteye gitmiş ve 1980’lerde İsrail’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi olarak görev yapmıştı.
Amerika
Eski ABD Adalet Bakanlığı personelinden Blanche’ın adaylığına ret çağrısı

ABD Adalet Bakanlığının eski çalışanlarından oluşan 1200’ü aşkın kişi, Senatoya çağrıda bulunarak geçici Adalet Bakanı Todd Blanche’ın bu göreve kalıcı olarak atanmasının reddedilmesini talep etti. Salı günü yayımlanan mektupta, Blanche’ın kurumdaki kariyer memurlarını şeytanlaştırdığı ve bakanlığın siyasetler üstü yapısını bozduğu savunuldu.
ABD Adalet Bakanlığının (DOJ) 1200’den fazla eski çalışanı, Senatoyu, geçici Adalet Bakanı Todd Blanche’ın bu göreve kalıcı olarak atanması yönündeki adaylığını reddetmeye çağırdı.
Eski bakanlık çalışanları salı günü kaleme aldıkları mektupta, Blanche’ın kurumun kariyer çalışanlarını “şeytanlaştırdığını” belirtti.
Adalet Bakanlığı eski çalışanlarının oluşturduğu “Justice Connection” adlı grup tarafından organize edilen mektupta şu ifadelere yer verildi:
“Önümüzdeki haftalarda pek çok kişi, Todd Blanche’ın liderliği altındaki Adalet Bakanlığını tanımlayan yolsuzluk ve suiistimallerin altını haklı olarak çizecektir: Başkan’ın düşmanlarına yönelik intikamcı kovuşturmalar ve soruşturmalar; yasa dışı davrananları vergi mükelleflerinin paralarıyla ödüllendirmek için tasarlanmış anlaşmalar; 6 Ocak olaylarına ilişkin hesap verebilirliğin silinmesi; Epstein dosyalarının yanlış yönetilmesi; yargıçların aşağılanması ve verdikleri kararların defalarca ihlal edilmesi. Ancak biz en az bunlar kadar ilgi hak eden bir alana odaklanmak istiyoruz: Todd Blanche’ın Adalet Bakanlığının siyasi olmayan kariyer iş gücünü yozlaştırması.”
Bir adayın onay süreci devam ederken bu tür mektupların yazılması olağan bir durum kabul edilse de bu denli yüksek sayıda imzaya ulaşılması nadir bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Girişim, Blanche’ın önümüzdeki hafta Senatodaki onay oturumuna çıkmaya hazırlandığı sırada gerçekleşti.
Mektupta, Donald Trump yönetimi döneminde bakanlıktan ayrılan çalışanların yüksek sayısına işaret edildi. Bu kişilerden bazılarının işine son verildiği, bazılarının ise “yasa dışı veya etik dışı talimatları uygulamaktansa istifa etmeyi tercih ettiği” aktarıldı.
İlk olarak adalet bakanı yardımcısı olarak görev yapan Blanche, Başkan Trump’ın eski Adalet Bakanı Pam Bondi’yi görevden almasının ardından adalet bakanlığı makamına aday gösterilmişti.
Söz konusu mektupta, Blanche’ın bakanlığı Trump’ın önceliklerini yansıtacak şekilde şekillendirmede kilit bir rol oynadığı savunularak şu ifadelere yer verildi:
“Blanche, yüzlerce çalışanın işine son verdi veya bu kişilerin işten çıkarılmasını denetledi; bu işlemler genellikle önceden bildirimde bulunulmaksızın, uygunsuz ve yasa dışı gerekçelerle yapıldı. Bazı personelin işine Başkan’ın hoşuna gitmeyen davalar üzerinde çalıştıkları için, bazı çalışanların Başkan’ın düşmanlarının akrabası oldukları için, bazılarının göçmenlik davalarını adil yargılanma hakkına uygun şekilde karara bağladıkları için, bazılarının intikamcı kovuşturmalar başlatmayı reddettikleri için ya da mahkemede yalan söylemeyi kabul etmedikleri için son verildi. Bu işten çıkarmalar, yolsuzluğu ve siyasi tasfiyeleri önlemek için tasarlanmış olan devlet memurluğu kanunlarını açıkça ihlal etmektedir.”
Adalet Bakanlığının 100 bini aşkın personelinden yaklaşık 16 bininin kurumdan ayrıldığı belirtiliyor. Bu ayrılıkların büyük çoğunluğunu, eski çalışanların bakanlığın “belkemiği” olarak nitelendirdiği, siyasi bağı olmayan kariyer memurları oluşturuyor.
Girişimin imzacısı olan eski bakanlık çalışanları, mektubun sonuç bölümünde şu değerlendirmeleri paylaştı:
“Blanche’ın Adalet Bakanlığı personeli üzerinde kurduğu korku kültürü sona ermelidir. Kariyer profesyonellerine yönelik saygı geri dönmelidir. İş başvurusunda bulunmayı düşünen adaylar, Adalet Bakanlığının adındaki erdeme uygun hareket ettiğine inanabilmelidir. Adalet Bakanı, başkana sadakat göstermek yerine, John Adams’ın cumhuriyetimizin bir ‘insanların değil, kanunların hükümeti’ olarak kalması yönündeki ihtarına kulak vermelidir.”
Amerika
ABD’de Demokratlar bağımsız kurulları korumak için formül arıyor

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyon başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki veren bir karara imza attı. Federal Ticaret Komisyonu Üyesi Rebecca Slaughter davasında alınan bu karar, tüketici güvenliğinden işçi haklarına kadar günlük hayatı etkileyen birçok kurumu doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.
ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’a bağımsız komisyonların başkanlarını görevden alma konusunda geniş yetki tanıyan kararıyla, başkanın Amerikalıların günlük yaşamlarını etkileyen birçok kurum üzerindeki denetimini güçlendirdi.
Yüksek Mahkeme, geçtiğimiz hafta Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Üyesi Rebecca Slaughter davasında Trump’ın lehine karar vererek, başkanın Slaughter’ı görevden alma yetkisine sahip olduğuna hükmetti.
Alınan bu karar; ürün güvenliğinin denetlenmesinden büyük şirket birleşmelerine, adil istihdam uygulamalarının sağlanmasından nükleer maddelerin düzenlenmesine kadar geniş bir alanda görev yapan çok sayıda komisyon ve kurul için önemli sonuçlar doğuracak nitelik taşıyor.
Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jamie Raskin, Slaughter davası kararına atıfta bulunarak, “Bunun tam yerinde bir adlandırma olduğunu düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Raskin, iki partili veya partiler üstü ilkelerle kurulmuş düzenleyici kurum ve komisyonların Yüksek Mahkeme tarafından işlevsiz hale getirildiğini belirterek, bu durumun Donald Trump’ın “tekçi yürütme teorisine” ve başkanın her şeyin başında olması gerektiği anlayışına hizmet ettiğini söyledi. Raskin ayrıca gelişmeyi, düzenleyici kurumlar aracılığıyla elde edilen tüm kazanımlara yönelik büyük bir saldırı olarak nitelendirdi.
Trump, göreve başlamasının ardından, başlangıçta kendisi tarafından atanan Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (EEOC) Üyesi Jocelyn Samuels ve Rebecca Slaughter da dahil olmak üzere birçok düzenleyici kurul ve komisyon üyesini görevden almıştı.
Başkan ayrıca, Özel Yetkili Savcılık Ofisinin eski başkanı Hampton Dellinger’ı ve 17 genel müfettişi de görevden uzaklaştırmıştı. Bu görevden almalara karşı açılan davalar bugüne kadar büyük oranda sonuçsuz kaldı.
Slaughter davasını inceleyen Federal Yüksek Mahkeme Başyargıcı John Roberts, anayasayı hazırlayanların yürütme yetkisini tek bir kişiye vermeyi amaçladığını yazdı. Roberts, mahkemenin bu başkanlık denetimi modelinden sapan çeşitli düzenleyici kurumlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Alınan bu karar, başkan tarafından görevden uzaklaştırılan diğer isimler üzerinde şimdiden doğrudan bir etki gösterdi. Samuels, Yüksek Mahkemenin kararının ardından görevde kalmak için yürüttüğü hukuki mücadeleyi pazartesi günü sonlandırdı.
Özel sektör çalışanlarının ve sendikaların haklarını koruyan Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulunun (NLRB) eski genel danışmanı Jennifer Abruzzo, konuya ilişkin değerlendirmesinde bağımsız kurumların önemine değindi.
Geçtiğimiz yıl Trump tarafından görevinden alınan Abruzzo, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kurumlara bağımsız denmesinin bir sebebi var; kararlarını siyasi partizanlığa göre değil, yasal hedef ve yetkilere göre vermelerini istersiniz. Bunu da her türlü başkanlık etkisinden uzak şekilde yapabilmelidirler. Slaughter kararının ardından ortaya çıkan durumda ise başkan bu karar alıcıları tamamen kendi isteğine göre görevden alabiliyor ve bu da ilgili yasaların tüm amacını altüst ediyor. Bu ülkedeki çalışan aileler için netice şudur: Artık elinde gücü tutan ve herhangi bir kuruma nasıl çalışması gerektiğini söyleyebilecek bir başkan var. İşçi ve tüketici haklarının üzerinde şirket haklarının yüceltildiğini görüyorsunuz.”
Karardan etkilenen kurumların sayısı oldukça fazla olup, Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu, Federal Ticaret Komisyonu ve Federal İletişim Komisyonu (FCC) gibi Amerikan yaşamının birçok alanına dokunan yapıları kapsıyor.
Mantıklı Güvenceler Koalisyonu (Coalition for Sensible Safeguards) Direktörü Rachel Weintraub, kurulların yetkilerinin azaltılmasının, Trump ve onunla müttefik olan şirketlerin mali çıkarına yarayacak bir senaryoya yol açabileceğini belirtti.
Weintraub, “Finansal piyasayı adil kılmak veya ürünleri güvenli hale getirip tüketiciler için risk oluşturmasını engellemek gibi, Kongre’nin kendilerine verdiği misyonu yerine getirmek üzere kurulmuş pek çok kurum var” dedi.
Bu kurumların, düzenlemekle yükümlü oldukları şirketler ile Trump’ın zenginleştirmek istediği şirketler tarafından kontrol edilmeye daha açık hale geleceğini savunan Weintraub, komisyonların niş bir alanda uzmanlığa sahip olduğunu ve Kongre’nin amacının kararların bu bağımsız çerçeve içindeki uzmanlar tarafından alınması olduğunu sözlerine ekledi.
Weintraub, en büyük endişenin, başkanın kripto para gibi yeni sektörler başta olmak üzere, kendi ekonomik çıkarlarını ve siyasi ortaklarının menfaatlerini gözetmek için bağımsız kurumları kendi emellerine alet etmesi olduğunu dile getirdi.
Bu karar, bir komiserin görevden alınabilmesi için başkandan politika uyuşmazlığından daha fazlasını talep eden ve görevden almayı yalnızca “yetersizlik, görevi ihmal veya kötüye kullanma” şartlarına bağlayan “Humphrey’s Executor” adlı geçmiş yargı kararını geçersiz kılıyor.
Alınan karar, muhafazakar çevreler tarafından memnuniyetle karşılandı. Anayasal orijinalizmi destekleyen yargıçların atanması için faaliyet gösteren muhafazakar yargı ağı Judicial Crisis Network’ün Direktörü Carrie Severino, “Humphrey’s Executor kararı infaz edildi, ya da Slaughter kararını mı kastetmeliyim?” şeklinde bir değerlendirme yaptı.
Severino, karara ilişkin şunları kaydetti:
“Bu, yürütme organı üzerindeki anayasal yetkiyi yeniden Başkana devreden yönetim için çok büyük bir kazanımdır. Bunun şu anda Trump’a yardımcı olduğunu unutmamak gerekirken, gelecekte her iki partiden seçilecek tüm başkanların anayasanın kendilerine verdiği yürütme organı üzerindeki yetkiyi kullanabilmesini sağlayacağını hatırlamak önemlidir. Her yeni yönetimle kabine üyelerinin değişmesine alışkınız, artık diğer kurumlar da aynı şekilde işleyecek.”
Rekabetçi Girişim Enstitüsü (CEI) ise kararı, bürokrasiyi azaltacak ve bürokratları insanların hayatından çıkaracak bir gelişme olarak selamladı. CEI Başkanı Kent Lassman yaptığı açıklamada, “Bugünkü karar Humphrey’s kararını tersine çevirmekte ve denetimsiz bir düzenleyici devleti ortadan kaldırırken iyileşme sürecini sürdürmektedir” dedi.
Ancak karşı oy yazısını kaleme alan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın kurucuların isyan ettiği İngiliz Kraliyeti’nin bile sahip olmadığı bir yetkiyi başkana verdiğini ve uzmanların düzenleme yapma kabiliyetini sınırladığını belirtti.
Sotomayor karşı oy yazısında, “Geleceğe yönelik net görünen tek şey, bunu kaosun takip edeceğidir” ifadesine yer vererek şunları ekledi:
“Bu durum sadece siyasi mekanizmaların yeni zorluklara yanıt verme kabiliyetini engellemekle kalmıyor; saati yaklaşık 150 yıl geriye sararak, yaygın bir kurumsal yapının yasak olduğunu ve her zaman da yasaklandığını savunuyor. Ancak bu kurumların, kendilerini kuranların hiç beklemediği ve aktif olarak kaçınmaya çalıştığı şekillerde dönüşeceği ve bu süreçte ülkedeki güç dengesini temelden sarsacağı yadsınamaz bir gerçektir.”
Slaughter davasındaki hüküm, Yüksek Mahkeme’nin Federal Rezerv (Fed) Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’un görevinde kalması yönündeki kararıyla tezat oluşturdu. Mahkeme, Cook’un görevden alınabilmesi için Trump’ın daha somut gerekçelere ihtiyacı olduğuna karar vermişti.
Weintraub, Federal Rezerv ile diğer komisyonlar arasında başkan karşısındaki bağımsızlık düzeyine ilişkin bir ayrım kuran bu iki karar arasındaki “inanılmaz çelişkiyi” eleştirdi.
Slaughter da karara tepki göstererek, karardan çalışmalarının etkilenebileceğini belirttiği diğer komisyonlara dikkat çekti. Gazetecilerle yaptığı görüşmede Slaughter, şunları söyledi:
“Federal İletişim Komisyonunun (FCC) siyasi muhalefeti ve hoşuna gitmeyen ifadeleri bastırmak için yetkilerini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kullandığını görüyoruz; bu durum demokrasinin temel ilkelerini zedeleyici niteliktedir. Başkanın bu denli büyük bir güç biriktirmesi ve bu gücü düşman olarak algıladığı kesimleri cezalandırmak, müttefiklerini ise ödüllendirmek için kullanmaya istekli olması durumu olmasaydı, geçmişte böyle bir tabloyla karşılaşmazdık ve karşılaşmadık da.”
Kongre’deki Demokratlar arasında, bu karara karşı nasıl mücadele edileceğine dair tartışmalar şimdiden başladı.
Dava sürecinde mahkemeye sunulan ortak görüş belgesine öncülük eden Kongre üyelerinden Demokrat Joe Neguse, partinin Kongre tarafından kurulan çeşitli komisyonların görevlerini “yeniden yapılandırmak” ve “yeniden şekillendirmek” için en iyi yolları değerlendireceğini belirtti.
Neguse, “Demokrat grup içindeki farklı görüşlerden üyelerimizin üzerinde duracağı soru, bu kurumları Yüksek Mahkemenin kararına uygun hale getirirken aynı zamanda onlara belirli bir bağımsızlık düzeyi sağlayacak ne tür reform seçeneklerine sahip olduğumuzdur” dedi.
Raskin ise geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, Demokratların gelecekte zayıflayan bu bağımsızlık durumundan yararlanma eğiliminde olabileceğini ancak bu kurumların başkanlığın birer aracı haline gelmesine izin vermeyecek kadar demokrasinin önemli olduğunu vurguladı.
Raskin, “Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) ile Federal Ticaret Komisyonu (FTC), her dört yılda bir siyasi bir çekişme alanı haline gelmek yerine, siyasi yelpazenin her kesiminden uzmanların elinde olduğunda daha güvenlidir. Bu kararla büyük bir darbe alan idari kurumları restore ve rehabilite etmenin bir yolu olup olmadığını görmemiz gerekecek” değerlendirmesinde bulundu.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını1 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı












