Bizi Takip Edin

Amerika

Yapay zekada çalışanlar ile yöneticilerin mevzuat savaşı

Yayınlanma

Silikon Vadisi’ndeki yapay zeka mühendisleri ile milyarder yöneticiler arasında gevşek denetim ve sıkı mevzuat talepleri üzerinden yaşanan ayrışma derinleşiyor. İç mücadele, OpenAI çalışanlarının, şirketin kurucu ortağı Greg Brockman’ın fonladığı siyasi komiteye karşı mücadele eden bir oluşuma bağış yapmasıyla görünürlük kazandı.

Silikon Vadisi’ndeki teknoloji çalışanları, yapay zekanın gevşek kurallarla yönetilmesi için milyonlarca dolar harcayan şirket yöneticileriyle giderek daha fazla karşı karşıya geliyor.

Son dönemde yaşanan bu fikir ayrılığı, OpenAI çalışanları ile şirketin kurucu ortağı ve başkanı Greg Brockman arasında yeni bir siyasi bağış savaşına dönüştü.

Mevcut ve eski OpenAI çalışanlarından oluşan bir grup, Greg Brockman’ın kişisel bütçesinden fon sağladığı Leading the Future (LTF) adlı siyasi komiteye karşı mücadele yürüten Guardrails Alliance adlı süper PAC’e (siyasi aksiyon komitesi) 245 bin dolardan fazla bağışta bulundu.

OpenAI bünyesindeki bu siyasi cepheleşme ve diğer teknoloji firmalarındaki üst düzey ayrılıklar, yapay zekanın olası risklerine karşı nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiği konusundaki bölünmenin yalnızca ülke genelinde değil, sektörün en büyük devlerinin kendi içinde de keskinleştiğini gösteriyor.

The Hill gazetesine konuşan Cornell Brooks Kamu Politikası Okulu Teknoloji Politikaları Enstitüsü Direktörü Sarah Kreps, OpenAI çalışanlarının Guardrails Alliance’a yaptığı bağışların, konunun sadece teknoloji sektörü ile dışarıdaki eleştirmenler arasında bir çekişme olmadığını kanıtladığını ifade etti.

Sektörün kendi içinde sorumlu yapay zeka politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğine dair ciddi bölünmeler yaşandığını belirten Kreps, çalışanların, şirketlerin, toplulukların ve yatırımcıların, yapay zekaya dair kendi vizyonlarını hayata geçirecek yetkilileri seçmek konusunda güçlü ve bazen çatışan çıkarlara sahip olduğunu dile getirdi.

“Milyarderlerin seçimleri satın almasına karşı” ittifak

Guardrails Alliance, kuruluşundan yaklaşık bir ay sonra, yapay zeka geliştirme süreçlerine daha sıkı denetimler getirilmesini savunan siyasi adayları destekleme sözüyle yola çıktığını duyurdu.

Geçen hafta yapılan açıklamada, mevcut ve eski sekiz OpenAI çalışanından toplam 248 bin dolar bağış alındığı bildirildi.

Kendisini yapay zeka sektörünün bu seçim döneminde yaptığı milyonlarca dolarlık lobi harcamalarına doğrudan bir panzehir olarak konumlandıran oluşum; velileri, sendikaları ve teknoloji çalışanlarını temsil ettiğini belirterek, yapay zeka milyarderlerinin seçimleri satın alma girişimlerini ifşa etmeyi amaçladığını ilan etti.

Oluşumun birincil hedefi, geçen yıl faaliyete geçen ve Brockman ile eşinin kişisel olarak 25 milyon dolar bağışta bulunduğu Leading the Future adlı süper PAC olarak öne çıkıyor.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, Brockman’ın bu kişisel bağışının şirketin resmi politikasını yansıtmadığını açıklasa da kendisinin başkanlık görevi ve diğer şirket yöneticilerinin geçmişte bu süper PAC ile anılan ilişkileri, bağışın kurumsal aidiyeti konusunda soru işaretlerine yol açtı.

OpenAI’da araştırma mühendisi olarak görev yapan Juan Felipe Cerón Uribe, Brockman’ın söz konusu komiteye yaptığı bağışları eleştirerek bu yapıların yapay zekayı denetimsiz bırakmak istediğini savundu.

OpenAI bünyesinde yapay zekanın toplumsal risklerini azaltmak için son dört yıldır çalışmalar yürüttüğünü belirten Cerón Uribe, özel şirketleri sorumlu geliştirmeden ötürü hesap verebilir kılacak yasal korumalar oluşturulmadığı takdirde, tüm bu araştırmaların boşa gitmesinden endişe duyduğunu aktardı.

Cerón Uribe, Guardrails Alliance’ın bu lobi faaliyetlerine karşı durmasından memnuniyet duyduğunu ve bağış yapma kararını kolaylıkla aldığını sözlerine ekledi.

Siyasi komiteye bağışta bulunan bir diğer OpenAI yapay zeka araştırmacısı Gabriel Wu da teknolojinin denetimsiz kalmasını sağlamak adına muazzam miktarda siyasi sermaye harcandığına dikkat çekti.

Eski OpenAI araştırma yöneticisi David Farhi ise Leading the Future oluşumunu doğrudan “OpenAI’ın süper PAC’i” olarak nitelendirerek, bu yapının henüz başlamadan tartışmaları sonlandırmayı amaçladığını ve böylece şirketin temel misyonuna karşı çalıştığını öne sürdü.

Silikon Vadisi merkezli Demokrat stratejist Cooper Teboe, teknolojiyi bizzat inşa eden ve bundan finansal olarak kazanç sağlayacak kişilerin tanıklıklarının, geçmişteki genel bağışlardan çok daha büyük bir siyasi ağırlık taşıyabileceğini belirtti.

Teboe, bu durumun şirket içindeki dengelerin kontrolden çıktığını ve tepe yöneticilerinin rekor düzeyde sermaye edinme arayışı içinde bu sorunları çözmeye yanaşmadığını gösterdiğini ifade etti.

Stratejist, teknolojiyi geliştiren insanların bundan korkarak yavaşlatılması için kendi paralarını harcamasının çok şey anlattığını vurguladı.

Leading the Future ise yapay zeka düzenlemelerine kategorik olarak karşı çıkmadıklarını savunarak, ulusal düzeyde sorumlu bir çerçevenin oluşturulmasına odaklanan net, olumlu ve proaktif bir gündemi desteklediklerini açıkladı.

OpenAI çalışanlarının karşıt oluşuma yaptığı bağışlar hakkında soru yöneltilen bir komite sözcüsü, ülke genelinde farklı kesimlerden karar alıcıları ve adayları destekleme konusundaki geçmişlerinden gurur duyduklarını belirtmekle yetindi.

Anthropic CEO’sundan yapay zeka düzenlemeleri için büyük bağış

Partilerde bölünme

ABD’li siyasiler federal düzeyde yapay zeka denetimi konusunda ortak bir zemin bulmakta zorlanırken, parti içi derin görüş ayrılıkları da süreci zorlaştırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçi yasa yapıcı eyalet düzeyindeki katı kurallara ve veri merkezi moratoryumlarına karşı çıkarken, Florida Valisi Ron DeSantis gibi bazı önde gelen Cumhuriyetçiler partiyi daha güçlü yasal denetimleri desteklemeye çağırıyor.

Demokratlar cephesinde ise teknolojinin çevresel ve ekonomik etkilerine odaklanan ilericiler ile düzenlemelere daha temkinli ve ölçülü yaklaşılmasını isteyen ılımlılar arasında görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Akademisyen Sarah Kreps, çok büyük çıkarların söz konusu olduğu ve yapay zeka politikasının yönünün henüz netleşmediği bu dönemde, meselenin siyasi harcamalar için giderek daha güçlü bir çekim merkezine dönüştüğünü kaydetti.

Kreps, geçmişte çalışan protestolarının genellikle yöneticilere yazılan endişe mektupları veya bireysel aday bağışları şeklinde olduğunu, ancak bugün çalışanların doğrudan kendi şirket liderlerinin savunduğu politikalara karşı alternatif yönetim vizyonlarını finanse ettiğini belirtti.

Daha sıkı kuralları savunan adayları destekleyen bir diğer siyasi komite olan Public First’ün kurucu ortağı Brad Carson da Brockman ile çalışanları arasındaki bu ayrışmayı kendi tezlerini savunmak için bir fırsat olarak gördü.

Carson, OpenAI çalışanları ile şirketin küresel ilişkiler ekibi arasındaki mesafenin çok derin olduğunu ve çalışanların seslerini yükseltmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Carson ve Public First, bu yılın başlarında New York 12. Kongre Bölgesi’ndeki Demokrat ön seçimlerinde Leading the Future ile milyonlarca dolarlık bir bağış mücadelesine girişmişti.

Demokrat stratejist Teboe, tepe yöneticiler ile emeğini ortaya koyan çalışanlar arasındaki bu finansal harcama uçurumunun, genel siyasetteki yönetici sınıfa karşı duyulan memnuniyetsizliğin küçük bir modeli olduğunu savundu.

Google DeepMind bünyesinde askeri sözleşme istifası

Çalışanların tepkileri yalnızca bağışlarla sınırlı kalmıyor. Bağış haberlerinin gündeme geldiği gün, Google DeepMind bünyesinde çalışan bir araştırmacı, şirketin Pentagon ile yaptığı işbirliği nedeniyle istifa ettiğini duyurdu.

Google DeepMind’da iki yılı aşkın süredir yapay zeka güvenliği alanında uzman araştırmacı olarak görev yapan Alex Turner, yayınladığı yazıda, Google’ın savunma departmanına gizli çalışmalar için yapay zeka modelleri sağlama konusunda anlaşmaya varmasının ardından bu kararı aldığını açıkladı.

Pentagon’un, güvenlik önlemleri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yapay zeka firması Anthropic’i gizli devlet işlerinden men etmesinden yaklaşık iki ay sonra Google’ın, askeri birimin modelleri “yasaya uygun her türlü hükümet amacı” için kullanmasına izin verdiği belirtildi.

Sürecin geçmişinde Anthropic, geliştirdiği yapay zekanın insan denetimi olmaksızın kitlesel gözetleme veya otonom silahlarda kullanılabileceği yönünde endişelerini dile getirmiş, Pentagon ise teknolojiyi yasal çerçevedeki her amaç için kullanma konusunda ısrarcı olmuştu.

İstifa eden araştırmacı Alex Turner, Google’ın katil robotlar veya kitlesel yapay zeka casusluğuna karşı hiçbir kısıtlama getirmeksizin anlaşmayı imzaladığını ve şirketin sözleşme sınırlamalarının OpenAI’ın Pentagon ile yaptığı bağımsız anlaşmadan bile daha zayıf kaldığını savundu.

Turner, bu koşullar altında vicdanen Google’da kalmasının mümkün olmadığını belirterek görevinden ayrıldığını kaydetti.

Amerika

Trump’ın SAVE America baskısı senatoyu kapanma riskiyle karşı karşıya getirdi

Yayınlanma

ABD Senatosundaki muhafazakar Cumhuriyetçiler, Donald Trump’ın öncelikli yasa tasarısı olan SAVE America Act’i 30 Eylül sonrası bütçe tasarısına eklemeyi planlarken, partideki diğer senatörler bu adımın hükümetin kapanmasına yol açacağından endişe ediyor. Donald Trump ise ulusa sesleniş konuşmasında federal seçimlerde 278 bin yabancının usulsüz seçmen kaydı bulunduğunu ileri sürerek kongre üyelerine tasarıyı geçirmeleri yönündeki baskısını artırdı.

ABD Senatosunda eski Başkan Donald Trump ittifakı muhafazakarlar, hükümetin 30 Eylül sonrasında da fonlanmasını öngören geçici bütçe tasarısına Trump’ın en önemli yasama önceliği olan Güvenli Amerikan Seçmen Uygunluğu (SAVE America) Act’i eklemeyi değerlendiriyor.

Bu girişim, bütçe krizinin hükümeti kapanma noktasına getireceğinden endişe eden diğer Cumhuriyetçi senatörlerin sert direnciyle karşılaşıyor.

Trump, ulusa seslendiği bir televizyon konuşmasında federal seçimlerde oy kullanmak üzere 278 bin yabancının seçmen kaydı yaptırdığını öne sürdü.

Senato ve Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerine seslenen Trump, bu seçim mevzuatının geçirilmesi için son bir çaba gösterilmesi yönündeki baskısını artırdı.

Senato Bütçe Komisyonunun gelecek dönem başkanı olacak Wisconsin Senatörü Ron Johnson, SAVE America Act’i kısa vadeli hükümet finansman tasarısına ekleme fikrine açık olan Trump müttefikleri arasında yer alıyor.

Johnson, tasarıyı geçirebilmek için her yöntemi destekleyeceğini belirterek sürecin nasıl şekilleneceğini göreceklerini ifade etti.

Tasarının geçici bütçe yasasına eklenmesi durumunda Demokratların buna karşı oy kullanacağını kabul eden Johnson, bu nedenle senatodaki engelleme (filibuster) usulünün kaldırılmasından yana olduğunu belirtti.

ABD’nin seçim raporlarında Türkiye ve Almanya detayı

Cumhuriyetçiler, filibuster engelini aşmak için SAVE America Act’i bütçe uzlaştırma yöntemiyle yasalaştırmayı da tartışıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, hükümetin kapanması riskine rağmen geçici bütçe tasarısının bir araç olarak daha ciddi şekilde masaya yatırıldığını aktardı.

Kongrenin kapanmayı önlemek için eylül sonuna kadar bir bütçe tasarısını yasalaştırması gerekiyor.

Eski Senato Danışmanı ve Cumhuriyetçi Stratejist Brian Darling, geçici bütçe tasarısının bu mevzuatı taşımak için kesinlikle bir seçenek olabileceğini belirtti.

Darling, Temsilciler Meclisinin bu hükmü bütçeye ekleyerek Senatoya gönderebileceğini ve Demokratları, SAVE America Act hükümlerini engellemek uğruna hükümeti kapatma riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini savundu.

Darling ayrıca, anketlerin bu reformlara yönelik geniş bir halk desteği gösterdiğini, Amerikan halkının seçim güvenliğini ve bu alana daha fazla kaynak aktarılmasını istediğini ekledi.

Cumhuriyetçi senatörler üzerinde filibuster usulünün kaldırılması yönünde baskı artarken, Senato Çoğunluk Lideri John Thune bu usulü kaldırmak için yeterli oy olmadığını defalarca yineledi.

Trump müttefikleri, bu yılın başlarında yasa tasarısını 12 Haziran’da süresi dolan Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası (FISA) yetkilerini uzatan başka bir zorunlu mevzuata eklemeyi de gündeme getirmişti.

Buna karşın, bazı Cumhuriyetçi senatörler bütçe tasarısı üzerinden kapanma riskine girilmesine karşı çıkıyor. Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, 3 Kasım seçimlerinden önce yasanın uygulanması için yeterli zaman olmadığını vurgulayarak bu girişimi zaman kaybı olarak nitelendirdi.

Tillis, yasa geçse bile ülkedeki 10 bin farklı yerel idari birimin bunu bu kadar kısa sürede hayata geçirmesinin imkansız olduğunu, bunun seçim öncesinde çok büyük bir kaosa yol açacağını savundu.

Tillis ayrıca, seçim reformlarını finanse etmek amacıyla üçüncü bütçe uzlaştırma paketine 10 milyar dolar eklenmesini öngören Temsilciler Meclisi teklifini de eleştirdi.

Kansas Senatörü Jerry Moran ise bazı meslektaşlarının bütçe tasarısını koz olarak kullanmak istediğini, kendisinin ise normal ödenek yasalarını geçirmeye ve ardından hükümetin işlerliğini koruyacak temiz bir geçici bütçeyle kapanmayı önlemeye odaklanmayı tercih ettiğini belirtti.

Diğer taraftan bazı Cumhuriyetçiler, Georgia Senatörü Jon Ossoff gibi kritik seçim bölgelerindeki Demokratları zor durumda bırakmak istiyor. Bu kapsamda, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi sunulması ve oy kullanırken fotoğraflı kimlik gösterilmesi gibi geniş destek gören reformlar için Demokratların Senatoda yeniden oy kullanmaya zorlanması hedefleniyor.

Mart ayında yapılan Harvard CAPS/Harris anketi, bağımsızların yüzde 79’u ve Demokratların yüzde 70’i dahil olmak üzere Amerikalıların yüzde 81’inin seçmen kimliği zorunluluğunu desteklediğini gösterdi.

Aynı anket, SAVE America Act’e yönelik desteğin ise bağımsızların yüzde 69’u dahil olmak üzere genel olarak yüzde 71 seviyesinde olduğunu ortaya koydu.

Trump, kendi onay oranının yüzde 40 civarında seyrettiği ve CNBC tarafından cuma günü yayımlanan ekonomik ankete göre yetişkinlerin yüzde 61’inin ekonomi konusunda karamsar olduğu bir dönemde, seçim reformuna yönelik bu toplumsal destekten yararlanmak istiyor.

Trump, ulusa seslenişinde tüm Amerikalılara kongre üyelerini arayarak tasarının gecikmeksizin geçirilmesini talep etmeleri çağrısında bulundu.

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ise tasarının bütçeye eklenmesinin hükümetin kapanmasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Schumer, Trump’ın filibuster usulünün kaldırılmasını ya da bütçenin durdurulmasını talep ettiğini belirterek, bu yasanın ne Senatodan, ne Demokratlardan ne de mahkemelerden geçmeyeceğini ifade etti.

Schumer, Trump’ın kendi istediğini elde etmek için hükümeti kapatmayı göze aldığını açıkça ortaya koyduğunu da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

AI patlaması, ABD’nin borcunu beklendiği gibi azaltmayacak

Yayınlanma

ABD, önümüzdeki yıllarda yapay zeka (AI) kaynaklı bir verimlilik patlaması yaşarsa, bu daha güçlü bir büyüme anlamına gelse de mali görünüm üzerindeki faydaları sınırlı olacak.

ABD’nin kamu borcunun yüksek ve hızla artmakta olduğu, ayrıca geleneksel yöntemlerle (harcama kesintileri ve vergi artışları) açıkları azaltmaya yönelik siyasi iradenin ortada olmadığı bir ortamda, ABD’nin büyüme yoluyla mali sıkıntılarından kurtulabilmesi için AI patlamasına gözler çevrilmiş durumda.

Fakat Axios’un aktardığı Yale Üniversitesi Bütçe Laboratuvarı’nın yeni modellemesi, yapay zeka kaynaklı bir verimlilik patlamasında mali durumun iyileşeceğini, ne var ki bunun beklendiği kadar büyük bir sıçrama şeklinde olmayacağını ortaya koyuyor.

Bunun nedeni, ulusal gelirin büyük bir kısmının, ABD’nin nispeten yüksek oranlarda vergilendirdiği işçilerden (emek) uzaklaşarak, daha az vergilendirilen makinelere ve yazılımlara (sermaye) kayması olasılığının yüksek olması.

Emek gelirleri üzerindeki en yüksek federal gelir vergisi oranı %37. Buna karşılık, kurumlar vergisi oranı %21, uzun vadeli sermaye kazancı vergisinin en yüksek oranı ise %23,8.

Ayrıca sermaye sahipliğinin büyük bir kısmı, emeklilik hesapları ve hayır amaçlı vakıflar gibi vergiden muaf araçlar aracılığıyla gerçekleşiyor.

Dolayısıyla, yapay zeka sayesinde şirketler daha fazla kâr elde etse de bunu başarmak için insan işgücüne daha az ödeme yaparsa, bu kârlar, federal hükümet için ulusal gelirdeki işgücü payının daha istikrarlı olduğu geçmişteki büyüme dalgalarında görülen türden gelir artışlarına dönüşmeyecek.

Yapay zekanın GSYİH büyümesine yalnızca yavaş bir ivme kazandırdığı bir senaryoda, Yale ekibinin modeli 2030 yılında federal gelirlerde çok az bir değişiklik olacağını gösteriyor.

Yapay zekanın tetiklediği hızlı bir büyüme senaryosunda, önümüzdeki yıllarda yıllık GSYİH büyümesinin %3,3 olması ve gelir içindeki işgücü payının düşmesi durumunda, federal gelirler 2030 yılında 216 milyar dolar artacaktır.

Kongre Bütçe Ofisi’nin temel tahminine göre, o yıl ABD bütçe açığı 2,2 trilyon dolar olacak.

Bu rakam, Yale ekibinin en iyimser yapay zeka büyüme senaryosuna göre tahmin ettiği gelir artışının yaklaşık 10 katıdır.

Yale ekibinden John Iselin ve Ryan Nunn, “Bir yandan, diğer tüm koşullar sabit kaldığında, daha hızlı bir verimlilik artışı daha fazla vergi geliri sağlayacaktır. Öte yandan, mevcut vergi sistemimiz, yapay zekanın yarattığı iktisadi faaliyetten verimli bir şekilde gelir elde edecek şekilde yapılandırılmamış olabilir,” diye yazıyor.

Iselin, Axios’a verdiği demeçte, “Yapay zekanın büyümesinin vergi gelirlerini artıracağını öngörsek de, ABD’nin sermaye gelirlerini vergilendirme yönteminde önemli değişiklikler yapılmazsa, federal hükümet önemli miktarda gelirden mahrum kalacak,” dedi.

Bunlar, kesin olarak kabul edilebilecek türden tahminler değil. Yapay zeka patlamasının nasıl gelişeceği ve mali tabloyu nasıl etkileyeceği konusunda olasılıkların yelpazesi sonsuz.

Örneğin Axios şu soruları sıralıyor:

  • Gelirdeki işgücü payı ne kadar düşecek? Bu durum, ücretliler arasındaki eşitsizliği nasıl etkileyecek?
  • Harcama tarafında ise, mevcut sosyal güvenlik ağı işini kaybeden işçilere yardım etmek için büyük yükümlülüklerle karşı karşıya kalacak mı, yoksa iş kayıpları o kadar yaygın hale gelecek ki Kongre, mevcut yasaların öngördüğünden daha kapsamlı yardımlar sunmak zorunda kalacak mı?
  • Vergi politikası “taşa kazınmış” değil. Yapay zekanın insanların işlerini elinden aldığı ve ABD’nin mali bir ikilemle karşı karşıya olduğu bir dünyada, Kongre vergi yükünün daha büyük bir kısmını sermayeye kaydırmayı düşünebilir.

Axios’ göre buradaki amaç, Yale Bütçe Laboratuvarı’nın verilerini “mutlak gerçek” olarak kabul etmek değil; aksine, “yapay zeka kaynaklı büyüme patlaması ile federal hükümetin vergi gelirleri arasındaki etkileşimlerin, çözülmesi zor bir bütçe açığı sorunuyla karşı karşıya kalındığında umulabileceği kadar doğrusal ve olumlu olmadığını” göstermek.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden Paramount ve Warner Bros. birleşmesine engel

Yayınlanma

Kaliforniya Federal Mahkemesi Yargıcı Araceli Martínez-Olguín, eyalet başsavcılarının açtığı antitröst davasını değerlendirirken Paramount ile Warner Bros. Discovery birleşmesini iki hafta süreyle durdurdu. Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta ve 11 eyaletin başsavcısı, milyarlarca dolarlık anlaşmanın küresel medya ve eğlence sektöründe rekabete zarar vereceğini belirterek işlemin tamamen iptalini talep ediyor.

Kaliforniya’daki bir federal mahkeme yargıcı, geçen hafta şirket aleyhine açılan ve milyarlarca dolarlık işlemi hedef alan geniş kapsamlı antitröst davasını değerlendirirken Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi devralma planını geçici olarak durdurdu.

Yargıç Araceli Martínez-Olguín, Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta’nın, kendisi ve diğer 11 eyaletin başsavcısı tarafından açılan davayı incelemek üzere birleşmenin iki hafta boyunca durdurulması yönündeki talebini kabul etti. Başsavcılar, antitröst gerekçeleriyle bu birleşme işleminin tamamen iptal edilmesini istiyor.

Başsavcı Bonta yaptığı yazılı açıklamada, “Bu, bu dev birleşmenin asla gerçekleşmemesini sağlamak için açtığımız davada kritik bir ilk kazanımdır” dedi.

Variety’nin aktardığına göre Bonta, tarihin, Amerikalıların yaşamının merkezinde yer alan pazarlar üzerinde birkaç kişinin büyük bir güç elde ettiğinde nelerin yaşandığını gösterdiğini belirterek bunun daha az fırsat, daha kötü ürün ve hizmetlerle sonuçlandığını ifade etti.

Eyalet başsavcıları, dava dilekçesinde Paramount ile Warner Bros. Discovery arasındaki anlaşmanın medya ve eğlence sektöründe rekabete zarar vereceğini, dünya genelinde haber ve eğlence üzerinde benzeri görülmemiş bir güç ve nüfuza sahip devasa bir şirket yaratacağını savundu.

Paramount, CBS News bünyesinde editoryal yön dahil olmak üzere kapsamlı değişiklikler gerçekleştiren, Donald Trump’ın müttefikleri olan milyarder baba-oğul Larry ve David Ellison’a ait.

Portföyünde Turner Sports ve CNN gibi büyük markaları barındıran Warner Bros. Discovery ise dünyanın en büyük eğlence ve haber şirketleri arasında yer alıyor.

Warner Bros. alımında Paramount’a Körfez ülkelerinden dev fon

Kongre’deki bazı Demokratların da aralarında yer aldığı anlaşma karşıtları, birleşmeye izin verilmesinin Ellison ailesine medya sektöründe çok fazla kontrol gücü sağlayacağını ve CNN’in editoryal çizgisine etki edebileceğini ileri sürüyor.

Kablolu haber kanalıyla uzun yıllardır karşı karşıya gelen Trump ise Ellison ailesini kamuoyu önünde övmüş ve CNN’in yeni bir yönetim altında faaliyet göstermesini görmek istediğini dile getirmişti.

Paramount, geçen haftanın sonlarında bir basın özgürlüğü grubunun, şirketin hissedarlarından biri adına açtığı başka bir davayla daha karşı karşıya kaldı.

Bu dava, Trump yönetiminden imtiyaz elde etmek amacıyla editoryal bağımsızlığın feda edilerek Paramount içindeki bazı isimlerin görev sorumluluklarını ihlal etmesini ve bu yolla kazanç sağlamasını engellemeyi amaçlıyor.

Ellison yönetimindeki şirket ise geçen hafta The Hill’e yaptığı açıklamada bu iddialara karşı çıktı. Şirket sözcüsü, anlaşmanın kendi içinde bir değeri olduğunu savunarak iki kütüphane ve platformun birleştirilmesinin tüketicilere daha az değil, daha fazla seçenek sunacağını, özgün programlara daha fazla yatırım yapılmasını sağlayacağını, yayıncılık pazarındaki rakiplere karşı daha güçlü bir rekabet ve gazetecilik ile hikaye anlatıcılığı için daha dayanıklı bir zemin oluşturacağını ileri sürdü.

Pazartesi günü açıklama yapan Paramount, yargıcın kararından memnuniyet duyduğunu bildirerek bu kararın, mahkeme sunulan antitröst konularını değerlendirirken mevcut durumu koruduğunu kaydetti.

Şirket sözcüsü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Eyalet başsavcılarının ileri sürdüğü pazarların ve rekabete aykırı etki iddialarının modern pazar gerçeklerinde hiçbir temeli olmadığını, dolayısıyla antitröst iddialarının yersiz olduğunu kanıtların ortaya koyacağından eminiz. Bu birleşme hukuka uygundur, rekabeti teşvik edicidir; tüketicilere, içerik üreticilerine, çalışanlara ve eğlence sektörüne fayda sağlayacaktır. İşlemi güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz ve eyalet başsavcılarının davasının esasına ilişkin duruşmaları sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Paramount, Netflix’i Warner Bros birleşmesini bozmakla suçladı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English