Bizi Takip Edin

Diplomasi

“Üç Deniz Girişimi”: Eski Kıtada AB-ABD rekabeti

Yayınlanma

Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da AB ile ABD arasında yaşanan nüfuz mücadelesinde, “Üç Deniz Girişimi” (3SI) öne çıkmaya başladı.

German Foreign Policy’deki analize göre bu bölgede AB ve Batı Avrupa ülkeleri, yenilenebilir enerjiyi ABD’nin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedariklerine karşı bir denge unsuru olarak konumlandırıyor.

Nisan ayı sonunda Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde düzenlenen ve Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki 13 AB üye devletinden oluşan 3SI zirvesinde, bölgedeki çeşitli hükümetler ile Trump yönetiminin temsilcileri, enerji tedariki, boru hatları, yapay zeka (AI) ve dijital altyapı alanlarında yeni projeler üzerinde mutabık kaldı.

Odak noktası, Güneydoğu Avrupa için yeni doğal gaz bağlantıları ve yaklaşık 50 milyar avroluk yatırım hacmine sahip Hırvatistan’daki büyük bir yapay zeka projesiydi.

Başlangıçta Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz arasındaki altyapıyı genişletmek amacıyla kurulan girişim, giderek Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da ABD’nin güç projeksiyonunun bir aracı haline geliyor.

Enerji politikası kilit bir rol oynuyor: Trump yönetimi ABD’den LNG tedarik etmek isterken, AB ise yenilenebilir enerjiye yönelme eğiliminde. Dubrovnik’te yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımlar da onaylandı.

Üç Deniz Girişimi’nin kısa tarihi

Üç Deniz Girişimi (3SI), 2015 yılında Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarović tarafından duyuruldu.

İlk zirve, Ağustos 2016’da Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde gerçekleştirildi. 3SI, Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) ile Vişegrád Grubu ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya) ve Avusturya’dan Hırvatistan, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’a kadar uzanan 13 AB üye devletinden oluşan bir platform.

Arnavutluk, Karadağ, Ukrayna ve Moldova da daha sonra bu platforma katıldı.

Girişim adını, üye ülkeler aracılığıyla Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz olmak üzere üç denizi birbirine bağlamasından alıyor.

Girişimin kurulması büyük ölçüde ABD’nin öncülüğünde gerçekleşmişti. ABD’li stratejistler, iki savaş arası dönem Polonya’sına ait eski bir dış politika kavramından esinlendiler: Ülkenin kurucusu Józef Piłsudski’nin, Baltık ülkelerinden Yugoslavya ve Romanya’ya kadar uzanan Doğu Avrupa ülkelerini, anti-Sovyet bir devletler kuşağı altında birleştirme planları.

2014 yılının sonlarında, ABD’li düşünce kuruluşu Atlantic Council, Polonya, Litvanya ve Romanya’daki enerji şirketlerini temsil eden bir lobi örgütü olan Central Europe Energy Partners (CEEP) ile işbirliği içinde, “Baltık Denizi’nden Adriyatik ve Karadeniz’e uzanan bir kuzey-güney koridorunun” geliştirilmesine odaklanan bir analiz yayınladı.

Üç Deniz Girişimi’nin kurucu belgelerinde de bu ABD strateji belgesine atıfta bulunuluyor.

ABD, on iki üye ülke üzerindeki etkisini genişletmek için yıllardır 3SI’yı kullanıyor.

Bunun merkezinde, Rus doğal gaz tedarikini ABD’den ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştirmeyi hedefleyen enerji politikası yer alıyor.

İntermaryum projesi AB’ye alternatif olabilir mi?

Doğu-Batı Yerine Kuzey-Güney koridoru

Bunu başarmak için Üç Deniz Girişimi, ağırlıklı olarak doğu-batı yönünde uzanan, 1990’dan beri yenileme veya yeni inşaat için öncelik verilen ve AB’nin merkezindeki Almanya’ya yönelik olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa altyapısını, kuzey-güney bileşenleri ekleyerek genişletmeyi amaçlıyor.

Bu, sadece Akdeniz ve Baltık Denizi’ndeki limanlar üzerinden ABD’den sıvılaştırılmış doğalgaz tedarikini mümkün kılmakla kalmayacak, aynı zamanda daha genel olarak, karayolu ve demiryolu ağlarının Almanya’ya yönelmiş olmasından daha az bağımlı, bölgenin daha özerk bir şekilde gelişmesini de kolaylaştıracak. Berlin için bu, önemli bir etki kaybı anlamına geliyor.

AB’nin 2027 yılına kadar Rus gaz ithalatını kademeli olarak sonlandırma kararı sonucunda, LNG terminallerinin ve bunlara bağlı kuzey-güney boru hatlarının önemi artmaya devam ediyor.

Bu durum, Almanya’nın kendisi için de geçerli: Federal Ekonomi Bakanlığı’na göre, 2025 yılında Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki Alman LNG terminalleri üzerinden ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgazın yaklaşık yüzde 96’sı ABD’den geldi.

Bu, Almanya’nın toplam gaz ithalatının yüzde 10,3’ünü oluşturuyor.

Güneydoğu Avrupa’da Alman-Amerikan anlaşmazlığı

Doğu Avrupa’daki nüfuz mücadelesi ve bu mücadelede enerji tedarikinin oynadığı rol, en son Bosna-Hersek’te ve Saraybosna’daki Alman Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt’i çevreleyen iktidar mücadelesinde açıkça ortaya çıktı.

Schmidt’in istifası, bazı Batı Avrupa ülkeleri (özellikle Almanya) ile Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde anlaşmaları yapmaya çalışan Trump yönetimi arasındaki iktidar mücadelelerinden kaynaklandı.

Schmidt’i istifaya zorlamayı başaran ABD, eski Yugoslav cumhuriyetindeki liderlik yarışında, Schmidt’in yerine İtalyan diplomat Antonio Zanardi Landi’yi aday olarak önerdi.

Bu, AB üye ülkeleri arasına nifak sokma girişimiydi: Almanya, Washington’un önerdiği adayı reddediyor, İtalya ise onu destekliyor. Trump, Washington’ın devre dışı bırakılması halinde Bosna’ya sağlanan finansmanı keseceğini açıkladı.

Bu, Trump yönetiminin mayıs ayında Kongre’ye sunduğu Güneydoğu Avrupa’ya yönelik yeni ABD stratejisinin bir parçası. Strateji, artık “demokrasi”ye değil, güvenliğe ve ABD şirketlerinin pazara erişimine odaklanıyor.

Bugüne kadar Bosna-Hersek’e, TürkAkım boru hattı üzerinden Rusya’dan doğalgaz tedarik ediliyordu.

ABD, burada da Rus gazını, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden ithal edilecek ABD menşeli LNG ile değiştirmek istiyor.

Planlar, ABD şirketleri Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy tarafından inşa edilecek, Bosna-Hersek’e uzanan yeni bir boru hattını öngörüyor.

Schmidt, ABD’nin bu planlarının önünde engel oluşturuyordu.

Trump yönetiminin Üç Deniz Girişimi zaferi

Nisan sonunda, 10. yıldönümünü kutlayan bu yılki 3SI zirvesi ve bir iş forumu, Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde yapıldı.

Foruma, 3SI üye devletlerinden yedi cumhurbaşkanı ve başbakanın yanı sıra çok sayıda bakan da dahil olmak üzere üst düzey katılımcılar katıldı. Trump yönetiminin önde gelen temsilcileri de oradaydı.

Forumda ABD, milyarlarca dolar değerindeki enerji ve teknoloji projeleri aracılığıyla Güneydoğu Avrupa’daki etkisini genişletmeyi başardı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Dubrovnik’te yaptığı açıklamada, “ABD, Orta ve Doğu Avrupa için yeni bir işbirliği dönemini başlatıyor. Bu ortaklık, enerji genişleme gündemine yönelik karşılıklı desteğimize dayanıyor,” dedi.

Bunu vurgulamak amacıyla Wright, Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković ve Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Borjana Krišto, “Trump Barış Boru Hatları Çerçevesi”ni başlatmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

Anlaşma, Bosna-Hersek’i Hırvatistan’ın doğalgaz şebekesine ve Krk adasındaki LNG terminaline bağlayan “Güney Bağlantısı” projesiyle ilgili.

Zirvede, Polonya Enerji Bakanı Miłosz Motyka da bölgenin nükleer enerjinin rolünü güçlendirmeye yönelik ilgisini vurguladı. Motyka’ya göre bu, “yeni güvenliğin temel taşı.”

Enerji girişiminin yanı sıra, ABD’li yatırımcılar Hırvatistan’da devasa bir yapay zeka ve veri merkezi kurmayı planlıyor.

Pantheon Atlas yatırım grubu ile Hırvat Končar Grubu, toplam yatırım tutarı yaklaşık 50 milyar avro olan bir yapay zeka kampüsü için bir mutabakat zaptı imzaladı.

Bu yatırım hacmi, Hırvatistan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yarısını aşıyor.

Veri merkezi için gerekli olan gigawatt kapasitesi, Zagreb gibi büyük bir şehrin elektrik talebiyle karşılaştırılabilir.

Hırvatistan, elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını, diğer kaynakların yanı sıra Krk’taki LNG terminali üzerinden ithal ettiği doğalgaz ile karşılıyor.

Enerji dönüşümünün dış politikaya etkileri

Dubrovnik’teki zirvede, bölgesel altyapı için yeni bir fon da kuruldu. Fon, hidrojen üretimi, sınır ötesi altyapı, yenilenebilir enerji ve elektrik şebekesinin genişletilmesine yönelik ortak yatırımlara kaynak aktarmayı amaçlıyor. Bu tür projelere en az iki milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.

Karşılaştırma amacıyla şu veriler önemli görünüyor: 2016 ile 2025 yılları arasında doğalgaz projelerine dört milyar avrodan fazla yatırım yapılmıştı.

Öte yandan yenilenebilir enerjiye doğru gerçekleşen bu geçiş en azından kısmen beraberinde yeni bir dış politika odağı da getiriyor.

Sıvılaştırılmış doğalgaz esas olarak ABD’den ithal edilirken, yenilenebilir enerjinin kullanılması için gerekli altyapı için durum böyle değil. Çoğu durumda bu altyapı Avrupa’dan geliyor.

Diplomasi

Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.

Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.

Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Protestolar 16 şehre yayıldı

Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.

FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.

Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.

Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.

Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.

Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.

Kiev’deki bakan değişimi Berlin ve Brüksel’i sarstı

Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı

Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.

İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.

FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.

Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.

Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FBI Direktörü Kash Patel, Rusya’ya gitmeyi planlıyor

Yayınlanma

FBI Direktörü Kash Patel bu yılın ilerleyen aylarında, muhtemelen ekim ortasında Rusya’yı ziyaret etmeyi planlıyor.

POLITICO’ya göre bir FBI başkanının yapacağı bu ziyaret, alışılmadık ve hassas bir gelişme olacak.

Seyahat planlarına aşina olan bir ABD’li yetkiliye göre, Patel’in 14-15 Ekim tarihlerinde Rusya’yı ziyaret etmesi planlanıyor.

Patel önce Moskova’ya, ardından da St. Petersburg’a uğrayacak. Yetkili, Patel’i muhtemelen Rus güvenlik servisi FSB’nin ağırlayacağını belirtti.

Patel’in Vladimir Putin veya üst düzey siyasi danışmanlarından herhangi biriyle görüşüp görüşmeyeceği belli değil. Gündeminde hangi konuların yer alacağı da belirsiz.

ABD’li yetkililerin bu tür planlarında olduğu gibi, bu planlar da geçici nitelikte ve değişebilir.

Bu planlar, Washington ile Moskova’nın Ukrayna savaşı konusunda anlaşmazlıklarını sürdürdüğü ve ABD’li Kongre üyelerinin Rusya’ya yönelik yeni ve ağır yaptırımların uygulanmasını talep ettiği bir dönemde ortaya çıkıyor.

Patel’in, Başkan Donald Trump’ın ilk dönemine kadar uzanan, Rusya ile ilgili tartışmalı meselelere karıştığı bir geçmişi var.

Bunlar arasında, Trump’ın 2016 seçimlerini kazanmasına yardımcı olmak için Rusya ile gizli anlaşma yapıp yapmadığına dair soruşturmalara şüphe düşürmeye çalışması da yer alıyor, ki Patel bu olayı artık “Russiagate aldatmacası” olarak nitelendiriyor.

Patel ayrıca, FBI’ın başında bulunduğu süre boyunca dikkat çeken geziler gerçekleştirme konusunda bir sicili oluşturuyor ve bu durum Kongre’nin dikkatini çekiyor.

Bir FBI direktörünün Moskova’yı ziyaret etmesinin üzerinden yıllar geçse de, diğer üst düzey istihbarat yetkilileri bu geziyi gerçekleştirmişti.

2018 tarihli bir mektupta, dönemin CIA Direktörü Mike Pompeo, özellikle terörle mücadele gibi karşılıklı çıkar alanlarında açık diyalog kanallarının değerli olduğunu belirtmişti.

Pompeo o dönemde, “Bu görüşmelerde Amerika’yı kararlılıkla savunuyoruz ve hiçbir taviz vermiyoruz,” demişti.

Robert Mueller, 2013 yılında Rusya’yı ziyaret ettiği bilinen son FBI direktörüydü. Mueller daha sonra, 2016 Trump başkanlık kampanyası ile Rusya arasındaki bağları ve ABD seçimlerine müdahale etmeye yönelik daha geniş kapsamlı Rus çabalarını soruşturmak üzere özel danışman olarak atandı.

Seyahat haberleri, aynı zamanda Vekaleten Adalet Bakanı Todd Blanche’ın Senato’dan onay alma çabalarının sürdüğü bir dönemde ortaya çıktı ve milletvekillerinin Adalet Bakanlığı’nın karar alma süreçleri hakkında yeni sorular sormasına yol açabilir.

Ukrayna savaşının başlamasının ardından, ABD’nin Moskova’daki büyükelçiliğini açık tutmasına rağmen, Biden yönetiminin üst düzey yetkilileri Rusya’yı ziyaret etmekten kaçındı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barut ham maddesi krizi, NATO’nun silah üretimini çıkmaza sokuyor

Yayınlanma

NATO ülkeleri, Rusya ve Çin’in artan askeri gücüne karşı koymak amacıyla top mermisi barutu üretiminde hayati önem taşıyan nitrosellüloz ham maddesini elde etmek için pamuk üretimini artırma arayışına girdi. Savaş meydanlarındaki mühimmat ihtiyacı dijital teknolojilere rağmen patlayıcı üretimini zorunlu kılarken, pamuk stoklarının sınırlı olması ittifakın üretim kapasitesini artıramamasındaki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

NATO üyesi ülkeler, Rusya ve Çin’in artan askeri gücü karşısında savunma kapasitelerini güçlendirmek amacıyla top mermisi yapımında kullanılan barutun ham maddesi nitrosellülozu üretmek için pamuk üretimini artırma yollarını arıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, modern askeri teknolojilerdeki tüm dijital gelişmelere rağmen çatışma sahalarında patlayıcı maddelere duyulan ihtiyaç geçerliliğini koruyor.

Piroksilin olarak da adlandırılan nitrosellüloz, asitle işlendiğinde kolayca alev alabilir hale gelerek top mermilerinin 110 kilometreye kadar mesafelere fırlatılması için gereken ani gaz genleşmesini sağlıyor.

Piroksilin ham maddesi, pamuk tohumlarının üzerinde kalan kısa tüylü lifler olan linterlerden elde ediliyor.

Habere göre, sınırlı pamuk stokları NATO ülkelerinin üretim ve işleme alanlarında kendi kendilerine yetebilmelerinin önündeki en ciddi engellerden biri olarak değerlendiriliyor.

ABD, linter ihtiyacının büyük kısmını kendi topraklarında yetiştirerek karşılıyor ve bu lifleri nitrosellüloza dönüştürme kapasitesini artırmak için üretimi artırmaya devam ediyor.

Yüzyıllar önce tarımda pamuğun yerine başka ürünleri tercih eden Avrupa ülkeleri ise uzun süredir bu alanda Çin’e bağımlı durumda bulunuyor.

Avrupa ülkeleri mevcut durumda kendi piroksilin üretimini genişletmeyi planlıyor ve ham madde elde etmek için alternatif malzemeleri değerlendiriyor.

Gazetede yer alan bilgilere göre, Avrupa genelinde nitrosellülozun yanı sıra top mermilerinde kullanılan bir diğer kritik madde olan TNT kıtlığı da yaşanıyor. Günümüzde Avrupa’nın bu bölgesinde aktif olarak faaliyet gösteren tek TNT üretim tesisi Polonya’da yer alıyor.

Czechoslovak Group Yatırımcı İlişkileri Müdürü Peter Russell, konuya ilişkin değerlendirmesinde, istenildiği kadar üretim kapasitesi yatırımı yapılabileceğini ancak günümüzde savunma sanayisi başta olmak üzere pek çok sektör için asıl zorluğun nitrosellüloz ve TNT gibi kritik ham maddelere erişim olduğunu ifade etti.

ABD’nin nitrosellüloz üretimi için büyük oranda Virginia eyaletinde bulunan tek bir fabrikaya bağımlı olduğu belirtilirken, Avrupa genelinde bu türden birkaç tesis yer alıyor.

Savunma şirketi Eurenco’nun Genel Müdürü Thierry Francou, Avrupa’nın askeri mühimmat üretiminde kendi kendine yetebilmesi için kendi kimyasal üretim altyapısını geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Francou, bu tür yeni tesislerin inşasının yürürlükteki yasal mevzuatlar ve bürokratik kısıtlamalar nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştığını aktardı.

Haberdeki verilere göre, yaşanan bu bürokratik ve lojistik zorluklar sebebiyle tek bir top mermisinin üretim sürecinde yaklaşık altı farklı ülkeden gelen bileşenler bir araya getiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English