Bizi Takip Edin

Avrupa

“DDR marşı” krizinin mimarı Steimle: Birleşme filan yok, Doğu Almanya işgal altında

Yayınlanma

Dessau’da düzenlenen bir AfD seçim mitinginde Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) milli marşını söyleyen kabare oyuncusu Uwe Steimle kendini savundu.

AfD eş başkanı Tino Chrupalla’nın, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ve Steimle ile birlikte DDR marşını söylediği ortaya çıkınca Alman ana akım siyasetinde ve medyada büyük bir öfke dalgası yaşandı.

Geçen salı akşamı Dessau-Roßlau’da Steimle’nin katıldığı bir panel düzenlemişti. Etkinliğin sonunda aslında Almanya milli marşı söylenecekti fakat komedyen, Müziği Hanns Eisler’e, sözleri Johannes R. Becher’e ait olan DDR milli marşı “Auferstanden aus Ruinen”i (“Yıkıntılardan Doğmuş”) söylemeye başladı. Bundan sonra Almanya milli marşı söylendi.

Steimle, performansına yöneltilen eleştirileri reddetti. Steimle, sağcı medya kuruluşu “Kontrafunk”a verdiği demeçte, “Kendimi hiçbir şey için ayıplamıyorum,” dedi.

“Hiciv yoluyla ortalığı biraz karıştırmaya çalıştığını” belirten komedyen, kendisini “eski bir solcu” olarak tanımlarken, bir “yeni sağcı”ya dönüştürülmeye izin vermeyeceğini söyledi.

Steimle, insanların marşın sözlerini bu kadar iyi bilmelerine şaşırdığını da sözlerine ekledi. Kendisinin DDR Almanya marşıyla büyüdüğünü belirten Steimle,“Salondaki herkes şarkıya eşlik etti. Harika!” dedi.

“Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadım”

“Diğer marş” dediği Almanya marşını da söyleyen komedyen, bununla birlikte, “Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadığına” işaret ediyor.

Kabare sanatçısı, birçok karar alıcının ve mülk sahibinin Batı kökenli olmasını eleştirirken, “Yeniden birleşmeden söz edilemez. Biz işgal altındaki bir ülkeyiz. Ve bu bir utanç,” dedi.

Alman haber ajansı dpa’nın bildirdiğine göre, Steimle’nin avukatı da iddiaları reddetti. Panelin ardından Dessau-Roßlau savcılığı Steimle hakkında soruşturma başlatmıştı.

Avukat, kabare sanatçılarının görevinin “siyaseti çevreleyen saçmalıkları sanatsal olarak işlemek” olduğunu savundu ve bunun, savcılığın soruşturma konusu olamayacağını belirtti.

Yapılan açıklamaya göre, Steimle, gösterilerinden kaynaklanan herhangi bir yanlış anlaşılmayı gidermek için savcılıkla görüşmeye hazır.

Dresden doğumlu bir oyuncu olan Steimle, diğer rollerinin yanı sıra “Polizeiruf 110” adlı televizyon dizisindeki dedektif rolüyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı.

2019 yılında, Steimle’nin yayıncıya karşı defalarca kamuoyuna açık suçlamalarda bulunmasının ardından MDR, “Steimles Welt” adlı programdaki işbirliğini sonlandırdı.

COVID-19 salgını sırasında ise kısıtlama önlemlerine karşı defalarca eleştirel açıklamalarda bulunmuştu.

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yeni bir eyalet parlamentosu seçilecek. Anketlere göre AfD, iktidardaki CDU’nun oldukça önünde yer alıyor.

AfD’nin eyalet şubesi, Anayasa Koruma Dairesi tarafından kesin olarak “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor.

AfD içinde alışılmadık derecede sert eleştiriler ve sessiz kalanlar

Bild’e göre DDR krizi, şu anda AfD içinde gerginliğe yol açıyor. Bazı AfD’li ağır toplar bu olayı zararsız ya da abartılı olarak değerlendirirken, diğerleri alışılmadık derecede sert eleştiriler yöneltiyor.

AfD lideri Tino Chrupalla, Bild’in kendisine Doğu Almanya’yı geri isteyip istemediğini sorması üzerine, “Elbette hayır, ama kimsenin onu benden almasına da izin vermeyeceğim,” cevabını verdi ve şöyle devam etti:

“Doğu Almanya marşı yasak değil ve ben sözlerini güzel ve çekici buluyorum. Marşın, 1970’lerden itibaren DDR’da söylenmesine izin verilmedi çünkü içinde ‘Almanya, birleşmiş vatan’ şeklinde bir birlik çağrısı vardı. Bu çağrı, 1989’da SED’in iktidarını sona erdiren barışçıl devrimin sloganı haline geldi. Ben de Dessau’da bu çağrıya eşlik ettim. Bu kesinlikle bir skandal değil.”

Bild, diğer eş başkan Alice Weidel’in “dikkat çekici bir şekilde” sessiz kaldığına işaret ediyor. Son AfD parti kongresinde, parti başkanlığı oylamasında açık ara önde olan Weidel’in o zamandan beri, popülaritede Chrupalla’nın önüne geçtiği düşünülüyor.

Saksonya-Anhalt’ın baş adayı Siegmund da tereddüt ediyor gibi görünüyor. Kendisine yakın kaynaklar Bild’e, Siegmund’un Steimle ile aynı etkinliğe katılmak için Chrupalla tarafından “ikna edildiğini” söyledi.

Yakınlarına göre Siegmund da marşı söylememişti. Fakat etkinlikten bir videoda Siegmund’un Chrupalla ile birlikte marşı söylediği görülüyor. Siegmund ise artık resmi bir açıklama yapmak istemiyor.

Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden seçilen Federal Meclis üyesi Rüdiger Lucassen eleştirilerinde özellikle sert bir tavır sergiledi., Doğu Almanya marşını söylemenin bir hiciv olmadığını açıkça belirten AfD’li, Tino Chrupalla’nın bunu kabul edip ardından marşa eşlik etmesini üzüntüyle karşıladı.

Hamburg’daki AfD lideri ve milletvekili grubu başkanı Dirk Nockemann da benzer bir görüşü dile getirdi.

Nockemann, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Adaletsizliğe dayalı bir devlet olan Doğu Almanya’nın bu marşına, hiciv olsun ya da olmasın, hiçbir koşulda eşlik etmezdim,” dedi.

Bavyera AfD eyalet başkanı Stephan Protschka ise temkinli bir eleştiri getiriyor ve bu tür şarkıların söylenmesinden “tam olarak memnun olmadığını” belirtiyor.

Aynı zamanda, ortaya çıkan tepkiyi de anlayamadığını kaydeden AfD’li, “şarkı ne yasaklanmış ne de temelde kınanacak nitelikte” diyor ama kendi düzenlediği etkinliklerden birinde bir Doğu Almanya şarkısının söylenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.

Kuzey Ren-Vestfalya milletvekili Stefan Keuter ise bu eylemi “talihsiz ve duyarsız” olarak nitelendiriyor. Yine de bunu büyük bir skandal olarak görmüyor.

Aynı zamanda, Doğu Alman parti arkadaşlarının bir kısmında “DDR nostaljisine” yönelik eğilimler olduğunu belirtiyor ama kendisi bunu anlayamıyor.

AfD’nin ağır toplarından olan ama bir süredir kenara çekilen Saksonya milletvekili Maximilian Krah da Bild’e verdiği demeçte değerlendirmesini iki kelimeyle, “Sadece düşüncesizlik” diye patlaştı.

Wagenknecht’ten “yapay skandal” tepkisi

BSW kurucusu Sahra Wagenknecht de bir açıklama yaparak, DDR marşının söylenmesinden “skandal” çıkarılmasını eleştirdi.

Wagenknecht, tartışmanın tamamen abartılı olduğunu söylerken, “Doğu Almanya marşını söylemek isteyen herkes söylesin. İnsanlar yine, ortada bir skandal yokken skandal yaratmaya çalışıyor,” dedi.

Wagenknecht, Dresden’de yaptığı açıklamada. “Doğu Almanlar, marşlarına dair anılarını kimsenin ellerinden almasına izin vermemeli,” diye konuştu.

Öte yandan “SED [Sosyalist Birlik Partisi] Mağdurları” ombudsmanı Evelyn Zupke, “DDR’ın görelileştirilmesini” eleştirdi.

Zupke, “Sistemin mağduru olan insanlar için böyle bir tarih unutkanlığı dayanılmaz” iddiasında bulunurken, Saksonya-Anhalt Eski Dönemi Değerlendirme Sorumlusu Johannes Beleites, “özgürlük ve demokrasi uğruna hayatlarını tehlikeye atan ya da uzun hapis cezalarına katlanan insanlara karşı bir küçümseme söz konusu olduğunu” ileri sürdü.

Wagenknecht ise buna karşılık, “Günümüzün medya ve kamuoyu ortamı karşısında giderek daha fazla insanın Doğu Almanya dönemindeki koşulları hatırlamak zorunda kalması asıl skandaldır, insanların bir marş söylemesi değil,” dedi.

AfD’nin bu konudaki iç bölünmelerinin, partinin “Doğu profilinin” pek de inandırıcı olmadığını gösterdiğini söyleyen Wagenknecht, bunu efsanevi Doğu Alman motosiklet modeli ile anlatarak, “Simson ile trafikte zikzak çizmek,” diye ekledi.

Avrupa

Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Yayınlanma

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.

Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.

Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.

Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.

Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.

Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.

Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.

Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.

POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.

Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.

Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.

Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:

“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”

Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.

Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.

Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.

Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.

Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.

Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.

Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.

Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.

Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.

Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.

Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.

SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.

Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.

Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham kabinesini açıkladı

Yayınlanma

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü hiç vakit kaybetmeden yeni bakanlar kurulunu açıkladı.

Telefon görüşmesi yoluyla yapılan görevden almalar sırasında, Maliye Bakanı Rachel Reeves’ten Başbakan Yardımcısı David Lammy’ye kadar eski Başbakan Keir Starmer yanlıları kızağa çekildi.

Burnham, onların yerine, partinin ana akım kanatlarını kapsayan, kuzeydeki kilit müttefikleri ve Starmer ile arası bozulan bakanları da içeren bir üst düzey ekip kuruyor.

En büyük sürpriz, John Healey’nin maliye bakanı olması. Hükümetteki ikinci en önemli görev, beş haftadan biraz fazla bir süre önce savunma bakanlığından istifa ederek Starmer’ın mücadeleye devam etme şansını tamamen ortadan kaldıran milletvekili için büyük bir ödül oldu.

Healey, Starmer yönetiminin savunma harcamalarını yeterince artırmamasını gerekçe göstererek istifa etmişti.

Öte yandan Healey, o dönem “isteksiz” bulduğu Reeves yönetimindeki Hazine Bakanlığı’nı da iğnelemişti.

Yeni Maliye Bakanı Healey, Blair döneminde de bakanlıktaydı

İstifasından sonra nihayetinde kabul edilen Savunma Yatırım Planı’nın hükümetin bütçe tablolarında yarattığı milyarlarca sterlinlik açıkları kapatmak ve talep ettiği gibi 2030 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmak için gerekli adımları atmak zorunda kalacak.

POLITICO’ya göre asıl soru, “Vergileri artırmak mı, yoksa mevcut bütçeleri kesmek mi?”

Healey şimdilik, 2000’li yıllarda Tony Blair yönetimi döneminde Hazine Bakanlığı’nda da görev yapmış olması da dahil olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde deneyime sahip, güvenilir bir isim olarak görülecek.

Burnham, zaman zaman bu yeni başbakanın göreve gelmesi ihtimalinden tedirgin olan tahvil piyasalarını ürkütmeyecek kadar güvenilir bir isim olduğunu umuyor.

Bir başbakanlık yetkilisi, Burnham ve Healey’in, yeni başbakanın planlarının temel unsurları olan yeniden sanayileşme, yetki devri ve yaşam maliyeti konularında, ayrıca iktisadi istikrarı sağlamayı amaçlayan hükümetin “mali kurallarına” bağlı kalma gerekliliği konusunda “aynı bakış açısına” sahip olduklarını vurguladı.

İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

Dışişleri Bakanı Ed Miliband

Dışişleri Bakanı ise Ed Miliband oldu. 2015 genel seçimlerini kazanamayan İşçi Partisi’nin eski liderlerinden biri olan Miliband, enerji bakanlığı görevinden alınmayı reddedene kadar Starmer’ın müttefikiydi.

Ardından, Starmer’a istifa etmesi gerektiğini söyleyen ilk kabine üyelerinden biri oldu. Şimdi ise Burnham’ın sözcüsü konumunda.

Yeni lider, tüm dikkatini iç meselelere yoğunlaştırmak istiyor. Dolayısıyla, İşçi Partisi’nin sol kanadından önemli bir ismin dışişleri görevini üstlenmesi, bu süreci daha sorunsuz hale getirebilir.

Öte yandan, Miliband’ın Beyaz Saray ile ilişkileri yürütmesi gerekecek. Miliband’ı enerji bakanlığı görevinden almak, İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde biraz daha fazla petrol ve doğalgaz çıkarma yolunu açabilir. 

Fakat çevre savunucusu olarak sahip olduğu itibar, İngiltere’yi defalarca Kuzey Denizi’nde petrol sondajı yapmaya teşvik eden Donald Trump ile gerginliğe neden olabilir.

Üstelik Miliband, defalarca Amerika’nın yoluna taş koydu. 2013 yılında muhalefet lideriyken, İngiliz hükümetinin Suriye’deki askeri harekâta katılmasını başarıyla engelledi ve Barack Obama için durumu zorlaştırdı.

Ayrıca, bu yılın başlarında İngiltere’nin Trump’ın İran’a yönelik saldırı saldırıları için Diego Garcia’daki Hint Okyanusu üssünü kullanmasına izin vermemesi yönünde özel kanallardan baskı yapan öncü isimlerden biriydi. Bu da onu ABD yönetimi nezdinde sevimli bir figür haline getirmeyebilir.

Miliband, Dışişleri Bakanlığı’na atandığında yaptığı açıklamada, ebeveynlerinin Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olarak İngiltere’ye nasıl geldiklerine değindi.

Açıklamasında ayrıca, İsrail ile komşuları arasında sürdürülebilir bir barış sağlanması için “yorulmadan” çalışacağına söz verdi. Bu konu, İşçi Partisi için ele alınması zor bir mesele olmaya devam edecek.

Streeting savunmaya gitti, Mahmood içişlerinde kaldı

Miliband’ın adı, Wes Streeting ile birlikte haftalar boyunca maliye bakanlığı ile anılmıştı. Eski Sağlık Bakanı Streeting’in yeni görevi savunma bakanlığı olacak.

Streeting, savunma harcamaları konusunda hükümet içinde yaşanan şiddetli bir tartışmanın ortasında atanan ve Burnham’ın selefi Starmer tarafından göreve getirilen selefi Dan Jarvis’in ayrılmasından altı haftadan az bir süre sonra görevi devraldı.

Jarvis, hükümetin uzun zamandır beklenen Savunma Yatırım Planı’nı hayata geçirmekten sorumluydu.

Streeting, geçtiğimiz bahar Starmer hükümetinden istifa ettiğinden bu yana savunma harcamaları konusunda çeşitli açıklamalarda bulundu.

Kaynak yaratmak amacıyla “savaş tahvilleri” fikrini destekledi ve modası geçmiş askeri programların iptal edilmesi için lobi yaptı.

Shabana Mahmood ise içişleri bakanı olarak görevine devam edecek. Mahmood’un müttefikleri, onun birçok “ilerici” kesim tarafından tartışmalı bulunan göç reformlarını hayata geçirmeye devam etmek için bakanlıkta kalmak istediğini her zaman vurgulamışlardı.

Burnham’ın onu görevde tutmasıyla Mahmood’un dileği gerçekleşecek. Fakat müttefiklerinden biri, son haftalarda POLITICO’ya yaptığı açıklamada, göçmenlik reformları konusunda “ılımlı sol kesime bir tür taviz verilmesi gerekeceğini” öngördü.

Miliband gibi Mahmood da Starmer’a süresinin dolduğunu söyleyen ilk isimlerden biriydi.

Miatta Fahnbulleh ise Miliband’ın yerine enerji güvenliği ve net sıfırdan sorumlu devlet bakanı olarak atanacak.

Eski enerji bakanı ve düşünce kuruluşu başkanı, Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapıyordu.

Fahnbulleh, mayıs ayında Starmer’ı istifaya zorlamak amacıyla istifa eden ilk kişi olmadan önce, önce enerji bakan yardımcısı, ardından da yerel yönetimler bakanı olarak görev yapmıştı.

Burnham’dan “umudu geri getirme” sözü

Burnham, Thatcher döneminde topluluklara verilen uzun vadeli zararı telafi etme sözü vererek, iktidara gelmesinin İngiltere’ye “umudu geri getireceğini” söyledi.

Yeni Birleşik Krallık başbakanı, Downing Street’te Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra ulusa seslenirken, halkın siyasetten “bıkmış” olduğunu kabul etti ve gerçek bir değişim sağlamak için hükümetin “daha iyisini yapması” gerektiğini söyledi.

Toplanan kalabalığa seslenen yeni başbakan, “Yeni bir ulusal birlik duygusu, ortak bir amaç ve pozitiflik duygusu oluşturalım. Bu anı, Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı, umudu geri kazandığımız an haline getirelim,” dedi.

10 Numara’nın önünde yaptığı konuşmada, hükümetin salı günü halk için yaşam maliyetleri konusunda “biraz nefes alma alanı” sağlayacağını belirtti; tam olarak finanse edilmiş bir paket kapsamında enerji faturalarında ve otobüs ücretlerinde indirim planlarının yapılması bekleniyor.

Burnham daha sonra gazetecilere, altyapıya yatırım yapmak üzere milyarlarca sterlinlik ek borçlanma sağlamak için hükümetin mevcut mali kuralları dahilinde “her türlü esnekliği” değerlendireceğini ama ekonomiye karşı “çok ihtiyatlı” bir yaklaşım sergileyeceğini söyledi.

Burnham’ın açıklamalarının ardından, daha yüksek borçlanma ve artan borç riskleri nedeniyle zaten gergin olan piyasalarda İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili fiyatları düştü. Fakat “güvenilir bir isim” olarak görülen 66 yaşındaki Healey’in atandığı duyurulduğunda piyasalar kapanmıştı.

Yeni başbakanın telefon trafiği, Trump, von der Leyen, Zelenskiy

Burnham, bir dünya lideriyle yaptığı ilk telefon görüşmesinde, daha önce kendisinin sadece “bir kasabanın” belediye başkanı olduğunu ima eden Donald Trump ile görüştü ve onu gelecek yılki G20 zirvesi için Manchester’a davet etti.

Trump daha sonra sosyal medyada, iki liderin İran, ABD-İngiltere askeri ittifakı ve ticaret konularını ele alarak “çok iyi bir görüşme” yaptıklarını yazdı. Trump, Burnham ile “çok da uzak olmayan bir gelecekte” bir araya gelmeyi planladıklarını belirtti.

Burnham ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i de aradı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB: Yapay zeka, jeopolitik bir silaha dönüşüyor

Yayınlanma

AB’nin teknoloji sorumlusu Henna Virkkunen, yapay zekanın jeopolitik bir silaha dönüştüğü uyarısında bulundu.

Financial Times’a (FT) verdiği röportajda Virkkunen, Avrupa’nın ABD modellerine alternatif kendi teknolojilerini daha hızlı geliştirmesini, aksi takdirde stratejik yeteneklerden mahrum kalma riskiyle karşı karşıya kalacağını vurguladı.

Virkkunen, Brüksel’in “bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı kalmaktan” korktuğunu söyledi.

Teknoloji komiseri, diğer ülkelerin yapay zeka modellerine erişimini kesme gücüne sahip hükümetlerin bunu kendi çıkarları için kullanabileceği uyarısında bulundu.

AB’nin ABD teknolojisine bağımlılık konusundaki endişeleri, haziran ayında Washington’un güvenlik endişeleri nedeniyle Anthropic’in önde gelen modellerine ihracat kısıtlamaları getirmesiyle gerçeğe dönüştü.

Yabancı hükümetler ve Silikon Vadisi’nden gelen tepkilerin ardından bu önlemler kaldırıldı, fakat bu olay, ABD’nin acil kararlar yoluyla Avrupa ekonomisinin temelini oluşturan teknolojilere erişimi kesebileceği yönündeki endişeleri yeniden alevlendirdi.

Virkkunen, kritik teknolojileri kontrol edenlerin “sadece ekonomiye hükmetmekle kalmadığını”, aynı zamanda jeopolitik düzeyde “büyük bir stratejik varlığa” sahip olduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu’nun teknoloji ve siber güvenlik konularından sorumlu Fin siyasetçi şöyle devam etti:

“Anthropic’e uygulanan erişim kısıtlaması, siber güvenlik ortamımızda bu tür bir gerçekliğe hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu bize çok net bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda piyasaya bu tür çok yetenekli yapay zeka modellerinin daha da fazla çıkacağını biliyoruz. Bu nedenle buna çok iyi hazırlıklı olmalıyız.”

Virkkunen, yapay zeka konusundaki durumu, önceki Joe Biden yönetiminin en son teknoloji ürünü çiplere ihracat kısıtlamaları getirme kararına benzetti. Bu karar, AB üye devletlerini erişim izni verilenler ve verilmeyenler olarak ikiye bölmüştü.

Virkkunen, “Yapay zeka yetenekleri günümüzde gerçekten stratejik varlıklardır ve bu yüzden kendi teknolojik egemenliğimizi kurmamız bizim için çok önemli,” dedi.

Brüksel, geçen ay yarı iletkenlerden bulut bilişime ve yapay zekaya kadar çeşitli sektörlerde Avrupa alternatiflerini destekleyerek ABD teknolojisine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir teknoloji egemenliği paketi sundu.

Plan, Avrupa veri merkezlerinin inşasını hızlandırmak ve yapay zeka şirketi Mistral gibi yerli bulut ve yapay zeka teknolojilerini ya da Scaleway veya OVHcloud gibi bulut sağlayıcılarını desteklemek için teşvikler içeriyor.

Virkkunen, “Avrupa’nın kendi kapasitelerini geliştirmesi ve bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı olmamamız da çok önemli,” dedi.

Bu yatırımları finanse etmek amacıyla AB ve Avrupa Yatırım Bankası, Avrupalı teknoloji şirketlerine stratejik yatırımlar yapmak üzere yeni bir mekanizma kuracak.

Bu arada Brüksel, en gelişmiş yapay zeka modellerine erişimin devamını sağlamak için ABD yönetimi ile ikili görüşmelerini sürdürüyor.

AB, Fransa, Almanya ve İtalya liderleri ayrıca Haziran ayında düzenlenen G7 zirvesini, kritik siber güvenlik açıklarını tespit etme gücüne sahip en güçlü yapay zeka modellerine sürekli erişimi sağlamak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump ile “güvenilir ortak” programı kurulması olasılığını görüşmek için bir fırsat olarak değerlendirdiler.

Virkkunen, “Bu [öneri] üzerinde uluslararası düzeyde çalışmaya devam ediyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English