Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ve Avrupa, AI konusunda çok geride kaldı

Yayınlanma

Almanya ve AB, yapay zeka (AI) geliştirme ve uygulama konusunda küresel liderler olan ABD ve Çin’in çok gerisinde kalıyor.

Bu durum, Hür Demokratlara (FDP) bağlı Friedrich Naumann Vakfı tarafından yakın zamanda yayınlanan bir çalışma da dahil olmak üzere çok sayıda araştırma tarafından doğrulanıyor.

Bu araştırmaya göre, Avrupa, yapay zeka uygulamalarının küresel pazar payı açısından ciddi bir geride kalıyor: Amerikan yapay zeka uygulamaları 1,35 milyar kez indirilirken, Avrupalı yapay zeka uygulamalarının indirme sayısı sadece 1,26 milyon olarak gerçekleşmiş.

Avrupa, gelişmiş yapay zeka modellerinin geliştirilmesi, yapay zeka alanında yatırım çekme, yapay zeka üzerine bilimsel makaleler yayınlama ve patent alma konularında da ABD ve Çin’in gerisinde.

AI modellerinin geliştirilmesinde küresel öneme sahip tek Avrupa şirketi olan Mistral ise Fransa merkezli.

Ayrıca, Alman şirketleri AI’ın benimsenmesi konusunda nispeten tereddütlü bir şekilde ilerliyor.

Başarılı oldukları tek alan strateji oluşturmak: Almanya, ulusal bir AI stratejisini benimseyen dünyadaki ilk ülkelerden biriydi.

Fakat bu stratejiyi uygulamaya koymak zorlu bir süreç olarak ortaya çıkıyor.

Avrupa çok geride

German Foreign Policy’de yer alan değerlendirmeye göre, FDP’ye bağlı Friedrich Naumann Vakfı tarafından, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) çalışanlarından birinin kaleme aldığı “Yapay Zeka Uygulaması İhracatının Jeopolitiği” başlıklı yeni bir çalışma Avrupa ve Almanya hakkında kötümser bir senaryo ortaya koyuyor.

Çalışmanın bulgusu şöyle özetleniyor: “ABD şirketleri dünya çapında yapay zeka uygulaması indirmelerinde hakim konumda; Çin 2025 ortasından itibaren arayı kapatırken Avrupa geride kalıyor.”

Android uygulama indirme sayılarına dayanan bu bulgular, Avrupa için hayal kırıcı bir tablo çiziyor.

2023’ün başından 2026’nın Nisan ayına kadar, ABD yapay zeka uygulamaları yaklaşık 1,35 milyar indirmeyle küresel olarak hakimiyet kurarken, Çin 205,41 milyon indirmeyle ikinci sırada yer aldı.

AB ise Fransız Mistral şirketinin yapay zeka uygulamalarının sadece 1,26 milyon kez indirilmesiyle çok geride kaldı.

Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Latin Amerika ülkelerinde Çin yapay zeka uygulamalarının hakimiyeti.

Çin uygulamaları, Rusya, Beyaz Rusya, Filipinler ve Endonezya’da en büyük pazar payına sahip olmanın yanı sıra, Arjantin, Brezilya, Bolivya, Peru, Ekvador ve Meksika gibi ülkelerde de en yüksek indirme rakamlarına ulaştı.

Buna karşılık, ABD yapay zeka uygulamaları Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Orta ve Güney Asya ile Arap ülkelerinde hakimiyetini sürdürüyor.

Dünyanın “teknosferler” arasında bölünmesi

Yazarın da belirttiği gibi, bu durum genel teknolojik etki alanlarını (“teknosferler”) yansıtıyor.

Bu alanlar, “dış bir gücün teknolojiyi kontrol etme konusunda ayrıcalıklı fakat münhasır olmayan bir yetkiye sahip olduğu ve/veya dış aktörün teknoloji yönetişimi konusunda baskın bir etki uyguladığı coğrafi bölgeler” olarak tanımlanıyor.

Çalışmada ayrıca, teknolojinin her zaman kontrolün uygulanmasına katkıda bulunmuş olmasına rağmen, bu yetkinin yapay zeka çağında “çok daha büyük” boyutlara ulaştığı belirtiliyor.

Bu nedenle, çalışmanın AB’ye yönelik önerileri arasında, diğer hususların yanı sıra, Çin menşeli açık kaynaklı temel modellere olan bağımlılığın azaltılması da yer alıyor.

Çalışma, hem Avrupa hem de ABD ekosistemlerinin Çin menşeli yapay zeka girişim uygulamalarına olan bağımlılığını vurguluyor. Bu durum, Avrupa’da ABD’ye ait tescilli modellerin bulunmamasından kaynaklanıyor.

Ayrıca yazar, yenilikçi Büyük Dil Modelleri’nin (LLM’ler) geliştirilmesinde AB’nin geride kalmasına karşı koymak için uzmanlaşmış Avrupalı yapay zeka şirketleri arasında ittifaklar kurulması gerektiğini vurguluyor.

Avrupa’da Fransız Mistral tekeli

AB’nin ABD ve Çin’in gerisinde kaldığı durum, diğer araştırmalar, endeksler ve verilerde de açıkça görülüyor.

Stanford Üniversitesi’nin AI Endeksi’ne göre, 2024 yılında ABD 40 adet son teknoloji AI modeli geliştirirken, Çin 15 adet geliştirdi.

Buna karşılık AB, sadece üç model geliştirdi ve bunların tümü Fransız Mistral şirketi tarafından üretildi.

Aynı yıl, ABD’li yapay zeka şirketleri toplam 109 milyar dolarlık yatırım çekmeyi başarırken, AB’deki muadilleri yalnızca 14,9 milyar dolar toplayabildi.

Ayrıca, yapay zeka düşünce kuruluşu Digital Science’ın bir araştırmasına göre, Çin 2024 yılında yapay zeka alanındaki bilimsel yayın sayısı bakımından 23.695 yayınla dünyadaki diğer tüm ülkeleri geride bıraktı.

AB’de bu rakam 10.055, ABD’de 6.378 ve Birleşik Krallık’ta 2.747 idi.

Geçen yıl, Apple’ın şu anda yapay zeka geliştirme alanında küresel ön saflarda rekabet edebilen tek Avrupa şirketini satın alma konusunda şirket içi görüşmeler yaptığı bile bildirildi.

Bu gerçekleşseydi, AB, küresel sektör liderleri arasında yer alan tek bir yerli yapay zeka geliştiricisi bile kalmayacaktı.

Almanya, yapay zekayı uzun süre önemsemedi

AB genel olarak halihazırda ABD ve Çin’in çok gerisinde kalmış olsa da, bu durum Almanya için daha da geçerli.

2021 yılında KfW Research adına Fraunhofer Sistemler ve İnovasyon Araştırmaları Enstitüsü (ISI) tarafından yürütülen bir araştırma, o dönemde yapay zeka teknolojisinin geliştirilmesinin robotik, batarya teknolojisi ve siber güvenlik gibi diğer teknolojilere kıyasla hâlâ daha az önemli görüldüğünü ve sıralamada yalnızca 20. sırada yer aldığını ortaya koyuyordu.

2024 yılında Almanya, küresel yapay zeka patentlerinin yalnızca yüzde 6’sını oluşturarak Çin (yüzde 29) ve ABD’nin (yüzde 27) çok gerisinde kaldı.

Çin’deki patent başvurularının sayısı 2000’lerin başından bu yana yüz kat artarken, Almanya’da bu sayı yalnızca üç katına çıktı.

Almanya’nın geride kalışı, “Açığa Çıkan Karşılaştırmalı Avantaj” (RCA) ekonomik modeli kullanılarak da gösterilebilir. Bu, belirli bir ürün grubu için bir ülkenin ihracat-ithalat oranını, genel ihracat-ithalat oranına göre belirlemek amacıyla kullanılan bir ölçüt.

Almanya’nın yapay zeka RCA’sı 2024 yılında eksi 57 olarak gerçekleşti.

RCA, yerli şirketlerin yabancı şirketlere kıyasla kendilerini ne kadar başarılı bir şekilde konumlandırabildiklerini yansıtır.

Almanya’da yapay zeka uygulaması durağanlaştı

AI yeteneklerindeki geriliğin yanı sıra, Almanya ekonomide AI’ın benimsenmesi konusunda da bir durgunlukla karşı karşıya.

Mannheim’daki Leibniz Avrupa Ekonomi Araştırma Merkezi (ZEW) tarafından 2024 yılında yapılan bir araştırma, Alman şirketlerinin AI’yı AB ortalamasından daha sık kullandığını fakat bu kullanımın 2021’den beri durgunlaştığını ortaya koydu.

2021’den 2023’e kadar, Alman şirketlerinde AI’ın benimsenme oranı sadece bir yüzde puan artarak yüzde 11’den yüzde 12’ye yükseldi.

Bununla birlikte Almanya, bir ülkenin AI’ı benimseme, düzenleme ve bundan faydalanma konusundaki genel hazırlık düzeyini ölçen, denetim ve danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından derlenen “AI Fitness” endeksinde iyi bir puan aldı.

Bu yıl yayınlanan küresel bir yapay zeka performans çalışmasında Almanya, PwC endeksinde 5,6 puan aldı.

Bu sonuç, Almanya’yı küresel ortalamanın (5,5) biraz üzerine ve ABD’nin (5,2) oldukça önüne yerleştirdi.

Fakat Çin (6,9), Hong Kong (6,7) ve Suudi Arabistan’ın (6,2) önemli ölçüde gerisinde kaldı.

Almanya’nın “ilk ulusal yapay zeka stratejisi” ironisi

Almanya’nın yapay zeka alanındaki genel olarak zayıf performansı, 2018 yılında Federal Cumhuriyet’in dünya çapında ulusal bir yapay zeka stratejisi başlatan ilk ülkeler arasında yer almasıyla tezat oluşturuyor.

Bu strateji, Eğitim ve Araştırma Bakanlığı ile Ekonomi ve Çalışma Bakanlığı’nın ortak bir projesiydi ve 2025 yılına kadar üç milyar avroluk başlangıç fonu tahsis edildi.

Bu fon, 2020 Ekonomik Canlandırma ve Gelecek Paketi kapsamında iki milyar avroluk ek bir destek aldı.

2018 tarihli Alman stratejisi üç hedefe dayanıyordu: Almanya’nın yapay zeka alanında bir araştırma ve iş merkezi olarak rekabet gücünün güçlendirilmesi; “sorumlu” yapay zeka geliştirilmesinin sağlanması; ve geniş kapsamlı bir diyalog yoluyla yapay zekanın topluma entegre edilmesi.

2020 yılında strateji, örneğin pandemiye müdahale, sürdürülebilirlik ve çevre koruma gibi yeni gelişmeler ve gereklilikleri dikkate alacak şekilde güncellendi.

En son olarak, Kasım 2023’te Federal Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı (BMFTR), diğer hususların yanı sıra Avrupa düzeyinde daha yakın işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan bir yapay zeka eylem planı yayınladı.

Avrupa

AB, Rusya’dan koparken ABD gazına bağımlı hale gelmekten korkuyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, 1 Ocak 2027 itibarıyla Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz ithalatının yasaklanmasının ardından Washington’ın öngörülemeyen politikalarına bağımlı hale gelmekten endişe duyuyor. ABD’li üreticiler mevcut durumda Avrupa’nın LNG ithalatının üçte ikisini karşılarken bu oranın on yılın sonuna kadar yüzde 80’e ulaşabileceği belirtiliyor.

Avrupa ülkelerinde, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatının tamamen durdurulması kararının ardından bölgenin Washington’ın öngörülemeyen politikalarına yeni bir bağımlılıkla karşı karşıya kalacağı endişesi yaşanıyor.

The New York Times gazetesinin haberine göre Avrupa, Rus LNG’sinden doğan açığı kapatmak amacıyla başta ABD olmak üzere alternatif alımlarını artırıyor.

Amerikan üreticileri halihazırda Avrupa’nın sıvılaştırılmış gaz ithalatının yaklaşık üçte ikisini sağlıyor.

Haberde, Amerikan gazının Avrupa pazarındaki payının on yılın sonuna kadar yüzde 80 seviyesine ulaşabileceği vurgulanıyor.

Buna karşın ABD ile Avrupa arasındaki ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergisi tehditleri, Grönland ile ilgili talepleri ve ABD’nin İran ile yaşadığı savaş etrafındaki görüş ayrılıkları nedeniyle en düşük seviyesinde seyrediyor.

Bu da Avrupa yetkililerinde huzursuzluk yaratırken gazete, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya olan bağımlılığı ABD’ye olan bağımlılıkla değiştirmesinden korkulduğunu yazdı.

Avrupa Komisyonunun Konut ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Dan Jørgensen konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “ABD kesinlikle kısa vadede sorunumuzun çözümünün bir parçasıdır ancak uzun vadede doğalgaz bağımlılığından tamamen kurtulma yolundayız” ifadelerini kullandı.

Jørgensen, hem ekonomik açıdan hem de güvenlik açısından bölgenin son derece kırılgan ve sürdürülemez bir durumda bulunduğunun altını çizdi.

Hem ABD’deki hem de Avrupa’daki petrol ve doğalgaz sektörü temsilcileri ise The New York Times’a yaptıkları değerlendirmelerde Washington’ın güvenilmez bir ortak olabileceği yönündeki görüşleri reddetti.

Sektör temsilcileri, Amerikan pazarının federal politikalardan ziyade ağırlıklı olarak ticari sözleşmelerle düzenlendiğini dile getirdi.

Uluslararası Petrol ve Gaz Üreticileri Birliği (IOGP) Strateji Başkanı Nareg Terzian da Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığına ilişkin endişelerin abartıldığını düşündüğünü bildirdi.

Terzian şöyle konuştu:

“Bu kaygılar genel olarak gaz veya LNG kullanımından pek memnun olmayan kişiler tarafından dile getiriliyor. Temel olarak hem ABD’nin hem de AB’nin akışın sürdürülmesinde çıkarı olduğuna inanıyoruz ve bunun bu şekilde kalacağını umuyoruz.”

Öte yandan, yürürlüğe girecek yasağa rağmen Avrupa’nın Rus gazı alımlarını artırdığı görüldü.

AB verilerine dayandırılan haberde, 18 Mart ile 31 Mayıs tarihleri arasında Rusya’dan yapılan LNG ithalatının 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 17, boru hattı gazı ithalatının ise yüzde 5 oranında yükseldiği kaydedildi.

Küresel LNG piyasası aynı zamanda ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle ciddi bir istikrarsızlık yaşıyor. Dünyanın en büyük ikinci gaz ihracatçısı konumundaki Katar’a yönelik saldırılar ülkenin ihracat kapasitesine zarar verdi.

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırıların gaz taşıyıcı tankerlerin hareketini neredeyse tamamen durdurduğu ve bu durumun Avrupa’daki gaz fiyatlarını yukarı tırmandırdığı aktarıldı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright Haziran ayında yaptığı açıklamada, Avrupa ülkelerinin metan emisyonu üzerindeki denetimleri yumuşatmaması halinde Washington’ın bu ülkelere sağladığı sıvılaştırılmış doğalgaz tedarikini durdurabileceğini söyledi.

Jørgensen ise AB’nin metan kurallarının gözden geçirilmesini talep eden ABD ve diğer LNG ihracatçılarının baskılarına boyun eğmeyeceklerini bildirdi.

Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre AB, Rusya’dan yapılan sevkiyatları 2022 yılında durdurma kararı almasının ardından ABD gazına her geçen gün daha fazla bağımlı hale geldi.

Bununla birlikte metan emisyonlarıyla mücadele, iklim bloğunun temel çevre hedeflerinden biri olmayı sürdürüyor.

Ocak ayında Politico tarafından yayımlanan haberde de Avrupa’nın kullandığı gazın çeyreğini zaten ABD’den ithal ettiği ve AB’nin Rus gazına yönelik tam ambargoyu devreye sokmasıyla bu oranın daha da artabileceği ifade edilmişti.

Gazete, bazı AB diplomatlarının ABD’nin ortaya çıkan bu enerji bağımlılığını kendi dış politika hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla kullanabileceği değerlendirmesinde bulunduklarını aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

VAC firmasının satışı Almanya savunma sanayisini tedirgin etti

Yayınlanma

Alman savunma şirketleri, üretici Vacuumschmelze firmasının ABD merkezli Energy Fuels tarafından satın alınması durumunda mıknatıs tedarikinde aksamalar yaşanmasından endişe duyuyor. Almanya hükümeti, 1,9 milyar dolar değerindeki işlemi yabancı yatırımların denetimi prosedürü kapsamında inceliyor. Berlin yönetimi satışı engellemese de şirketin Frankurt yakınlarındaki Hanau tesisinin stratejik konumunu korumak amacıyla şartlar öne sürmeye hazırlanıyor.

Alman savunma sanayisi şirketleri, üretici Vacuumschmelze (VAC) firmasının ABD merkezli Energy Fuels tarafından satın alınması halinde mıknatıs tedarikinde kesintiler yaşanabileceği yönünde kaygı taşıyor.

Bloomberg haber sitesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Almanya hükümeti 1,9 milyar dolar değerindeki satın alma işlemini yabancı yatırımların denetimi prosedürü çerçevesinde incelemeye aldı.

Berlin yönetiminin satışı tümüyle engellemesi beklenmiyor; ancak yetkililerin, VAC şirketinin Frankfurt yakınlarındaki Hanau kentinde bulunan tesisinin asli rolünü muhafaza etmek amacıyla işleme belirli şartlar getirmesi öngörülüyor.

Kaynaklar, Alman savunma şirketlerinin bir kısmının, VAC firmasının Energy Fuels kontrolüne geçmesinin ardından tedarik önceliğinin ABD’li sipariş sahiplerine verilebileceğinden endişelendiğini aktardı.

Çin tarafından uygulanan ihracat kısıtlamaları sebebiyle nadir toprak elementlerinden üretilen mıknatıslara erişimi hali hazırda sınırlı olan savunma sektörü temsilcileri için bu durum kaygıları artırıyor.

VAC, endüstriyel ölçekte daimi mıknatıs üretimi gerçekleştiren tek Batılı üretici konumunda.

Bu mıknatıslar, insansız hava araçları ve denizaltılar dahil olmak üzere askeri teçhizat üretiminin yanı sıra otomotiv sektöründe de kritik bileşen olarak kullanılıyor.

VAC Üst Yöneticisi (CEO) Eric Eschen, konuya ilişkin açıklamasında, Almanya’daki üretimin sürdürüleceğine dair taahhüt vermeye hazır olduğunu belirtti.

Eschen, Avrupa sanayisinden uzun vadeli sözleşmeler sağlanması durumunda şirketin ülkedeki üretim kapasitesini artırmayı hedeflediğini kaydetti.

Sanayi üretimi savunma sektörüne kayıyor

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin nisan ayında yayımladığı bir haberde, Almanya’nın sanayisini otomotiv sektöründen silah üretimine doğru yeniden yönlendirdiği ve Avrupa savunma sanayisinin temel üretim üssüne dönüştüğü bildirilmişti.

Yayımlanan haberde, Berlin yönetiminin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en uzun ekonomik durgunluk dönemi, Çin’den gelen rekabetin artması ve Alman otomobillerine yönelik küresel talebin düşmesi nedeniyle bu yönde bir rota seçtiği kaydedilmişti.

Gazetenin resmi hükümet istatistiklerine dayandırdığı verilere göre, Almanya sanayisi otomotiv sektörü de dahil olmak üzere her ay yaklaşık 15 bin istihdam kaybı yaşıyor.

Aynı dönemde ülkenin önde gelen otomotiv üreticilerinin finansal sonuçlarında da gerileme gözleniyor.

Mercedes-Benz firmasının karı yüzde 49, Volkswagen şirketinin karı yüzde 44 oranında düşerken, Porsche firmasının faaliyet karı 2024 yılına kıyasla yüzde 98 geriledi.

Bu tablo karşısında Alman makamları, ekonomik büyümenin yeni kaynağı olarak savunma sanayisine ağırlık veriyor.

WSJ kaynaklarının aktardığına göre, otomotiv sektöründe boşa çıkan üretim kapasiteleri ile personelin askeri-endüstriyel kompleks bünyesindeki tesislere aktarımı sürdürülüyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonunda “ikili hız” problemi

Yayınlanma

AB’nin Batı Balkanlar için hazırladığı 6 milyar avroluk büyüme planının uygulamaya girmesinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, yalnızca Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya reformlarla bağlantılı birden fazla ödeme almayı başardı.

Euractiv’e göre bu dengesiz ilerleme, siyasi istikrarsızlığın bazı ülkeleri nasıl geride bıraktığını gösterirken, aynı zamanda hükümetlerin kalıcı değişiklikler yapıp yapmadıkları ya da sadece fon sağlamak için son teslim tarihlerine uymaya çalışıp çalışmadıkları konusunda şüpheler uyandırıyor.

Avrupa Komisyonu, AB’ye katılım sürecini hızlandırmak amacıyla bu planı 2023 yılında hayata geçirdi.

Plan, fonları belirli iktisadi, kurumsal ve hukukun üstünlüğü reformlarına bağlarken, altı ülkeye AB tek pazarının bazı kısımlarına kademeli olarak daha fazla erişim imkânı tanıyor.

Genişleme Komiseri Marta Kos, geçen yıl Üsküp’e yaptığı ziyaret sırasında, “Büyüme planı, Batı Balkanlar’ın Avrupa ailesine katılımını hızlandıracak bir araç” demişti.

Fakat Belgrad’daki Avrupa Politika Merkezi’nden analist Marko Todorović, planın beklentileri karşılayamadığını söyledi.

Todorović, “Bu plan, sosyo-iktisadi yakınlaşma ve tek pazara erişim için bir araç olarak sunulmuştu, ancak bu vaadi tam olarak yerine getiremedi,” dedi.

Örneğin Kosova, nisan ayında 61,8 milyon avroluk ön finansman aldı fakat 18 aydır süren siyasi kriz, reformları hayata geçirme kabiliyetini engelledi.

Avrupa Parlamentosu’nun Kosova raportörü Riho Terras, Euractiv’e verdiği demeçte, krizin çözülmeden ülkenin ilerleyemeyeceğini savundu.

Hükümete göre Kosova, haziran sonuna kadar gerçekleştirilmesi gereken reform hedeflerini tutturamadığı için son dönemde tahmini 40 milyon avro kaybetti.

Gerekli yasaları onaylayabilecek işlevsel bir hükümeti olmazsa, yıl sonuna kadar kaybedeceği tutar 250 milyon avroya kadar çıkabilir.

Bosna-Hersek ise plan kapsamında henüz hiçbir reformu tamamlayamadı ve bu nedenle fonlara erişemedi.

AB dış politika sorumlusu Kaja Kallas, Saraybosna’ya yaptığı son ziyaret sırasında, daha fazla gecikmenin daha fazla kayıp anlamına geleceğini belirtti.

Bosna-Hersek halihazırda 108 milyon avroyu kaybetmiş durumda ve yıl sonuna kadar 370 milyon avrodan fazla kaybedebilir.

Her iki ülkede de asıl engel, hükümetlerin fonları almak için gerekli kararları almasını engelleyen siyasi felç durumu.

Sırbistan da raportör Tonino Picula’nın “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ortasında zorluklar yaşıyor.

Sırbistan ocak ayında bir ödeme aldı fakat Picula, Belgrad’ın AB reformlarına daha güçlü bir taahhüt gösterene kadar sonraki ödemelerin askıya alınmasını talep etti.

Todorović şöyle konuştu:

“Sırbistan’ın yetkin bir idaresi ve rahat bir çoğunluğu var, dolayısıyla başarısızlıkları bir öncelik meselesidir. Harcanmayan fonlar önde gelen ülkelere yeniden tahsis edilebileceğinden, baskı artık artacak.”

Bu arada Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ, kendi içlerindeki siyasi bölünmelere rağmen birden fazla ödeme almayı başardılar.

Arnavutluk’taki gibi istikrarlı iktidar çoğunlukları ve Karadağ’daki gibi siyasi uzlaşmalar, reformların hayata geçirilmesine yardımcı oldu.

Fakat Podgorica’daki Demokrasi ve İnsan Hakları Merkezi direktörü Nevenka Vuksanović, Karadağ’ın manşetlere taşınan ilerlemesinin her zaman doğrulanabilir yapısal bir değişime dönüşmediğine dikkat çekti.

Vuksanović, “Aslında sektör sektör incelediğimde tutarlı bir örüntü görüyorum: nicel hedefler karşılanıyor ya da aşılıyor, fakat bu rakamların ne anlama geldiğini bağımsız olarak doğrulamak için gerekli belgeler genellikle eksik, yayınlanmamış ya da kontrol edilemeyecek bir biçimde sunuluyor,” dedi.

Beyan edilen ve doğrulanabilir ilerleme arasındaki uçurumun “tam da AB’nin en çok önem verdiği alanlarda –yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü–” en geniş olduğunu belirtti.

Kuzey Makedonya da AB üyelik müzakerelerini ilerletmek için gerekli anayasa değişikliklerini henüz kabul etmemiş olsa da, plan kapsamındaki tedbirleri uygulamaya koydu.

Ne var ki Todorović, reformların kabul edilmesinin, bunların düzgün bir şekilde uygulanacağı veya sürdürüleceği anlamına gelmediğine dikkat çekti.

Todorović, “Bir yasayı belirli bir son tarihe kadar kabul etmeniz karşılığında ödeme alıyorsanız, yasayı kabul edersiniz ve uygulamayı daha sonra düşünürsünüz,” dedi.

Yine de, “Büyüme Planı’nın sağladığı şey, her adım için bir bedel içeren, ortak, tarihli ve kamuya açık bir taahhüt listesidir,” diyen Todorović, bunu AB’nin eski, sonu açık üyelik kriterlerinden daha etkili bir araç olarak nitelendirdi.

Avrupa Komisyonu sözcüsü Euractiv’e yaptığı açıklamada, programın hem bir entegrasyon aracı hem de hükümetlerin reformları hayata geçirme kabiliyetinin bir testi olduğunu belirtti.

İlk yıl, mali teşviklerin değişimi hızlandırabileceğini, ancak siyasi felç, zayıf kurumlar veya uzun vadeli taahhüt eksikliğini telafi edemeyeceğini de ortaya koydu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English