Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Yayınlanma

ABD, Başbakan Pedro Sánchez hükümetini Kuzey Afrika’daki İspanyol topraklarını “göçmen istilasından” korumayı “reddetmesi” nedeniyle eleştirdi.

Geçen hafta on binlerce göçmen Fas’tan Ceuta’ya akın etti. Bu dalga, İspanya’nın Kuzey Afrika şehirlerinin karma saldırılara karşı savunmasızlığı konusundaki endişelerini artırdı.

Krizin ortasında, İspanyol siyasetçiler ve medya, Ceuta ve Melilla’yı kendi toprakları olarak gören Fas ile, Sánchez’in İran’daki savaşı desteklemeyi reddetmesi nedeniyle öfkelenen ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin gerilmesinden duydukları endişeleri dile getirdiler.

Madrid’deki pek çok kişi, Washington’un Rabat’ı dizginlemekten kaçınabileceğinden endişe duydu ve Ceuta ile Melilla’yı “Fas toprağı” olarak tanımlayan ve şehirlerin “gelecekteki statüsü”ne ilişkin müzakereleri destekleyen yakın tarihli bir ABD Kongresi raporuna işaret etti.

Ne var ki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, bu yerleşim bölgeleriyle ilgili ABD politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını vurguladı.

Pigott, POLITICO’ya verdiği demeçte, “ABD, İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini kesin bir şekilde destekliyor,” dedi.

Dışişleri Bakanlığı, Kongre raporunun ABD yasalarını temsil etmediğini belirtti.

İspanya’dan AB’ye: Göç krizinde Fas’ı suçlamayın

Washington, Ceuta ve Melilla’daki İspanyol egemenliğini tanıyor

Pigott, Washington’un İspanya’nın bu şehirler üzerindeki kontrolünü sorguladığına dair iddiaların, “İspanya hükümetinin, Ceuta’daki topraklarına yönelik göçmen istilasından halkını korumayı utanç verici bir şekilde reddetmesinden dikkatleri başka yöne çekmek isteyen kötü niyetli aktörler tarafından ortaya atıldığını” savundu.

Ayrıca, geçen hafta 72.000 göçmenin akın ettiği bu eksklavdaki krizin tek sorumlusunun İspanya hükümeti olduğunu savundu:

“On binlerce göçmenin Ceuta’ya akını, İspanyol hükümetinin egemenliğini savunmayı, sınırlarını güvenli hale getirmeyi ve halkını korumayı reddetmesinin doğrudan bir sonucu.”

Ceuta’daki kriz, başlangıçta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen gibi AB liderlerinden yaygın eleştirilere yol açtı.

Bu liderler geçen hafta İspanya’yı “Schengen Bölgesi’nin dış sınırını sızmalardan korumada tamamen başarısız olduğu” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdiler.

Ceuta, Schengen Bölgesi’nde yer almıyor ve İspanya anakarasından Cebelitarık Boğazı ile ayrılıyor.

AB üye ülkeleri o zamandan beri tutumlarını değiştirip Madrid’i durumu yönetme biçiminden ötürü övdü.

Fakat Pigott İspanya’ya “yasadışı göçmenleri ülkeden çıkarmak ve sınırları üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek için gerekli tüm önlemleri alması” çağrısında bulundu:

“Ceuta’ya sınırsız kitlesel göç, İspanyol halkını tehlikeye atmakta ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit ediyor. Dışişleri Bakanlığı, egemenliklerini savunmak için İspanyol halkının ve tüm Avrupalıların yanında ve bu istilayı püskürtmek, yasadışı göçmenleri Avrupa topraklarından uzaklaştırmak ve Avrupa’nın sınırlarını güvence altına almak için gösterilen tüm çabaları memnuniyetle karşılıyor.”

Göçmen krizi: İspanya, AB’ye karşı

Washington-Rabat ilişkileri mercek altında

Washington ile Rabat arasındaki samimi ilişkiler, her iki tarafça da uzun süredir övünç kaynağı olarak gösteriliyor.

Bu yıl Fas, Donald Trump’ın “Barış Kurulu”na katılan ilk Afrika devleti olacağını duyurmuş; Trump da Kral VI. Muhammed’in iktidardaki 27. yılını kutlamak üzere yakın zamanda tebrik mesajı göndermişti.

Ceuta’ya 70.000’den fazla kişinin ani akını ve ardından hızlı geri dönüşünün yarattığı sorunlarla boğuşurken, Fas kralı, Batı Sahra’daki ihtilaflı bölgeyi çevreleyen 1 milyar dolarlık otoyola Trump’ın adını verdiğini teyit etti.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Kuzey Afrika proje direktörü Riccardo Fabiani, “Bence Fas’ın bu olayın arkasında olduğu hipotezini ortaya atmak ya da böyle bir iddiada bulunmak için yeterli kanıt var. Fakat bunun için net bir tetikleyici yoktu ve işte bu da herkesi şaşırtan nokta,” dedi.

Gözlemciler, İspanya’nın son dönemde Rabat’ın ezeli rakibi Cezayir ile yakınlaşmasının Fas’ı tahrik etmiş olabileceğini öne sürdüler. 

Fakat Fabiani, başka bir, belki de daha makul bir açıklamanın ABD’yi işaret ettiğini söyledi:

“Bunu kanıtlamak elbette imkânsız. Fakat olasılık açısından bakıldığında, Fas ile Washington’daki bu yönetimin gerçekten çok yakın ve mükemmel bir ilişkisi olduğu göz önüne alındığında, Fas’ın müttefiklerinin gözüne girmek için bir şeyler yapmış olabileceğini hayal etmenin imkânsız olduğunu düşünmüyorum.”

ABD’de, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanlığı, bu akını İspanya’nın Sosyalist liderliğindeki hükümetine yüklediler.

Trump ise Demokratların seçilmesinin İspanya’da yaşananları “önemsiz kalacak” hale getireceği uyarısında bulundu.

ABD’li ve İsrailli sosyal medya figürleri Ceuta krizi ile çok ilgilendiler

ABD’nin bu tepkisi, ABD başkanıyla ilişkisi ilk dönemine kadar uzanan Rabat için bir zafer gibi görünüyordu.

O dönemde Fas, Trump’ın ihtilaflı Batı Sahra bölgesi üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması karşılığında İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmişti.

Madrid merkezli Çağdaş Arap Çalışmaları Merkezi’nin direktörü Haizam Amirah-Fernández, akının ardından geçen günler boyunca hem Trump’a hem de İsrail hükümetine yakın çevrelerde Ceuta’ya olan ilginin yüksek seviyede kaldığını belirtti.

Direktör, “Birkaç gün üst üste Ceuta hakkında konuşmayı hiç bırakmadılar; bu oldukça dikkat çekici,” dedi.

Amirah-Fernández, ortaya çıkan şeyin Rabat’ın “siyasi hedeflerine ulaşmak için hibrit taktikler kullanmaya” istekli olduğu olduğunu belirtti.

Direktör, Mayıs 2021’de Rabat’ın, Madrid’in Batı Sahra’lı bir bağımsızlık yanlısı liderin Covid-19 tedavisi için İspanya’ya seyahat etmesine izin verme kararına tepki göstererek sınır kontrollerini gevşetip 8.000’den fazla kişinin Ceuta’ya geçmesine izin verdiği olayla bir paralellik kurdu.

Fas’taki üst düzey yetkililer, ülkenin herhangi bir şekilde suç ortağı olduğu yönündeki suçlamaları reddettiler.

AB’nin iç dengesi hayli kırılgan

Ceuta krizinin gösterdiği bir başka gerçek de AB’nin içerisinde “göç” meselesinin en önemli fay hattı haline gelmesi.

Sınır geçişlerinin gerçekleşmesinden birkaç saat sonra, bakanlar henüz bir telefon görüşmesi planlamamışken bile, Giorgia Meloni ve Mette Frederiksen’in önderlik ettiği 22 hükümet, Ursula von der Leyen’e bir mektup göndererek İspanya Yüksek Mahkemesi’ni ve ülkenin göçü yasallaştırma planlarını suçladı ve daha sıkı sınır kontrolleri talep etti.

Hükümet liderleri olguları, Madrid’in açıklamasını ya da kendilerinin talep ettiği toplantıyı beklemediler. İtalya ise daha da ileri giderek İspanya sınırında kontrolleri yeniden başlattı.

AB fonlu düşünce kuruluşu Bruegel’de araştırmacı olan Alicia García Herrero, neredeyse tüm Avrupa başkentlerinin Ceuta’daki krizi bir göçmen kriziyle karıştırdığını, oysa durumun bundan daha karmaşık olduğunusavundu:

“72.000 kişinin, kendi hükümetlerinin suç ortaklığı –ve muhtemelen desteği– olmadan tek bir günde Ceuta’ya ulaşamayacağı açık.”

Rabat’ın neden kendi vatandaşlarını birer silah olarak kullandığını öne süren yazar, “22’ye varan sayıda AB başkenti, bir göç krizi ile Avrupa’nın toprak bütünlüğüne yönelik dış saldırı arasındaki farkı tam olarak kavrayamadı ya da kavradılarsa bile, olası bir göç dalgasına ilişkin kendi seçmenlerinin görüşleri konusunda fazla endişeliydiler,” diye yazdı.

Diplomasi

Britanya, Doğu Kudüs’teki konsolosluğunu “misyon” olarak değiştirdi

Yayınlanma

Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Doğu Kudüs’teki konsolosluğun bundan sonra “Birleşik Krallık misyonu” olarak anılacağını açıkladı.

İsrail, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama planları nedeniyle konsolosluğun perşembe gününe kadar kapatılmasını emretmişti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar bugün (8 Ekim) yaptığı açıklamada, İsrail’in Birleşik Krallık’a yedi diplomatla sınırlı bir kapsamda binada faaliyetlerine devam etme izni verdiğini belirtti.

Sa’ar, İngiliz başkonsolos da dahil olmak üzere 20 diplomatın görev sürelerinin sona erdiğini ve İsrail’den ayrılacaklarını söyledi.

Perşembe günü erken saatlerde, Reuters haber ajansından gazeteciler, işçilerin binadan “İngiliz Başkonsolosluğu” yazan bir tabelayı ve konsolosluk bölümüyle ilgili başka bir tabelayı kaldırdığını gördü.

Binanın üzerinde Birleşik Krallık bayrağı hâlâ dalgalanıyordu.

Miliband, ülkesinin İsrail’in konsolosluğu kapatma konusunda yasal hakkı olduğunu kabul etmediğini söyledi.

Konsolosluk, İsrail’in 1967 savaşında ele geçirdiği ve o zamandan beri işgal altında tuttuğu Kudüs’ün bir bölümünde bulunuyor.

Dört Avrupa ülkesi İsrail’in Batı Şeria planını kınadı

Miliband yaptığı açıklamada, İsrail ile yapılan görüşmelerin ardından, “Başkonsolosluk binamız kapanmayacak ve bugünden itibaren ‘Birleşik Krallık Kudüs Temsilciliği’ olarak anılacaktır,” dedi.

Miliband, temsilciliğin “hayati hizmetleri sunmaya ve Filistin halkıyla olan çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğini” belirtti.

Perşembe günü, İsrail’in konsolosluğun kapatılmasını emretmesinin üzerinden 30 gün geçti.

Bu adım, Birleşik Krallık’ın İsrail yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara, özellikle de bu yerleşim yerlerinde üretilen malların ithalatının yasaklanmasına yanıt olarak atıldı.

Sa’ar, X’te paylaştığı bir gönderide, “Net bir ilke belirledik: İsrail uygun misilleme önlemleri almadan İsrail aleyhine hiçbir eylemde bulunulamaz,” diye yazdı.

Bakan söz konusu önlemlerin, 8 Eylül’deki açıklamasının ardından “bu ruhla” uygulandığını belirtti.

Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, uluslararası hukuk kapsamında yerleşim yerlerini yasadışı kabul ediyor. İsrail ise bu görüşe itiraz ediyor.

Miliband, son haftalarda bir dizi personeli ve ailelerini geri çekmiş olan Birleşik Krallık’ın artık varlığını güçlendirmeye çalışacağını söyledi.

Birleşik Krallık’ın birkaç İsrailli diplomatı sınır dışı edebileceğine dair spekülasyonların ardından Miliband, iki taraf görüşmelerini sürdürdüğü sürece Birleşik Krallık’ın İsrail’e karşı herhangi bir misilleme önlemi almayacağını belirtti.

İsrail, konsolosluğun kapanacağı konusunda ısrarcı davranırken, Birleşik Krallık ise konsolosluğu açık tutmaya çalıştı.

Londra bu çabaların bir parçası olarak geçen hafta ülkenin en üst düzey ulusal güvenlik danışmanı Jonathan Powell’u görüşmeler için İsrail’e gönderdi.

İngiltere, İsrail’e karşı “hedefli yaptırımlar” planlıyor

New York Times’a konuşan üç yetkili, Powell’ın özel bir toplantıda üst düzey İsrailli yetkililere, İngiliz diplomatik temsilcesinin kapatılmasını önlemenin bir yolunu bulmaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

Üç yetkiliden ikisinin aktardığına göre, Powell ayrıca konsolosluğun kapatılması halinde ülkesinin, Londra’daki İsrail Büyükelçiliğinden bir dizi diplomatı sınır dışı ederek misilleme yapabileceği uyarısında bulundu.

Geçen hafta Ramallah’ta düzenlenen ayrı bir toplantıda Powell, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’a, İsrail’in konsolosluğu kapatma kararını uygulamaya koyması halinde İngiltere’nin bir şekilde misilleme yapacağını söylediğini, diğer iki yetkili aktardı.

Kaynaklar, İsraillilerin Powell’ın önerilerine olumlu yanıt vermediklerini ve kendisinin bir anlaşma sağlayamadan İsrail’den ayrıldığını belirtti.

Ürdün hükümetine göre, Powell daha sonra Kral II. Abdullah ile bir görüşme yapmak üzere Ürdün’e gitti.

Son iki yıl içinde, Norveç ve Avustralya’dan diplomatlar, İsrail politikalarını eleştirip Filistin devletine destek verdikten sonra Filistinlilere yönelik misyonlarını Ürdün’e taşımak zorunda kalmışlardı.

İsrail hükümetinin düşünce yapısını yakından bilen ve hassas bir konuyu tartışmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir kaynak, POLITICO’ya bu temsilciliğin vize veremeyen, pasaportları yenileyemeyen ve Filistin Yönetimi ile irtibat kuramayan “temelde boş bir kabuk” olduğunu söyledi.

İngiltere, konsolosluklarda genellikle vize veya pasaport düzenlemez.

Kaynak, “Oradaki yedi diplomatın görevi, temelde binanın bakımını yapmak ve Union Jack bayrağını yerinde tutmak,” dedi.

Buna rağmen bir İngiliz yetkili, anlaşmayı “iyi bir sonuç” olarak nitelendirdi. Üç hafta süren zorlu müzakerelerin ardından, korkulan karşılıklı sınır dışı etme sarmalından kaçınılmış oldu.

Kapatma kararı, İsrail hükümetiyle diplomatik ilişkileri yürüten Tel Aviv’deki Birleşik Krallık büyükelçiliğini etkilemiyor.

İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki konsolosluk, Birleşik Krallık’ın Kudüs, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilerle olan ilişkilerini yürütüyor.

Temsilcilik ayrıca Filistinlilere konsolosluk hizmetleri de sunuyor.

Mevcut gerginliklere rağmen, Birleşik Krallık ve İsrail, ekonomi, güvenlik ve istihbarat alanlarında yakın ortaklar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’nin hibrit otomobil ihracatına kısıtlama talebini reddetti

Yayınlanma

Çin, AB’nin hibrit otomobil ihracatına yönelik gönüllü kısıtlamalar getirilmesi yönündeki talebini reddetti.

Financial Times (FT), Avrupa Komisyonu artık Pekin’in, hibrit araç ithalatına sınır getirme yönündeki tek taraflı AB önlemini kabul etmesini umduğunu ekledi.

Avrupa Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, bu anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan iki günlük müzakerelere bugün (8 Ekim 2026) Pekin’de başlıyor.

Brüksel, cezai gümrük vergilerini önlemek amacıyla Çin’e, AB hibrit araç pazarındaki payını bugünkü üçte birin üzerindeki seviyeden yaklaşık %15’e indirmesini önermişti.

Yayında alıntılanan iki diplomata göre, Pekin’in gönüllü kısıtlamaları kabul etmeyi reddetmesinin ardından Avrupa Komisyonu, haksız ticaret uygulamalarına dair kanıt gerektirmeyen geçici koruma gümrük vergilerini değerlendiriyor.

Öneriye göre, belirlenen bir kotaya kadar Çin menşeli hibrit araçlar standart şartlarla AB’ye girebilecek, bu tavanı aşan sevkiyatlara ise yüksek ek gümrük vergileri uygulanacak.

Dünya Ticaret Örgütü kuralları, koruma önlemlerinin ayrım gözetmeksizin uygulanmasını gerektirdiğinden, herhangi bir ithalat kısıtlaması, tarihsel ihracat hacimlerine göre kota tahsis edilmesi muhtemel olan Birleşik Krallık, Güney Kore ve Japonya dahil olmak üzere dış tedarikçileri de etkileyecek.

Hibrit araçlar konusundaki bu gerginlik, AB’nin Çin menşeli batarya ile çalışan elektrikli araçlara standart %10’luk gümrük vergisinin üzerine %35’e varan telafi edici vergiler getirmesinin ardından ortaya çıktı.

Pekin ise Avrupa menşeli konyak, domuz eti ve süt ürünlerine karşı anti-damping önlemleriyle karşılık verdi.

Avrupalı yetkililer, otomotiv anlaşmazlığının çözülmesini daha geniş çaplı bir ticaret çatışmasını durdurmak için hayati önemde görüyor ve AB’nin Çin ile olan 1 milyar avro tutarındaki günlük ticaret açığını sürdürülemez olarak nitelendiriyor.

Fransa ve Almanya, Komisyon’u Çin rekabetine karşı kararlı bir şekilde harekete geçmeye çağıran ortak bir belge dağıttı ve otomotiv, kimya, havacılık, takım tezgahları ve ilaç sektörlerinde ciddi bir şok yaşanacağı uyarısında bulundu.

Pekin’deki görüşmelerde ayrıca, Avrupa’nın Çin’e yaptığı ihracatla ilgili tıkanan müzakereler, Avrupa’nın Çin’in kritik minerallerine ve nadir toprak mıknatıslarına erişimi ile Pekin’in, AB’den yarı iletken ekipmanlarına yönelik ihracat kısıtlamalarını ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı Çinli firmalara uygulanan yaptırımları kaldırması yönündeki talepleri de ele alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, ABD baskısı sonucu “dezenformasyon” konferansından çekildi

Yayınlanma

Trump yönetimi birçok ülkeye, dezenformasyon konusunda Avrupa’nın önde gelen bir konferansına verdikleri desteği geri çekmeleri için baskı uyguladı.

Bunun üzerine Kanada, Litvanya ve AB Dışişleri Servisi (EEAS) bunu kabul etti.

Çarşamba ve Perşembe günleri düzenlenen #Disinfo2026 konferansı, Avrupa’nın dezenformasyonla mücadele topluluğunun yıllık buluşması ve yüzlerce araştırmacı, gazeteci, teknoloji uzmanı ve politika yapıcıyı Litvanya’nın Vilnius kentindeki bir otelde bir araya geldi.

Konferans, Brüksel merkezli bağımsız bir kâr amacı gütmeyen kuruluş olan EU Disinfo Lab tarafından düzenleniyor.

Konferanstan birkaç gün önce, ana destekçileri olan Litvanya Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) ve Kanada Dışişleri Bakanlığı’nın logoları web sitesinden kaldırıldı.

Guardian ile paylaşılan etkinlik fotoğraflarında, resmi konferans materyallerine basılmış bu kuruluşların logolarının üzerine yapıştırılmış beyaz etiketler de görülüyor.

Bu durum, logoların programdan aceleyle çıkarıldığını gösteriyor gibi görünüyor.

Avrupalı yetkililer de dahil olmak üzere konuyu yakından bilen üç kişi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın konferansa verdikleri destek konusunda birçok hükümetle temasa geçtiğini doğruladı.

The Guardian’ın ele geçirdiği ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait iç belgeler, ABD’li yetkililerin Litvanya’ya “ABD’nin endişelerini ciddiye aldığı” için teşekkür ettiğini de ortaya koyuyor.

Belgede, Washington’un, Litvanya’nın ABD’yi yabancı bir bilgi tehdidi olarak nitelendiren bir panelin düzenlenmesini “kınanacak ve şaşırtıcı” bulmasının “minnettar” olduğu ve konferansa katılımını sınırlama kararını memnuniyetle karşıladığı belirtiliyor.

The Guardian’ın edindiği bilgiye göre Fransa ile de temasa geçildi.

“FIMI tehdidi olarak ABD: uyum sağlamak, kabul etmek, karşı koymak” başlıklı bu panel (burada FIMI kısaltması “yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesi” anlamına geliyor) çarşamba günü yapıldı.

Panel, Avrupa’nın dezenformasyon topluluğunun Washington olmadan dayanıklılığını nasıl yeniden kazanabileceğini ele aldı ve konferansın, ABD’nin Avrupa’da bir dezenformasyon aktörü olabileceği fikrini ilk kez gündeme getirdiği görülüyor.

Kaynaklar ve iç belgelere göre, Dışişleri Bakanlığı, aralarında eski bir CIA görevlisinin de bulunduğu üç Amerikalı konuşmacının yer aldığı bu panele özellikle odaklanmıştı.

Görüşmelerden haberdar olan bir kişiye göre, diğer yazışmaların kaynağı ABD Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi Müsteşarı Sarah B. Rogers’ın ofisi gibi görünüyordu.

Litvanya, Kanada ve AB, yaptıkları açıklamalarda, konferans programının, dezenformasyondaki ABD’nin rolüne ilişkin resmi görüşleriyle uyuşmadığını belirttiler.

Oysa bu program, Haziran ayından itibaren, desteklerini geri çekmelerinden aylar önce hazırlanmıştı.

Litvanya Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Konferans programının bazı kısımları hükümetin resmi tutumundan farklılık gösterdiği için Litvanya, ‘Disinfo 2026’ konferansına katılımını iptal etmiştir” dedi.

Global Affairs Canada (GAC) sözcüsü Samantha Lafleur, “GAC, dış etkinliklere katılımı ve bu etkinliklere sponsorluğu her bir vaka için ayrı ayrı dikkatle değerlendirir. Birkaç panel tartışmasının çerçevesindeki değişikliklerin ardından, GAC, AB DisinfoLab 2026 konferansındaki bu oturumlara katılımını gözden geçirmeye karar verdi,” dedi ve Kanadalı yetkililerin hâlâ konferansa katıldıklarını da ekledi.

Bir AB sözcüsü, Avrupa Dış Eylem Servisi’nin konferansa verdiği desteği geri çekmeye karar verdiğini doğruladı; bunun nedeni ise “organizatörlerin bazı tartışmaları, AB’nin resmi tutumlarıyla uyuşmayan bir şekilde çerçevelemeyi tercih etmeleriydi.”

The Guardian’ın edindiği bilgiye göre, AB yetkilileri ABD’nin bir dezenformasyon aktörü olarak nitelendirilmesine katılmadılar.

Resmi destekçi olarak adını geri çekmesine rağmen, AB konferansa finansman sağlamaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English