Diplomasi
ABD, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü kınadı

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Batı Şeria’da bir Filistin köyünü ve Filistin asıllı bir Amerikalı’nın evini kuşatan “İsrailli teröristlerin” eylemlerini kınadı.
Huckabee, İsrail güvenlik güçlerinden bu grubun uzaklaştırmasını talep ettiğini belirterek, eylemlerini “suç ve terör eylemi” olarak nitelendirdi.
Huckabee’nin açıklaması, İsrail yerleşimcileriyle ilgili olarak Trump yönetimi tarafından verilen alışılmadık derecede sert bir tepkiyi işaret ediyor.
Büyükelçi, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini destekliyor ve Başkan Donald Trump da daha önce, Biden yönetimi tarafından uygulanan şiddet uygulayan İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları kaldırmıştı.
Huckabee, çarşamba ve perşembe günleri X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımlarda, İsrail ordusu ve polisinin, Filistin topraklarına izinsiz giren İsrailli yerleşimcileri uzaklaştırmak üzere ABD’nin talebi üzerine harekete geçtiğini belirtti.
ABD, İsrail’in Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci terörünü önlemek için yeterince çaba göstermediğini düşünüyor
Huckabee, durumun tırmanmasıyla birlikte yönetimin müdahale etmek zorunda kaldığını iddia eden bir gönderideki yoruma yanıt verirken, ABD Büyükelçiliğinin sürece dahil olduğunu ve İsrail ordusu ile polisinin “bunu yapan İsrailli teröristleri uzaklaştırmak için bizim talebimiz üzerine harekete geçtiğini” söyledi.
Huckabee sözlerine şöyle devam etti:
“Bu ailenin evine bunu yapanların eylemleri suç niteliğindedir. Beyaz Saray ‘müdahale’ etmedi çünkü biz zaten Washington’u durumdan haberdar etmiştik. Bu aileyi sindirmek ve taciz etmek amacıyla bu korkunç terör eylemini gerçekleştirenlerin eylemleri iğrençtir. Böylesine haydutça bir davranışın hiçbir mazereti olamaz.”
Huckabee’nin açıklamaları, Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkilinin KAN’a, ABD’nin İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimcilerin şiddetini önlemek için yeterince çaba göstermediğini düşündüğünü söylemesinin ardından geldi.
KAN’ın haberine göre, söz konusu yetkili bu konuyu Başbakanlık Ofisi’ne gündeme getirmeyi ve güvenlik kurumlarının durumu neden kontrol altına alamadığını açıklamalarını istemeyi planlıyor.
Filistin köyünün elektrik ve suyunu kestiler
Yahudi yerleşimci aşırılıkçılar ile Batı Şeria’daki Filistinliler arasında süregelen gerginlikler, çarşamba günü bir grup aşırılıkçının Kusra köyündeki Filistinli evlere kuşatma uygulamasının ardından tırmandı.
İsrail ordusu perşembe günü, yerleşimcilerin neredeyse bir haftadır sürdürdüğü kuşatmaya yanıt olarak, iki yasadışı İsrail karakolunu ortadan kaldırmak amacıyla Kusra’ya askeri bir operasyon düzenlediğini açıkladı.
Yerleşimciler, Filistin köyündeki üç eve giden yolu kapatmış, evlerin ön bahçelerine çadır kurmuş ve kimsenin girip çıkmasına izin vermemişti.
Yerleşimciler daha önce bu evlerin elektrik ve su bağlantılarını kesmişti.
Kuşatma altındaki evlerden biri, Ohio’da yaşayan Filistinli Amerikalı Loui Ridi’ye aitti.
Ridi, evinin güvenlik kameralarından kuşatmanın gelişmesini izledi ve içeride kalan kardeşi ve yeğeniyle konuştu.
Ridi, telefonla verdiği mülakatta Reuters’a kendini çaresiz hissettiğini söyledi ve “Bu korkunç bir durum; hayal kırıklığı ve ailemin hayatları için duyduğum endişe,” dedi.
ABD Dışişleri: Batı Şeria’nın istikrarı İsrail’in güvenliğini sağlar
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD’nin Batı Şeria’da herhangi bir tarafın işlediği suç niteliğindeki şiddeti kınadığını ve bölgenin istikrarının İsrail’in güvenliğini sağladığını belirtti.
Sözcü, bakanlığın bölgede barışı sağlama yönündeki Trump yönetiminin hedefiyle uyumlu hareket etmeye devam ettiğini vurguladı ve Batı Şeria’daki istikrar ve güvenliğin artırılması konusunda ortaklarla düzenli temas halinde olduklarını ekledi:
“Trump Yönetimi’nin Amerikalıların emniyeti ve güvenliğinden daha öncelikli bir meselesi yoktur ve Batı Şeria’da ikamet eden ABD vatandaşlarına konsolosluk yardımı sunulmaktadır. Bir Amerikalı yurtdışında zorluklarla karşılaştığında, Bakanlık tüm uygun konsolosluk hizmetlerini sunmak için çalışır.”
Trump, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme niyetine karşı çıkmış olsa da, yönetimi İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik artan şiddet olaylarıyla yüzleşmekten kaçınmıştı.
Özellikle, Batı Şeria’da İsrailliler tarafından öldürüldüğü iddia edilen Filistinli Amerikalıların davalarının kovuşturulması için İsrail’e baskı yapmayı reddetmişti.
Mayıs ayında, Senatör Chris Van Hollen ve diğer 30 Demokrat senatör, Trump yönetimi yetkililerine bir mektup yazarak, İsrailli yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldüğü iddia edilen Amerikan vatandaşı Nasrallah Ebu Siyam’ın ölümünün soruşturulmasını talep ettiler.
Ebu Siyam, Ocak 2022’den bu yana Batı Şeria’da öldürülen dokuzuncu Amerikan vatandaşıydı ve bu ölümlerin hiçbirinde kimse sorumlu tutulmadı.
Senatörler mektupta, “Bu yönetimin ve diğer yönetimlerin, hesap sorulmasını sağlamak ve cezasız bir şekilde devam eden Amerikalıların öldürülmesine son vermek için ciddi ve inandırıcı adımlar atması için Batı Şeria’da daha kaç Amerikalı’nın ölmesi gerektiği bize belirsiz geliyor,” diye yazmışlardı.
Yerleşimlerin sorumluluğu polise devredilecek
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz bugün (14 Ağustos) yaptığı açıklamada, bu bölgedeki ordunun rolünü yeniden tanımlamaya yönelik daha geniş kapsamlı bir çabanın parçası olarak, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri ve sakinlerine ilişkin tüm sivil kolluk yetkilerini İsrail Polisi’ne devretmek üzere bir plan hazırlaması için IDF’ye talimat verdiğini duyurdu.
Katz’a göre, önerilen plan, Batı Şeria’daki İsrail nüfusunu ilgilendiren sivil kanun uygulama ve kamu düzeni sorumluluğunu IDF’den polise devredecek.
Katz yaptığı açıklamada, “IDF’nin rolü, Filistin terörizmiyle mücadele etmek ve sınırları ile yerleşim yerlerini tehditlere karşı savunmaya odaklanmak,” dedi.
Bakan, sivil meselelerin uygulanması ve kamu düzeninin sağlanmasına ilişkin tüm sorumluluğun polise devredileceğini ekledi.
Üst düzey bir polis yetkilisi, Katz’ın kararını kınayarak , Savunma Bakanı’nın “işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmesi gerektiğini” söyledi ve “Kafası çok karışıyor. Bırakın ödevini yapsın,” dedi.
Ayrıca N12 kanalı, IDF Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Güvenlik Kabinesi’ne, askerlerin “yerleşim yerlerinin itibarını zedeleyen küçük bir grubun peşine düşmesinin” “imkansız” olacağını söylediğini aktardı.
Zamir, “Polisle işbirliği içinde çalışıyoruz ama IDF’nin artık bu tür görevlerle uğraşmaması uygun olur,” dedi.
Diplomasi
Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.
Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.
Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.
Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.
Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.
Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.
Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.
Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.
Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.
O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.
Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.
Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:
“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”
ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.
Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.
Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.
Diplomasi
Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.
Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.
Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.
Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.
Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.
Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.
Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.
Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.
Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.
Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.
Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.
Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi
Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.
Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.
Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.
Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.
Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.
Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.
Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.
Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.
SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.
11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.
Diplomasi
Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.
Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.
Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.
Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.
The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.
Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.
Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor
İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.
Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.
İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.
Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.
MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor
Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları
Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.
Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.
Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.
İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.
Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.
İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.
Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.
Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.
Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı












