Avrupa
Burnham, iş dünyası liderleriyle bir araya gelecek

Britanya Başbakanı Andy Burnham, birkaç büyük şirketin yöneticileriyle bir araya gelerek iktisadi büyümeyi sağlama planlarını görüşecek.
Burnham, HSBC ve Standard Chartered bankaları, Aviva, BP ve Shell gibi büyük petrol şirketleri, süpermarket zincirleri Morrisons ve Sainsbury’s, savunma sanayiinden Rolls Royce ve BAE Systems ile BT ve Vodafone gibi telekom şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir resepsiyon düzenleyecek.
Burnham, yetki devri planlarının çok ihtiyaç duyulan altyapının sağlanmasına yardımcı olabileceğini belirtecek ve inovasyonu destekleyecek bir kültür dönüşümünü teşvik etmeye çalışacak.
İngiltere’nin en büyük enerji şirketlerinin yöneticileriyle yapılacak toplantı, Burnham’ın Shell destekli Jackdaw gaz sahasının devreye alınmasına ilişkin kararı, önümüzdeki ay yapılacak parlamento ara seçimlerinden sonraya ertelemesi konusundaki bir raporun ardından gerçekleşecek.
Resepsiyona bölge belediye başkanları da katılacak.
Resepsiyondan önce, fintech, yapay zeka, temiz enerji ve ileri imalat alanlarından İngiliz girişimcilerle bir yuvarlak masa toplantısı düzenleyecek.
Burnham’ın yuvarlak masada ağırlayacağı simler arasında Octopus Energy, Revolut ve Starling Bank’ın kurucuları ile Oxford Quantum Circuits gibi kuantum bilişim şirketlerinin temsilcileri de yer alıyor.
Burnham’ın maliye bakanı John Healey, geçen hafta göreve gelmesinden bu yana yaptığı ilk önemli konuşmasında, zorlu vergi ve harcama kararlarıyla karşı karşıya kalacağı yıllık bütçe öncesinde ekonomi için daha parlak bir vizyon ortaya koydu.
Etkinlik öncesinde Andy Burnham, ülkenin yetenekli insan kaynakları ve dünya çapında üniversiteler dahil olmak üzere “başarılı olmak için ihtiyaç duyduğu her şeye” sahip olduğunu fakat tam potansiyelini ortaya çıkarabilmesi için “İngiltere’nin iş yapma biçiminde bir kültür dönüşümüne” ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Yeni başbakan, iş dünyasıyla kurulacak yeni bir ortaklık aracılığıyla “İngiltere’yi yeniden sanayileştireceğine” söz verdi:
“Bu, hükümetin risk alan, şirket kuran, istihdam yaratan ve yeni fikirleri hayata geçiren insanların yanında kararlı bir şekilde durması anlamına gelir. Bu, hırsın ödüllendirilmesini sağlamak, bir iş kurmayı ve büyütmeyi kolaylaştırmak ve insanlara, harika bir fikirleri varsa bunu hayata geçirmek için ihtiyaç duydukları tüm desteği alabileceklerine dair güven vermek anlamına gelir.”
Ekonomi, yapay zeka ve bulut bilişim sektörlerinin desteğiyle Temmuz ayında beklenmedik bir şekilde %0,4 oranında büyümüş olsa da, iktisatçılar artan enerji maliyetlerinin Ağustos ve Eylül aylarında büyümeyi frenlemiş olabileceği konusunda uyarıda bulundular.
Hem Burnham hem de Healey, eski maliye bakanı Rachel Reeves tarafından belirlenen mali kurallara bağlılıklarını vurguladılar.
Bu kurallar, günlük harcamaların vergilerle karşılanmasını ve 2029/30 yılına kadar kamu borcunun ekonomiye oranının düşmesini gerektiriyor.
Ayrıca, gelir vergisi, sosyal güvenlik primi veya KDV’yi artırmama yönündeki İşçi Partisi’nin seçim bildirgesindeki taahhüdüne de uymak zorundalar.
Avrupa
Avrupa’da savunma şirketlerinin satışında ABD’ye karşı temkinli tutum

Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörlerde kontrolü elde tutma ve Washington’a bağımlılığı azaltma hedefi, savunma şirketlerinin ABD’ye satış süreçlerini zora sokuyor. Financial Times gazetesinin haberine göre olası hükümet engellerinden çekinen şirket sahipleri, Amerikan sermayesi yerine Avrupalı yatırımcıları tercih etmeye yöneliyor.
Avrupa’da hükümetlerin stratejik sektörler üzerindeki denetimi koruma ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltma arayışı, savunma ve teknoloji şirketlerinin Amerikalı yatırımcılara satışında temkinli bir yaklaşımı beraberinde getiriyor.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Avrupalı savunma şirketlerinin sahipleri, olası satış süreçlerinin hükümetlerin engeline takılmasından çekiniyor. Bu durum, bazı şirket sahiplerinin Avrupalı alıcıları öncelikli tutmasına yol açıyor.
Örneğin İHA tespit sistemleri üreten Hollanda merkezli Robin Radar Systems şirketinin sahibi, firmayı Avrupalı bir yatırımcıya devretmeyi istiyor.
Şirket için en az 2 milyar dolar gelir bekleyen yatırım fonu Parcom, Amerikan savunma devlerine yapılacak bir satışın hükümet nezdinde itirazlara yol açabileceği endişesini taşıyor.
Avrupa ülkeleri savunma, ileri teknoloji ve enerji gibi güvenlik ve ekonomi açısından kritik alanlardaki satın alma işlemlerini çok daha sıkı denetliyor.
Bu nedenle şirketler, satış planlarını henüz resmi süreç başlamadan hükümet yetkilileri ve askeri kanatla ele alıyor. Yatırımcılar ise onay alabilmek adına kritik teknolojileri ve istihdamı Avrupa sınırları içinde tutma taahhüdü veriyor.
Boston Consulting Group’un (BCG) Birleşik Krallık Havacılık ve Savunma Sanayii Birimi Yöneticisi Diana Dimitrova, hükümetlerin bu yaklaşımını “Avrupa hükümetlerinin tutumu giderek netleşiyor: Burada üretin ve burada bırakın” sözleriyle özetliyor.
Benzer bir süreç kıtadaki diğer anti-dron üreticilerini de etkiliyor. Yatırım şirketi Bridgepoint, Danimarkalı MyDefence firmasını yaklaşık 1 milyar dolar değerlemeyle satışa hazırlarken Polonyalı Advanced Protection Systems (APS) de satış ihtimalini değerlendiriyor.
Polonya’nın dron savunma mimarisinde yer alan ve stratejik şirketler listesine dahil edilen APS’in olası satışının Varşova yönetimi tarafından engellenebileceği kaydediliyor.
Amerikan sermayesine yönelik artan temkinlilik, Avrupa ile Washington arasında güvenlik alanında yeniden tanımlanan dengelerle eş zamanlı ilerliyor.
Politico’nun ocak ayındaki haberinde, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle AB içinde ABD’nin yer almadığı ve 30’u aşkın ülkeyi kapsayan bir işbirliği zemininin tartışıldığı aktarılmıştı.
Buna paralel olarak Washington, Avrupa ülkelerinin kendi savunma harcamalarını ve sorumluluklarını artırmasını talep ediyor.
Alman Die Welt gazetesi mayıs ayında ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltmayı planladığını yazarken, FT ise ağustos ayında Pentagon’un aralık ayında tamamlayacağı kuvvet konuşlandırma planı çerçevesinde Washington’ın müttefiklerinden askeri kapasite artışını hızlandırmalarını istediğini duyurmuştu.
Avrupa
Alman süt devi Müller, CDU’ya AfD ile işbirliği önerdi

Müller süt ürünleri grubunun çoğunluk hissedarı Theo Müller, Şansölye Merz’in SPD’yi koalisyondan çıkarması ve değişken çoğunluklarla yönetmesi gerektiğini söyledi.
Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte Müller, “Böylece geriye sadece AfD kalır,” dedi ve “ideal senaryo” olarak CDU-AfD ittifakını ifade eden “Siyah ve Mavi”yi savunarak, “O zaman Almanya kısa sürede tekrar rayına oturur,” iddiasında bulundu.
Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, arkadaşı olduğunu iddia ettiği AfD lideri Alice Weidel’e bir mektup yazdığını belirten Müller, “Bu sansasyonel başarı için tebrikler!” dedi.
Müller, Saksonya-Anhalt vatandaşlarının tüm ülkeye bir mesaj gönderdiğini söyledi ve “Mevcut politikalarla işler eskisi gibi devam edemez,” iddiasında bulundu.
AfD’nin hangi tutumlarını reddettiği sorulduğunda Müller, “AB’den veya avrodan ayrılmak benim için çok aşırı bir adım olur,” cevabını verdi.
CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’nun üyesi olan Müller, AfD’nin “tersine göç” terimi üzerine yapılan tartışmayı abartılı olarak nitelendirdi.
Partinin seçim bildirgesini okuduğunu söyleyen süt devi, “Tersine göç şu anlama gelir: Burada kalma hakkı olan herkes bu hakkı kullanabilir ve bu hakka sahip olmayanlar —çünkü Almanya’da yasadışı olarak bulunuyorlar— ülkeyi terk etmek zorundadır. Bu apaçık ortada,” dedi.
Müller, borç yasağı, enerji dönüşümüne son verilmesi, sübvansiyonların kademeli olarak kaldırılması, daha kısıtlayıcı bir göç politikası ve kalkınma yardımının durdurulmasının yanı sıra, Rusya’ya karşı savaşta Ukrayna’ya destek çağrısında bulundu.
Alman patron, enerji dönüşümünü “hiçliğe doğru bir dönüş” olarak nitelendirdi.
Müller, karbon kredisi ticaretinin, besleme tarifelerinin ve yenilenebilir enerjiye yönelik sübvansiyonların kaldırılmasını önerdi:
“Bunların hepsi ortadan kalkabilir. Bu ‘hiçliğe doğru dönüş’ şimdiye kadar yarım trilyon avroya mal oldu. Bu 500 milyar demek! Ve 2050’ye kadar 5 trilyon avroya daha mal olması bekleniyor.”
Avrupa
Finlandiya, Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine dahil oldu

Finlandiya, Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı artırma hedefiyle başlattığı ikili işbirliği girişimine resmen katıldı. Kararla birlikte girişimdeki müttefik sayısı 10’a yükselirken nükleer silahların kontrolü tamamen Paris yönetiminde kalmayı sürdürecek.
Finlandiya, Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmek amacıyla başlattığı girişime dahil olma kararı aldı.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, Paris yönetimiyle yürütülecek işbirliğinin ikili temelde gelişeceğini, bu adımın hem ülkesinin hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştireceğini belirtti.
Häkkänen yaptığı değerlendirmede, “Finlandiya’nın Fransız girişimine katılması, Fransa ile savunma alanındaki ikili işbirliğimizi belirgin biçimde derinleştirecek ve güvenliğimizi güçlendirecek. Yakın müttefiklerimiz Norveç, İsveç ve Danimarka’nın zaten bu girişime katılmış olması sebebiyle bu adım bizim için doğal bir seyir taşıyor” dedi.
Bakanlığın açıklamasında, söz konusu girişimin NATO’nun nükleer caydırıcılık mekanizmasının yerini almayacağı ve ittifakın mevcut yapısına benzer bir kolektif savunma taahhüdü içermediği kaydedildi.
Katılımcı ülkelerin kendi ortaklık düzeylerini bizzat tayin edeceği, Fransa’nın da müttefiklerinden kendi nükleer kuvvetlerinin idamesi için herhangi bir maddi katkı talep etmediği vurgulandı.
Muhtemel işbirliği biçimlerini sıralayan Häkkänen, Fransız nükleer doktrininin istişare edilmesini, ortak tatbikatları ve Fransa Stratejik Hava Kuvvetlerine ait kimi unsurların müttefik ülke topraklarına geçici konuşlanmasını gündeme getirdi.
Ortakların tatbikatlara gözlemci sıfatıyla katılabileceği ya da konvansiyonel askeri birlikleriyle katkı sağlayabileceği aktarıldı.
Bununla birlikte, Fransız nükleer silahları ve bu silahların kullanımına dair nihai karar yetkisi yalnızca Paris yönetiminin kontrolünde kalmayı sürdürecek. Fransa ayrıca katılımcı ülkelere alternatif bir “nükleer şemsiye” sağlama gayesi gütmüyor.
Finlandiya’nın katılımıyla birlikte Fransız girişimindeki ülke sayısı 10’a ulaştı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Mart ayında yaptığı açıklamada İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın katılımını ilan etmişti.
Mayıs ayında ise sürece Norveç dahil oldu. Girişimini Mart 2026’da kamuoyuna duyuran Macron, Fransız nükleer caydırıcılığının Avrupa boyutunu “ileri düzey” olarak nitelendirmişti.
Moskova yönetimi ise Avrupa’da şekillenen bu adımlara tepki gösteriyor.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev Mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesini” pekiştirme planlarının Rusya açısından doğrudan stratejik tehdit oluşturduğunu ve askeri-siyasi planlamalarda hesaba katılması gerektiğini söyledi.
Kremlin de Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin stratejik istikrar müzakerelerine yansıtılmasının şart olduğuna işaret etti.
Moskova ayrıca nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimine yönelik risklere dikkat çekti.
Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili büyükelçisi Andrey Belousov, Mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı göz ardı ederek nükleer kapasitelerini artırmakla suçladı.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa6 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya6 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu5 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti












