Avrupa
AB, Almanya’yı Çin’e karşı çıkmaya zorlayacak

Avrupa Komisyonu, Alman sanayisinin karşı karşıya olduğu krizi fırsat bilerek, Berlin’i, ucuz Çin ithalatından korunmak için Brüksel’e daha geniş yetkiler vermeye ikna etmeye çalışıyor.
Almanya, kısıtlamalar getirirse misillemeyle karşılaşacağından korkarak uzun süredir Pekin ile ticari bağlarını tehlikeye atmak istemiyor.
Fakat POLITICO’ya konuşan yetkililere göre Komisyon, Şansölye Friedrich Merz’in durgun büyüme karşısında bu tutumu haklı çıkarmakta zorlanacağına inanıyor.
Alman milletvekili ve Avrupa Parlamentosu Çin Delegasyonu Başkanı Engin Eroğlu, AB’nin Çin ile mevcut ilişkilerinin Avrupa’da önemli sayıda istihdam kaybına yol açtığını ve refahı tehlikeye attığını savunarak, “Bu sürdürülemez bir durum,” dedi.
Avrupa, son yıllarda Çin menşeli ev aletleri, bileşenler, nadir toprak metalleri ve diğer temel mallara olan bağımlılığını derinleştirirken, aynı zamanda giderek daha fazla sanayi işi yurtdışına kaydı.
Brüksel, ticareti çeşitlendirmek ve alternatif tedarikçiler bulmak için hedefler belirlemiş olsa da, Çin’e karşı daha hedefli önlemler alınması misillemeye yol açabilir ve bu da kısa vadede sanayinin sıkıntılarını daha da artırabilir.
POLITICO’nun cuma günü bildirdiği üzere, Komisyon Çin’e yönelik “daha iddialı ve etkili bir ticaret savunma politikası” için planlar hazırladı.
Bu, piyasayı dolduran devlet sübvansiyonlu malların hacmini azaltmak için “kapasite fazlası aracı” olarak adlandırılan çalışmayı hızlandıracak.
Merz yol ayrımında
POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Komisyon baş sözcüsü Paula Pinho, 29 Mayıs’ta üst düzey yetkililer arasında bu konuyla ilgili yapılacak tartışmanın “herhangi bir üye devletle ilgili olmadığını” söyledi:
“Bu, hem jeopolitik hem de jeoekonomik açıdan giderek zorlaşan bir dönemde gerekli bir tartışma. Bu zorluklarla başa çıkmak için Avrupa çapında bir yaklaşıma ihtiyacımız var.”
Almanya’nın amiral gemisi otomotiv sektörü, fabrikalarını sübvanse etmek için Çin pazarına bağımlı.
Merz ve öncülleri, kritik malzemeler için Çin’e bağımlı olan otomotiv endüstrisi, temiz teknoloji ve kimya sektörlerine zarar verme korkusuyla Pekin’i kışkırtmaktan şimdiye kadar kaçındılar.
Yine de Merz, kırılgan koalisyonunun ekonomi konusunda halkın hoşnutsuzluğuyla karşı karşıya kalması nedeniyle, AB’yi kıtanın endüstrilerini kurtarmaya yardım etmeye çağırdı.
Ülkenin imalat ve kimya sektörleri, İran savaşının yanı sıra ABD ve Çin’den gelen şiddetli rekabetin sonucu olarak yüksek enerji fiyatlarından büyük darbe aldı.
2025’te sanayi istihdamındaki kayıp 125 bin
Komisyon’un Çin ithalatını kısıtlama girişimini destekleyen bir Avrupa ülkesinden bir diplomat, “Almanya’daki istihdam ve fabrika kayıplarına ilişkin rakamlara bakarsanız, [Alman hükümetinin] statükoyu nasıl savunabileceğini anlayamam,” dedi.
EY’nin bir analizine göre, geçen yıl Almanya’da yaklaşık 124.100 sanayi işçisi işini kaybetti. Araştırmaya göre, 2019’dan bu yana her 20 sanayi işinden biri ortadan kalktı.
Bu ayın başlarında yapılan bir ankete göre, Almanların sadece yüzde 15’i Merz’in yönettiği koalisyondan memnun. Şansölye, geçen hafta bir sendika kongresinde iktisadi reformlarını açıklarken sahnede yuhalandı.
Almanya için Alternatif (AfD) partisi, son haftalarda ulusal anketlerde başı çekiyor ve yaşam standartlarının düştüğünden korkan seçmenleri kazanmaya çalışıyor.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ve üst düzey komisyon üyeleri, 18-19 Haziran’da Brüksel’de yapılacak zirvede planlarını AB liderlerine sunmadan önce, 29 Mayıs’ta planlarını tartışacaklar.
Çin konusunda da Alman-Fransız bölünmesi var
Fransız hükümeti şubat ayında, “Çin’in buharlı silindiri”nin Avrupa ekonomisinin kilit unsurlarını ezebileceği uyarısında bulunan kasvetli bir iktisadi değerlendirme yayınlamıştı.
Fakat Paris ve bir avuç diğer AB ülkesi Pekin’e olan bağımlılığı azaltmak için aktif olarak çaba gösterirken, Almanya bu konuda kamuoyunda bölünmüş durumda.
Çin’in fazla mallarını AB’ye dampingle satması ve Pekin’in ürünlerini ucuz tutmak için para birimini devalüe etmesi, Şansölye Merz’in nisan ayında Çin’e yaptığı ilk ziyaret sırasında Xi Jinping’e ilettiği sorunlar listesinin başında yer aldı.
Alman ekonomi bakanı Katherina Reiche, damping konusundaki endişelerini dile getirmesine rağmen, Almanya’yı güvenilir bir ticaret ortağı olarak tanıtmak üzere gelecek hafta Çin’e gidecek.
Merz’in partisi Hıristiyan Demokratlar bu konuda bölünmüş durumda. CDU grubundan bir Bundestag üyesi olan Nicolas Zippelius’a göre, “Görünüm net: Pekin bağımlılığı artırmaya devam edecek” ve AB, şirketlerinin rekabet edebilmesini sağlamak için şimdi harekete geçmeli.
Alman sanayisi Çin’e karşı harekete geçme konusunda kararsız
Almanya sanayisi de bölünmüş durumda; Siemens, BASF, Mercedes, BMW ve Volkswagen gibi büyük şirketler misilleme korkusuyla daha sert ticaret önlemleri alınmasına karşı çıkarken, tedarikçiler ve özellikle imalat sektörü, Çin’in karşı önlem alma riskine rağmen AB’nin harekete geçmesi gerektiğini savunuyor.
Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) üyesi Oliver Richtberg, “Çin, haksız yöntemler kullanarak pazar payımızı giderek daha fazla elimizden alıyor,” iddiasında bulundu.
Richtberg, bu “gerçek tehdit”le başa çıkmak için “kolay veya acısız çözümler” olmadığını kabul etti ama “Avrupa hiçbir şekilde yanıt vermezse, mühendislik sektörünün uğrayacağı zarar en büyük olabilir,” diye ekledi.
Bir AB yetkilisi, Almanya için, daha önce Berlin’den destek bulmakta zorlanan “Avrupalı Ürünleri Satın Al” kriterleri gibi genel politikalar yerine, duruma göre uygulanabilecek bağımsız bir önlem paketinin geliştirilmesinin tercih edilebilir olduğu görüşünde.
Yetkili, Avrupa sanayisini kurtarma çabalarını desteklememenin Almanya için “sürdürülemez” olacağı bir dönemde, son önerilerin Merz’e hitap edecek şekilde tasarlandığını da sözlerine ekledi.
Merz’in koalisyon ortağı SPD’nin Çin koordinatörü Metin Hakverdi, “Çin’in kapasite fazlası veya haksız sübvansiyonlar gibi sorunları ele almak için inisiyatif alacağını sanmıyorum. Çıkarlarımızla uyumlu pragmatik bir yaklaşım benimseyerek, duruma göre nasıl tepki vereceğimize karar vermemiz gerekecek,” dedi.
Avrupa
Vucic: AB adayları yakın zamanda mucize beklememeli

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, aday ülkelerin önümüzdeki yıllarda Avrupa Birliği’nin hızlı bir şekilde genişlemesini beklememeleri gerektiğini söyledi. Vucic, bu değerlendirmeye rağmen Avrupa entegrasyonunun Batı Balkanlar ile Ukrayna, Moldova ve Gürcistan için en iyi seçenek olmayı sürdürdüğünü ifade etti.
Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülkelerin katıldığı konferansta konuşan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, birliğin önümüzdeki yıllarda hızlı bir şekilde genişlemesinin ve yeni üyelerin katılımının beklenmediğini açıkladı.
Reuters haber ajansının aktardığına göre Aleksandar Vucic, konferanstaki konuşmasında, “Önümüzdeki yıllarda mucizeler veya AB’nin büyük ölçekli bir genişlemesini beklememeliyiz” ifadesini kullandı.
Sırbistan Cumhurbaşkanı, bu öngörüsüne rağmen Avrupa entegrasyonu sürecinin Batı Balkan ülkeleri ile Ukrayna, Moldova ve Gürcistan için en iyi seçenek olmaya devam ettiğini vurguladı.
Bölgedeki adayların durumuna değinen ajans, Batı Balkanlar arasında yalnızca Karadağ’ın 2028 yılına kadar birliğe katılmayı hedeflediğini, Arnavutluk’un da katılım müzakerelerini hızlandırdığını aktardı. Sırbistan, Kuzey Makedonya, Bosna Hersek ve Kosova ise bu süreçte henüz geride kalan ülkeler arasında yer alıyor.
RTV televizyon kanalının aktardığı habere göre Aleksandar Vucic, Sırbistan’ın İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’nı imzalamasının üzerinden geçen 18 yılda kendi kendine gelişmeyi, ekonomik büyümeyi hızlandırmayı ve diğer ülkelerle rekabet etmeyi öğrendiğini de sözlerine ekledi.
Sırbistan’ın üyelik süreci kendi içinde de çeşitli diplomatik engeller barındırıyor.
Politico’nun Avrupa Birliği diplomatlarına ve yetkililerine dayandırdığı haberine göre, Avrupa Komisyonu’nun Sırbistan ile yürütülen katılım müzakerelerini ilerletme çabası, birlik üyesi bazı ülkelerin şüpheci yaklaşımıyla karşılaştı. Hollanda’nın bu konuda alınacak olası bir ilerleme kararını engellemeye hazır olduğu belirtiliyor.
Haberdeki iddialara göre Avrupa Komisyonu, 8 Temmuz tarihinde AB büyükelçilerine Sırbistan ile katılım müzakerelerinde yeni bir fasıl kümesinin açılmasını onaylamayı teklif etmeyi planlıyor.
Ancak üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları, birliğin genişleme yaklaşımına dair daha derin tartışmaları yansıtıyor. Bazı üye ülkeler, adayların reformlar konusunda daha net ve büyük ilerlemeler göstermesi gerektiği görüşünü savunuyor.
Avrupa Komisyonu kendi iç politikasında, Belgrad yönetiminin yükümlülüklerinin önemli bir kısmını yerine getirdiğini ve reform sürecindeki aksamaları düzelttiğini, bu nedenle sürecin ilerletilmesi gerektiğini düşünüyor.
Buna karşın, komisyon tarafından hazırlanan bir diğer raporda ülkede sivil toplum ile gazeteciler üzerindeki baskının arttığına dikkat çekiliyor.
Sırbistan, AB adaylık statüsünü 2012 yılında aldı ve resmi katılım müzakerelerine 2014 yılında başlandı. Ancak bu süreç 2021 yılından itibaren neredeyse tamamen durma noktasına geldi.
Belgrad yönetimi, ülkeyi 2026 yılının sonuna kadar üyelik şartlarına hazır hale getirmeyi hedeflediğini beyan ediyor.
Müzakerelerin yavaşlamasındaki temel engeller arasında Sırbistan’ın Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmayı reddetmesi, Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması ve hukukun üstünlüğü alanındaki kriterleri yerine getirmekte zorlanması var.
Brüksel, bu gerekçelerle müzakere sürecini yavaşlatırken finansal yardımların kesilmesi ihtimalini de bir baskı aracı olarak kullanıyor.
Avrupa
Alman patronlar Merz’in planını yetersiz buldu

Alman şirket yöneticileri, Şansölye Friedrich Merz’in 10 milyar avroluk vergi indirimlerinin, ülkenin durgun ekonomisini canlandırmak için yeterli olmayabileceği endişesini dile getirdiler.
Merz’in koalisyon hükümeti geçen perşembe günü, ekonomiyi canlandırmak ve seçmenler arasında artan hoşnutsuzlukla mücadele etmek amacıyla, orta sınıfa yönelik vergi indirimleri, işgücü piyasası reformları, daha sıkı hastalık izni kuralları ve bürokrasiyi azaltmaya yönelik girişimler içeren bir dizi önlemi açıkladı.
Financial Times’a (FT) göre yöneticiler bu adımları olumlu karşıladılar fakat bu önlemlerin, iş dünyası liderlerinin ülkenin “kayıp on yıl” riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki endişelerini gidermek için yeterli olmadığı konusunda uyarıda bulundular.
Piyasa değeri açısından Almanya’nın en büyük şirketi olan Siemens’in CEO’su Roland Busch, reform paketinin “büyüme ve rekabet gücünü yeniden kazanma yolunda önemli bir adım” olduğunu fakat “daha fazla önlemin alınması gerekeceğini” belirtti.
Busch, yasal sosyal güvenlik primleri ve diğer sosyal yardımlar gibi ücret dışı işgücü maliyetlerini “Almanya için önemli bir rekabet dezavantajı” olarak nitelendirdi.
Ayrıca, esnekliği artırmak amacıyla bazı şirketlerin günlük sınırlardan haftalık sınırlara geçmek istediği ülkenin azami çalışma süresi kuralları konusunda da endişelerini dile getirdi.
10 milyar avroluk vergi indirimi, 2025 yılında Almanya’nın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 0,21’ine denk geliyor.
Bu rakam, Merz’in koalisyonundaki partilerin Nisan ayında tartıştığı 27 milyar avroya varan vergi indirimlerinin yarısından az.
Alman yazılım grubu TeamViewer’ın CEO’su Oliver Steil, “Bu önlemlerin bir etki yaratacak kadar büyük olup olmadığından emin değilim. Fakat olumlu bir sinyal veriyorlar,” dedi.
Almanya’nın en büyük şirketlerinden bazılarının yöneticileri, özel görüşmelerinde daha az diplomatik davrandılar.
Bir yönetici, ülkedeki işletmelerin “değişim talep ettiklerini ya da tepkilerini yükselttiklerini” belirtti.
Diğerleri ise şirketlerin yurt içindeki planlı yatırımlarını iptal ettiklerini, iç pazardan uzaklaşarak çeşitlilik sağlamak amacıyla ABD’de şirket satın aldıklarını ya da genel merkezlerini yurt dışına taşımayı düşündüklerini söyledi.
Yerli ilaç üreticisi Boehringer Ingelheim, geçen ay sağlık reformlarını ve bütçe kesintilerini gerekçe göstererek, 2030 yılına kadar Almanya’da planladığı 900 milyon avroluk altyapı ve laboratuvar yatırımlarını iptal etti.
Avrupa’nın en büyük çevrimiçi moda perakendecisi Zalando ise ocak ayında, lojistik ağını rasyonelleştirme ve maliyetleri düşürme çabalarının bir parçası olarak, Erfurt’taki lojistik merkezini kapatma planlarını duyurdu. Bu karar yaklaşık 2.700 çalışanı etkileyecek.
Merz, paketi açıkladığında bunu “Almanya için iyi bir gün” olarak nitelendirirken, “her şeyi çözecek tek bir ‘Büyük Patlama’ çözümü olmadığını” da kabul etti.
Merz’in Hıristiyan Demokratları ile Sosyal Demokratlardan oluşan iktidar koalisyonu, düşen destek oranları, zayıf iş dünyası güveni ve sağcı Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artması karşısında baskı altında bulunuyor.
Geçen ay koalisyon, çalışanların maaşlarının bir kısmını sermaye piyasalarına yatıracak İsveç tarzı bir kamu emeklilik fonunu da onayladı.
Almanya’nın en büyük ikinci bankası Commerzbank’ın CEO’su Bettina Orlopp, “Benim için bu, paketteki en önemli reform,” dedi ve özel konut inşaatını teşvik etmek amacıyla alınan ipotek kredisi önlemlerini de övdü.
Orlopp, “Almanya’da büyümeyi daha da artırmak için hâlâ yapılacak çok şey var ama bu iki nokta gerçekten olumlu,” dedi.
Reform paketi, 2020’nin başlarında pandeminin başlamasından bu yana fiilen büyümeyi durdurmuş olan ekonomiyi canlandırmak için Merz’in en son çabası.
Enflasyona göre düzeltildiğinde, GSYİH, ekonomistlerin eşi benzeri görülmemiş bir durgunluk dönemi olarak nitelendirdiği bu dönemde 2019 seviyesinde seyrediyor.
Berlin’in milyarlarca avroluk, borçla finanse edilen yatırım hamlesine rağmen, İran savaşının başlamasından bu yana enerji fiyatlarındaki keskin artışın Avrupa’nın en büyük ekonomisini vurması nedeniyle, 2026 yılının büyümedeki yükselişin başlangıcı olacağına dair umutlar suya düştü.
Alman ekonomisinin geleneksel güçlü olduğu imalat sektöründe durum daha da kötü. Bundesbank verilerine göre, sanayi üretimi 2017’nin sonlarında zirveye ulaşmıştı ve şu anda on yıl öncesine göre yüzde 9 daha düşük seviyede bulunuyor.
Son zamanlarda ortaya çıkan haberler, Alman yönetim kurullarındaki karamsar havayı daha da artırdı.
Geçen ay ortaya çıkan Volkswagen’in 100.000 kişiye kadar işten çıkarma planı, küresel şirket tarihindeki en büyük işten çıkarma programlarından biri olacakken, uzun süredir beklenen Alman-Fransız tank üreticisi KNDS’nin halka arzı, sektöre yönelik yatırımcı hevesinin azalması nedeniyle geçen hafta ertelendi.
Büyük çaplı işten çıkarmalar ve sektördeki gerilemeler, Berlin’in harekete geçmesi yönündeki baskıyı artırıyor.
Birçok yönetici, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önceki adımların sonuçsuz kalması veya uygulamaya geçirilmesinin yavaş olması nedeniyle Merz’in reformlarının hızla hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.
Heidelberg Materials CEO’su Dominik von Achten, konut inşaatını teşvik etme ve bürokrasiyi azaltma adımlarını överek, “Gerçekten bir şeyler değiştirmemiz gerekiyor ve bunu, insanlar farkı hissedecekleri noktaya kadar hayata geçirmeliyiz. Hız ve uygulama kilit öneme sahip olacak,” dedi.
Almanya’nın en büyük inşaat malzemeleri şirketinin patronu olan von Achten, geçen hafta açıklanan önlemlerden önce, demiryolu, otoyol ve köprü projelerinin tamamlanmasının çok uzun sürdüğünü belirtti ve “Bütçede para var, ancak altyapı iyileştirmeleri henüz hayata geçirilemedi,” dedi.
Almanya’nın başlıca sanayi lobi örgütü BDI’nın başkanı Tanja Gönner, geçen hafta gelir vergisi reformunun kurumsal yatırımları canlandıramayacağını ve bu önlemlerin “büyümeye güçlü bir ivme kazandırmadığını” belirtti.
Alman şirketleri, ABD’li varlık yönetimi şirketi BlackRock’un Almanya biriminin eski başkanının iş dünyasına daha dostane bir yaklaşım sergileyeceği algısı nedeniyle, Merz’in Mayıs 2025’te liderliği devralmasından bu yana Berlin’deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Siemens, Deutsche Bank ve Volkswagen dahil 60’tan fazla Alman şirketi, Temmuz 2025’te “Made for Germany” girişimine katıldı ve ülkeye daha fazla yatırım çekmek için toplu olarak yüz milyarlarca avro yatırım yapma sözü verdi.
136 üyeye ulaşan girişimin bir sözcüsü, grubun bu yılın ilerleyen dönemlerinde, 2028 yılına kadar taahhüt edilen 800 milyar avrodan fazla yatırımı da içeren ilerleme durumunu değerlendireceğini belirtti.
Bazı yöneticiler, geçen haftaki açıklamanın, büyümeyi yeniden canlandırma, kitlesel işten çıkarmaları önleme ve “aşırı sağı” püskürtme yönündeki baskının, değişimi tetikleyecek kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.
Berlin’in kriz zamanında bürokratik engelleri aşıp harekete geçebildiğinin bir örneği olarak, Alman hükümetinin 2022’de Kuzey Denizi’nde 200 gün içinde bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminali inşa etmesini gösterdiler.
TeamViewer’ın başkanı Steil, “Koalisyon ortakları nihayet kırmızı çizgileri aşmaya ve bir ekip olarak bir araya gelip zor kararlar almaya ve uzlaşmaya hazır görünüyor,” dedi.
Avrupa
Temyiz mahkemesi Le Pen kararını açıkladı

Marine Le Pen ve 10 sanık, Avrupa Parlamentosu fonlarını usulsüz olarak kullanmaktan suçlu bulundu.
Yargıç, Marine Le Pen’in suçlamalardan suçlu bulunduğunu teyit etti.
Fransız siyasetçiye 100.000 avro para cezası ve üç yıl hapis cezası onandı; bu cezanın iki yılı ertelendi, bir yılı ise elektronik kelepçe takılarak infaz edilecek.
BBC’nin aktardığına göre kararın açıklanmasının ardından Le Pen, ifadesiz bir yüzle koltuğuna geri döndü.
Hüküm kapsamında, sanıkların hepsi Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu’na tazminat ödemekle yükümlü kılındı.
Asistanlarına ödenen sözleşme bedellerini geri ödemek üzere toplam tutar 2 milyon avroya yakın.
Sanıklar ayrıca AB’ye 150.000 avro manevi tazminat ve avukatlık ücretlerini de ödeyecekler.
Bunun yanı sıra, sanıkların her birine ayrı ayrı para cezaları da verildi; Le Pen’e ise 100.000 avro para cezası verildi.
Yargıç Michèle Agi, “vakaların ciddi olduğunu” savunarak, Avrupa Parlamentosu’nun uyarılarına rağmen bu olayların 11 yıl boyunca üç parlamento dönemi boyunca yaşandığını da ekledi.
Hâkimlerin, cezanın bir yılını elektronik kelepçe takarak çekmesini şart koşması üzerine Le Pen, aday olmayacağını açıkladı.
Le Pen, kelepçe takılı olduğu süre boyunca her seçim mitingi düzenlemeden önce izin almak zorunda kalacağı için seçim kampanyasını düzgün bir şekilde yürütemeyeceğini öne sürdü.
45 aylık cezasının 30 ayı ertelendiği için, kamu görevinden men edilme süresi fiilen sadece 15 aya indirildi; bu durumda Le Pen hâlâ cumhurbaşkanlığına aday olabilir.
Kendisinin aday olmaması durumunda, cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü aday Ulusal Birlik (RN) Başkanı Jordan Bardella.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor
Avrupa2 hafta önceRomanya parlamentosunda Moldova ile birleşme adımı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını1 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor









