Avrupa
AB, iktisadi korumacılığa hazırlanıyor

AB yetkilileri, ABD ve Çin’den gelen rekabetle baş edebilmek için görülmedik dış iktisadi koruma duvarları oluşturmaya hazırlanıyor.
Brüksel, ABD pazarının giderek izole olması ve Çin’den gelen ucuz ithalat dalgasına korumacı piyasa müdahaleleriyle yanıt veriyor.
Handelsblatt’a bilgi veren AB yetkililerine göre önümüzdeki haftalarda, Avrupa Komisyonu çelik ve çelik ürünlerine yüzde 25 ila 50 arasında geniş kapsamlı koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor.
Aynı zamanda, AB kamu ihalelerinin “Avrupa’dan satın al” kurallarına bağlanmasını planlıyor: metrolar, köprüler ve demiryolları gelecekte Avrupa’dan gelen yeşil çelikle inşa edilecek.
Ayrıca büyük şirketler ve araç kiralama şirketleri, kotalar aracılığıyla filoları için Avrupa menşeli elektrikli otomobiller satın almaya teşvik edilecek.
Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, Handelsblatt’a verdiği demeçte, “Avrupa’nın yeni bir denge bulmaktan başka seçeneği yok,” dedi ve bunun için “daha az iç ticaret engeli ve gerçekten işleyen tek bir pazar”ın gerekli olduğunu, fakat “artık kurallara uymayan ortaklarla dengeyi yeniden sağlamak için koruyucu önlemlere” de gerek duyduklarını ekledi.
Brüksel, Alman hükümetinden de temkinli bir destek alıyor. SPD’li Federal Maliye Bakanı Lars Klingbeil çarşamba günü Berlin’de “Avrupa malı satın almak ileriye giden bir yol olabilir,” dedi. Bu konuda Fransız mevkidaşı Éric Lombard ile de görüşüyor.
Avusturya ise Komisyonu açıkça destekliyor. Ekonomi Bakanı Wolfgang Hattmannsdorfer, Avrupa sanayisi için bir “koruyucu kalkan” oluşturulmasını istiyor.
Bakan Handelsblatt’a, “Daha korumacı ve vatansever bir Avrupa tutumu sergilemeliyiz. Ben serbest ticaretin dostuyum, ama güzellik uğruna ölmemeliyiz. İstihdamı kurtarmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız,” dedi.
Avrupa artık “naif” olmak istemiyor
Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Polonya, Romanya, Slovakya ve İspanya hükümetleri Komisyondan sanayiyi daha iyi koruması çağrısında bulundu.
Handelsblatt’a sunulan bir görüş belgesinde, hükümetler çelik ve çelikten üretilen ürünlere yüzde 50’lik bir koruyucu gümrük vergisi uygulanmasını öneriyor.
Bu, Avrupa’da ticaret politikasında bir U dönüşü anlamına geliyor. On yıllardır AB, uluslararası alanda açık pazarların savunucusu olarak kendini göstermişti, fakat şimdi odak noktası ithalata karşı savunmaya kayıyor.
Şansölye Yardımcısı Klingbeil, kendisinin de aslında serbest ticaretten yana ve korumacılıktan yana olduğunu söyledi ama Çin ve ABD’nin sanayi politikaları göz önüne alındığında “naif” olmamak gerektiğini de ekledi.
Her iki ülke de kendi sanayilerini korumak için stratejik önlemler alıyor. Klingbeil, “Bu nedenle Avrupa’nın stratejik bir sanayi politikasına ihtiyacı var,” dedi. Klingbeil’e göre bunu yaparken, “Avrupa’dan satın al” yaklaşımının “en azından incelenmesi” gerekiyor.
Avrupa ağır sanayisinin bakış açısından da devletin müdahale etmesinin zamanı geldi. Alman Çelik Birliği CEO’su Kerstin-Maria Rippel, “Şu anda en çok ihtiyaç duyulan şey, devasa miktarlarda dampingli ithalata karşı gerçekten etkili ve güvenilir bir dış ticaret koruması,” dedi.
Ekonomistler tartışıyor: Draghi, liberallere karşı
Ekonomistler bu stratejinin işe yarayıp yaramayacağını tartışıyor. Eski merkez bankası başkanı Mario Draghi, geçtiğimiz günlerde AB’nin iç pazarını Çin’den gelen ithalat selinden çok daha güçlü bir şekilde koruması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Draghi, Avrupa’nın serbest ticarete olan “körü körüne inancı”nın bir “tuzak” olduğunu, çünkü “diğerlerinin piyasaları bozduğunu ve eşit olmayan rekabet koşulları yarattığını” söyledi.
Daha liberal ekonomistler ise bu konuda şüpheci. Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsünden Stefan Kooths, “Kendimizi dış dünyaya kapatmak hiçbir şey kazandırmayacak. Çünkü tüm değer zincirlerini Avrupa sınırları içine geri getirmekte başarılı olamayacağız,” dedi.
Ona göre bu stratejinin tek sonucu fiyatların artması olacak.
Öte yandan siyasette ve ekonomide yeni öncelikler ortaya çıktı: Ukrayna savaşı ve ekonomik ve güvenlik çıkarlarının giderek daha fazla iç içe geçmesi, Avrupa’nın kendi sanayi tabanını terk edemeyeceğini fark etmesini sağladı.
Donald Trump’ın gümrük vergileri, Avrupa sanayisine ek baskı uyguluyor. En azından Avrupa ürünleri, ABD pazarında korkulduğu kadar pahalı olmayacak.
ABD hükümeti çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, 1 Ağustos itibarıyla Avrupa Birliği’nden gelen otomobil ithalatına uygulanan gümrük vergilerini geriye dönük olarak yüzde 15’e indirdiğini duyurdu.
Bu, Trump ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Temmuz ayında imzalanan ticaret anlaşmasını yürürlüğe sokuyor.
ABD anlaşması çok az rahatlama sağlıyor
Ne var ki anlaşmayla Avrupa’da her şeyin yoluna girdiğinden söz edilemez. Bir yandan, ABD’nin Avrupa çeliği, alüminyumu ve bu malzemelerden üretilen parça ve makinelere uyguladığı gümrük vergileri yüzde 50 olarak değişmeden kalıyor.
Öte yandan Trump, elektrikli otomobillerin yanı sıra çelik ve alüminyum gibi birçok Çin malına ABD pazarını neredeyse tamamen kapatıyor. Ticaret akışı şimdi Avrupa ve üçüncü pazarlara yönlendiriliyor ve bu da Avrupa endüstrisi üzerindeki baskıyı artırıyor.
Saar Çelik Birliği Genel Müdürü Antje Otto, “Etkili dış ticaret koruması çok önemli: Üretim hacmi menşe pazarındaki talebi aşan ve fazlalık olarak AB’ye damping fiyatlarıyla ihraç edilen, yüksek oranda sübvanse edilen ucuz çeliğe karşı, özellikle uluslararası gümrük politikası ışığında, etkili araçlar kullanılmalıdır,” dedi.
AB artık iç pazarını daha iyi korumak istiyor ama Trump gibi genel gümrük vergileri yerine, hedefli müdahalelere odaklanıyor. Önümüzdeki haftalarda, çelik ve alüminyum ürünlerine yüksek koruyucu gümrük vergileri uygulamayı planlıyor. Mevcut ithalat kotası da azaltılacak.
“Önce Avrupa”: Trump iktisadı AB’ye geliyor
Modern, iklim nötr çelik fabrikalarına yatırım için bir teşvik yaratmak amacıyla Komisyon, kamu ihalelerinin verilmesi için kriterleri ayarlamak istiyor.
Gelecekte, devlet altyapı projeleri için yeşil çelik kotalarını belirlemek istiyor. Avrupa Komisyonu Genel Müdürü Kerstin Jorna, yetkililerin konseptini 25 Kasım’da sunacağını söyledi.
Federal Maliye Bakanı Klingbeil, Alman altyapısına yapılacak büyük hükümet yatırımlarıyla olan etkileşime dikkat çekiyor. Maliye bakanı, “Şu anda başlattığımız yollar, köprüler ve demiryollarına yapılan birçok yatırımda, Avrupa’da üretilen çeliğin kullanılmasını istiyorum,” dedi.
Toplu İş Sözleşmesi Kanununun bu konuda yardımcı olabileceğine dikkat çeken bakan, “Çünkü Çinli çelik fabrikaları toplu iş sözleşmelerine göre ödeme yapmıyor,” dedi.
Fakat Komisyonun planları ağır sanayinin ötesine geçiyor. Başkan von der Leyen, yıl sonuna kadar “temiz kurumsal filolar” için bir yasa sunmak istiyor.
AB’nin üst düzey yetkililerine göre, araba kiralama şirketleri ve büyük şirketler, 2030’dan itibaren filolarını iklim açısından nötr araçlarla donatmak zorunda olacak. Almanya bu konuda şüpheci.
Draghi ise yarı iletkenler ve yapay zeka için de “Avrupa’dan satın al” maddeleri öneriyor. Kamu sözleşmeleri, Avrupa gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 14’ünü oluşturuyor.
Draghi, “Bunun küçük bir kısmını bile Avrupa şirketlerine tahsis etmek, inovasyonu finanse etmek ve stratejik sektörleri güçlendirmek için istikrarlı bir talep yaratacaktır,” diyor.
İklim korumasından kaynaklanan ek baskı
Avrupa endüstrisinin derin bir krizde olduğu büyük ölçüde tartışmasız bir gerçek. ABD ve Çin’in kontrollü ticaret politikaları nedeniyle uyum sağlama baskısı, Avrupa’nın iklim koruma hedefleri nedeniyle daha da artmaktadır.
Avrupa’da, özellikle Almanya’da gaz ve elektrik fiyatları dünyanın diğer bölgelerine göre önemli ölçüde daha yüksekken, aynı zamanda şirketler Avrupa emisyon ticaret sistemi nedeniyle yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor.
Tüm bunlar, mevcut tesislerin işletilmesini daha pahalı hale getiriyor. İklim nötrlüğüne geçişi yönetmek için, örneğin iklim nötr hidrojen kullanımına dayalı tamamen yeni üretim kapasiteleri de inşa etmeleri gerekiyor.
Şirketlerin bakış açısından, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyak için “Avrupa’dan satın al” maddeleri bu nedenle çok önemli. Alman Çelik Birliği’nden Rippel, “Bu, dayanıklılığımızı ve aynı zamanda iklim nötrlüğüne geçişimizi teşvik edecektir,” dedi. Saar Çelik Birliğinden Otto, “Avrupa’nın düşük karbonlu hammaddeler için öncü pazarlar yaratmasının zamanının geldiğini” yineledi.
“Yeşil öncü pazarlar” aracılığıyla Avrupa’dan iklim dostu ürünlere talep yaratma fikri, yeşil çelik, yeşil çimento veya yeşil amonyağın şu anda geleneksel olarak üretilen ürünlerle rekabet etme şansı olmadığı gerçeğine dayanıyor.
Bu ürünler, örneğin yeşil hidrojen kullanımına dayandıkları veya yalnızca karmaşık CO₂ yakalama ve depolama tesisleriyle birlikte düşünülebilecekleri için önemli ölçüde daha pahalı.
Almanların rol modeli Fransa
Bu nedenle Fransa, demiryolu rayları ihalelerinde yeşil çeliği özel olarak talep etmeye başladı bile. Demiryolu ağı işletmecisi SNCF, raylarını Saarstahl’ın iklim dostu çeliği ile yenilemek istiyor.
Hamburg da yeni U5 metro hattı için yeşil çeliğe güveniyor. Fakat Almanya’da genellikle en ucuz teklif ihaleyi kazanıyor. Bu, “karbon ayak izi” yüksek, geleneksel, genellikle Avrupa dışı çelik.
Kamu sektörünün ihalelerde yeşil ürünleri şart koşmasına olanak tanıyacak olan Almanya’daki kamu ihale kanununun reformu, geçen yasama döneminin sonuna doğru başarısız oldu. CDU, CSU ve SPD’den oluşan mevcut koalisyon bu konuyu gündeme almak istiyor.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











