Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, sanayisini yerlileştirmek istiyor

Yayınlanma

AB, Avrupa’nın sanayi gücünü canlandırmak için hazırladığı ana planın temel taşı olarak “zorunlu ortak girişim” seçeneğini düşünüyor.

Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné’nin öncülüğünü yaptığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) ile yabancı şirketlerin Avrupa pazarına erişim sağlamak istemeleri halinde yerli firmalarla işbirliği yapmalarını zorunlu kılıyor.

POLITICO’nun ele geçirdiği taslağa göre IAA, sanayi üretimini 2020’deki %14,3’ten 2030’a kadar AB’nin brüt katma değerinin en az %20’sine çıkarmayı hedefliyor.

Séjourné, tersine mühendislik yoluyla ortak girişimler kurarak, sıkı doğrudan yabancı yatırım şartları getirerek ve imalat kümeleriyle ilgili başka bir Çin politikasını kopyalayarak bu hedefe ulaşmayı planlıyor.

Bu, on yıllardır açık pazarları övmek ve şirketlerinin Çin’in gelişen pazarına erişim sağlamak için uymak zorunda kaldıkları zorla teknoloji transferlerini kınamaktan keskin bir dönüş anlamına geliyor.

Taslak sızdırıldıktan kısa bir süre sonra, Komisyon taslağın yayınlanmasını ikinci kez erteledi, yani bazı kısımlar hala önemli ölçüde değişebilir.

Séjourné’nin kabinesi, “içeride tartışıldığı şekliyle çok yüksek hedefleri korumak için” sunumu ertelediğini açıkladı.

Mevcut taslak haliyle IAA’ya göre, “gelişmekte olan kilit stratejik sektörlerde” 100 milyon avronun üzerindeki yabancı yatırımlar, yetkililer tarafından zorunlu olarak incelenecek. 

Yabancı yatırımcıların, aynı sektörlerde faaliyet gösteren herhangi bir AB şirketinde %49’dan fazla hisseye sahip olması da yasaklanacak.

Hogan Lovells hukuk firmasının doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) taraması konusunda uzman ortağı Falk Schöning, “Yabancı yatırımlara %49’luk bir sınır getirilmesi gibi bazı hükümler, Çin veya Körfez ülkeleri tarafından yıllar önce uygulananların bir kopyası gibi görünüyor,” yorumunda bulundu.

Gelişmekte olan sektörlerin tanımını yapan resmi ek hâlâ Komisyonda gizli tutulurken, taslakta enerji yoğun sektörler, bataryalar ve güneş panelleri gibi net sıfır teknolojiler ve otomotiv sektörünün kapsanacağı belirtiliyor.

Taslakta, şirketlerin ortak girişimlerin yanı sıra “Birlik Hedefinin yararına” know-how’larını paylaşmaları gerekeceği ve fikri mülkiyet haklarının Avrupa şirketlerinin elinde kalacağı belirtiliyor.

Yabancı yatırımcılar, ortak girişimin elde ettiği gelirin en az yüzde 1’ini AB içindeki araştırma ve geliştirme faaliyetlerine harcamayı taahhüt etmek zorunda kalacak.

Son olarak, üretim ürünlerinin yüzde 50’sini bloktan temin etmek zorunda kalacaklar.

Poitiers, bunun büyük bir güvenilirlik sorunu yarattığını savunuyor ve “Yıllardır Çin’in ortak girişim şartları dayatmasından şikayet ediyoruz. Şimdi ise geri dönüp ‘aslında biz de aynı şeyi yapmak istiyoruz’ diyoruz,” diyor.

Çin 1980’lerde ekonomisini yabancı yatırımlara açtığında, politika yapıcıları zorla ortak girişimler kurdular ve Volkswagen gibi Avrupalı şirketler, o zamanlar pek tanınmayan otomobil üreticisi SAIC ile ortak oldu.

Avrupalı şirketler için, bu kurumsal birleşme, devasa bir potansiyel pazara erişim için ödenmesi gereken küçük bir bedeldi. Bu, özellikle Alman otomobil üreticileri için karşılığını verdi. 2017’de otomobil pazarının zirve yaptığı dönemde, Volkswagen’in küresel satışlarının neredeyse yarısı Çin’e yapıldı.

Pekin’in stratejisini çalmanın akıllıca olup olmadığı konusundaki soruların ötesinde, DG GROW ile mevcut doğrudan yabancı yatırım tarama kurallarını denetleyen Komisyonun ticaret departmanı arasında bir yetki alanı anlaşmazlığı var.

AB kurumları, üye ülkelerin askeri teçhizat, yapay zeka ve yarı iletkenler gibi teknolojilere yapılan yatırımları taramalarını gerektiren düzenlemeyi yenilemek için aralık ayında siyasi bir anlaşma imzaladı.

AB başkentleri, geleneksel olarak ulusal yetki alanı olan bu konuyu terk etmeyi öngören Komisyon önerisine şiddetle karşı çıktı.

Poitiers, “Bu yasanın da başarısız olacağını düşünüyorum. Bu, Konseyde çok tartışmalı olacak ve sonuçta, bu koşulların bazıları geçerliliğini korursa, uluslararası alanda açıkça itiraz edilecektir,” dedi.

İsveç İşletmeler Konfederasyonuna göre, İsveç sızdırılan öneriye karşı çıktı ve doğrudan yabancı yatırım tarama araçları ve “AB’deki stratejik sektörlerin korunmasını amaçlayan diğer mevcut mekanizmalar”ın zaten yürürlükte olduğunu savundu.

Komisyonun yeterli sayıda AB başkentini öneriyi desteklemeye ikna ettiğini varsayarsak, IAA yine de Çin’in stratejisini başarıyla taklit edemeyebilir, çünkü bu strateji Çin pazarının büyüklüğü sayesinde devasa bir iktisadi avantaj sağladığı için işe yaramıştı.

Brüksel’deki Freshfields hukuk firmasının rekabet ortağı Andreas von Bonin, “Süper çekici bir coğrafi bölgedeyseniz bunu yapabilirsiniz, fakat büyümeyle ilgili yapısal bir sorununuz varsa, bürokrasiyi artırmayı iki kez düşünmelisiniz,” dedi.

Bazı sektörler, Çinli otomobil üreticilerinin kendi ülkelerinde arz fazlasıyla karşı karşıya kaldıkları ve yurtdışında büyüme fırsatları bulmaları gereken otomobil sektörü gibi, yeterli iktisadi fayda sağlıyor.

Fakat Katz, bu kadar katı koşulların teknolojik üstünlüğü feda etmenin dezavantajını telafi edebilmesi için AB’nin daha sıkı ithalat kısıtlamaları getirmesinin de gerekli olduğunu söyledi.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English