Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD-İsrail-İran üçgeninde taraflar el yükseltiyor

Yayınlanma

ABD-İsrail-İran üçgeninde tansiyon tırmanıyor. Tahliyeler, askeri hazırlıklar ve karşılıklı tehditler krizi derinleştiriyor. Nükleer müzakereler ise tüm baskılara rağmen sürüyor.

ABD’nin Irak başta olmak üzere Ortadoğu’daki diplomatik temsilciliklerinde kısmi personel tahliyesi ve askeri üslerde güvenlik alarmı düzeyini yükseltmesi, İsrail’in İran’a yönelik olası bir saldırı hazırlığında olduğu yönündeki iddiaları yeniden gündeme getirdi. ABD basınında yer alan haberlere göre, İsrail hükümeti ABD yönetimine “İran’a saldırı başlatmaya hazır olduğu” bilgisini iletti.

İran ile ABD arasında yürütülen dolaylı nükleer müzakerelerin merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın “sıfır uranyum zenginleştirme” şartına dayalı anlaşma önerisi bulunuyor. Ancak İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey yetkililer bu teklifi kesin bir dille reddetti.

ABD personelini tahliye ediyor, askeri alarm seviyesi artırıldı

Trump yönetimi, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’nde zorunlu olmayan personel ile aile bireylerinin, artan güvenlik tehditleri nedeniyle tahliye edileceğini açıkladı. Aynı zamanda Bahreyn, Katar, BAE ve Kuveyt’teki ABD misyonlarına da benzer yönde mesajlar iletildiği ve askeri üslerin yüksek alarm durumuna geçirildiği öne sürüldü. ABD ayrıca vatandaşlarını Irak’a seyahat etmemeleri konusunda en yüksek düzeyde uyardı.

Petrol fiyatları yükselişe geçti

İngiltere merkezli Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu (UKMTO), artan bölgesel gerilimin, Basra Körfezi, Umman Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik faaliyetlerini olumsuz etkileyebileceği yönünde uyarı yayınladı. Tüm bu gelişmeler, enerji piyasalarına da yansıdı ve petrol fiyatlarında yüzde 4’ü aşan artış yaşandı.

İsrail’in mesajı

Bu gelişmeler yaşanırken CBS televizyonu, İsrail’in ABD’ye “İran’a saldırı başlatmaya hazır olduklarını” bildirdiğini duyurdu. Haberde, bazı Amerikalı yetkililere göre bu durumun ABD vatandaşlarının bölgeden çıkarılmasının nedenlerinden biri olabileceği, ayrıca İran’ın Irak’taki bazı ABD tesislerine misillemede bulunabileceği değerlendirildi.

NBC kanalı da benzer şekilde, İsrail’in İran’a saldırı planladığını ve ABD’nin bu saldırıya doğrudan ya da dolaylı destek verme konusunda bir planı olmadığını aktardı. Ancak Trump yönetiminin gelişmeleri yakından takip ettiği ve “teyakkuzda” olduğu vurgulandı.

ABD Başkanı Donald Trump da İran ile yürütülen müzakerelerin başarıyla sonuçlanacağına dair eski güvenini yitirdiğini belirtti. Ortadoğu’daki bazı personelin tahliyesine ilişkin bir soruya ise “Oradan çıkarıldılar çünkü tehlikeli bir yer olabilir. Neler olacağını göreceğiz” yanıtını verdi. İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağını vurgulayan Trump, “Bu kadar basit. Buna izin veremeyiz” ifadelerini kullandı.

İran’ın yanıtı: Askeri tatbikat ve füze testi

İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Aziz Nasırzade, müzakerelerin başarısız olması ve İran’a saldırı dayatılması durumunda, bölgedeki tüm ABD üslerinin “tereddütsüz hedef alınacağını” ifade etti. Ayrıca İran’ın geçen hafta 2 tonluk savaş başlığı taşıyabilen bir balistik füzeyi başarıyla test ettiğini açıkladı.

İran ordusu da savunma ve caydırıcılık kapasitesini artırmak amacıyla askeri tatbikatlar başlattı.

İran Genelkurmay Başkanlığının yazılı açıklamasına göre Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, “İktidar 1404” adı verilen ve her yıl çeşitli münasebetlerle düzenlenen bir dizi tatbikatın başlatılması talimatını verdi. Söz konusu tatbikatların amacının, silahlı kuvvetlerin savunma ve caydırıcılık kabiliyetlerinin artırılması ve hazırlık durumlarının değerlendirilmesi olduğu belirtildi. Tatbikatların, silahlı kuvvetlerin yıllık takviminde değişiklikler yapılarak ve düşman hareketlerine odaklanılarak planlandığı bilgisi verildi.

İran “en yüksek askeri hazırlık” seviyesine geçti

İran’ın İngilizce yayın yapan devlet televizyonu Press TV’ye konuşan ismi açıklanmayan üst düzey güvenlik yetkilisi de İran’ın askeri saldırı tehditlerine karşı “en yüksek askeri hazırlık seviyesinde” olduğunu söyledi.

İsrail ve ABD’ye “hızlı ve beklenmedik” şekilde karşılık verileceğini belirten İranlı yetkili, “İran şu anda en üst düzeyde askeri hazırlık seviyesinde. ABD veya siyonist rejim (İsrail) herhangi bir saldırganlık eylemine kalkışırsa hazırlıksız yakalanacak” dedi.

ABD’nin bölgedeki faaliyetlerinin, İran’a karşı herhangi bir saldırganlık eylemi olması halinde bölgesel çıkarlarını ve üslerini hedef alacağı yönündeki İran uyarılarına karşı savunma amaçlı bir tepki olduğunu ifade eden yetkili, “Amerikalıların yaptığı İran’a yönelik bir tehdit mesajından ziyade, İran’ın Amerikan çıkarlarına yönelik tehditlerine bir tepkidir” diye konuştu.

Nükleer müzakerelerde 6. tur pazar günü

Nükleer müzakerelerin kritik bir noktada bulunması, ABD’nin tahliye kararının gerçek bir saldırı hazırlığından mı yoksa diplomatik baskı yaratma amacıyla mı alındığı tartışmasını gündeme getirdi.

Nitekim gerilimin tırmanması üzerine 15 Haziran’da yapılacağı duyurulan ABD-İsrail müzakerelerinin 6. turunun iptal edildiği iddiaları ortaya atıldı. Ancak Umman Dışişleri Bakanı Bedir Buseydi, müzakerelerin 15 Haziran Pazar günü Maskat’ta yapılacağını doğruladı. Bu açıklama, diplomatik sürecin askeri tehditlerle ivmelendirilmeye çalışıldığı iddialarını güçlendirdi.

UAEA’nın kararı ve İran’ın tepkisi

Arka planda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), İran aleyhine bu sabah aldığı ve 20 yıl aradan sonra BM’nin İran’a yeniden yaptırım uygulamasının önünü açan kararının yankıları sürüyor. Karar İran’ı nükleer taahhütlerine uymamakla suçluyor. İran ise bu karara uranyum zenginleştirme kapasitesini artıracağını açıklayarak karşılık verdi.

Öte yandan İran kısa bir süre önce İsrail’in nükleer programına dair gizli belgeleri elde geçirdiklerini ve bu belgelerin UAEA’nın İsrail’le koordineli çalıştığını gösterdiğini açıkladı. Tahran yönetimi, UAEA Başkanı Rafael Grossi’yi de “İsrail’in talimatlarını yerine getirmekle” itham etti.

Ortadoğu

Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Yayınlanma

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.

Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.

“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.

Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.

İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek

Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.

Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.

Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.

Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.

Mélenchon: Biz unutulmuşların, aşağılanmışların sesiyiz

“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim

LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.

Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.

“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.

Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.

Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.

Sağdan salvolar, soldan eleştiriler

Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.

Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.

Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.

Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.

Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.

Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.

Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.

Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English