Amerika
ABD Kongresindeki “Yunan Grubu” Türkiye gündemiyle bölünebilir

ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye jet motoru ve F-35 satışlarını sürdürme kararı, pek çok kişinin beklediği gibi Kongre’de birleşik bir “Yunan Grubu” oluşmasına yol açmadı.
Bunun yerine, 1996’daki kuruluşundan bu yana grubun uyumuna yönelik en büyük test ortaya çıktı.
Kathimerini’de yer alan habere göre siyasi belirsizlik, partizan hesaplar, koordinasyon eksiklikleri, cevaplanmayan telefonlar ve Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin Trump’ın isteklerinden sapma konusundaki bariz isteksizliği, geçtiğimiz hafta Kongredeki atmosferi belirledi.
Kamuoyunda bir seferberlik ve birleşik bir “Türkiye karşıtı cephe” izlenimi hakim olsa da, Kongre ofislerinin kapalı kapıları ardındaki gerçeklik çok farklıydı.
Öyle ki, bir Kongre danışmanı Kathimerini’ye, “[En azından şimdiye kadar bilindiği haliyle] “Yunanistan Grubu’nun sonuna tanık oluyor olabiliriz,” dedi.
Sadece birkaç yıl önce, bu grup, parti sınırlarını aşabilen ve Yunanistan ve Kıbrıs’la ilgili konularda hızla geniş bir Kongre desteği toplayabilen, Kongredeki en etkili iki partili koalisyonlardan biri olarak kabul ediliyordu.
Fakat bu kez, geniş çaplı iki partili destek oluşturma çabaları, benzeri görülmemiş koordinasyon sorunlarıyla karşılaştı.
Yunan asıllı Amerikalı Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ya da Yunan asıllı Amerikan topluluğuyla yakın bağları olanlar, başkana doğrudan bir meydan okuma olarak yorumlanabilecek girişimleri destekleme konusunda özellikle isteksiz (bazı durumlarda açıkça karşı) davrandılar.
Görüşmelere aşina olan kaynaklara göre, geçen perşembe gecesi geç saatlerde Temsilci Dina Titus tarafından sunulan ortak kınama karar tasarısı için Cumhuriyetçi ortak sponsorlar bulmakta kalmayıp, Beyaz Saray’ın izlediği politikayı eleştiren ifadeler içeren daha geniş kapsamlı Demokrat girişimlere destek sağlamakta da önemli zorluklar yaşandı.
Temsilci Nicole Malliotakis’in durumu, yeni siyasi gerçekliklerin bir göstergesi. Kathimerini’nin kaynaklarına göre, uzun süredir Kongrede Yunan-Amerikan topluluğunun en aktif ve güvenilir müttefiklerinden biri olarak görülen ve Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye ile ilgili hemen hemen her önemli iki partili girişimde öncü bir rol oynayan Malliotakis, bu kez daha temkinli bir yaklaşım benimsedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kamuoyu önünde eleştirmesine rağmen, önerilen savaş uçağı motoru satışını hedef alan Demokrat mektuplarını ve ortak kınama kararını desteklemekten kaçındı.
Bunun yerine, Cumhuriyetçi meslektaşı Temsilci Mike Lawler’ın öncülüğündeki ayrı bir mektubu desteklemeyi tercih etti.
Aynı durum, yıllardır Kongrede Yunanistan ve Kıbrıs’ın pozisyonlarını savunma konusunda yükün büyük bir kısmını omuzlarında taşıyan Temsilci Gus Bilirakis için de geçerli.
Yunan-Amerikan lobisinin en tutarlı destekçilerinden biri olan Bilirakis’in, bu kez Trump’ın hoşnutsuzluğunu tetikleyebilecek girişimleri destekleme konusundaki isteksizliği gözden kaçmadı.
Temsilciler Mike Haridopolos ve Jimmy Patronis’in durumunda ise kamuoyuna açık bir muhalefet beklentisi daha da düşüktü.
Her ikisi de Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Konferansı’nın yeni üyeleri arasında yer alıyor ve Kongredeki siyasi kariyerleri, Başkan Trump’ın desteğiyle yakından ilişkili.
Gerginlikler kapalı kapılar ardında kalmadı. İlk kez, Yunan Grubu’nun iki üyesi arasındaki alışılmadık bir tartışma yoluyla kamuoyuna yansıdı.
Son derece sıra dışı bir hamleyle Titus, Malliotakis’in Erdoğan’ı eleştiren bir sosyal medya paylaşımını yeniden paylaştı ve Malliotakis’in Türkiye’ye yönelik bu kadar sert bir kamuoyu eleştirisi dile getirmeye istekliyse, F-35’leri engellemeye yönelik Kongredeki çabalarını desteklemekte hiçbir zorluk çekmemesi gerektiği yönünde bir yorum ekledi.
Bu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Yunanistan ve Kıbrıs’ı ilgilendiren konulara yönelik ilginin aniden azaldığını göstermiyor. Aksine, bu gelişmeler Cumhuriyetçi milletvekillerinin kasım ayındaki ara seçimler öncesinde karşı karşıya kaldıkları yoğun siyasi baskıyı vurguluyor.
Trump’ın Cumhuriyetçi Parti içindeki hakimiyeti, başkanla kamuoyu önünde kopuşun siyasi bedelinin çok yüksek olduğu yönünde yaygın bir algı yaratan bir ortam yarattı.
Pratik açıdan bakıldığında, birçok Kongre üyesi böyle bir çatışmanın nihayetinde koltuklarını kaybetmelerine mal olabileceğine inanıyor.
Bu bağlamda, yapılan hesaplama pragmatik bir yaklaşım gibi görünüyor. Birçok Cumhuriyetçi, görevde kalmanın ve parti içindeki nüfuzlarını korumanın, yönetimin politikasını değiştirme ihtimali çok düşük olan ancak kendi siyasi geleceklerini tehlikeye atabilecek bir başkanla çatışmaya girmekten çok, nihayetinde Yunanistan ve Kıbrıs’ın çıkarlarını savunmaya daha fazla katkı sağlayacağına inanıyor.
Bazı milletvekilleri ayrıca, yönetimin nihayetinde Türkiye’nin F-35 programına olası dönüşü gibi çok daha önemli bir konuyu gündeme getirmesi durumunda, önerilen motor satışı konusunda siyasi sermaye harcamak stratejik açıdan pek mantıklı olmayacağını özel görüşmelerinde dile getirdiler.
Onlara göre, bu mücadele için iki partili desteği ve kendi siyasi etki güçlerini korumak, motor paketi konusunda bir kavgaya girmekten çok daha değerli olabilir.
Ortak karar tasarısı, nihayetinde önemli bir gecikmeyle ve Cumhuriyetçi ortak destekçisi olmadan sunuldu. Bu durum, Silah İhracat Kontrol Yasası kapsamında belirlenen inceleme süresinin sona ermesinden önce Kongrenin onaylaması için geriye ancak bir hafta kadar süre bıraktı.
Tasarı, metinde önemli revizyonlar yapıldıktan sonra sunuldu; bu revizyonlarla, yönetimin politikasına yönelik eleştiriler kaldırıldı ve yalnızca teknik ve hukuki argümanlar korundu; bu, Cumhuriyetçilerin desteğini siyasi açıdan daha ulaşılabilir hale getirmek için yapılan son bir çaba.
Karışıklığı önlemek için, mevcut kamuoyu tartışmasının iki ayrı onay reddi ortak kararını ilgilendirdiği belirtilmelidir. İlki, halihazırda sunulmuş olan ve Türkiye’nin KAAN programı için önerilen F110 motorlarının satışıyla ilgili.
İkincisi ise F-35’lerin gelecekteki herhangi bir satışını ilgilendirecek ve ancak yönetim böyle bir satış önerisini Kongreye resmi olarak bildirirse sunulacak.
Öte yandan F-35’ler söz konusu olduğunda, süreç CAATSA yasasının 216. maddesindeki özel hükümlere tabi.
Standart prosedürden farklı olarak, bir onay reddi ortak kararı herhangi bir Kongre üyesi tarafından basitçe sunulamaz. Bunun yerine, hızlandırılmış prosedürler devreye girer ve bu prosedürler kapsamında girişim, Kongre’nin her iki meclisinin liderliği tarafından başlatılmalı.
Bu nedenle Titus, geçen hafta Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Steve Scalise ve Temsilciler Meclisi Demokrat Lideri Hakeem Jeffries’e bir mektup göndererek, yönetimin resmi bir bildirimde bulunması halinde süreci başlatmaya hazır olmalarını istedi.
Hem siyasi hem de hukuki açıdan yönetim için oldukça daha kolay görülen motor satışından farklı olarak, Türkiye’nin F-35 programına olası dönüşü konusu çok daha karmaşık olmaya devam ediyor.
Bununla birlikte, Kathimerini’nin kaynaklarına göre Başkan Trump böyle bir adımı desteklemeye devam ediyor.
Trump, NATO Zirvesi’nin kenarında bile Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını duyurma arzusunu dile getirmiş ve danışmanlarına Ulusal Savunma Yetki Yasası (NDAA) aracılığıyla getirilen kısıtlamaları aşacak yasal bir yol bulmaları talimatını vermişti.
Fakat Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, üç temel nedenden ötürü bu konuda şüpheci bir tutum sergiliyor: konuyu düzenleyen karmaşık hukuki çerçeve, F-35 programının kendisinin güvenliğine ilişkin endişeler ve böyle bir kararın Doğu Akdeniz’deki müttefiklerle olan ABD ilişkileri üzerinde yaratacağı daha geniş kapsamlı etkiler.
Kongre içinde ise dördüncü bir endişe sık sık dile getiriliyor: Türkiye’nin F-35 programına geri alınması, artık güvenilir bir müttefik olarak görülmeyen bir ülkeyi ödüllendirmek anlamına gelecektir.
Buna rağmen, Washington’da çok az kişi, Trump devam etmeye karar verirse bu çekincelerin nihayetinde başkanlık kararını geçersiz kılmaya yeteceğine inanıyor.
Amerika
ABD Genelkurmayında mühimmat sızıntısı soruşturması: 50 personele yalan makinesi

ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görevli yaklaşık 50 subay ve sivil personel, ordudaki mühimmat açığına ilişkin gizli verileri basına sızdırdıkları şüphesiyle yalan makinesine bağlandı. Soruşturmanın emsalsiz bir boyuta ulaştığı belirtilirken, basına yansıyan askeri raporlar İran ile yaşanan savaşta kritik füze stoklarının tükendiğini gösteriyor.
ABD ordusunun mühimmat stoklarındaki erimeye ilişkin basına sızan gizli veriler, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kapsamlı bir teftiş başlattı.
The New York Times gazetesinin bilgi sahibi yetkililere dayandırdığı haberine göre müfettişler, ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görev yapan yaklaşık 50 personeli yalan makinesine bağlayarak sorguladı.
Soruşturma kapsamındaki incelemeler yalnızca rütbeli subaylarla sınırlı kalmadı, karargahtaki sivil personel de teste tabi tutuldu.
Görevlilere, gazetecilere gizli bilgi sızdırıp sızdırmadıkları ve azalan mühimmat stokları hakkında basına detay verip vermedikleri soruldu.
Gazeteye bilgi veren kaynaklar, atılan bu adımın yalnızca sızıntının kaynağını tespit etmeyi amaçlamadığını, gelecekte basına benzer bilgiler aktarmayı düşünebilecek diğer çalışanları sindirmeye dönük bir gözdağı niteliği de taşıdığını aktardı.
The New York Times, çağdaş askeri tarihte ABD ordusunun üst kademelerinde böylesi kitlesel yalan makinesi testlerinin görülmediğini ve soruşturmanın vardığı boyutun emsalsiz olduğunu vurguladı.
Amerikan ordusunun cephane açığı yaşadığına dair ilk haberler ağustos ayında medyaya yansımaya başlamıştı. CNN televizyonunun Pentagon’un iç değerlendirmelerine hakim kaynaklara dayandırdığı haberde, İran ile yürütülen beş aylık savaş boyunca ABD’nin THAAD hava savunma sistemi önleme füzelerinin neredeyse yüzde 80’ini ve Patriot füzelerinin ise yaklaşık yarısını tükettiği belirtilmişti.
Reuters haber ajansı da kendi kaynaklarına dayandırdığı bir başka haberde, ABD ordusunun uzun menzilli hassas güdümlü ATACMS füzeleri ile yeni nesil Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) stoklarının “neredeyse tamamını” harcadığını aktarmıştı.
The Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten cephane açığı hususunda izahat istedi.
Trump, bakanın mevcut mühimmat miktarı konusunda kendisini yanılttığı görüşünü dile getirdi. NBC televizyonu ise Trump’ın, mühimmat yetersizliğinin İran’daki askeri harekatı genişletme planlarının önüne bir engel olarak çıkmasından ötürü hayal kırıklığı yaşadığını kaydetti.
Bu sızıntılara karşın kamuoyu önünde farklı bir duruş sergileyen Trump, ABD’nin “dünyadaki diğer tüm ülkelerden katbekat daha fazla mühimmata sahip olduğunu” defalarca yineledi.
ABD Başkanı ayrıca “ihanet niteliğindeki bu açıklamaları basına sızdıran kişilerin” hapis cezasıyla karşılaşacağı yönünde tehditte bulundu.
Amerika
Eski bakan Panetta: ABD ve İran savaşı altı ay daha sürebilir

Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Donald Trump’ın başlattığı İran savaşının herhangi bir çözüme ulaşmadan en az altı ay daha sürebileceğini söyledi. Pentagon’daki yönetim krizinin dışarıya zafiyet mesajı verdiğini belirten Panetta, ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir açmazla karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü savaşın altı ay daha sürebileceği uyarısını dile getirdi.
Panetta, Trump’ın tartışmalı çatışmadan çıkış yolu ararken zorlandığını ve bu krizin Ortadoğu’da ucu açık yeni bir “sonsuz savaşa” dönüşme riski taşıdığını vurguladı.
Barack Obama döneminde hem CIA Direktörü hem de 2011-2013 yılları arasında Savunma Bakanı olarak görev yapan Panetta, Guardian gazetesine verdiği mülakatta iki ülkenin tehlikeli bir kilitlenmeyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Trump’ın altı aydan uzun bir süre önce başlattığı askeri çatışmayı bitirecek çok az seçenek kaldığını belirten eski bakan, gidişatın tıpkı Irak ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi Ortadoğu’da “başarısızlıkla sonuçlanan yeni bir savaşa” doğru ilerlediğini ifade etti.
Panetta, “Bana kalırsa bu savaşın herhangi bir çözüme kavuşmadan altı ay daha sürmesi kuvvetle muhtemel” dedi.
Panetta’nın bu değerlendirmeleri, ABD Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll’un ani istifasının hemen sonrasına rastladı.
Driscoll, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile yaşanan görevden alma dalgası ve kurum içi gerilim haberleri eşliğinde görevini bırakmıştı.
Pentagon’un komuta kademesinde büyük bir çalkantı yaşandığını ve bunun içeride adeta sahipsizlik hissi doğurduğunu savunan Panetta, şu sözleri kaydetti:
“Askerlerimiz işte böylesi bir kargaşanın ortasında savaşa gidiyor. İran olsun ya da diğer hasımlarımız olsun, şu anda ABD’ye baktıklarında ülkemizi savunmaya dönük askeri gücümüzü sahaya yansıtma kabiliyetimizde bir zafiyet görüyorlar.”
Çin, Rusya, Kuzey Kore, terör örgütleri ve İran kaynaklı birincil tehditlerin varlığına dikkat çeken Panetta, bu aktörlerin kendi aralarında kurdukları eksen üzerinden temasları sürdürdüklerini ve Washington yönetimini zayıf algıladıklarını ekledi.
Pentagon ise Hegseth liderliğinde tüm birimlerin tam kapasite çalıştığını savundu.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bakanlığın kargaşa içinde olduğu yönündeki tezlerin tamamen temelsiz olduğunu söyleyerek, “Bu iddia, her gün bu ülkeyi savunmak üzere buraya gelen özverili profesyonellere ve savaşçılara hakarettir. Reform süreci tam olarak böyle işler” açıklamasını yaptı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekatı başlatmasından üç hafta sonra, mart ayında da benzer uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Panetta, Trump’ın köşeye sıkıştığını dile getirdi.
Panetta’ya göre Trump’ın önünde üç yol bulunuyor. İlk seçenek, sahadan çekilip bunun “başarısız bir savaş” olduğunu kabullenmek; fakat Panetta, Trump’ın böyle bir adımı atmasını olası görmüyor.
İkinci yol, tarafların müzakereye yanaşmadığı ya da teslim olmadığı, karşılıklı misillemelerle süren mevcut kilitlenmeyi zamana yaymak. Eski bakana göre bu senaryo, tarafların en çok korktuğu sonucu doğurarak Ortadoğu’daki yıpratıcı savaşı uzatacak. Üçüncü yol ise küresel ticaretin can damarı sayılan Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü doğrudan ele alıp İran’ın boğazı kapatma ya da deniz trafiğini aksatma kozunu elinden almak.
Savaşın ABD adına kazanılabilir olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Panetta, “Bu ancak ABD’nin tutumunda köklü bir değişim yaşanması ve bu aşamadaki birincil hedefin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak olduğunun açıkça ortaya konmasıyla mümkün olur” dedi.
Trump’ın savaşın yakında biteceği ve Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu yönündeki asılsız açıklamalarıyla güvenilirliğini zedelediğini söyleyen Panetta, ABD Başkanı’nın artık hiçbir tehdidinin caydırıcı olmadığını savundu.
Hafta başında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile yaşanan süreci bir “savaş” olarak nitelemekten kaçınmıştı.
Vance, çatışmaların kasım ayındaki ara seçimlere kadar bitip bitmeyeceği yönündeki bir soruya ise “Bu sorunun cevabını gerçekten bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” yanıtını vermişti.
Panetta, son kamuoyu araştırmalarının Amerikan halkının çoğunluğunun İran ile girilen çatışmayı bir hata olarak gördüğünü ve savaşa karşı çıktığını gösterdiğini aktardı.
Eski Savunma Bakanı ayrıca, İran operasyonlarına destek amacıyla görevlendirilen ve liman ziyareti yapmadan 260 günden uzun süre görevde kalarak rekor kıran USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullara değindi.
Gemideki yaşam şartlarının ve personelin ruh sağlığının bozulduğuna yönelik haberleri hatırlatan Panetta, Pentagon’un bu tablodan ders çıkarması gerektiğini söyledi:
“Netice itibarıyla, rotasyon planı hazırlamadan personeli savaş bölgesine süresiz olarak gönderemezsiniz. Mesele yalnızca savaşın kötü gitmesi değil; ordumuzun, hayatını tehlikeye atan kadın ve erkek askerlerimize sahip çıkıp çıkmadığı konusunda da ciddi bir güvensizlik oluşuyor.”
Amerika
ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.
The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.
Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.
Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.
Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”
Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.
Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.
Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.
Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.
Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.
Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.
Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.
Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.
OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.
Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.
Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.
Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.
Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”











