Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de yerel yönetimler, veri merkezi inşasına karşı harekete geçti

Yayınlanma

ABD genelinde eyaletler ve yerel yönetimler, yapay zeka altyapısının hızla genişlemesine yönelik artan toplumsal huzursuzluk nedeniyle veri merkezi inşaatlarını kısıtlayan önlemleri gündeme alıyor. Maine eyalet yasama meclisi büyük ölçekli tesisleri yasaklayan ilk eyalet olmaya hazırlanırken, enerji tüketimi ve vergi muafiyetleri konusundaki tartışmalar projelerin ertelenmesine yol açıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) eyalet ve yerel yönetim düzeyinde, veri merkezi inşaatlarını durdurmaya veya kontrol altına almaya yönelik girişimler ivme kazanıyor.

Bu durum, Amerikan kamuoyunun kendi toplulukları içinde yükselen devasa yapay zeka altyapı projelerine karşı giderek daha olumsuz bir tutum takınmasının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Maine eyalet yasama meclisi, geçtiğimiz hafta büyük ölçekli veri merkezlerinin geliştirilmesini yasaklayan bir yasa tasarısını kabul ederek bu alanda ülke genelinde bir ilke imza attı.

Benzer şekilde Wisconsin eyaletindeki bir şehir, ay başında yapılan bir referandumla, bölgedeki bir veri merkezi kampüsü inşaatına tepki olarak, vergi mükelleflerince finanse edilen büyük projeler üzerinde seçmenlerin daha fazla söz sahibi olmasını onayladı.

Veri merkezlerine yönelik tepkiler geçtiğimiz yıl boyunca tırmanış gösterdi. Yerel topluluklar, yüksek miktarda enerji tüketen bu devasa altyapıların elektrik faturaları ve çevre üzerindeki etkilerinden endişe duyduklarını ifade ediyor.

Merkez sol eğilimli düşünce kuruluşu Third Way’in teknoloji politikası direktörü Ruth Whittaker, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu durum gelip geçici bir heves değil. Politika yapıcıların dikkat etmesi ve ciddiye alması gereken bir meseledir” ifadelerini kullandı.

Yapay zeka geliştirme yarışı ve muazzam hesaplama gücü ihtiyacıyla tetiklenen veri merkezi hamlesi, başlangıçta her iki partiden de yaygın destek görmüştü.

Her iki siyasi kanattan valiler, eyaletlerine gelen büyük veri merkezi projelerini memnuniyetle karşılarken, hem Biden hem de Trump yönetimleri izin ve inşaat süreçlerini hızlandıracak politikaları hayata geçirmeye çalışmıştı.

Ancak rüzgar veri merkezlerinin aleyhine dönmeye başladı. Yapay zeka şirketi 10a Labs bünyesinde bu alandaki itirazları takip eden Data Center Watch projesinin verilerine göre, 2025 yılında 156 milyar dolar değerindeki veri merkezi projesi yerel muhalefet, moratoryumlar ve davalar nedeniyle engellendi veya ertelendi.

Pennsylvania Üniversitesi Kleinman Enerji Politikası Merkezi’nden kıdemli araştırmacı John Quigley, “Kırmızı halıyı serenler, genellikle istihdam yaratma vaadinde bulunan her yeni endüstriye boyun eğme eğilimindeki valiler ve eyalet milletvekilleriydi” değerlendirmesinde bulundu.

Quigley, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hoş geldin paspası orada serildi. Ancak öneriler nihayet ev sahibi topluluklara ulaştığında, muhalefet anında ortaya çıktı.”

Axios’un verilerine göre en az 11 eyalet, veri merkezi inşasını kısıtlayan veya yasaklayan yasa tasarılarını gündeme getirdi.

Maine, 20 megavattan fazla güç kullanan yeni veri merkezlerine yönelik 18 aylık bir yasak getirmeye yakın görünüyor; ancak tasarı henüz Demokrat Vali Janet Mills’in imzasını bekliyor.

Vali Mills’in, eyalet milletvekilleri tarafından reddedilen eski bir kağıt fabrikası sahasındaki veri merkezi projesi için bir istisna talep ettiği biliniyor.

Mills, Cuma günü NBC News’e yaptığı açıklamada, talep ettiği muafiyetin metinde yer almadığını vurgulayarak tasarıyı “çok dikkatli bir şekilde okuyacağını” belirtti.

Diğer yandan, Milwaukee’nin hemen kuzeyinde yer alan Port Washington şehri, Nisan ayı başında yapılan bir referandumla, 10 milyon doların üzerindeki projelere vergi indirimi sağlanması için seçmen onayını şart koştu.

Bu yerel referandum, Wisconsin şehrindeki bir veri merkezi kampüsü inşaatına gösterilen tepkiler sonucunda hayata geçirildi.

Söz konusu projenin yaklaşık 450 milyon dolarlık vergi avantajı alması planlanıyor.

Veri merkezlerine sağlanan vergi muafiyetleri, eyalet milletvekillerinin yapay zeka altyapısına yönelik satış vergisi muafiyetini kaldırmayı tartıştığı Virginia’da da temel bir tartışma konusu haline geldi.

Virginia seçmenleri arasında yapılan güncel bir anket, eyaletteki kamuoyu algısının son yıllarda çarpıcı biçimde değiştiğini ortaya koydu. Kuzey Virginia, veri merkezlerinin yoğunluğu nedeniyle “veri merkezi sokağı” olarak adlandırılmasıyla dikkat çekiyor.

Washington Post-Schar School tarafından geçen hafta yayınlanan Virginia anketine göre, seçmenlerin sadece yüzde 35’i kendi topluluklarında yeni bir veri merkezi inşa edilmesinden rahatsızlık duymayacağını belirtti.

Bu oran 2023 yılında yüzde 69 seviyesindeydi. Ayrıca, üç yıl önce veri merkezi inşa eden şirketlere vergi indirimi verilmesini destekleyenlerin oranı yüzde 61 iken, bugün bu oran yüzde 37’ye gerilemiş durumda.

Mevcut seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi, eyaletin veri merkezlerine yönelik satış vergisi teşvikine son vermesi gerektiğini düşünüyor.

Yükselen bu tepkiler karşısında, veri merkezi geliştiricileri ve teknoloji endüstrisi söylemi değiştirmeye odaklanmış görünüyor.

Microsoft ve OpenAI gibi bazı şirketler, Ocak ve Şubat aylarında veri merkezlerinden kaynaklanan tüketici elektriği fiyat artışlarını karşılama taahhüdünde bulundu.

Bu şirketlere Google, Meta, Oracle, xAI ve Amazon da katılarak, Mart ayı başında Beyaz Saray tarafından sunulan bir taahhüdü imzaladılar. Bu taahhütle şirketler, yapay zeka projeleri için gereken tüm elektrik üretimini sağlama veya ödeme sözü verdiler.

Whittaker, “Gerçekten kritik bir dönüm noktasındayız. Teknoloji şirketlerinin ve veri merkezlerinin arkasındaki yapıların konuyu ciddiye almaya başladığını, toplumsal katılımı artırdıklarını ve projelerin faydaları konusunda daha fazla şeffaflık sunduklarını görüyoruz” dedi.

Geçmişte birçok veri merkezi projesi, gizlilik sözleşmeleri (NDA) nedeniyle gizlilik içinde yürütülmüştü. Microsoft, bu uygulamanın inceleme altına alınmasının ardından yerel yönetimlerle artık gizlilik sözleşmesi imzalamayacağını bu yılın başlarında duyurmuştu.

Veri merkezi geliştiricilerini temsil eden Duane Morris hukuk bürosundan Robert Montejo, toplumsal katılımın giderek daha önemli hale geldiğini kaydetti.

Montejo, “Geliştiriciler olarak bu projelere gözünüz açık girmek, gerekli incelemeleri yapmak ve uygun düzeyde toplumsal erişim sağlamak zamanla çok daha önemli bir hal aldı. Yaklaşımda daha niyetli olmak, veri merkezi geliştiricilerinin yapabileceği en büyük şeydir ve bu yaklaşımı yerel düzeyde sergilemek gerekir” açıklamasında bulundu.

Buna rağmen, veri merkezi sektörünün son dönemdeki çabalarına şüpheyle yaklaşanlar bulunuyor. Quigley, bu “ikna çabalarının” temelde kağıt üzerinde kalan sözlerden ibaret olduğunu ve endüstrinin yarattığı tüm etkileri ele almakta yetersiz kaldığını savundu.

Cornell Üniversitesi enerji sistemleri mühendisliği profesörü Fengqi You ise, çözümün bir denge kurmakta yattığını ifade etti.

Profesör You, “Temel nokta, nihayetinde bir dengeye ulaşmak istememizdir. Topluma ve eyalete yönelik istenmeyen olumsuz sonuçların asgariye indirilmesini veya bunlardan kaçınılmasını sağlamalıyız. Ancak dürüst olmak gerekirse, bu sektör hızla büyüyor ve birçok bölgede ekonomik büyümeye önemli katkı sağlıyor. Zor olan kısım, bu dengenin nasıl kurulacağıdır” dedi.

Amerika

Pentagon, Tomahawk çiplerinde tedarik sorunu yaşıyor

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre ABD’li savunma şirketleri, Tomahawk füzelerinde kullanılan mikroelektronik bileşenlerin yerli tedarikinde zorluklarla karşılaşıyor. SkyWater Technology yöneticisi Jim Will, geçmişte bu çipleri üreten ABD’deki fabrikanın artık faaliyet göstermediğini söyledi. Pentagon ise mühimmat üretimini artırma çabaları kapsamında yeni nesil savunma şirketleriyle anlaşmalar yapıyor.

ABD’nin önde gelen savunma şirketlerinin, Tomahawk seyir füzelerinin üretimi için ihtiyaç duyulan yerli mikroelektronik tedarikçilerini bulmakta ciddi zorluklar yaşadığı bildirildi.

Minnesota merkezli çip üreticisi SkyWater Technology şirketinin Direktörü Jim Will, Financial Times (FT) gazetesine yaptığı açıklamada, tedarik zincirindeki aksamaları doğruladı.

Jim Will konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Tomahawk füzelerindeki elektronik aksam iki yıllık değil, 10 veya 15 yıllık teknolojilere dayanıyor. Ancak üretimin yurt dışına kaydırılması veya diğer belirsiz nedenlerden dolayı, 10 yıl önce bu çipleri üreten Amerikan fabrikası artık mevcut değil” ifadelerini kullandı.

Haberde, Pentagon’un üretimi artırma planları kapsamında, geleneksel yöntemler yerine ticari usullere ve teknolojilere daha fazla ağırlık veren yeni nesil savunma şirketlerine yöneldiği kaydedildi.

ABD’li savunma yüklenicilerinin, İran’daki savaş sürecinde tükenen askeri stokları hızla yenileme baskısı altında olduğu ve Pentagon’un mühimmat üretimini artırma taleplerini karşılamakta zorlandığı belirtildi.

Üretimdeki bu gecikmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile ülkenin önde gelen savunma sanayisi yöneticileri arasında yapılacak toplantının ana gündem maddesi olması bekleniyor.

Ulusal Savunma Sanayii Birliği Başkan Yardımcısı Jen Stewart, Washington’da şirketlerin önündeki engellerin kaldırılması ve daha hızlı hareket edilmesi konusunda partiler üstü bir uzlaşma olduğunu ifade etti.

Stewart, buna karşın ABD’deki savunma işletmelerinin sayısının 1990’lardan bu yana ciddi oranda azaldığına dikkat çekti.

FT’nin aktardığı bilgilere göre ABD hükümeti, Mayıs ayında Anduril, CoAspire, Leidos ve Zone 5 firmalarıyla, 2027 yılından itibaren başlamak üzere üç yıl boyunca düşük maliyetli seyir füzeleri üretilmesi amacıyla bir çerçeve anlaşma imzaladı.

Gelişmelerin öncesinde ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Ford ve General Motors dahil bazı otomotiv üreticilerinin Patriot ve Tomahawk füzeleri ile diğer silah sistemlerinin üretimine başlayabileceğini belirtmişti.

Savunma teknolojileri alanında faaliyet gösteren Anduril Industries şirketinin Üst Yöneticisi (CEO) Brian Schimpf ise 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, ABD’nin mevcut ihracat kontrol sisteminin gözden geçirilmesi çağrısında bulunmuştu.

Schimpf, askeri ticaret alanındaki katı kuralların düşük maliyetli ve etkili silahların seri üretimini engellediğini savunmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de CEO maaşlarında rekor artış

Yayınlanma

The Wall Street Journal’ın 391 üst düzey yöneticiyi kapsayan araştırmasına göre, 70 yönetici geçen yıl 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti. Gazete, bu artışın temel nedeninin şirket performansına ve piyasa değerine bağlanan hisse ve opsiyon paketleri olduğunu yazdı. Bazı yöneticilerin yıllık tazminat paketleri 200 milyon doların üzerine çıktı.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) hazırladığı yeni sıralamaya göre, ABD’deki üst düzey yöneticilerin tazminat paketlerinde dikkat çekici bir artış yaşandı.

Gazetenin araştırmasına göre 100 milyon doların üzerinde gelir elde eden yönetici sayısı belirgin şekilde yükselirken, bazı yöneticilerin yıllık kazançları 200 milyon dolar eşiğini de geçti.

Gazete, toplam 391 üst düzey yöneticinin verilerini inceledi.

Araştırmaya göre bu yöneticilerden 70’i 100 milyon doların üzerinde gelir elde etti.

Listenin zirvesinde yer alan Elon Musk’ın tazminat paketinin değeri 158 milyar dolar olarak hesaplandı. WSJ, bu tutarın sıralamadaki diğer tüm yöneticilere yapılan ödemelerin toplamının 16 katına karşılık geldiğini yazdı.

Gazetenin hesaplamalarına göre geçen yıl 200 milyon doların üzerinde tazminat paketi alan yöneticiler arasında Figma’nın kurucusu ve yöneticisi Dylan Field 864 milyon dolarla ilk sırada yer aldı.

Onu 821 milyon dolarla yatırım ortaklığı Welltower’ın yöneticisi Shankh Mitra, 741 milyon dolarla gayrimenkul işlem platformu Opendoor Technologies’in CEO’su Kaz Nejatian, 248 milyon dolarla siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın CEO’su George Kurtz ve 205 milyon dolarla yarı iletken üreticisi Broadcom’un CEO’su Hock Tan izledi.

Yaşlı bakım evleri, hastaneler ve polikliniklere yatırım yapan Welltower’da ise dört üst düzey yönetici 100 milyon doların üzerinde tazminat paketi aldı.

Bu dört yöneticiye verilen toplam ödeme 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin finans direktörü Tim McHugh’un tazminat paketi ise 167 milyon dolar olarak hesaplandı.

Araştırmaya göre S&P 500 şirketlerindeki CEO’ların medyan yıllık geliri 17,9 milyon dolarla rekor seviyeye çıktı. Listede yer alan yöneticilerin yarısından fazlası bir önceki yıla göre yüzde 9,8’in üzerinde gelir artışı elde etti.

WSJ, bu yükselişin temel nedeninin nakit ödemelerden ziyade “moonshot packages” olarak adlandırılan uzun vadeli hisse ve opsiyon planları olduğunu belirtti.

“Moonshot” ifadesi, son derece iddialı ve dönüştürücü hedefleri ifade etmek için kullanılıyor. Bu tür planlarda yönetim kurulları, üst düzey yöneticilere belirli miktarda hisse veya opsiyon tahsis ediyor; ancak bu ödüller yalnızca şirketin piyasa değerinde çok büyük artışlar gerçekleşmesi halinde hak ediliyor.

Gazete ayrıca CEO ücretleri ile hissedar getirileri arasında güçlü bir ilişki bulunmadığını da kaydetti.

Örnek olarak Robinhood’u gösteren WSJ, şirketin CEO’sunun yıllık ücretinin 3 milyon dolar olduğunu, ancak geçmiş yıllarda verilen hisse bazlı ödüllerin şirket hisselerindeki yükseliş sayesinde yaklaşık 1,1 milyar dolar değerine ulaştığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Altın Kubbe savunma sistemi ilk sınavını geçti

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Altın Kubbe füze savunma programı kapsamındaki ilk kritik testlerin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Hegseth, sistemin ileri yönlendirilmiş enerji teknolojileri kullanarak insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil yaklaşan hedefleri otonom şekilde tespit edip imha ettiğini belirtti. Altın Kubbe projesi, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız sistemlere karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir savunma ağı olarak geliştiriliyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik füze savunma sistemi testlerinin başarıyla tamamlandığını duyurdu.

Hegseth, “Bugün Amerika için Altın Kubbe programı kapsamındaki ilk kritik testler tam başarıyla sonuçlandı ve buna bizzat tanıklık etme fırsatı buldum” ifadelerini kullandı.

Savaş Bakanı, testlerde ileri yönlendirilmiş enerji teknolojilerinin kullanıldığını belirterek sistemin yaklaşan hedefleri otonom biçimde tespit edip imha ettiğini söyledi.

Hegseth’e göre testlerde insansız hava araçları ve seyir füzeleri dahil tüm hedefler vuruldu ve süreç planlandığı takvime uygun şekilde yürütüldü.

Hegseth ayrıca yeni nesil teknolojilerle askeri unsurların entegrasyonunu sahada gözlemlediğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, 40. ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Stratejik Savunma Girişimi vizyonunu hayata geçirdiğini ifade eden Hegseth, “Altın Kubbe ile Savunma Bakanlığı ülkemizi daha önce hiç olmadığı kadar güçlü şekilde koruyacak. Altın Kubbe gerçek, güçlü ve planlandığı şekilde ilerliyor” dedi.

Altın Kubbe nedir?

Altın Kubbe, ABD ana karasını balistik, seyir ve hipersonik füzeler ile insansız hava araçlarına karşı korumayı amaçlayan çok katmanlı bir füze savunma sistemi olarak tasarlanıyor.

Program, yaklaşan tehditleri tespit etmek, takip etmek ve gerektiğinde önlemek için geniş bir uydu ağı kurulmasını öngörüyor. Sistemin yüzlerce uydu içerebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, küresel ölçekte bir füze savunma sistemi oluşturulmasına ilişkin kararı Ocak 2025’te imzaladı. Trump daha önce sistemin görev süresinin sona ereceği 2029 yılına kadar devreye alınmasını hedeflediğini açıklamıştı.

Projenin koordinasyonu Mayıs 2025’te ABD Uzay Kuvvetleri Generali Michael Guetlein’e verildi. Pentagon’un, Guetlein’in liderliğinde program planını Eylül 2025’te tamamladığı bildirildi.

Uzay tabanlı savunma ağı hedefleniyor

Trump, sistemin kara, deniz ve uzay tabanlı yeni nesil teknolojilerden oluşacağını açıkladı. Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı haberine göre proje, füze tespiti ve takibi için 400 ila 1.000’in üzerinde uydu ile bunları imha etmek amacıyla kinetik önleyiciler veya lazerlerle donatılmış yaklaşık 200 saldırı uydusunun konuşlandırılmasını öngörüyor.

Japonya merkezli Nikkei, Japonya’nın da projeye katılabileceğini ve füze tespit sistemlerinde yapay zeka ile kuantum teknolojilerinin kullanılmasının değerlendirildiğini yazdı.

Trump, Altın Kubbe’nin maliyetini 175 milyar dolar olarak açıklarken, projeye yönelik ilk 25 milyar doların ekonomik düzenleme paketi “One Big Beautiful Bill” (Büyük, Güzel Yasa) içinde yer aldığını söyledi.

Buna karşılık ABD Kongresi Bütçe Ofisi, sistemin önümüzdeki 20 yıldaki toplam maliyetinin 831 milyar dolara ulaşabileceğini hesapladı.

Bloomberg ise Aralık 2025’te yayımladığı değerlendirmede, Çin, Rusya ve Kuzey Kore’nin birleşik kapasitesine karşı tam kapsamlı koruma sağlayacak bir sistemin maliyetinin 1,1 trilyon dolara çıkabileceğini öngördü.

Reuters, Nisan 2025’te Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin, yazılım firması Palantir ve insansız sistem üreticisi Anduril ile birlikte sistemin temel bileşenleri için yürütülen yarışta öne çıktığını aktardı.

Northrop Grumman, L3Harris Technologies, Boeing, RTX ve Lockheed Martin de potansiyel yükleniciler arasında gösteriliyor.

Guardian: Sistem aşamalı devreye alınacak

The Guardian daha önce yayımladığı haberinde, Trump’ın açıklamalarına rağmen Altın Kubbe’nin 2028 sonuna kadar tam kapasiteyle hizmete girmesinin beklenmediğini yazdı.

Habere göre sistem aşamalı olarak devreye alınacak; ilk aşamada Pentagon veri entegrasyonuna odaklanacak, daha sonra uzay tabanlı silah sistemlerinin geliştirilmesine geçilecek.

Kaynaklara göre ABD’nin yaklaşık 18 ay içinde yaklaşan füze tehditlerini takip edecek askeri uydu ve uzay iletişim ağını kurması mümkün görülüyor. Bu ağın Altın Kubbe’nin temelini oluşturacağı değerlendiriliyor.

Rusya ve Çin’den tepki

Altın Kubbe projesi Rusya ve Çin’in tepkisini çekti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Mayıs 2025’te yaptığı açıklamada projenin stratejik istikrarı zayıflattığını belirtirken, Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova sistemi ABD’nin önleyici saldırı doktrininin “son derece tehlikeli” bir yansıması olarak nitelendirdi. Kremlin ise yeni füze savunma sistemi geliştirilmesini ABD’nin egemenlik hakkı olarak değerlendirdi.

Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zhang Xiaogang, projenin uzayda silahlanma yarışını hızlandırabileceği uyarısında bulundu. Rusya ve Çin daha sonra ortak açıklamalarında, uzayın silahlı çatışma amacıyla kullanılmasına yönelik girişimlere karşı olduklarını bildirdi.

Kuzey Kore de projeye karşı çıkarak bunun uzayda nükleer çatışma riskini artırabileceğini savundu. Kanada Başbakanı Mark Carney ise ülkesinin projeye yatırım yapma ihtimalini değerlendirdiğini açıkladı. Japonya da programda yer alma seçeneğini inceleyen ülkeler arasında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English