Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’de Kaja Kallas’ın koltuğu tehlikede

Yayınlanma

Almanya ve Fransa, bloğun jeopolitik krizlere verdiği tepkiyi iyileştirmek amacıyla AB’nin 15 yıllık diplomatik hizmetinin köklü bir şekilde yeniden yapılandırılmasına yönelik önerileri görüşüyor.

Tartışmalar hakkında bilgi sahibi olan beş üst düzey yetkilinin Financial Times’a (FT) bildirdiğine göre, Paris, Berlin ve diğer başkentler, bloğun baş diplomatı Kaja Kallas ve yıllık 1 milyar avroluk Dış Eylem Servisi’nden (EEAS) yetkileri alıp bunları Avrupa Komisyonu ve üye ülkelere vermeyi de içeren seçenekleri değerlendiriyor.

Yetkililerden biri, “EEAS’ın günümüz dünyasında olması gerektiği gibi çalışmadığı açık. İşlevsiz. Sorun yapısal ve bu nedenle yapının yeniden inşa edilmesi gerekiyor,” dedi.

Son yıllarda AB, Ukrayna ve İran’daki savaşlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın hamleleri ve dış politika aracı olarak gümrük vergilerinin, iktisadi baskıların ve enerji kaynaklarının giderek daha fazla kullanılması nedeniyle çalkantılı bir dönem geçiriyor.

Pek çok kişi, EEAS’ın etkili tepkileri koordine etme görevine layık olup olmadığını sorguluyor.

EEAS’ı özerk bir hizmet olarak kurmaya yönelik 16 yıllık bir kararın amaçlarını tersine çevirecek olan bu öneri, diğer üye devletlerle paylaşılan bir Fransız hükümeti değerlendirmesinde ayrıntılı olarak ele alınan birkaç seçenekten biri.

Paris tarafından önerilen fikirlerden biri, şu anda üye ülkelere ve Komisyona karşı çift görevli olan en üst düzey diplomatın özerkliğini sınırlamak ve EEAS’ın dünya çapında faaliyet gösterdiği 140’tan fazla delegasyon ağı üzerindeki kontrolünü gevşetmek.

Yetkililerden biri, “Başkentler rahatsız ve dışarıda hepimizin uyumlu bir şekilde hareket etmemiz için etkili bir yol istiyorlar. [EEAS’ın] parçalanma riski gerçekten var,” dedi.

Diplomatik hizmetin yeniden yapılandırılmasını savunanlar, bunun AB Antlaşması’nda değişiklik yapılmadan mümkün olduğuna inanıyor.

Antlaşma, EEAS’ın üye devletler tarafından kararlaştırılan ve 2010 yılına dayanan şartlar çerçevesinde en üst düzey diplomata “yardımcı olması” gerektiğini belirtiyor.

Bu şartlarda yapılacak herhangi bir değişiklik, AB’nin 27 üye devletinin oybirliği ile desteklenmesini gerektirecek.

Yetkililer, birkaç ülkenin özel görüşmelerde EEAS, ulusal dışişleri bakanlıkları ile Komisyon ve Avrupa Konseyi’nin dış ilişkiler müdürlükleri arasında çok fazla çakışma ve koordinasyon eksikliği olduğunu savunduğunu belirtti.

Bu endişeler, Kallas’ın AB-Çin ilişkileri gibi konularda kendi görüşlerini açıkça dile getirmesi ve başkentler tarafından henüz onaylanmamış önerilerde bulunmasıyla daha da şiddetlendi.

Aynı zamanda, EEAS ile Ursula von der Leyen liderliğindeki Komisyon, dışişleri ve güvenlik konularında üstünlük mücadelesi içinde.

Eski Almanya Savunma Bakanı olan von der Leyen, kendi deyimiyle “jeopolitik Komisyon”u yöneterek, bloğun ilk savunma komiseri atayarak ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına bloğun vereceği yanıtta düzenli olarak öncülük ederek, rolünü geleneksel sınırların ötesine taşıdı.

Ayrıca, EEAS bünyesinde halihazırda var olan bir birime benzer bir istihbarat paylaşım birimi kurmayı da değerlendirdi. Bu, Kallas’ın karşı çıktığı bir fikir.

Üç yetkili, EEAS’ın yeniden yapılandırılmasının, birçok üye devletin Brüksel’de maliyet tasarrufu ve süreçlerin sadeleştirilmesini talep ettiği, bloğun bir sonraki ortak bütçesi üzerine devam eden tartışmalardan da etkilenebileceğini söyledi.

Yetkililer, EEAS’ın yetkilerinin Komisyon ve Konsey içindeki müdürlüklerine devredilmesinin, kadroların azaltılmasıyla tasarruf sağlayabileceğini belirtti.

Örneğin, yaptırım listelerinin ve askeri misyon önerilerinin hazırlanması Konsey’e devredilebilirken, günlük diplomasi Komisyon tarafından denetlenebilir.

İki yetkili, AB dış hizmetinin nasıl yeniden şekillendirileceğine dair fikirlerin, Komisyon tarafından bu yaz yayınlanması planlanan yeni bir güvenlik stratejisinin taslağına da dahil edildiğini söyledi.

Yetkililer, Fransa’nın potansiyel çözümler hakkındaki ön değerlendirmesinin, AB hükümetleri arasında üst düzeyde ikili olarak tartışıldığını ve EEAS’ın geleceği hakkında ortaya atılan birçok seçenekten biri olduğunu belirtti. Paris, tüm seçeneklerin artıları ve eksileri olduğunu açıkça belirtti.

Kallas’ın bir temsilcisi FT’ye, kendisinin “görevini yerine getirmeye tamamen odaklandığını” söyledi ve şunları ekledi:

“Bunun önemli bir parçası, dış eylem ve ortak dış ve güvenlik politikası alanındaki antlaşmaları uygulamak için hem EEAS’ı hem de Komisyonu daha da güçlendirmek. AB üye devletleri birleştiğinde AB’nin dış politikası güçlü olur.”

Fransa Dışişleri Bakanlığı, mart ayında Bakan Jean-Noël Barrot’un, AB’nin “üye devletlerle yakın koordinasyon içinde çalışan ve özellikle gelecekteki Avrupa güvenlik stratejisinde her kurumun özel yetki alanlarının saygı görmesini sağlayan” daha güçlü bir diplomatik servise ihtiyacı olduğu yönündeki açıklamalarına atıfta bulundu.

FT’nin teklifler hakkında sorduğu soruya bir Alman yetkili şöyle yanıt verdi:

“Değişen bir dünyada, daha güçlü bir AB’ye ve daha güçlü bir AB dış politika koluna ihtiyacımız olduğu açık. Bu nedenle, EEAS’ın kurulmasından bu yana karar alma süreçlerimizi iyileştirmek ve ortak dış politikamızı güçlendirmek için çaba sarf ettik ve etmeye devam ediyoruz.”

Yetkililer, EEAS’ın potansiyel reform fikirleri hakkında kurum içinde de çalışmalar yürüttüğünü ekledi.

Eski bir AB yetkilisi olan ve şu anda Brüksel’deki Carnegie Europe’da kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Stefan Lehne şunları söyledi:

“Son beş yılda AB dış politikasının gelişimine bakıldığında, sonuçların olumlu olmadığı oldukça açık. Etrafımızdaki olumsuz ortama yanıt vermek gerekiyor ve kurumsal değişim bunu yapmanın yollarından biri. AB’nin bugün karşı karşıya olduğu yeni gerçekliğe araçları ve yapıyı uyarlamamak tuhaf olurdu.”

Avrupa

Toyota ve Jaguar’dan “Made in Europe” uyarısı

Yayınlanma

Toyota ve Jaguar Land Rover (JLR), “Made in Europe” üretim hedeflerinin yatırımları ve istihdamı tehdit ettiğini ve Avrupa’da üretilen otomobilleri Çin menşeli araçlardan daha pahalı hale getireceğini belirtti.

Mevcut AB önerilerine göre, kurumsal filo araçları ve küçük elektrikli araçların kamu ihalelerine ve sübvansiyonlara hak kazanabilmesi için blok içinde monte edilmesi gerekecek.

Bu durum, Birleşik Krallık, Türkiye ve Fas gibi ülkelerden Avrupa’ya araç ihraç eden küresel otomobil üreticileri arasında büyük tepki yarattı.

Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) kapsamında AB, sübvansiyon veya kamu ihalelerine hak kazanabilmeleri için, bataryalar hariç olmak üzere otomobil parçaları için yüzde 70’lik bir yerel içerik eşiği de öneriyor.

Hindistanlı Tata Motors’a ait olan JLR, bu önerilerin, parçalarını nereden tedarik ettiklerine dair kanıt sunmak zorunda kalacak üreticiler için maliyetleri artıracağını belirtti.

Diğer otomobil üreticilerinin yöneticileri de, daha küçük tedarikçilerin parçalarının menşeini doğrulamak için gümrük belgelerini derlemenin zor olacağını belirtti.

JLR, “IAA, üreticilere ek maliyetler yüklemekte ve Avrupa otomobillerini daha pahalı hale getirmektedir. Bu, Avrupa imalatını Çin’e göre daha az rekabetçi kılan temel yapısal farklılıkları gidermek için hiçbir şey yapmamaktadır,” dedi.

Çarşamba günü Brüksel’de düzenlenen bir Automotive News etkinliğinde, Toyota’nın Avrupa operasyonlarından sorumlu Yoshihiro Nakata, önemli uluslararası ortakların “Made in Europe” kuralları dışında bırakılmasının “gelecekteki yatırımları, istihdamı ve teknoloji transferini baltalayabileceği” uyarısında bulundu.

Avrupa ve Birleşik Krallık’ta sekiz fabrikası bulunan ve bölgede 25.000 kişiyi istihdam eden dünyanın en büyük otomobil üreticisi, Japonya, Birleşik Krallık ve Türkiye’de üretilen araçların IAA sübvansiyonlarından yararlanabilmesi çağrısında bulundu.

Nakata, “Avrupa’nın dayanıklılığı sadece yerel üretime değil, aynı zamanda bölgesel ölçek ve ortak başarı yaratmak için ortaklarla çalışmaya da dayanıyor. Birlikte çalışarak hepimiz daha güçlüyüz,” dedi.

JLR ayrıca, AB’nin sadece araçların nerede monte edildiğine bakmak yerine, bir üreticinin ekonomilere ne kadar katkı sağladığını –örneğin AB ihracatı şeklinde– değerlendirmesini talep etti.

Şirket, Birleşik Krallık’ın bu çerçeve dışında bırakılmasının sektör genelinde ciddi sonuçlar doğuracağı konusunda uyarıda bulundu:

“Birleşik Krallık içeriğini AB içeriğiyle değiştirmek, karşılıklı bağımlılık nedeniyle hem Birleşik Krallık otomotiv tedarik zincirini hem de AB tedarik zincirini istikrarsızlaştırabilir.”

İngiltere’nin en büyük otomotiv işverenlerinden biri olan Nissan, daha önce bu politikanın yürürlüğe girmesi halinde amiral gemisi niteliğindeki Sunderland fabrikasını kapatacağını belirtmişti.

İstihdamın yok edilmesi, bloğun endüstriyel gerilemesini tersine çevirmek amacıyla Fransız komisyon üyesi Stéphane Séjourné tarafından mart ayında önerilen IAA ile Brüksel’in amaçlarının tam tersi.

Yasa, imalatın AB ekonomisindeki payını 2024’teki yüzde 14,3’ten 2035’e kadar yüzde 20’ye çıkarmayı hedefliyor.

Teklif, halihazırda AB’nin serbest ticaret anlaşmaları olan ülkelerdeki diğer temiz teknoloji sektörlerindeki üreticilerin “Made in Europe” statüsünden yararlanmasına izin veriyor.

Üye devletlerin ve parlamenterlerin, yasayı Birleşik Krallık merkezli otomobil üretimini de kapsayacak şekilde değiştirmeye çalışacaklarına dair işaretler var.

Fransa Ticaret Bakanı Nicolas Forissier iki hafta önce FT’ye verdiği demeçte, Brüksel’in İngiltere’nin programdan dışlanmasına ilişkin “sorunu” çözmesi gerektiğini belirtirken, bir komisyon yetkilisi de Almanya dahil üye devletlerin de İngiltere’nin dahil edilmesinden yana olduğunu kabul etti.

Müzakerelere aşina olan üst düzey bir Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi, AP’nin İngiltere’yi tam olarak dahil etmek için önerinin coğrafi kapsamını da gözden geçirebileceğini söyledi.

Fakat mevcut teklif, Volkswagen ve Stellantis gibi diğer otomobil üreticilerinin yanı sıra birçok otomobil parçası üreticisinin de desteğine sahip.

Parça üreticileri birliği Clepa’nın genel sekreteri Benjamin Krieger, programın Birleşik Krallık ve diğer serbest ticaret ortaklarına genişletilmesini desteklediklerini, ancak araçların yüzde 70’inin Avrupa’da üretilmesi şartının sulandırılmasına karşı çıkacaklarını söyledi.

Krieger şöyle dedi:

“Kan kaybını durdurmamız gerekiyor. Her şeyi ithal ederseniz, araçlar elbette daha ucuz olur, fakat Avrupa’daki üretimi feda etmiş oluruz.”

Avrupa Komisyonu, kurumsal filolar ve küçük elektrikli araçlarla ilgili önerilerin “yeşil dönüşümümüzü destekleyen kilit girişimler” olduğunu ve bu hedeflerin ama AB tedarik zincirinde “büyüme ve üretim faaliyetlerine de dönüşmesi” halinde gerçekleştirilebileceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Vucic devlet başkanlığından ayrılıp başbakan olmayı düşünüyor

Yayınlanma

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, üç ila dört ay içinde veya daha erken bir tarihte görevinden istifa edebileceğini açıkladı. İktidardaki Sırp İlerleme Partisi’nin kendisinde ihtiyaç duyması nedeniyle başbakanlığa aday olmayı her gün düşündüğünü belirten Vucic, kararın ardından ülkede parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağını bildirdi.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Radio Beograd yayınında yaptığı açıklamada, üç ila dört ay içinde veya daha erken bir tarihte görevinden istifa edebileceğini söyledi.

TASS ajansının aktardığına göre Vucic, “İstifa etmeyi planlıyorum, bu konuda sizi bilgilendireceğim, kimse için sürpriz olmayacak. Cumhurbaşkanlığı konutundaki kitaplarımı toplamaya başladım, çok fazla kitabım var” ifadelerini kullandı.

Mevcut iktidar saflarından cumhurbaşkanlığı makamı için uygun bir halef aradığını belirten Vucic, gelecekteki cumhurbaşkanı adayını “devletin ne olduğunu bilen, sorumlu, eğitimli ve enerjik bir kişi” olarak tanımladı.

Vucic ayrıca, ülkenin başbakanlık makamına adaylığını koymayı her gün düşündüğünü kaydetti. Aleksandar Vucic, mayıs ayının sonunda da yakın zamanda istifa edebileceğini dile getirmiş, ancak Mayıs 2027’de dolacak olan cumhurbaşkanlığı görev süresini kısaltmayı düşünmediğini belirtmişti.

İlk olarak 2017 yılında cumhurbaşkanı seçilen siyasetçi, 2022’de ikinci kez bu göreve getirilmişti. Ülke anayasasına göre, aynı kişi beşer yıllık iki dönemden fazla cumhurbaşkanlığı yapamıyor.

Görevden ayrılmasının ardından ülkede önce parlamento, ardından da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenleneceğini ifade eden Vucic, Bloomberg’e verdiği mülakatta, lideri olduğu Sırp İlerleme Partisi’nin kendisine ihtiyaç duyması sebebiyle hükümet başkanlığı için adaylığını koyabileceğini belirtmişti.

Sırbistan Parlamento Başkanı Ana Brnabic de iktidar partisinin, yapılacak parlamento seçimlerinde Vucic’e başbakan adayı olmayı teklif edeceğini doğrulamıştı.

Sırbistan Cumhurbaşkanı’nın yakın zamanda istifa edeceğine yönelik açıklamaları, ülkede yeniden başlayan protestoların yaşandığı bir dönemde geldi.

Mayıs ayının sonunda Belgrad’da düzenlenen “Öğrenciler Kazanıyor” adlı eylemde protestocular ile polis arasında çatışmalar çıkmıştı.

Yetkililer, mitinge katılanların sayısını 30 bin ila 34 bin kişi olarak tahmin etmişti.

Vucic ise siyasi rakiplerine diyalog çağrısında bulunarak organizatörleri gösteri sonrasındaki olaylardan ötürü suçlamıştı.

Sırbistan’daki protestolar, Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunun çatısının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından başlamıştı.

Eylemlere katılanlar, hükümeti güvenlik denetimlerinde yetersiz kalmak ve yolsuzlukla suçlayarak erken parlamento seçimlerinin yapılmasını talep ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

5 ülke, Trump’ın ilaç tehditlerine karşı AB’nin ortak bir yanıt vermesini istiyor

Yayınlanma

Beş hükümetin yaptığı açıklamaya göre, AB ülkeleri ilaç fiyatlandırma politikalarını uyumlu hale getirmeli ve ilaç maliyetleri üzerindeki baskıya karşı dağınık önlemler almaktan kaçınmalı.

“Beneluxa” girişiminin üyeleri olan Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Avusturya ve İrlanda çarşamba günü, “ortak yapısal zorluklar” konusunda işbirliğini desteklediklerini belirttiler ve “koordine edilmemiş tekil ulusal önlemler” konusunda uyarıda bulundular.

Bu açıklama, ABD ve ilaç şirketlerinin, Almanya’da Amerika’dakinden yaklaşık üç kat daha düşük olan ilaç fiyatları konusunda AB ülkeleri üzerinde baskıyı artırması üzerine geldi.

Trump yönetimi, Avrupa’dan daha yüksek fiyatlar ödemesini talep ederken, kendi ülkesinde daha düşük fiyatlar uygulamayı planlıyor.

Avrupa’daki ABD büyükelçiliklerine, İngiltere ile yapılan anlaşma gibi ulusal ilaç fiyatlandırma anlaşmalarını müzakere etme görevi verildi.

İngiltere, ABD’nin gümrük vergilerinden geçici olarak muaf tutulmak karşılığında ilaçlar için artık daha fazla ödeme yapıyor.

ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Pfizer CEO’su Albert Bourla, diğer 30 ilaç şirketi CEO’su ile birlikte Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile acil bir görüşme talep etti.

Almanya’daki ilaç endüstrisi lobisi ise İngiltere-ABD anlaşmasını “biraz kıskandığını” itiraf ediyor.

Bourla’nın Merz’e, hükümetinin ilaç fiyatlarını düşürme planlarının Pfizer’ı Almanya’daki yatırımlarını gözden geçirmeye sevk ettiğini söylediği bildirildi.

Eli Lilly ve Boehringer Ingelheim, Almanya’daki yatırımlarını şimdiden askıya aldı.

Washington’dan hükümet yetkilileri, ilaç fiyatlandırmasını görüşmek üzere Berlin’deki muhataplarıyla toplantılar yapıyor. 

Fakat Beneluxa grubu, ulusal bir yetki alanı olan fiyatlar konusunda bile Avrupa’nın bölünmüş bir tepki vermesine karşı uyarıyor.

Ülkeler şunları söyledi:

“Jeopolitik açıdan çalkantılı bir dönemde, ilaç sistemindeki mevcut gelişmelerin birlik ve koordinasyon gerektirdiğine inanıyoruz. Karşılıklı mutabakat ve işbirliği temelinde [fiyatlandırma ve geri ödeme] prosedürlerinin basitleştirilmesinin, nihayetinde yeni tedavilerin fiyatlandırılması ve geri ödemesine yönelik daha birleşik bir Avrupa yaklaşımına yol açması gerekiyor.”

Sağlık, AB kurumlarından ziyade tek tek ülkelerin yetki alanına giriyor, bu da ilaçlar konusunda ortak hareket etmeyi zorlaştırıyor. 

Fakat beş ülke tarafından yapılan açıklamada, AB ülkelerinin “Avrupa’nın dayanışmaya dayalı sistemlerini korumak için ortak bir hedefi” olduğu ve “daha derin bir işbirliğini” düşünmeleri gerektiği belirtildi.

Ülkeler, “ … hastaların şu anda ve gelecekte ilaçlara erişimini korumak için ilaç harcamalarımızın sürdürülebilir kalmasını sağlamalıyız,” diye eklediler.

AB bakanları, 16 Haziran’da Lüksemburg’da yapılacak bir toplantıda ilaç fiyatlandırması üzerindeki baskıları tartışacaklar ama rakip kamplara bölünmüş görünüyorlar.

Bir hükümet sözcüsü POLITICO’ya verdiği demeçte, İsveç’in ilaç sektöründeki jeopolitik zorluklara koordineli bir yanıt vermek üzere “yaklaşık 10” bakanı bir kahvaltı toplantısına davet ettiğini söyledi.

Tüm blok, AB Konseyi’nin Kıbrıs başkanlığının daveti üzerine, aynı günün ilerleyen saatlerinde “Avrupa’nın ilaç direncini ve özerkliğini güçlendirme” konulu bir çalışma yemeği için bir araya gelecek.

Bu arada jenerik ilaç endüstrisi lobisi, ürünlerinin AB’nin ilaçlar için daha yüksek fiyatlar ödemesi yönündeki ABD ve endüstri kaynaklı baskıyı atlatmasına yardımcı olabileceğini söylüyor.

Komisyon ve AB ülkeleriyle paylaşılan ve POLITICO tarafından elde edilen bir Medicines for Europe notu, AB’yi pahalı biyolojik ilaçlara alternatif olan patent süresi dolmuş ilaçların benimsenmesini hızlandırmaya çağırıyor ve bu stratejinin ilaç harcamaları için 10 milyar avro kaynak yaratabileceğini belirtiyorlar.

Beneluxa’nın açıklamasında ayrıca, sektöre yönelik teşviklerin “inovasyon konusundaki zorluklarımızı ancak kısmen çözebileceği” belirtiliyor.

Masada “birkaç potansiyel” teşvikten bahsedilse de, bunlardan herhangi birine özel olarak değinilmiyor; açıklamada, bunların AB düzeyinde politika olarak ilerletilmeden önce “verimli, işbirliğine dayalı ve eleştirel bir inceleme” gerektirdiği belirtiliyor.

Avrupa Komisyonu, Avrupa’da üretilmesi şartıyla belirli biyoteknoloji ilaçlarının patent haklarının uzatılmasını önerdi.

 Kamu sigortaları, hasta grupları ve jenerik ilaç endüstrisi, bu planın ilaç maliyetlerini artıracağı konusunda uyarıda bulundu.

Avrupa Parlamentosu üyeleri de, Komisyonun yeni mevzuata normalde eşlik eden resmi etki değerlendirmesi yapmadan planı sunmasına itiraz etti.

AB yürütme organı, geçen ay, kamu sigortacılarına ilaç başına yıllık 70 milyon avroya mal olacağını tahmin eden bir analiz yayınladı. 

Fakat Avrupa Parlamentosu, planın ulusal sağlık bütçelerini ne kadar zorlayacağına dair kendi çalışmasını sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English