Amerika
ABD’nin seçim raporlarında Türkiye ve Almanya detayı

Donald Trump’ın seçim sistemine yönelik tehditler hakkındaki konuşmasının ardından Beyaz Saray, altyapı zafiyetlerini ve yabancı müdahale iddialarını içeren gizli belgeleri kamuoyuyla paylaştı. ABD istihbarat kurumlarının 2018-2024 dönemine ait değerlendirmelerinde Türkiye, Almanya, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin tutumları ile seçim yazılımlarındaki teknik açıklar da yer alıyor.
Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkedeki seçim sistemine yönelik tehditlere ilişkin gerçekleştirdiği konuşmanın ardından, daha önce gizli tutulan bir dizi belgeyi kamuoyuna açıkladı.
Paylaşılan dosyalarda, Amerikan oylama altyapısının teknik zafiyetlerine dair tespitlerin yanı sıra Çin’in milyonlarca seçmenin verilerine erişim sağladığı yönündeki iddialar yer alıyor.
Belgeler arasında, Trump’ın mağlubiyetiyle sonuçlanan 2020 başkanlık seçimlerine yönelik olası müdahale tehditlerini betimleyen raporlar da bulunuyor. Bu bağlamda Rusya’ya yönelik suçlamalar da dosyalarda tekrar yer buluyor.
Çin’e yönelik suçlamalar
Belgelerdeki istihbarat verilerine göre, adı açıklanmayan bir hükümet ajansı, en az 18 eyaletteki seçmen listelerinin Çin tarafından ele geçirildiğini iddia ediyor.
Bu durumun toplamda 200 milyondan fazla seçmen kaydını etkilediği öne sürülüyor. Sızdırıldığı iddia edilen bilgiler arasında seçmenlerin isimleri, doğum tarihleri, ev adresleri, posta kodları, parti üyelikleri ve bazı durumlarda oy verme protokolleri ile yaptıkları bağışlara dair ayrıntılar bulunuyor.
Trump, gizliliği kaldırılan verilerde adı geçen Alaska, Arkansas, Colorado, Connecticut, Columbia Bölgesi, Florida, Georgia, Kansas, Michigan gibi eyaletlerin seçim altyapılarındaki kırılganlıklar konusunda uyarılarda bulundu.
Yayımlanan diğer belgeler arasında, Pekin’in 2018-2020 yılları arasında ABD seçimlerini etkileme çabalarına dair hazırlanan raporların sansürlenmiş kesitleri göze çarpıyor.
CIA tarafından hazırlanan bir bilgi notunda, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) politikasının, dönemin ABD Başkanı Trump’a yönelik desteği zayıflatmak, yeniden seçilmesini engellemek veya onu istifaya zorlamak üzerine kurulduğu iddia ediliyor.
Belgelere göre Çin, Pekin’in çıkarları doğrultusunda üst düzey Amerikalı yetkililerle temas kurabilecek kişiler üzerinde nüfuz sahibi olmak için çeşitli yöntemlere başvurdu.
Bu çerçevede akademisyenler, eski devlet memurları ve düşünce kuruluşu uzmanları Çin’e davet edilerek kendilerine yüksek paralar ödendi, yol ve konaklama giderleri karşılandı.
CIA, Çin hükümetinin 2019 yılındaki stratejisinin de Trump’a yönelik iç güveni sarsmayı hedeflediğini öne sürüyor. İstihbarat raporlarında, büyük Amerikan şirketleriyle sözleşmeler yapılarak iş dünyası liderlerinin başkan aleyhine tavır almaya zorlandığı iddia ediliyor.
Ayrıca Çin’in, Trump karşıtı makalelerin sayısını artırmak amacıyla Amerikalı gazeteciler arasında işbirliği yapabileceği isimler aradığı öne sürülüyor.
Bununla birlikte, 1 Temmuz 2020 tarihli bir başka belgede, Çin destekli siber faaliyetlerin Biden’ın seçim kampanyasını da hedef aldığı ve bunun “muhtemelen istihbarat toplama amacı” taşıdığı ifade ediliyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise Beyaz Saray’ın yayımladığı belgelere dayanan bu iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirerek, Pekin’e yönelik asılsız karalama kampanyalarına son verilmesi çağrısında bulundu.
Rusya’nın “etkisi”
Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından seçimlerden üç ay önce, 19 Ağustos 2020’de hazırlanan raporda, Rusya’nın Amerikan iç siyasetine müdahale ettiğine yönelik eski iddialar yineleniyor.
İstihbarat analizinde, Rusya’nın “eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı, Demokrat Parti’yi ve ABD siyasi elitini karalamak, aynı zamanda ülkedeki kutuplaşmayı derinleştirmek amacıyla devlet medyasını, sosyal ağları ve diğer çevrimiçi platformları kullanmayı sürdürdüğü” iddia ediliyor.
Diğer suçlamalar arasında seçimlerde usulsüzlük yapıldığına dair iddiaların yayılması ve İngilizce yayın yapan haber platformlarında yapay siyasi içerikler üretilmesi yer alıyor.
Ulusal İstihbarat Konseyi’nin 15 Ocak 2020 tarihli daha erken bir raporunda ise Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin 2020 başkanlık seçimleri sırasında ABD seçim altyapısına sızma kabiliyetine sahip olduğu yönünde görüş bildiriliyor.
Rusya, ABD seçimlerine müdahale ettiği yönündeki suçlamaları geçmişte de defalarca reddetmişti.
Belgelerin açıklanmasının ardından Kremlin, iddiaları yeniden kesin bir dille geri çevirdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Rusya hiçbir zaman başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmemiştir. Kendi iç işlerimize de kimsenin müdahale etmeye çalışmamasını umuyoruz” dedi.
Listede yer alan diğer ülkeler
Gizliliği kaldırılan dosyalarda Çin ve Rusya’nın yanı sıra İran, Türkiye, Almanya ve Suudi Arabistan’a dair de ayrıntılı değerlendirmeler bulunuyor.
Ağustos 2020 tarihli istihbarat raporunda, İran’ın Trump’a yönelik güveni sarsmak amacıyla bir “etki kampanyası” yürüttüğü öne sürülüyor. Belgede, söz konusu kampanyanın doğrudan ülkenin dini lideri Ali Hamaney tarafından onaylandığı, internet üzerinden yürütülen örtülü operasyonlarla dezenformasyon yayıldığı ve Trump’a yönelik eleştirilerin körüklendiği iddia ediliyor.
Bu faaliyetlerin özellikle ABD’deki protestolar, mektupla oy verme tartışmaları ve koronavirüs pandemisinin sonuçları üzerine yoğunlaştığı savunuluyor.
Amerikan istihbaratının analizine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere üst düzey Türk yetkililer, ABD hükümet mekanizması içinde “Türkiye karşıtı” bir tutum olduğunu düşünüyordu.
Bu sebeple Ankara’nın, Amerikalı siyasetçilerin ve adayların pozisyonlarını örtülü yollarla etkilemeye çalıştığı öne sürülüyor.
Raporda, bu yöntemler arasında “ABD’deki yerel seçim kampanyalarının gizlice fonlanması” gibi iddialar da sıralanıyor.
İstihbarat analizinde, dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in, kişisel görüş ayrılıkları ve Trump yönetiminin politikalarının Almanya, AB ve NATO’nun konumunu zorlaştırdığı yönündeki değerlendirmesi nedeniyle, 2020 seçimlerinde Donald Trump’ın kaybetmesini “neredeyse kesin olarak” tercih edeceği belirtiliyor.
Ayrıca raporda, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 2019 yılında, Trump’ın kaybetmesi durumunda Riyad’ın kendisi için kritik konularda ABD desteğini kaybedebileceğinden endişe duyduğu aktarılıyor.
Prens, belgede Washington’a en dost yabancı liderlerden biri olarak tanımlanırken, krallığın seçimlere müdahale etmeye yönelik herhangi bir girişiminden bahsedilmiyor.
Eyaletlerin seçim sistemlerindeki açıklar
Açıklanan belgelerin ayrı bir bölümü, seçimlerde kullanılan yazılımlardaki teknik sorunlara odaklanıyor. ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA) tarafından hazırlanan rapor, 2019-2024 yılları arasında yerel yönetimlerin ağlarında ve yazılımlarında yapılan denetimlere dayanıyor.
Testler sırasında uzmanların bazı durumlarda “birkaç saat veya gün boyunca ağ üzerinde tam kontrol” sağlayabildiği belgelendi.
Seçimler öncesindeki sertifikasyon kurallarının haftalar veya aylar boyunca yazılımlarda değişiklik yapılmasını yasaklaması nedeniyle, tespit edilen açıkların düzeltilmeden “aylarca veya yıllarca” kalabildiği ifade ediliyor.
Bununla birlikte, ekipmanların internetten ve yerel ağlardan tamamen izole edildiği yönündeki iddiaların her zaman gerçeği yansıtmadığı, iş bilgisayarları veya e-posta üzerinden sistemlere erişim imkanının korunmuş olabileceği belirtiliyor.
Daha önce elektronik oy pusulalarının kaybolması, sisteme işlenmeyen oylar ve oylama makinelerindeki güncelliğini yitirmiş yazılımlar gündeme gelmişti.
Yeni raporlar, risklerin sadece makinelerle sınırlı olmadığını, bilgisayar korsanlarının son on yılda 50 eyaletin tamamında seçmen kayıt veri tabanlarına sızmaya çalıştığını ve en az 20 eyalette başarılı sızmaların gerçekleştiğini ortaya koyuyor.
Ancak bu verilerin, seçim sonuçlarına doğrudan müdahale edildiğini kanıtlamadığı vurgulanıyor.
CNN’in aktardığına göre, gizliliği kaldırılan veriler büyük ölçüde uzun yıllardır bilinen ve daha önce giderilmeye çalışılan teknik açıkları tarif ediyor.
Televizyon kanalı, yayınlanan bilgilerin, Trump’ın kaybettiği 2020 seçimleri dahil olmak üzere geçmişteki herhangi bir oylamada yabancı müdahale veya hile yoluyla sonuçların değiştirildiğine dair bir kanıt sunmadığını belirtiyor.
CNN’e konuşan bir istihbarat kaynağı, Beyaz Saray tarafından açıklanan bu belgelerin ve notların, aslında 2020 seçimlerine yönelik olası yabancı müdahaleleri ele alan kapsamlı ve tek bir rapor hazırlamak amacıyla toplandığını aktardı.
Ancak aynı kaynak, yapılan incelemelerin ardından bu verilerin nihai rapora dahil edilecek kadar önemli ya da güvenilir bulunmadığını ifade etti.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor










