Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman-Fransız savaş uçağı projesi için çanlar çalıyor

Yayınlanma

Airbus şirketinde ve Alman siyasetinde, Alman-Fransız yeni Avrupa savaş uçağı “Geleceğin Savaş Uçağı Sistemi”nin (FCAS) geliştirilmesine ilişkin şüpheler artıyor.

Avrupa’nın en büyük savunma projesini yürütmesi beklenen, Almanya merkezli uçak üreticisinin savunma iştiraki ve Fransız uçak üreticisi Dassault, şu ana kadar bir anlaşmaya varamamış durumda.

Airbus’ın savunma bölümü başkanı Michael Schöllhorn, Handelsblatt’a yaptığı açıklamada, “Almanya ve Avrupa’nın yeni nesil bir hava muharebe sistemine ihtiyacı var ve Airbus böyle bir sistemi geliştirmeye hazır,” dedi.

CDU’lu Bundestag savunma komitesi başkanı Thomas Röwekamp ise “ne askeri ne de sanayi politikası açısından bu önemli teknolojiden vazgeçemeyeceklerini” söyledi.

Ne var ki Airbus ve Dassault arasındaki müzakereler aylardır tıkanmış durumda. Bu durum, çalışanlar arasında şimdiden hoşnutsuzluğa neden oluyor.

Airbus’tan Fransızlara rest: Başka cazip ortaklıklar da var

Airbus Savunma ve Uzay iş konseyi başkanı Thomas Pretzl, Handelsblatt’a verdiği demeçte Almanya’daki çalışanların netlik istediğini ve FCAS’ın nasıl devam edeceğine dair bir kararın yakında alınması gerektiğini söyledi.

Örneğin Pretzl, FCAS’ın Dassault olmadan devam edeceğini düşünüyor ve “Ortaklık, rekabet değil işbirliğine dayanır. Avrupa’da daha cazip ve uygun ortaklar var,” diyor.

FCAS, savaş uçakları, insansız hava araçları ve bir veri platformunun birleşiminden oluşacak şekilde planlanıyor. Sistem, sadece Avrupa hava sahasını korumakla kalmayıp, kıtayı Amerika’ya olan teknolojik bağımlılığından kurtarmayı da amaçlıyor.

Sadece geliştirme maliyetlerinin on milyarlarca avroya ulaşması bekleniyor, fakat sistem 2040’tan önce faaliyete geçemeyecek. Eleştirenler, bunun çok geç ve çok pahalı olduğunu söylüyor.

Fransız Dessault, kârın aslan payını istiyor

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz geçen perşembe günü İspanya’yı ziyaretinde, “Bu projede hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz. İşler şu anda olduğu gibi devam edemez,” diye şikayet etti.

Yıl sonuna kadar “bu projenin gerçekten hayata geçirilebilmesi için” bir çözüm bulunması için çaba gösterilecek ve sektör çevrelerine göre, karar ekim ayı gibi erken bir tarihte alınabilir.

İspanya, Fransa ve Almanya’nın yanı sıra FCAS ittifakının üçüncü ortağı. Sözleşmeler, Alman ve İspanyol sanayisinin projenin katma değerinin yarısından fazlasını alacağını öngörüyor.

Dassault’un son zamanlarda FCAS’ın ana unsuru olan uçağın katma değerinin yüzde 80’ini talep ettiği söyleniyor. Dassault bu rakamı reddediyor olsa da, CEO Eric Trappier, şirketinin uçağın geliştirilmesinde öncü rolünü yeniden teyit ediyor.

Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, savunma bakanlarına çıkmaza giren anlaşmazlığa bir çözüm bulma görevini vermişti. Sonuçta FCAS, Airbus’ın sivil uçak üretiminde başardığına benzer şekilde, etkili bir Avrupa işbirliğinin sembolü olması da amaçlanıyor.

Almanya ile Fransa, 6. nesil savaş uçağında anlaşamıyor

Fransa’daki kırılgan siyasi durum bütçe belirsizliğini artırdı

Fakat Alman Airbus bölümleri ile rakip Dassault Grubu arasındaki karmaşık ortak girişim yapısı, rekabeti ve güvensizliği körüklemeye devam ediyor.

Son aylarda her iki taraf da birbirinden uzaklaşma eğilimi gösterdi. Buna ek olarak, Fransa siyasi olarak felç durumda. Eski Fransız savunma bakanı Sébastien Lecornu, 9 Eylül’de yeni Fransız başbakanı olarak atandı ama ne parlamentoda çoğunluğa sahip ne de bütçesi var.

Proje planına göre, FCAS’ı ilerletmek için, sabit bir endüstriyel iş bölümü içeren milyarlarca dolarlık bir geliştirme sözleşmesinin bu yıl onaylanması gerekiyor.

Bu arada, giderek daha fazla Avrupa ülkesi, gizlilik yeteneklerine ve üstün dijital yeteneklere sahip olan ABD’li Lockheed Martin şirketinden F-35 satın alıyor. Almanya da acil durumlarda Amerikan nükleer bombalarıyla donatılabilen üç düzine F-35 sipariş etti.

Fakat F-35’lerin bir dezavantajı, uçağın yazılımı üzerinde tam kontrolün sadece ABD’de olması. Diğer bir dezavantaj ise Avrupa’nın silah harcamalarının ABD endüstrisine akması.

Almanya, İngiliz-İtalyan-Japon savaş uçağı projesini gözüne kestirdi

Öte yandan Avrupa’da başka projeler de devam ediyor. “Global Combat Air Programme” (GCAP), İngiltere’den BAE Systems, İtalya’dan Leonardo ve Japonya’dan Mitsubishi’nin ortak projesi.

GCAP için de sıcak geliştirme aşaması henüz başlamadı. Fakat eylül ayında Londra’da düzenlenen DSEI savunma fuarında, üç GCAP ortağı, başka şirketleri ve ortak ülkeleri kabul etmeye istekli olduklarını vurguladılar.

Ortakların sayısı ne kadar fazla olursa, ülke başına maliyetler o kadar düşük oluyor.

Uzmanlar, Airbus’a rotasını değiştirmesini tavsiye ediyor. Havacılık uzmanı Michael Santo, “FCAS projesi mevcut hızıyla gelişmeye devam ederse, 2050 yılına kadar eskimiş bir sisteme sahip olacağız. Fransızlar, projenin yüzde 80’ini talep ederek bir ölçüt belirliyorlar. Almanlar ise şaşkın görünüyor ve sözleşmelere atıfta bulunuyorlar,” diyor.

FCAS’ın geleceğine güvenerek devam etmenin “iktisadi açıdan sorumsuzluk” olacağını savunan Santo, “Airbus Defence’in güçlü bir ortağa ihtiyacı var ve BAE kötü bir seçim olmaz,” iddiasında bulunuyor.

Rafale ile rekabet Almanları rahatsız ediyor

İngiliz ve İtalyan sanayisiyle bir ortaklık kurulması mümkün. Airbus, BAE Systems ve Leonardo, Eurofighter’ı ortaklaşa inşa ediyor. Fransız sanayi, 1990’larda projeden çekildi ve Rafale’yi geliştirdi. O zamandan beri, Eurofighter ve Rafale küresel pazarda rakipler. Bu, Airbus ve Dassault arasında bu kadar güvensizlik olmasının bir başka nedeni.

BAE Systems ve Leonardo ile Airbus, Eurofighter üretiminden gelen köklü süreçlerden yararlanabilir. Buradaki dezavantaj ise, Airbus ve Alman sanayisinin konsorsiyuma nispeten geç katılacak olması.

Aslında, savunma projeleri için borç freni büyük ölçüde kaldırıldığından, Almanya’nın İngiltere ve İtalya’dan daha fazla mali hareket alanı var. İşçi konseyi başkanı Pretzl, Avrupa’daki diğer ortaklarla da çalışmanın mümkün olduğunu söylüyor ve “Teorik olarak, Almanya’da kendi savaş uçağımızı da geliştirebiliriz,” diyor.

Saab ile ortaklık da mümkün

Almanya’da kendi başına bir geliştirme yapılması olası görünmüyor. Bu nedenle Alman endüstrisinde İsveçli Saab seçeneği de konuşuluyor.

Saab, Eurofighter ile karşılaştırılabilir bir savaş uçağı olan Gripen’i üretiyor ve bu uçak Güney Afrika, Brezilya ve Tayland’a da teslim edildi. 

Almanya’nın bu projeyle birçok bağlantısı var ve ilişkiler mükemmel olarak değerlendiriliyor. İsveç, 2024’ten beri NATO üyesive Almanya gibi savunma harcamalarını büyük ölçüde artırıyor.

Örneğin, Airbus’ın iştiraki MBDA, Gripen silahları için güdümlü füzeler tedarik ediyor. Mart ayında İsveç hükümeti, Gripen’i Taurus seyir füzesinin en son versiyonu için de yükselteceğini duyurdu.

Haziran ayında, yapay zeka (AI) konusunda uzmanlaşmış Münih merkezli savunma startup’ı Helsing, Gripen’de Centaur adlı bir hava muharebe AI ajanı test etti.

Bu, geleceğin ortak hava muharebe sisteminin temelini oluşturuyor. Ayrıca, Eurofighter ve Gripen 1990’larda geliştirildiğinden, güncellemeleri ve olası bir halefinin tanıtımı senkronize edilebilir.

Salı günü, Savunma Bakanı Boris Pistorius, İsveçli mevkidaşı Pal Jonson ile bir araya gelecek. Bloomberg’e göre, gündemdeki konulardan biri Eurofighter’ın Saab teknolojisiyle güncellenmesi olacak.

Eurofighterlara bağımlılık biraz daha sürebilir

Alman Silahlı Kuvvetleri’nin modernize edilmiş Eurofighterları, FCAS konseptine benzer şekilde daha büyük insansız hava araçlarıyla çalışabilir. 

Airbus, ABD’li tedarikçi Kratos ile bir ortaklık kurdu ve 2029’dan itibaren Alman Silahlı Kuvvetleri’ne teslimat yapmayı planlıyor.

Buna ek olarak, Eurofighter daha önce düşünülenden daha uzun süre üretimde kalabilir. İspanya ve İtalya yeni uçaklar sipariş etti ve Almanya da Ekim ayında en az 20 adet daha sipariş etmek istiyor. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’den de ihracat talepleri var.

Airbus savunma bölümü başkanı Schöllhorn, “Geçmişte, yılda on uçaklık gerekli üretim oranını korumak için mücadele ettik. Şimdi, yeni siparişler beklediğimiz için bu oranı ikiye katlıyoruz,” diyor.

Berlin, Paris ile ortaklığı hemen bitirmek istemiyor

Yeni Eurofighter siparişleri ve tanker ve keşif uçakları ile ilgili güçlü işler, Airbus Savunma’ya yeni bir hareket alanı sağlıyor. Uydu işindeki kayıplar, Schöllhorn’u kısa süre önce dünya çapında yaklaşık 33.000 işten 2.500’ünü kesmeye zorladı. Yeni Eurofighter siparişleri ve yeni FCAS lansmanı ile yeni bir dinamik gelişebilir.

Fakat Alman politikacılar, Fransız-Alman FCAS sistemini henüz silmek istemiyorlar. CDU’lu politikacı Röwekamp, “Şu anda projeyi yavaşlatan teknik sınırlamalar değil, ulusal endüstriyel çıkarlar,” diyor.

Programın daha da geliştirilmesiyle ilgili siyasi sorunların en geç yıl sonuna kadar açıklığa kavuşmasını bekliyor ve “Güvenlik politikası hedefimiz, önemsiz endüstri politikası sorunları nedeniyle başarısızlığa uğramamalı,” diyor.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English