Avrupa
Alman savunma sanayiinde ABD sermayesi korkusu

Güçlü ABD’li yatırımcıların stratejik öneme sahip Alman savunma sektöründeki girişimlere yönelik tekrarlanan yatırımları, Almanya’da bu sektördeki kilit şirketler üzerindeki kontrolün okyanus ötesine geçebileceğine dair tartışmaları alevlendiriyor.
German Foreign Policy’deki analize göre Alman hükümeti, bankalar ve sigorta şirketleri, bağımsız bir Avrupa yatırım ortamının geliştirilmesini ilerletmek için milyarlarca avroyu harekete geçirmeye çalışırken, gelecek vaat eden şirketlerin kritik büyüme aşamalarında ABD sermayesine bağımlı kalabileceğine dair endişeler artıyor.
Meselenin özünde, insansız hava aracı, yapay zeka ve havacılık-uzay girişimlerinin milyar avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla kilit savunma teknolojileri üzerinde kimlerin etki kazandığı sorusu yatıyor.
Almanya’da şimdiye kadar hakim olan görüş, örneğin Peter Thiel’in Stark Defense üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olduğu yönündeydi.
Fakat Thiel’i çevreleyen tartışmalar, küresel rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda Almanya’nın ABD’den daha fazla finansal bağımsızlık elde etme çabalarını vurguluyor.
Alman savunma startup’larında finansman sorunu var
Almanya’da HV Capital, Earlybird ve Project A dahil olmak üzere 24 risk sermayesi şirketi, kısa süre önce güçlerini birleştirerek “Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu”nu kurdu.
Ortak bir raporda, Almanya’nın özel yatırımlar yoluyla Alman teknoloji şirketleri ile ABD’li rakipleri arasındaki finansman açığını kapatabileceği sonucuna vardılar.
2025 yılında, Alman girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yaklaşık 7 milyar avro aktı. Büyüme aşamasındaki şirketler, halihazırda kurulmuş ve şu anda büyüme aşamasında olan teknoloji şirketleri.
Bu 7 milyar avro, Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yalnızca yüzde 0,15’ini oluşturdu. Buna karşılık ABD’de bu oran yüzde 0,8 seviyesindeydi.
Dolayısıyla Alman ve Avrupalı şirketler, özellikle 100 milyon avroyu aşan büyük finansman turlarında sıklıkla ABD’li yatırımcılara bağımlı kalıyor.
Örneğin son beş yılda bu yatırımların yaklaşık yarısı ABD kaynaklıydı.
Risk sermayesi şirketleri on milyarlarca avro ek yatırım yapmalı
Bu nedenle Alman ve Avrupalı yatırımcılar, stratejik öneme sahip şirketler üzerindeki kontrolün giderek ABD’ye kayma riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda, Almanya’nın iktisadi üretimine oranla ABD’deki risk sermayesi yatırım düzeyine ulaşmak için yıllık yaklaşık 30 milyar avro ek yatırım yapması gerektiği sonucuna varılıyor.
Benzer bir mali bağımsızlık düzeyine ulaşmak için, bu tutarın 15 milyar avrosunun Almanya’dan, diğer 6 milyar avrosunun ise diğer AB ülkelerinden gelmesi gerekiyor.
Bu hedefe ulaşmak amacıyla, Allianz ve Commerzbank dahil olmak üzere büyük Alman bankaları, sigorta şirketleri ve sanayi holdingleri, devlete ait KfW’nin koordinasyonu altında, 2030 yılına kadar geleceğe yönelik sektörlere toplam 12 milyar avro yatırım yapma taahhüdünde bulunmuştu.
Fakat nisan ayı itibarıyla bu tutarın yalnızca 2,3 milyar avrosu kesin olarak taahhüt edilmişti.
Yatırımcı arayan girişimler
Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu, raporunda uzun süredir devam eden bir sorunu ele alıyor.
Almanya’da startup kurulması için genellikle devlet fonları bulunuyor. Fakat genç teknoloji şirketlerinin kâr elde etmesi genellikle birkaç yıl sürüyor ve bu aşamayı atlatmak için özel yatırımcılara güveniyorlar.
Commerzbank’ın eski CEO’su ve şu anda Alman hükümetinin yatırım komiseri olan Jörg Kukies, Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda şöyle yazıyor:
“Hızla büyüyen teknoloji şirketlerinin tüm büyüme aşamalarında finansman eksikliği var.”
Örneğin ABD’de, ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, mart ayında tek bir finansman turunda, tüm Avrupa girişimlerinin bir önceki yılın tamamında topladıklarının yaklaşık iki katı kadar sermaye topladı.
Üstelik şu anda, Alman startup’lara sağlanan sermayenin yüzde 34’ü ABD’li yatırımcılar tarafından karşılanıyor.
Siyasi açıdan asıl mesele, yapay zeka savunma şirketi Helsing, drone üreticisi Quantum Systems, robotik şirketi Agile Robots veya roket üreticisi Isar Aerospace gibi stratejik açıdan hassas şirketler için milyarlarca avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla şu anda Almanya’nın askeri güçlenmesinde merkezi bir rol oynayan bir sektör üzerinde belirli bir etki kazanması.
Almanya’da, gelecek vaat eden yüksek teknoloji ve savunma şirketlerinin kontrolünün ABD’li yatırımcılara geçmesi konusunda endişeler artıyor.
Peter Thiel endişesi
ABD’li yatırımcıların artan etkisinin bir örneği, Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in Almanya’da yaptığı yatırımlar.
Thiel’in risk sermayesi şirketi Founders Fund’ın Alman startup’ı Stark Defence’teki hissesi şu anda tartışma konusu.
Şirket, Almanya’nın önde gelen insansız hava aracı girişimlerinden biri ve gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) kamikaze insansız hava araçları tedarik etmesi planlanıyor.
Şubat ayında, Savunma Bakanı Boris Pistorius, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Elimdeki bilginin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla çoğunluk hissedarı söz konusu değil,” demiş ve Thiel’in “hissedar olarak kilit bir rol oynamadığı” sonucuna varmıştı.
Thiel’in Stark Defence’in finansmanına katılımını ciddiye alsa da bunun “gerçek bir engel olmadığını” da kabul etmişti.
Stark Defence, Thiel’in şirket yönetim kurulunda yer almadığını açıkladı. Şirkete göre denetim kurulu tamamen Avrupalılardan oluşuyor ve tüm geliştirme ve üretim tesisleri Avrupa’da bulunuyor.
Başka şirketler de finansman turuna çıkacak
Stark Defence de tek başına bir örnek değil. Son zamanlarda, Alman otonom sistemler startup’ı Arx Robotics, potansiyel alıcıların ilgisini çektiğini bildirdi.
Şirketin son haftalarda ilgilenen birkaç tarafla görüşme yaptığı söyleniyor.
Diğer savunma girişimlerinden farklı olarak, Arx Robotics şu ana kadar nispeten az sermaye topladı: Şirkete göre sadece yaklaşık 41 milyon avro.
Yatırımcılar arasında Project A, HV Capital ve NATO İnovasyon Fonu (NIF) gibi isimler yer alıyor.
Şirketin kurucusu Marc Wietfeld, Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, şu ana kadar tüm yatırımcıların Avrupa’dan olduğunu belirtti.
Fakat şirket, “er ya da geç daha büyük bir finansman turu” düzenlemeyi planlıyor. Bu tur ne kadar büyük olursa, gerekli sermayeyi yalnızca Avrupa’dan toplamak o kadar zorlaşacak.
Alman-Fransız savunma fonu kuruldu
Avrupa’daki girişimlere yönelik finansmanı güçlendirmek amacıyla, Alman yatırımcı Earlybird ve Fransız yatırımcı Atlantic Vantage Point (AVP) toplam 500 milyon avroluk ortak bir fon kuruyor.
Her iki şirketin de Haziran ortasında duyurduğu üzere, fon 20 girişime her birine 25 milyon avroya kadar yatırım yapacak.
Sermaye, uzay, hava, kara ve deniz sektörlerindeki şirketlere aktarılacak ve yalnızca askeri veya çift kullanımlı teknolojileri destekleyecek.
Amaç, Almanya’dan Helsing ve Quantum Systems ya da Fransa’dan Harmattan AI gibi savunma girişimlerinin, Avrupa dışındaki yatırımcılara ihtiyaç duymadan daha büyük finansman turlarını da yönetebilmesini sağlamak.
Almanya’da yatırım krizi
Alman savunma girişimlerine yönelik daha önceki temkinli yatırım tutumu, genel bir yatırım düşüşü eğiliminin de bir parçası.
McKinsey, yakın zamanda yayınladığı bir araştırmayla, Almanya’daki net üretken yatırımın şu anda iktisadi çıktının yalnızca yüzde 0,2’sini oluşturduğunu ortaya koydu.
Bu durum, Almanya’yı 34 önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ekonomi arasında en alt sıralara yerleştiriyor.
Örneğin Çin’de 2024 yılında net yatırım, iktisadi çıktının yüzde 23’ünü oluştururken, ABD’de bu oran yüzde 4 olarak gerçekleşti.
McKinsey’in değerlendirmesine göre, “Almanya ekonomisi […] neredeyse hiç ek üretim kapasitesi oluşturmuyor.”
Avrupa
Vatikan ile ultra-muhafazakâr cemiyet SSPX arasında ayrılık

Vatikan, Papa’nın onayı olmadan piskoposlar atayan muhafazakâr SSPX cemiyetine sert bir tepki gösterdi.
Katolik Kilisesi, “Aziz Pius X Derneği”nin (SSPX) “skizma” [schism, bölücülük, ayrılıkçılık] içinde olduğunu ilan etti, cemiyetin piskopos ve rahiplerini aforoz etti ve cemiyet mensuplarını da Katolik Kilisesi’ndeki en ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyardı.
Vatikan’ın doktrin dairesi, cemiyetin İsviçre’nin Econe kentindeki ilahiyat okulunda çarşamba günü gerçekleştirilen dört yeni piskoposun atama törenine yanıt vermek üzere, kilise kanunlarında öngörülen asgari yaptırımların çok ötesine geçti.
SSPX, eski Latin Ayini yapıyor ve “sapkınlıklarla ve hatalarla” dolu olduğunu düşündüğü Katolik Kilisesi’nin modernleştirme reformlarına karşı çıkıyor.
Çarşamba günü, yaklaşık 15.500 kişi ve çocuklarının katıldığı, ritüellerle dolu beş saatlik bir ayin sırasında SSPX, kilisenin birliği adına beklemelerini isteyen Papa XIV. Leo’ya doğrudan karşı gelerek dört yeni piskoposu atadı.
Vatikan, yayınladığı bir kararnameyle dört yeni piskoposu ve törene katılan iki piskoposu aforoz etti.
Vatikan, bu piskopos atamalarını “skizmatik bir eylem” olarak nitelendirdi ve derneğin kendisinin bir bölünmeye, yani Katolik Kilisesi ile kasıtlı bir kopuşa yol açtığını ilan etti.
Vatikan, derneğin ayinlerine katılan inananları bu uygulamayı durdurmaları konusunda uyardı ve derneğe “resmi olarak bağlı olanların” kendilerinin de bölücü sayılacağını ve aforoz edileceğini açıkladı.
Kilise, SSPX rahiplerini skizmatik ilan ederek aforoz etti ve onların uyguladığı günah çıkarma ile evlilik ayinlerini geçersiz kıldı.
Özellikle rahipleri, inananları ve alabilecekleri kutsal ayinleri hedef alan yaptırımlar son derece sert oldu ve Vatikan’ın, topluluğu yeniden Roma’nın kanatları altına almak amacıyla son yıllarda SSPX’e tanıdığı tavizleri geri aldı.
Tepkinin bu kadar sert olması, yaklaşık elli yıldır SSPX ile müzakere etmeye çalışan Kutsal Makam’ın artık sabrının taştığını gösteriyor.
Fransız Başpiskopos Marcel Lefebvre, İkinci Vatikan Konseyi’nin modernleştirici reformlarına karşı çıkmak amacıyla 1970 yılında SSPX’i kurdu.
Diğer hususların yanı sıra, Vatikan II olarak bilinen 1960’lardaki toplantılar, Kilise’nin diğer Hıristiyanlar, Yahudiler ve diğer inançlara sahip kişilerle ilişkilerinde devrim niteliğinde bir değişim yarattı ve ayinin Latince yerine yerel dilde kutlanmasına izin verdi.
Lefebvre, 1988 yılında papalık onayı olmadan dört piskoposu atadı. Vatikan, Lefebvre ve dört piskoposu derhal aforoz etti ve bu atamaları “bölücü bir eylem” olarak ilan etti.
Papa XVI. Benedikt, 2009 yılında gruba yönelik yıllardır sürdürdüğü uzlaşma çabalarının bir parçası olarak aforozları kaldırdı.
Fakat SSPX’in bugün kilisede hiçbir yasal statüsü bulunmuyor ve perşembe günü yayınlanan kararnameyle bölücü bir grup olarak ilan edildi.
Bu piskopos atamaları, kilise birliğinin gerekliliğini vurgulayan Papa Leo için bir kriz oluşturmuştu.
Leo, Papa Francis’in papalığı döneminde birçok açıdan dışlanmış olan kilisenin muhafazakâr ve gelenekçi kanadına özellikle el uzatmıştı.
Vatikan’ın bu kadar agresif tepki vermesinin bir nedeni de, grubun Roma’dan ilk ayrılışından bu yana geçen on yıllar içinde büyüyen, paralel, aşırı Katolik ve Vatikan II öncesi bir kiliseyi temsil ederek bir tür tehdit oluşturmasıydı.
SSPX istatistiklerine göre, Katolik sağın ve 1,4 milyarlık kilisenin sadece marjinal bir kesimini temsil etse de, SSPX şu anda 50 farklı milletten 6 piskopos, 751 rahip, beş ilahiyat okulunda eğitim gören 264 ilahiyat öğrencisi, 145 rahip adayı, 88 oblat ve 250 rahibeye sahip.
Kararnameye eşlik eden açıklayıcı notta Vatikan, “şefkatli bir anne gibi” herhangi bir SSPX inancını tekrar cemaate kabul etmeye istekli olduğunu belirtti.
Fakat onları kabul etmek için özel bir Vatikan birimi oluşturmadı; yalnızca dünyanın dört bir yanındaki Vatikan büyükelçilerinin, yerel piskoposların izleyeceği prosedürleri belirleyeceğini kararlaştırdı.
SSPX, Roma ile birliği kaybetmiş olsa da, Latin Ayini’ni seven pek çok diğer Katolik gelenekçi, Kutsal Makam ile birliğini sürdürüyor.
“Messa in Latino” (Latin Ayini) adlı blogun yazarı Luigi Casalini, kanon hukuku bunu öngördüğü için piskoposların aforoz edilmesinin doğru olduğunu söyledi.
Fakat aforozların SSPX rahiplerine ve inananlarına da genişletilmesinin “olağanüstü sertlikte bir eylem” olduğunu ve SSPX ayinlerinin geçersiz kılınmasının sorunlu olduğunu belirtti.
Casalini, Associated Press’e verdiği demeçte, “Her şeyden önce, 1988’deki aforozların ardından olduğu gibi, bugüne kadar potansiyel ayrılıkçıları yönetmek üzere hiçbir Vatikan organının kurulmamış olmasına inanmakta zorlanıyoruz,” dedi.
SSPX, Kilise’yi “modernizm ve liberalizm gibi hatalarla dolu olmak” ile suçlamış ve yalnızca kendisinin “Mesih’in gerçek inancını koruduğunu” iddia etmişti.
Avrupa
NATO, AWACS filosunu Saab GlobalEye ile değiştirmeyi planlıyor

Reuters’a konuşan konuya vakıf dört kaynağa göre NATO, yaşlanan AWACS erken uyarı uçaklarının yerine İsveçli Saab’ın GlobalEye gözetleme uçaklarını almayı planlıyor. Kaynaklar, kararın 7 ve 8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO toplantısında açıklanacağını belirtti.
Reuters’a konuşan konuya vakıf dört kaynağa göre NATO, yaşlanan AWACS erken uyarı uçakları filosunu İsveçli savunma şirketi Saab’ın GlobalEye gözetleme uçaklarıyla değiştirmeyi planlıyor.
Kaynaklar, bu adımın ABD Başkanı Donald Trump ile zaten hassas seyreden ilişkileri sınayabileceğini ifade etti.
Trump, NATO müttefiklerine Amerikan yapımı silah satın almaları yönünde baskı uyguluyor.
Avrupa ülkelerini kıtanın güvenliğinin mali yükünü ABD’ye bırakarak “bedavacılık yapmakla” suçlayan Trump, NATO’dan ayrılma tehdidini de defalarca dile getirdi.
Kaynaklar, NATO’nun GlobalEye planını 7 ve 8 Temmuz’da Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenecek üye ülkeler toplantısında açıklayacağını söyledi.
Dokuz metre genişliğindeki karakteristik radar kubbeleriyle adeta uçan radar kulelerini andıran NATO’nun 14 Havadan Erken İhbar ve Kontrol Sistemi (AWACS) uçağı, 1982’den bu yana ittifakın hava gözetleme kapasitesinin temel unsurlarından biri olarak görev yapıyor.
Almanya’daki Geilenkirchen Hava Üssü’nde konuşlu AWACS filosu, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahale başlatmasının ardından NATO’nun ittifakın doğu kanadındaki gözetleme görevlerinde yaygın biçimde kullanıldı.
Kaynaklar, hazırlanan yenileme planı kapsamında Geilenkirchen üssünün zamanla dünyanın en büyük GlobalEye gözetleme uçağı filosuna ev sahipliği yapabileceğini belirtti.
İlk uçuşunu 2018’de gerçekleştiren GlobalEye sistemi, Kanada merkezli Bombardier’in ürettiği Global 6500 iş jetini temel alıyor.
GlobalEye, Boeing’in 737 yolcu uçağı platformu üzerine geliştirilen, erken uyarı ile komuta ve kontrol görevleri için tasarlanan E-7 Wedgetail uçağıyla rekabet ediyor.
E-7 Wedgetail, muharebe sahasını gözetlemek ve harekâtı yönlendirmek amacıyla geliştirildi.
NATO, 2025’te altı Boeing E-7 Wedgetail uçağı satın alma yönündeki ilk planından vazgeçmişti.
Bu karar, uçağın en büyük müşterisi olan Pentagon’un 26 adet E-7 satın alma planını iptal ederek bunun yerine uydu sistemlerine daha fazla ağırlık verme kararı almasının ardından alınmıştı.
Ancak ABD Kongresi üyelerinin baskısı üzerine Savaş Bakanı Pete Hegseth, mayıs ayında Kongre’deki bir oturumda Pentagon’un E-7 uçağını yeniden bütçeye dahil etmek için çalıştığını söyledi.
Avrupa
Litvanya nükleer silah yasağını kaldırmaya hazırlanıyor

Litvanya’da parlamentoda temsil edilen partiler, ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını yasaklayan anayasal hükmün kaldırılması konusunda uzlaştı. Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, değişikliğin kısa vadede nükleer silah konuşlandırılması anlamına gelmediğini, ancak güvenlik ortamının daha da kötüleşmesi halinde ülkeye hareket alanı sağlayacağını söyledi.
Litvanya’da parlamentoda temsil edilen partiler, ülkede nükleer silah ve yabancı askeri üslerin konuşlandırılmasını yasaklayan anayasal hükmün kaldırılmasını öngören plan üzerinde uzlaştı.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda’nın açıklamasına göre, anayasa değişikliği Sovyetler Birliği’nden ayrılmanın ardından getirilen kısıtlamaları kaldırmayı amaçlıyor.
Düzenlemenin yürürlüğe girebilmesi için parlamentoda yapılacak iki ayrı oylamada milletvekillerinin üçte ikisinin desteği gerekiyor.
Nauseda, perşembe günü parlamento parti liderleriyle yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Jeopolitik ortam kötüleşiyor. Anayasamız, jeopolitik koşulların bugünkünden tamamen farklı olduğu dönemde kabul edildi” ifadelerini kullandı.
Reuters’ın aktardığı açıklamaya göre Cumhurbaşkanı, hükümetin yakın vadeli planlarında Litvanya’ya nükleer silah konuşlandırılmasının yer almadığını, ancak yasağın kaldırılmasının güvenlik koşullarının daha da kötüleşmesi halinde ülkeye gerekli adımları atma imkanı sağlayacağını söyledi.
Nauseda, Litvanya’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmaya devam edeceğini de vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2024 yılının sonunda nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasını düzenleyen güncellenmiş doktrini onaylamış, böylece nükleer güçler tarafından desteklenen nükleer olmayan tehditlere karşı da Rusya’nın nükleer silah kullanma imkanını genişletmişti.
Rus yetkililer arasında NATO ülkelerine yönelik nükleer tehditlerde en sık öne çıkan isimlerden biri olan Dmitriy Medvedev’in açıklamaları da bu tartışmaların parçası oldu.
Geçen yıl Medvedev’in açıklamalarından birinin ardından Donald Trump, kendisine “sözlerine dikkat etmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bazı Rus uzmanlar da caydırıcılık amacıyla nükleer saldırı düzenlenmesi yönünde çağrılar yaptı. Bunlar arasında Dış ve Savunma Politikası Konseyi Başkanlık Divanı Başkanı Sergey Karaganov ile savaş öncesinde Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın Rusya ofisini yöneten Dmitriy Trenin de yer aldı.
Kaynak metne göre bu gelişmeler ve Donald Trump’ın Avrupa ülkelerini savunma konusundaki kararlılığına ilişkin belirsizlikler, Avrupa’da kendi nükleer caydırıcılık kapasitesinin oluşturulmasına yönelik tartışmaları güçlendirdi.
Bu kapsamda İngiltere ve Fransa’nın katkısıyla ortak bir nükleer şemsiye oluşturulması olasılığı da gündeme geliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayı başında ülkesinin nükleer stratejisinde değişiklik yapılacağını ve “Fransız caydırıcılığında yeni bir aşamaya” geçileceğini açıklamıştı.
Fransa’nın halen yaklaşık 290 nükleer savaş başlığı bulunduğu, bunların sayısının artırılmasının planlandığı ve Fransız nükleer şemsiyesinin müttefik ülkelere genişletilmesinin hedeflendiği belirtiliyor.
Macron, Almanya, Polonya, Yunanistan, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç ile yürütülecek işbirliğinin nükleer silahların kullanılacağı ortak tatbikatları ve Fransız savaş uçaklarının bu silahlarla söz konusu ülkelerde geçici olarak konuşlandırılmasını da kapsayacağını duyurmuştu.
Dört ay önce Finlandiya da ülkesinde nükleer silah konuşlandırılmasını yasaklayan düzenlemeyi kaldırma planını açıklamıştı.
Vilnius merkezli Jeopolitik ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü siyaset bilimci Linas Kojala, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, Litvanya’da mevcut anayasal kısıtlamanın günümüzün jeopolitik koşullarıyla bağdaşmadığı konusunda geniş bir siyasi uzlaşının oluştuğunu söyledi.
Kojala, NATO müttefiklerinin nükleer silahlarının caydırıcılığın temel unsurlarından biri haline geldiğini belirterek, “Bu nedenle caydırıcılığın bu unsurunun güçlendirilmesinin önünde engel bulunmaması önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Litvanya ayrıca Almanya’ya ait zırhlı tugaya ev sahipliği yapıyor. İlk aşamada yaklaşık 500 askerden oluşan birlik için altyapı çalışmaları sürüyor.
Hızlandırılmış konuşlandırma planına göre tugayın personel sayısının 2027 yılına kadar 5 bine ulaşması ve tam operasyonel kapasiteye erişmesi öngörülüyor.
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Rusya3 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını1 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi4 gün önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Dünya Basını1 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi











