Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya ile Taliban, Afgan sığınmacılar anlaşması imzalamak üzere

Yayınlanma

Almanya ile Taliban arasında Afganistanlıların sınır dışı edilmesine ilişkin bir anlaşma imzalanmak üzere.

Alman medyasında yer alan haberlere göre, ilgili düzenlemeler hafta sonu bir Alman bakanlık heyetinin Kabil’de bulunduğu sırada yapıldı.

Anlaşma kapsamında ilk Taliban temsilcileri Almanya’da diplomat olarak akredite edildiği için, geçen hafta Bonn’daki Afganistan Başkonsolosluğu’nun tüm personeli istifa etti. Görevdeki başkonsolosun açıklamasına göre, Berlin’in bu hamlesi Almanya’da yaşayan Afganların güvenliğini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Alman hükümeti, geçtiğimiz on iki ay içinde Afganistan’a ilk sınır dışı işlemlerini gerçekleştirdi; ayrıca, Afganların kabulünü düzenlemek ve böylece kontrol edilebilir hale getirmek için 2022’de başlatılan Afganlar için federal kabul programının “mümkün olduğunca” kaldırılmasını hedefliyor. 

Program, hem prosedürsel karmaşıklıklar hem de siyasi irade eksikliği nedeniyle şu ana kadar sadece birkaç Afganistanlının kabulüne yol açtı. Bu arada, program nedeniyle Pakistan ile Almanya arasındaki gerginlik artıyor.

Berlin’deki Afgan personel istifa etti

Bonn’daki Afganistan Başkonsolosluğu’nun tüm çalışanları geçen hafta istifa etti. Bunun nedeni, Almanya’nın iki Taliban temsilcisini akredite etme kararına karşı protesto etmeleriydi.

Akreditasyon, Berlin’in Afgan yetkililerle, “Afgan suçluları” Almanya’dan sınır dışı etmek için bir anlaşma yapmaya çalıştığı sırada gerçekleşti. 

Federal hükümet sözcüsü Stefan Kornelius’a göre, iki yeni temsilci sınır dışı uçuşlarının koordinasyonuna yardımcı olacak. Ancak bu adım, şu ana kadar konsolosluk görevini yürüten Hamid Nangialay Kabiri tarafından, Taliban’a Afganistan vatandaşları hakkında hassas belgelere ve bilgilere erişim imkanı sağladığı için Almanya’da yaşayan Afganistan vatandaşlarının güvenliği için “ciddi bir tehdit” olarak eleştiriliyor. 

Almanya’da yaklaşık 442.000 Afganistan vatandaşı yaşıyor; bunların yaklaşık 36.000’i Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana Federal Almanya Cumhuriyeti’ne göç etti.

Hafta sonu, Federal İçişleri Bakanlığı’nın Federal Polis Departmanı’ndan iki memurun, gelecekteki sınır dışı işlemleri için pratik düzenlemeleri ilerletmek üzere Kabil’de bulundukları bildirildi. Buna göre, sınır dışı anlaşmasının imzalanması yakın.

Sınır dışı uçuşları genişletilecek

Taliban iktidara geldiğinde, Federal Hükümet Afganistanlıların sınır dışı edilmesini ilk etapta askıya almıştı. 

Fakat koalisyon hükümeti geri dönüşleri yeniden başlattı; geçen yılın sonunda, suçlardan hüküm giymiş 28 Afganistanlı sınır dışı edildi. 

Yeni federal hükümet, bu yılın temmuz ayında ikinci kez bu tür bir önlem aldı ve 81 Afganistanlıyı sınır dışı etti. CDU/CSU ve SPD’nin koalisyon anlaşmasında mutabık kaldığı üzere, sınır dışı işlemleri şimdi büyük ölçüde genişletilecek. 

Yaz aylarında hükümet ayrıca Afgan yerel çalışanlar için kabul prosedürünü geçici olarak askıya aldı. Fakat Dışişleri Bakanlığı’nın vize başvurusunu reddettiği bir Afgan ailenin itirazı üzerine, Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi bu askıya alma kararının yasal olduğunu açıkladı.

Mevcut federal hükümet şimdi bir adım daha ileri giderek federal kabul programını “mümkün olduğunca” sonlandırmak istiyor.

Federal Kabul Programı’nın tarihi

2021 yılında NATO birliklerinin Afganistan’dan kaotik bir şekilde çekilmesinin hemen ardından, aralarında eski Alman Silahlı Kuvvetleri yerel çalışanlarının da bulunduğu 30.000’den fazla Afganistanlı Almanya’ya göç etti.

Başlangıçta spontan bir şekilde ilerleyen süreci düzenli ve dolayısıyla kontrol edilebilir bir yöne çekmek için, trafik lambası hükümeti Ekim 2022’de “Afganistan için Federal Kabul Programı”nı başlattı.

Bu program kapsamında, Afganistan’dan Alman makamlarına çevrimiçi sığınma başvurusu yapılabilirdi. Başvurunun kabul edilmesi halinde, başvuru sahibi Pakistan’ın başkenti İslamabad’daki Alman büyükelçiliğinden Almanya’ya yasal olarak giriş yapabilmesi için giriş belgeleri alıyordu.

Bu şekilde, federal hükümet Almanya’ya kimlerin geldiğini kontrol altında tuttu. Berlin’in tercih ettiği hedef kitle, özellikle kadınlar ve “Batı değerlerine” bağlı olduğunu belirten kişilerdi. 

Programın iddialı hedefi, her ay bin Afgan’ı kabul etmek ve onları Almanya’ya uçurmaktı. Ne var ki, programın başlamasından neredeyse üç yıl sonra, sadece yaklaşık 3.000 kişi kabul edildi; bunların da sadece yarısı Almanya’ya ulaşabildi.

Kamuoyunda dile getirilen eleştiriler de programı daha da zora soktu. Örneğin, Mart 2023’te “Cicero” dergisi, bir “şeriat kadısı”nın federal kabul programının önceki bir programı aracılığıyla Almanya’ya geldiğini iddia ettiğinde, bir önceki koalisyon hükümeti tüm süreci durdurdu. Süreç, daha da sıkı kısıtlamalar getirildikten sonra yeniden başlatıldı.

AfD etkisi de programı kısıtlamıştı

Bazen federal hükümet, iç siyasi olayları da gerekçe göstererek, yetkililer tarafından zaten onaylanmış olan Afganların girişini engelledi.

Örneğin, Eylül 2024’te Afganistan’dan planlanan bir uçuş, federal hükümetin, üç doğu Alman eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri ve AfD’nin öngörülebilir seçim başarıları nedeniyle zamanlamanın çok hassas olduğunu öne sürmesi üzerine kısa sürede iptal edildi.

Zamanla, programın tamamen kaldırılmasını talep eden sesler yükseldi. CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann, Birlik liderliğindeki bir federal hükümetin iktidara gelmesiyle “Afganistan’dan gelen bu uçaklar”ın artık Almanya’ya gelmeyeceğini bile vaat etti.

Koalisyon anlaşması artık programı “mümkün olduğunca” kaldırmaktan bahsediyor; halihazırda girilmiş taahhütlerin hukuki açıdan kolayca iptal edilemeyeceği belirtiliyor.

Bununla birlikte, Şansölye Ofisi Başkanı Thorsten Frei (CDU), her taahhüdün reddedilme imkanı olup olmadığını belirlemek için “çok dikkatli” bir şekilde yeniden inceleneceğini duyurdu.

Bu tutum aslında yeni değil: Trafik lambası hükümeti de Afganların girişini birkaç kez engellemiş ve hatta Taliban’ın iktidara gelmesinden sonraki ilk sınır dışı işlemini gerçekleştirmişti.

Pakistan ile gerginlik artıyor

Bu arada Almanya ile Pakistan arasındaki gerginlikler artıyor. Vize başvurusunda bulunan Afganlar, belgelerinin incelenmesi için İslamabad’a gitmek zorunda oldukları için Pakistan vizesi almaları gerekiyor. 

Fakat Alman vize prosedürü orada sonsuza kadar erteleniyor, bu nedenle Pakistan vizeleri süresi doluyor ve nadiren uzatılıyor. Bu nedenle, birçok Afgan, vize süresi dolanları yakalamak için düzenli olarak baskınlar düzenleyen Pakistanlı yetkililer tarafından yakalanmamak için evlerinde saklanmak zorunda kalıyor.

İslamabad, Berlin’i Afganlar için vize prosedürünün hızlandırılması talebini düzenli olarak görmezden gelmekle suçluyor. Ağustos ayında Pakistan yaklaşık 435 Afganı gözaltına aldı ve 210’unu Afganistan’a sınır dışı ettiğinde durum tırmandı.

Pakistan, Almanya yıl sonuna kadar nihayet onlara vize vereceğini taahhüt ettikten sonra onları geri almaya razı oldu. Fakat İslamabad’ın sabrı tükeniyor. Şu anda, Alman kabul programı kapsamında yaklaşık 2.280 Afganistanlı Pakistan’da bulunuyor. Federal hükümet kabul sürecini yeterince geciktirirse, onlar da Afganistan’a geri gönderilecek.

Diplomasi

ABD Senatosunda Lindsey Graham’ın Rusya’ya yaptırım paketi gündemde

Yayınlanma

ABD Kongresinde, yakın zamanda hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısını yaşatmak amacıyla hazırlanan Rusya karşıtı yeni yaptırım yasa tasarısı ele alınıyor. The Hill gazetesinin aktardığı ayrıntılara göre, son bir yılda sayfa sayısı iki katına çıkan “2026 Rusya Yaptırımları Yasası” başlığını taşıyan tasarı, Rusya’dan enerji satın alan ülkelere yüzde 100’e varan gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.

ABD Kongresinde, yakın zamanda yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın anısına, Rusya’ya yönelik hazırladığı yeni yaptırım yasa tasarısının kabul edilmesi yönündeki görüşmeler hız kazandı.

The Hill gazetesinin haberine göre, geçen yıl nisan ayında sunulan ancak yasalaşma süreci tıkanan tasarı, son bir yılda neredeyse iki kat genişleyerek 31 sayfadan 61 sayfaya ulaştı.

Tasarının yasalaşma ihtimalinin, Graham’ın vefatının ardından hem Beyaz Saray hem de kongre üyelerinden gelen açıklamalar doğrultusunda arttığı belirtiliyor.

Senatör Graham, ölümünden kısa süre önce Moskova’ya yönelik uzun süredir askıda bekleyen yaptırım paketi konusunda Beyaz Saray ile uzlaşmaya vardığını açıklamıştı.

Beyaz Saray sözcüsü, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu girişimi destekleyeceğini teyit ederken, Trump konuya ilişkin henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Nisan 2025’te sunulan tasarının yasalaşma sürecinin daha önce duraklaması, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yürüttüğü müzakerelere bağlanıyordu.

Geçen yılın aralık ayında tasarının kabul edilmesi için yeni bir fırsat doğsa da Demokratlar, başkana tanınan geniş gümrük vergisi yetkileri ve yaptırımları hafifleten bazı maddeler nedeniyle çekincelerini dile getirmişti.

Ancak Trump’ın son haftalarda Ukrayna’ya yönelik desteğini artırması ve Patriot önleyici füzelerinin ortak üretimine izin vermesi, yasa tasarısının yeniden gündeme gelmesinde belirleyici oldu.

Yüzde 100’e varan gümrük vergisi ve ikincil yaptırımlar

“2026 Rusya Yaptırımları Yasası” adını taşıyan yeni taslak, Moskova’ya yönelik kısıtlamaların kaldırılmasından önce Kongreye zorunlu rapor sunulmasını ve ek muafiyet şartlarını içeriyor.

Tasarının en dikkat çekici maddelerinden biri, Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan veya bu ülkeden yüksek hacimde petrol ve doğalgaz satın alan üçüncü ülkelere yönelik ikincil yaptırım yetkisi veriyor.

Daha önce yüzde 500 olarak önerilen bu gümrük vergisi oranı, yeni taslakta yüzde 100 olarak sınırlandırıldı.

Tasarıda ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri, Rusya’nın tescilsiz tankerlerden oluşan tanzim filosu (gölge filo) ve diğer finansal kuruluşlara yönelik önlemler yer alıyor.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, belgenin ilgili komisyonlara sevk edileceğini belirterek, bu yasanın kabul edilmesinin “Lindsey Graham’ın mirasına mükemmel bir saygı duruşu olacağını” ifade etti.

Sürecin arka planı

Senatör Lindsey Graham, 11 Temmuz’da 71 yaşında kalp ve damar rahatsızlığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmişti. Teksas Temsilcisi Michael McCaul, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Graham’ın vefat ettiği gün kendisiyle Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları görüştüğünü aktarmıştı.

CBS televizyonunun haberine göre de Beyaz Saray, Rus petrolü satın alan ülkelere gümrük vergisi uygulanması planına destek verdiğini bildirmişti.

Graham, 2018 yılında da Rusya’nın egemen borcuna ve siber sektörüne yönelik ağır kısıtlamalar öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının eş sunuculuğunu üstlenmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FIFA, Çin ile yayın pazarlığında geri adım attı

Yayınlanma

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı analizde, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik yaklaşımı ile kurumun Çin devlet televizyonu CCTV karşısındaki ticari geri adımı ele alındı.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklığında gerçekleştirilen FIFA Dünya Kupası müsabakaları tamamlanırken, spor dünyasında turnuvanın hem ticari başarıları hem de yönetimsel krizleri tartışılıyor.

Finlandiya basınından Helsinki Times gazetesinde Bai Ruide imzasıyla yayımlanan “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı değerlendirme yazısında, futbolun küresel yönetim mekanizmasındaki güç kaymaları ele alındı.

Yazıda, seyirci rekorları ve yüksek gelirlerle tarihi bir başarı elde edildiğini savunan FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun, siyasi figürlerle kurduğu ilişkiler eleştirildi.

Analist Ruide, Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yakınlaşma çabalarının ve futbolun yerleşik teamüllerini esnetmesinin, kurumsal saygınlığa zarar verdiğini ve kamuoyunda alay konusu olduğunu kaydetti.

Finlandiya merkezli Helsinki Times gazetesinde yayımlanan Bai Ruide imzalı “Infantino’nun Waterloo’su ve Batı Hegemonyasının Çöküşü” başlıklı görüş yazısının tamamı:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen FIFA Dünya Kupası sona yaklaşıyor. FIFA’nın yüzyıllık tarihinde hem en başarılı hem de en tartışmalı turnuva oldu. Katılan takım sayısının ve maç sayısının artmasıyla birlikte seyirci sayıları ve ticari gelirlerde de yeni rekorlar kırıldı. FIFA’nın dokuzuncu başkanı Gianni Infantino, “tarihi başarılar” olarak nitelendirdiği bir dizi gelişmeyi kutlamak için her türlü nedene sahip.

Bir başka inkâr edilemez gerçek daha ortaya çıktı: Turnuva etrafındaki kaosun ortasında insanlar büyüyen bir krizin farkına vardı. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyuna açıkça kabul etsin ya da etmesin, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; dünya futbolundaki tartışmasız otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası hâline gelebilir.

Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, Başkan Donald Trump’a yaranmak için ne kadar istekli göründüğünü, hatta futbol dünyasını yöneten uzun süredir yerleşik kuralları hiçe sayacak kadar ileri gittiğini görmezden gelmek zor. Başkan Trump ise, İtalya Başbakanı ile olan etkileşimlerinde olduğu gibi, bu saygıyı tereddüt etmeden kabul etti. Bunun hemen ardından hem FIFA hem de yönetimi kamuoyu tarafından “bir sirk ve palyaçosu” olarak alay konusu oldu.

Bay Infantino’nun eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak bu kendi kendine yapılan hatalar, muhteşem kendi kalesine atılan goller gibi, FIFA’nın güvenilirliğini ciddi şekilde zedeledi. Ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçeklik. Hasarın ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olacağını belirlemek ise imkânsız.

Aslında, ezici güvenin yerini güven kaybına bırakması, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Üç yıl önce FIFA, pazarlık konusu olmayacağını söylediği bir fiyat talep etmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça sonunda CCTV’nin neredeyse tüm şartlarını kabul etti. Çin millî futbol takımının turnuvaya katılmaya hak kazanamaması alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Bay Infantino’ya acı bir ders verdi.

FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyerek, “CCTV ile görüşmelerimiz son derece başarılı geçti; her iki taraf için de kazançlı bir sonuçtu.” dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarından gelen haberler, yaygın olarak paylaşılan bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı görüşmelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları görüşmelerindeki bu yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde hâlâ etkisini sürdürüyor gibiydi. Bay Infantino’nun daha sonraki birçok hatası da bu izlenimi daha da güçlendirdi.

Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırma konusundaki amansız çabası yadsınamaz. Başkan Trump’ın gözünde belki de üniversite mezunu bile sayılmaz; ancak Çin’in bugünkü gücünü hafife alması, dünyanın mevcut durumu hakkında yaptığı aynı yanlış değerlendirmeyi yansıtıyor.

Batı medeniyeti, öz değerlendirme ilkesi olarak sıklıkla Sokrates’in ünlü “Kendini tanı.” sözünü kullanır. Ancak FIFA yönetimi, günümüz dünyasında yaşanan derin dönüşümü fark edememiş ya da FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini anlayamamıştır.

İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın anlaşması imzalamaya zorlanmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 Başkanı, Paris Saint-Germain Başkanı ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı tarafından tebrik mesajları gönderildi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını güvence altına aldığı için tebrik ederken, aynı zamanda Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği umutlarını dile getirmeye daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Bu, FIFA’nın aleyhine duyulan bir sevinç anlamına gelmeyebilir; ancak Çin medyasının etkisinin ve müzakere gücünün önemli ölçüde arttığını kesinlikle gösteriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, FIFA’nın CCTV ile yaptığı görüşmeler tam bir yenilgi olarak nitelendirilemez; zira her iki taraf da anlaşmayı karşılıklı olarak faydalı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte, karşı tarafı hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, daha geniş Batı dünyası için de ders niteliğindedir.

Çin’in elektrikli araçları küresel çapta popülerlik kazanmaya başladığında Batı’daki birçok kişi onları “şarj istasyonları olmayan hurda metalden başka bir şey değil” diyerek alaya aldı. Çin’in insansı robotları Bahar Festivali Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular gösteriyi “yapay zekâ tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil” diyerek küçümsedi. Gerçeklik onları defalarca yanılttıktan sonra, bu kendini uzman ilan edenlerin çoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini kaybetti, hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.

Bir açıdan bakıldığında, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesaplaması, yeni dönemde Batı’nın Çin’i yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerilemesi bir gecede olmadı. Batı toplumlarının birçoğu bunu kabul etmekte isteksiz olsa da, bu uzun zamandır devam eden bir süreçti.

Gerçekte, insanlar akılcılığa döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olanakları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Sonuçta, Dünya Kupası yayın hakları anlaşmasına eninde sonunda varılmadı.

Bu, nihayetinde yeni bir çağdır.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

Yayınlanma

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.

Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.

Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.

Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.

Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.

Düşük kârlı projelerden çıkış

Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.

Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.

Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.

Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Stratejik yönelimde değişim

Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.

Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.

Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.

CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English