Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya ile Taliban, Afgan sığınmacılar anlaşması imzalamak üzere

Yayınlanma

Almanya ile Taliban arasında Afganistanlıların sınır dışı edilmesine ilişkin bir anlaşma imzalanmak üzere.

Alman medyasında yer alan haberlere göre, ilgili düzenlemeler hafta sonu bir Alman bakanlık heyetinin Kabil’de bulunduğu sırada yapıldı.

Anlaşma kapsamında ilk Taliban temsilcileri Almanya’da diplomat olarak akredite edildiği için, geçen hafta Bonn’daki Afganistan Başkonsolosluğu’nun tüm personeli istifa etti. Görevdeki başkonsolosun açıklamasına göre, Berlin’in bu hamlesi Almanya’da yaşayan Afganların güvenliğini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Alman hükümeti, geçtiğimiz on iki ay içinde Afganistan’a ilk sınır dışı işlemlerini gerçekleştirdi; ayrıca, Afganların kabulünü düzenlemek ve böylece kontrol edilebilir hale getirmek için 2022’de başlatılan Afganlar için federal kabul programının “mümkün olduğunca” kaldırılmasını hedefliyor. 

Program, hem prosedürsel karmaşıklıklar hem de siyasi irade eksikliği nedeniyle şu ana kadar sadece birkaç Afganistanlının kabulüne yol açtı. Bu arada, program nedeniyle Pakistan ile Almanya arasındaki gerginlik artıyor.

Berlin’deki Afgan personel istifa etti

Bonn’daki Afganistan Başkonsolosluğu’nun tüm çalışanları geçen hafta istifa etti. Bunun nedeni, Almanya’nın iki Taliban temsilcisini akredite etme kararına karşı protesto etmeleriydi.

Akreditasyon, Berlin’in Afgan yetkililerle, “Afgan suçluları” Almanya’dan sınır dışı etmek için bir anlaşma yapmaya çalıştığı sırada gerçekleşti. 

Federal hükümet sözcüsü Stefan Kornelius’a göre, iki yeni temsilci sınır dışı uçuşlarının koordinasyonuna yardımcı olacak. Ancak bu adım, şu ana kadar konsolosluk görevini yürüten Hamid Nangialay Kabiri tarafından, Taliban’a Afganistan vatandaşları hakkında hassas belgelere ve bilgilere erişim imkanı sağladığı için Almanya’da yaşayan Afganistan vatandaşlarının güvenliği için “ciddi bir tehdit” olarak eleştiriliyor. 

Almanya’da yaklaşık 442.000 Afganistan vatandaşı yaşıyor; bunların yaklaşık 36.000’i Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana Federal Almanya Cumhuriyeti’ne göç etti.

Hafta sonu, Federal İçişleri Bakanlığı’nın Federal Polis Departmanı’ndan iki memurun, gelecekteki sınır dışı işlemleri için pratik düzenlemeleri ilerletmek üzere Kabil’de bulundukları bildirildi. Buna göre, sınır dışı anlaşmasının imzalanması yakın.

Sınır dışı uçuşları genişletilecek

Taliban iktidara geldiğinde, Federal Hükümet Afganistanlıların sınır dışı edilmesini ilk etapta askıya almıştı. 

Fakat koalisyon hükümeti geri dönüşleri yeniden başlattı; geçen yılın sonunda, suçlardan hüküm giymiş 28 Afganistanlı sınır dışı edildi. 

Yeni federal hükümet, bu yılın temmuz ayında ikinci kez bu tür bir önlem aldı ve 81 Afganistanlıyı sınır dışı etti. CDU/CSU ve SPD’nin koalisyon anlaşmasında mutabık kaldığı üzere, sınır dışı işlemleri şimdi büyük ölçüde genişletilecek. 

Yaz aylarında hükümet ayrıca Afgan yerel çalışanlar için kabul prosedürünü geçici olarak askıya aldı. Fakat Dışişleri Bakanlığı’nın vize başvurusunu reddettiği bir Afgan ailenin itirazı üzerine, Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi bu askıya alma kararının yasal olduğunu açıkladı.

Mevcut federal hükümet şimdi bir adım daha ileri giderek federal kabul programını “mümkün olduğunca” sonlandırmak istiyor.

Federal Kabul Programı’nın tarihi

2021 yılında NATO birliklerinin Afganistan’dan kaotik bir şekilde çekilmesinin hemen ardından, aralarında eski Alman Silahlı Kuvvetleri yerel çalışanlarının da bulunduğu 30.000’den fazla Afganistanlı Almanya’ya göç etti.

Başlangıçta spontan bir şekilde ilerleyen süreci düzenli ve dolayısıyla kontrol edilebilir bir yöne çekmek için, trafik lambası hükümeti Ekim 2022’de “Afganistan için Federal Kabul Programı”nı başlattı.

Bu program kapsamında, Afganistan’dan Alman makamlarına çevrimiçi sığınma başvurusu yapılabilirdi. Başvurunun kabul edilmesi halinde, başvuru sahibi Pakistan’ın başkenti İslamabad’daki Alman büyükelçiliğinden Almanya’ya yasal olarak giriş yapabilmesi için giriş belgeleri alıyordu.

Bu şekilde, federal hükümet Almanya’ya kimlerin geldiğini kontrol altında tuttu. Berlin’in tercih ettiği hedef kitle, özellikle kadınlar ve “Batı değerlerine” bağlı olduğunu belirten kişilerdi. 

Programın iddialı hedefi, her ay bin Afgan’ı kabul etmek ve onları Almanya’ya uçurmaktı. Ne var ki, programın başlamasından neredeyse üç yıl sonra, sadece yaklaşık 3.000 kişi kabul edildi; bunların da sadece yarısı Almanya’ya ulaşabildi.

Kamuoyunda dile getirilen eleştiriler de programı daha da zora soktu. Örneğin, Mart 2023’te “Cicero” dergisi, bir “şeriat kadısı”nın federal kabul programının önceki bir programı aracılığıyla Almanya’ya geldiğini iddia ettiğinde, bir önceki koalisyon hükümeti tüm süreci durdurdu. Süreç, daha da sıkı kısıtlamalar getirildikten sonra yeniden başlatıldı.

AfD etkisi de programı kısıtlamıştı

Bazen federal hükümet, iç siyasi olayları da gerekçe göstererek, yetkililer tarafından zaten onaylanmış olan Afganların girişini engelledi.

Örneğin, Eylül 2024’te Afganistan’dan planlanan bir uçuş, federal hükümetin, üç doğu Alman eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri ve AfD’nin öngörülebilir seçim başarıları nedeniyle zamanlamanın çok hassas olduğunu öne sürmesi üzerine kısa sürede iptal edildi.

Zamanla, programın tamamen kaldırılmasını talep eden sesler yükseldi. CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann, Birlik liderliğindeki bir federal hükümetin iktidara gelmesiyle “Afganistan’dan gelen bu uçaklar”ın artık Almanya’ya gelmeyeceğini bile vaat etti.

Koalisyon anlaşması artık programı “mümkün olduğunca” kaldırmaktan bahsediyor; halihazırda girilmiş taahhütlerin hukuki açıdan kolayca iptal edilemeyeceği belirtiliyor.

Bununla birlikte, Şansölye Ofisi Başkanı Thorsten Frei (CDU), her taahhüdün reddedilme imkanı olup olmadığını belirlemek için “çok dikkatli” bir şekilde yeniden inceleneceğini duyurdu.

Bu tutum aslında yeni değil: Trafik lambası hükümeti de Afganların girişini birkaç kez engellemiş ve hatta Taliban’ın iktidara gelmesinden sonraki ilk sınır dışı işlemini gerçekleştirmişti.

Pakistan ile gerginlik artıyor

Bu arada Almanya ile Pakistan arasındaki gerginlikler artıyor. Vize başvurusunda bulunan Afganlar, belgelerinin incelenmesi için İslamabad’a gitmek zorunda oldukları için Pakistan vizesi almaları gerekiyor. 

Fakat Alman vize prosedürü orada sonsuza kadar erteleniyor, bu nedenle Pakistan vizeleri süresi doluyor ve nadiren uzatılıyor. Bu nedenle, birçok Afgan, vize süresi dolanları yakalamak için düzenli olarak baskınlar düzenleyen Pakistanlı yetkililer tarafından yakalanmamak için evlerinde saklanmak zorunda kalıyor.

İslamabad, Berlin’i Afganlar için vize prosedürünün hızlandırılması talebini düzenli olarak görmezden gelmekle suçluyor. Ağustos ayında Pakistan yaklaşık 435 Afganı gözaltına aldı ve 210’unu Afganistan’a sınır dışı ettiğinde durum tırmandı.

Pakistan, Almanya yıl sonuna kadar nihayet onlara vize vereceğini taahhüt ettikten sonra onları geri almaya razı oldu. Fakat İslamabad’ın sabrı tükeniyor. Şu anda, Alman kabul programı kapsamında yaklaşık 2.280 Afganistanlı Pakistan’da bulunuyor. Federal hükümet kabul sürecini yeterince geciktirirse, onlar da Afganistan’a geri gönderilecek.

Diplomasi

AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.

Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.

Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.

Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.

Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.

Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.

Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.

Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.

Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.

Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.

Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:

“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”

Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı. 

Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.

Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı. 

Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.

Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.

Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı. 

Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.

Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English