Avrupa
Almanya, savunmada öne geçmek için hamleye başladı

Almanya, büyük bir savunma hamlesi yapmaya hazırlanıyor ve bu kapsamda özellikle havacılık alanında gözünü yükseklere dikmiş durumda.
POLITICO’ya göre Fransa, Almanya ve İspanya’nın yeni nesil savaş uçağını (FCAS) ortaklaşa üretme planları suya düşmüş olabilir ama Almanya’nın havacılık alanındaki hedefleri hâlâ geçerliliğini koruyor.
Şansölye Friedrich Merz, dün (10 Haziran) ILA Berlin Hava Gösterisi’nin açılışında sivil havacılık, askeri havacılık, inovasyon ve ulusal güvenliği bir araya getirmeyi amaçlayan yeni bir havacılık stratejisi sunarak, “Almanya her zaman havacılığın öncüsü olmuştur,” dedi.
Bu güven, Fransa’nın Dassault Aviation ile Almanya’nın Airbus Defence and Space arasındaki uzlaşmaz farklılıklar nedeniyle sona eren Geleceğin Muharebe Hava Sistemi savaş uçağı bileşeninin çöküşünden sonra Almanya’nın kendini özgür hissettiğini vurguluyor.
Fakat savunma harcamaları düşük ve askeri-sanayi sektörü daha az gelişmiş olan İspanya ile teknolojik olarak gelişmiş ancak nakit sıkıntısı çeken Fransa’nın aksine, Berlin hava gösterisindeki atmosfer, Almanya’nın en son teknolojiye sahip bir savaş uçağı inşa etmek gibi devasa bir projeyi üstlenebilecek teknolojiye, şirketlere ve mali esnekliğe sahip olduğu hissini vurguladı.
Merz, Fransa ile savaş uçağı projesinin sona ermesini diplomatik bir utançtan endüstriyel bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor.
Şansölye, uzun süredir devam eden çıkmazın sona ermesinin, endüstriye modern bir savaş uçağı üretimi konusunda başka yollardan ilerlemek için “yeni olanaklar açacağını” savundu.
Bu, Almanya’nın paranın liderliğe dönüşmesini bekleyen bir ülke gibi konuşmaya başladığını gösteriyor.
On yıllardır, tarihsel olarak güçlü bir orduya sahip Avrupa’nın iki nükleer gücünden biri olan Fransa, savunma konusunda Almanya’ya karşı psikolojik bir üstünlüğe sahipti.
Fransa’nın Dassault ve Rafale savaş uçağı, nükleer misyonu, uçak gemileri ve havacılık ve uzayı ulusal gücün bir ifadesi olarak gören bir devlet geleneği vardı.
Buna karşılık Almanya, çok uluslu programlarda daha rahattı; güçlü, zengin ve teknolojik olarak yetenekliydi ama nadiren öncü olmaya istekliydi.
Fakat şimdi denge değişiyor. NATO’nun tanımına göre, Almanya 2019’da savunma harcamalarında Fransa’yı geride bıraktı. Berlin 46,9 milyar avro harcarken, Fransa’nın harcaması 44,2 milyar avro oldu.
2029 yılına kadar Almanya’nın savunmaya yıllık 153 milyar avro harcaması bekleniyor. Bu, GSYİH’nin yaklaşık yüzde 3,5’i ve NATO’nun 2035 hedefi ve ülkenin yeniden birleşmesinden bu yana en iddialı askeri genişleme planıyla uyumlu.
Buna karşılık Fransa, şu anda Fransız parlamentosunda görüşülmekte olan güncellenmiş askeri planlama yasası sayesinde 2029’da 72,8 milyar avroya ulaşmayı planlıyor.
Fransa çok daha sıkı mali kısıtlamalarla karşı karşıya ve bütçe denetçileri, ekstra savunma harcamalarının siyasi açıdan sorunlu sosyal harcama kesintileri anlamına gelebileceği konusunda uyarıyor. Almanya’nın kamu borcu GSYİH’nın yüzde 63,5’i iken, Fransa’nınki yüzde 115,6.
Paris finansal zorluklarla karşı karşıya olsa da, teknoloji konusunda deneyime sahip. Rafale, Dassault tarafından geliştirildi ve şirket, güçlü ihracat satışları sayesinde projenin finansmanına katkıda bulundu.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2021’de verdiği 80 adet Rafale F4 jet siparişi, büyük bir nakit enjeksiyonu oldu.
Fakat Dassault CEO’su Éric Trappier’in defalarca şirketinin bunu yapma kapasitesine sahip olduğunu söylediği gibi, kendi altıncı nesil avcı uçağını geliştirmek istiyorsa, gelecekteki ihracatları garantilemek zorunda kalacak.
Genel FCAS programının değeri yaklaşık 100 milyar avro olarak tahmin ediliyor; bu, Fransa’nın tek başına finanse etmesi zor bir ölçek.
Ne var ki ihracatın da riskleri var. Paris, Abu Dabi’nin Rafale F5’in modernizasyonunun finansmanına yardımcı olacağını umuyordu. Fakat La Tribune’e göre, Birleşik Arap Emirlikleri’nin geliştirme sürecine daha fazla dahil olmak ve ileri teknolojilere erişim talep etmesiyle görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Bu durum, FCAS’ın ardındaki orijinal mantığı vurguluyor: Fransa daha gelişmiş savaş uçağı üretim teknolojisine sahipken, Almanya’nın daha büyük bir bütçesi var.
Fakat şimdi Alman sanayisi, Fransa’nın geride bıraktığı alana hızla giriyor.
Airbus liderliğindeki ve Team Gen 6 olarak adlandırılan savunma şirketleri grubu, bu hafta altıncı nesil savaş uçağı projesi hakkında Alman hükümetine bir görüş belgesi sundu.
Grupta Airbus, Diehl Defence, Hensoldt, Liebherr, MBDA, MTU Aero Engines ve Rohde & Schwarz yer alıyor.
Airbus Defence and Space başkanı Michael Schoellhorn, Alman sanayisinin “FCAS ve altıncı nesil savaş uçağını Avrupa için ve Avrupa ile birlikte geliştirmek ve üretmek için gerekli uzmanlığa, teknolojilere, kapasiteye ve net kararlılığa sahip olduğunu” söyledi.
Schoellhorn’un yorumları, Almanya’nın sadece Avrupa’nın bir sonraki savaş uçağına katkıda bulunmayı teklif etmediğini gösteriyor. Kendisini endüstriyel ağırlık merkezi olarak sunuyor.
Schoellhorn, “Almanya’nın tek başına hareket etmesini desteklemiyoruz. Avrupalı düşünüyoruz. Fakat Alman sanayisinin merkezi bir rol üstlenmesini istiyoruz,” dedi.
Yine de, son teknoloji ürünü bir hayalet avcı uçağı ile gelecekteki savaş alanında hayatta kalmak için gerekli insansız hava araçları, gözetleme ve bilgisayar sistemlerini inşa etmek için paradan daha fazlasına ihtiyaç var.
Almanya’nın ortaklara, bir ihracat stratejisine, mühendislik otoritesine ve siyasi döngülerden etkilenmeyecek askeri gereksinimlere ihtiyacı olacak.
Fakat ILA’daki hava yenilgi havasında değildi. Sabah Schoellhorn ile birlikte sahneye çıkan Alman Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Holger Neumann, aciliyetin önemini vurgulayarak Bundeswehr’in “bir veya üç yıl sonra değil, bugün” cevaplara ihtiyacı olduğunu söyledi.
Merz, Almanya’nın yeni kazanılan özgüvenini şöyle özetledi:
“Almanya, havacılığın geleceğini yaşayan ve ona yatırım yapan bir ülke olarak kendini tanıtıyor. Biz, tüm havacılık endüstrisi için cazip bir konumdayız, sivil ve askeri havacılık alanındaki yeniliklerle dünyanın zirvesinde yer alan bir konumdayız.”
Avrupa
Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Berlin’de eyalet seçimlerini birinci sırada bitiren Sol Parti, zafer partisine katılan isimler nedeniyle kriz yaşıyor.
Partinin Federal Meclis üyesi Ferat Koçak, suç dünyasıyla olan bağlantılarına yönelik eleştirilerin ardından parlamento görevlerinden ayrılıyor.
Partinin meclisteki grup başkanı Sören Pellmann, “Ferat Koçak, tam şeffaflık sağlanana kadar bir sonraki duyuruya kadar geri çekileceğini bize bildirdi. Gelişmeleri bekleyip göreceğiz,” dedi.
Pellmann, Koçak’ın bir sonraki duyuruya kadar Federal Meclis İçişleri Komisyonu toplantılarına da katılmayacağını söyledi. Koçak ayrıca şimdilik kamuoyu önüne çıkmaktan da kaçınacak.
Pellmann, olası diğer sonuçların “daha sonra birbirimizle dayanışma içinde” tartışılacağını belirtti.
Koçak, organize suçla ilişkilendirilen Remmo aşiretinin bir üyesiyle yazışmaları nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.
Söz konusu olay, özellikle Koçak ile aile reisi Issa Remmo’nun oğlu Firas Remmo arasındaki mesajlaşmayı içeriyor.
Koçak, “birçok kişiyle” mesajlaştığı için muhatabının kim olduğunu bilmediğini iddia etti. Issa Remmo’ya gönderdiği selamları ise “nezaket” olarak nitelendirdi.
Aynı zamanda Sol Partili milletvekili, “organize suçla bağlantılı” kişilerle temas kurmanın “hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.
Koçak’a yöneltilen suçlamalar, Issa Remmo’nun Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinin yapıldığı akşam Berlin’in Neukölln semtinde düzenlenen Sol Parti’nin seçim partisine katılmış olması nedeniyle daha da ağırlaştı.
Sol Parti, Remmo’nun davet edilmediğini ve dışarı çıkarıldığını belirterek olaydan uzak durdu.
Bunun üzerine diğer partiler, Koçak’ın Bundestag’daki Sol Parti milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti.
Koçak daha önce, şüpheleri gidermek ve ekibiyle istişare ederek iletişim yöntemlerini gözden geçirmek için zaman ayırmak istediğini açıklamıştı.
Bu durum, kendi partisi içinde de eleştirilere yol açtı. Örneğin, uzun süredir Federal Meclis üyesi olan ve parlamentonun eski başkan yardımcısı Petra Pau, X’te yaptığı açıklamada, “Şu anda ‘zaman ayırmak’ aslında ne anlama geliyor? Artık sorumluluk alın,” dedi ve bu durumda, “artık saflığa inanamayacağını” söyledi.
Sol Parti’nin federal genel sekreteri Janis Ehling ise şöyle konuştu:
“Bu durumda olduğu gibi, bağlantılarla ilgili en ufak bir izlenim bile partimizin itibarına zarar veriyor.”
Fakat Pau’nun aksine, Ehling, Koçak’ın iddialara yanıt vermek için zaman ayırmayı planladığını duyurmasını övdü.
Yeşiller’in milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge de Sol Parti’nin milletvekili grubuna Koçak’ı ihraç etmeleri için çağrıda bulunmuştu.
Dröge, Sol Parti’ye “Bay Koçak’ın Sol Parti milletvekili grubunun bir parçası olmaması” yönünde tavsiyede bulunacağını söyledi.
Aynı zamanda Dröge, Koçak’a yönelik eleştirileri, partisinin Sol Parti’nin kendi saflarındaki “antisemitizmle mücadele” konusunda yeterince çaba göstermediğine dair suçlamalarıyla ilişkilendirdi.
Remmo’nun da katıldığı Neukölln seçim partisine İsrail karşıtı aktivist İbrahim İbrahim de katıldı.
Fotoğraflarda Koçak, Alman devletinin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) mensubu olduğu öne sürülen İbrahim ile görülüyor.
Dröge, Koçak’ın “terörizmi yücelten, İsrail Devleti’nin varlığını sorgulayan ve “antisemitik olaylarla” tanınan kişilere yakınlığı nedeniyle” defalarca dikkat çektiğini söyledi.
Ondan önce, Yeşiller’den birkaç önde gelen siyasetçi, Sol Parti’nin “antisemitik” görüşlere sahip parti üyelerini ihraç etmesini talep etmişti.
Bu talepte bulunanlar arasında Yeşiller’in Avrupa işlerinden sorumlu politikacısı Sergey Lagodinsky ve Federal Meclis Başkan Yardımcısı Omid Nouripour da yer alıyordu.
Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir (Yeşiller) ise Sol Parti “antisemitizmden” kesin bir şekilde uzaklaşmadığı sürece kendi partisini bu parti ile koalisyon kurmaması konusunda uyardı.
Bu mesele, iki eyalette eyalet hükümetlerinin kurulmasını zorlaştıracak gibi görünüyor: Hem Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hem de Berlin’de yapılan eyalet seçimlerinin ardından Yeşiller, SPD ve Sol Parti arasında görüşmeler sürüyor.
Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hedef SPD liderliğindeki, Berlin’de ise hedef Sol liderliğindeki bir koalisyon.
Sol Parti, tabanındaki Filistin yanlısı aktivistlerin “antisemitizme ya da İsrail’e karşı nefrete” kaydığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, “Şiddet ve terörizmi kutlamak kesinlikle kabul edilemez. Yahudilerin –tıpkı Müslümanlar, queer bireyler ve şehrimizdeki herkes gibi– kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedi.
Avrupa
Kallas, Kızıldeniz görevi için daha fazla savaş gemisi istedi

Kaja Kallas, AB’nin Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını korumaya yönelik deniz misyonunun genişletilmesini istedi.
Gemilerinin sayısını 10’un üzerine çıkarmak zorunda kalacağını belirten AB dış politika şefi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda bölgede o kadar çok gemi bulunmadığını da ekledi.
AB’nin Aspides misyonu, deniz taşımacılığını Yemen direnişinin misillemelerinden korumak amacıyla 2024 yılında başlatılmıştı.
Diplomatlar, şu anda altı savaş gemisinin görev yaptığını belirtiyorlar.
Kallas, Birleşmiş Milletler’de düzenlenen dünya liderlerinin yıllık toplantısının kenarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Aspides uygulamaya konulduğunda, en az 10 gemiye ihtiyaç olduğu belirtilmişti. Bence şu anda durum daha da ciddi,” dedi.
Ensarullah (Husiler) milisleri son haftalarda Kızıldeniz kıyılarında hızlı ilerlemeler kaydetti.
Bu durum, ABD-İran savaşı nedeniyle trafiğin zaten azaldığı Hürmüz Boğazı’nı da içeren bölgedeki güzergâhları daha da karmaşık hale getirdi.
Aspides misyonunun kilit ülkelerinden biri olan İtalya, geçen perşembe günü kendi gemileri için bölgede bir deniz misyonu hazırladığını duyurdu ve AB’nin yeni krize yanıt vermesini bekleyemeyeceğini belirtti.
Kallas, Husi saldırılarının Avrupa’nın çıkarlarını etkilediğini ve küresel ekonomiye yansıdığını belirtti:
“AB’nin Aspides operasyonu, bölgedeki güvenliğe ve küresel deniz taşımacılığına hayati bir katkı sağlıyor; fakat operasyona, bölgedeki artan tehdit düzeyiyle başa çıkabilmek için daha fazla deniz ve hava gücü gerekiyor.”
Kallas, 19 Eylül’de AB’nin 27 üye ülkesine bir mektup göndererek katkılarınızı artırmalarını istedi.
Mektupta, konunun yaklaşan savunma ve dışişleri bakanları toplantılarında ele alınacağını belirtti ve şunları söyledi:
“Şu anda da gelişmeye devam eden bu durum, tedarik zincirlerimize yansımalarıyla Avrupa’nın çıkarlarını şimdiden etkiliyor ve zaten artan yakıt fiyatlarından darbe almış ekonomilerimizi destekleme kabiliyetimizi de olumsuz etkileyebilir. Şu an için Husiler yalnızca Suudi Arabistan’la bağlantılı hedefleri vuracaklarını belirtse de, Boğaz’dan geçen gemilere yönelik eylemleri konusunda belirsizlik var. Her halükarda, artık deniz taşımacılığına zarar verme potansiyeli açısından daha avantajlı bir konumdalar.”
Avrupa
AfD lideri Weidel: Sol Parti zenginleri vuracak

Almanya için Alternatif (AfD) lideri Alice Weidel, Die Linke’nin (Sol Parti) “zenginleri vuracağını, kapitalistleri mülksüzleştireceğini” öne sürdü.
Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da seçimlerin yapıldığı pazar günü ZDF televizyonunda canlı yayına katılan AfD lideri, Berlin seçimleriyle ilgili konuştu.
Weidel, Sol Parti’nin Berlin’de “CDU’nun ‘güvenlik duvarı’ politikası yüzünden en güçlü unsur haline geldiğini” savundu.
Daha sonra Weidel, Sol Parti’nin “mülksüzleştirmeyi, zenginleri vurmayı, kira tavanları yoluyla kapitalistlere baskı uygulamayı, başka bir deyişle planlı sosyalizmin unsurlarını uygulamayı” istediğini ileri sürdü.
ZDF sunucusu Shakuntala Banerjee şaşkın göründü ve bu iddianın yeniden “doğrulanması” gerektiğini açıklayarak, “‘Zenginleri vurmak istiyor’ mu?” diye sordu.
Aslında Weidel, 2020’de Sol Parti’nin düzenlediği bir etkinlikte Berlinli üye Sandra L.’nin sözlerine işaret ediyor gibi görünüyor. O dönemde, sözlerinin yer aldığı bir video internette yayıldı.
Olay, Kassel’de düzenlenen bir parti strateji konferansında yaşandı. Tartışma aslında enerji politikası üzerindeyken Sol Partili şöyle dedi: “Enerji dönüşümü, devrimden sonra da gereklidir. Ve zenginlerin yüzde birini vursak bile, yine de evlerimizi ısıtmak isteyeceğiz.”
O sırada orada bulunan Sol Parti’nin o dönemki eşbaşkanı Bernd Riexinger, zorla çalıştırma konusunda bir şaka yaparak, “Sadece şunu eklemek istedim: Onları vurmayız; onları yararlı işler yapmaya zorlarız,” cevabını vermişti.
Daha sonra Sandra L., dpa’ya yaptığı açıklamada sözlerini geri çekmiş ve “Bu, siyasi görüşlerimle tamamen çelişiyor; insanlara yönelik şiddetten tiksiniyorum,” demişti.
Riexinger de daha sonra bu yorumu “hemen ve kesin bir şekilde reddetmediği” için pişmanlığını dile getirmişti.
Sol Parti’nin hiçbir seçim bildirgesinde zenginlerin veya süper zenginlerin “idam edilmesi” çağrısı yer almıyor. Parti, hukukun üstünlüğüne ve “özgür demokratik temel düzene” bağlı olduğunu söylüyor.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Asya2 hafta önceÇin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı












