Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya-Ukrayna drone işbirliği güçleniyor

Yayınlanma

Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde Ukrayna silahlı kuvvetleri için insansız hava aracı (drone) üretimi gitgide artıyor.

Geçen hafta, birkaç Alman şirketi Ukraynalı drone üreticileriyle yeni ortak girişimler kurduklarını duyurdu.

Diğerlerinin yanı sıra, yazılım girişimi Auterion, Ukraynalı şirket Airlogix ile ortaklık kurarak Münih yakınlarındaki bir tesiste 1.000 ila 1.500 kilometre menzilli drone’lar üretmeyi planlıyor. 

Bu, onların Rusya topraklarının derinliklerindeki hedefleri vurabilmelerini sağlayacak.

Ukrayna silahlı kuvvetleri son zamanlarda bu tür saldırılarla, örneğin önemli petrol tesislerine yönelik saldırılarla Rusya’ya ciddi hasar verdi.

Bu kapsamda Airlogix’in Almanya’daki tesisi, silah üretimleri yoluyla ev sahibi ülkelerini “Rusya ile savaşa sürüklediği” söylenen, çeşitli Avrupa ülkelerindeki 21 şirketin yer aldığı bir listede bulunuyor.

Ukrayna: Savunma sanayisinin Silikon Vadisi

Ukrayna’daki savaşın başlamasından kısa bir süre sonra, Alman drone üreticileri Ukrayna silahlı kuvvetleriyle giderek daha yakın bir işbirliği başlatmıştı.

Bir yandan Ukrayna’ya drone tedarik ederken, diğer yandan hızla gelişen drone savaşındaki günlük deneyimlerini değerlendirmek ve bu temelde kendi ürünlerini mümkün olduğunca sürekli olarak optimize etmek için cephedeki birimlerle giderek daha yakın temas kurdular.

Bu, Helsing veya Quantum Systems gibi şirketlerin yanı sıra Quantum Systems’ın savunma iştiraki Stark Defence’in merkezinde yer aldığı, şu anda hızla gelişen Alman drone endüstrisinin temelini attı.

Uzman çevrelerde, özellikle drone geliştirme konusunda, geçen yıl Ukrayna’nın uzun süredir “savunma sanayisinin Silikon Vadisi” olduğu konuşuluyordu.

Ülkeyle işbirliği yapan savunma firmaları, özellikle drone üreticileri, ürünlerinin savaş ortamında test edilmiş olmasından faydalanıyor ve bu da onlara silah üreticileri arasındaki küresel rekabette güçlü bir avantaj sağlıyor.

Ukrayna’da savaş verilerine erişim

Drone üretimindeki başarılar gibi örneklerden yola çıkan Alman hükümeti, bir süredir geniş bir yelpazede Almanya-Ukrayna savunma işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor.

Aralık ayında bu amaçla on maddelik bir plan sunuldu. Bu plan, çeşitli düzeylerdeki düzenli istişarelerin yanı sıra, “savunma sanayisi ortak girişimlerinin stratejik olarak teşvik edilmesini” ve özellikle insansız hava aracı savunması gibi Ukrayna sanayisinin deneyim açısından önde olduğu teknolojilerde “savunma teçhizatının ortak araştırma, geliştirme ve üretimi için amiral gemisi projelerini” öngörüyor.

Buna göre, Ukrayna’daki savaşta kazanılan bilgi ve yeteneklerin Almanya için de kullanılabilir hale getirilmesi de temel hedeflerden biri.

Geçen hafta, her iki tarafın temsilcileri, Almanya-Ukrayna hükümet istişareleri kapsamında Berlin’de veri işbirliği anlaşması imzaladı.

Savunma Bakanı Boris Pistorius’un açıkladığı gibi, bu anlaşma, “Alman silah sistemlerinin savaşta konuşlandırılmasının analizini” iyileştirmek amacıyla Kiev’den Berlin’e “dijital savaş verilerinin” aktarılmasını içeriyor.

Bu, örneğin Rheinmetall ve KNDS’nin Panzerhaubitze 2000’i ile Diehl’in IRIS-T hava savunma sistemi için geçerli; bunların tümü Ukrayna’da konuşlandırılmış durumda.

Almanya’da güvenli üretim tesisleri

Hükümet istişarelerinin yanı sıra, ortak drone üretimi konusunda da yeni anlaşmalar imzalandı.

Aralık ayında Quantum Systems ve Ukraynalı drone üreticisi Frontline Robotics, Quantum Frontline Industries (QFI) adlı ortak girişimi kurmuştu.

Bu girişim, şu anda Münih yakınlarında Frontline Robotics LINZA drone’unu endüstriyel ölçekte üretiyor; yıllık 10.000 drone’a kadar üretimden söz ediliyor. İlk parti, mart ayı sonunda teslim edildi.

Üretimin Almanya’ya taşınmasının ana nedenlerinden biri, buranın Rus saldırılarına karşı güvenli olduğu düşünülmesi.

Savaş nedeniyle Ukrayna’daki fabrikalar için durum böyle değil.

Geçen hafta Quantum Systems, Ukraynalı şirketlerle iki yeni ortak girişim daha kurdu. 

Bunlardan biri, WIY Drones’un da dahil olduğu bir girişim; Quantum Systems ise WIY Drones’un hisselerine sahip ve bu girişim, önleme drone’ları ve ilgili yer kontrol istasyonlarını üretmeyi amaçlıyor.

Diğer bir ortak girişim ise Tencore ile kuruldu. Tencore, Ukrayna’da da bir süredir kullanılan insansız kara sistemleri üretiyor.

Cephe gerisinde gerçekleştirilen saldırılar

Ayrıca, Almanya-Ukrayna hükümeti istişarelerinin yanı sıra, Alman-Amerikan girişim Auterion ile Ukraynalı drone üreticisi Airlogix’in temsilcileri, Almanya’da da ortaklaşa drone üretimi yapma konusunda anlaştılar.

Üretim için şu anda Münih yakınlarındaki bir fabrikada hazırlıklar sürüyor. İlk teslimatın birkaç ay içinde gerçekleşmesi planlanıyor.

Ayrıca, Doğu Almanya’da yeri açıklanmayan bir yerde bir fabrika inşa etme planları da devam ediyor. Bu ortak girişimi benzersiz kılan şey, uzun menzilli insansız hava araçları üretmesi.

Berlin ve Kiev, Eylül 2025’te Savunma Bakanı Pistorius’un Almanya’nın Ukrayna’daki “uzun menzilli insansız hava araçları alımına yönelik desteğini” yoğunlaştıracağını duyurmasıyla bu yönde bir adım attı.

Ukrayna’da üretilen çeşitli tipteki uzun menzilli insansız hava araçları için yaklaşık 300 milyon avro ayrılacağı belirtildi.

Auterion ve Airlogix’in ortaklaşa ürettiği insansız hava araçları, 1.000 ila 1.500 kilometre menzile sahip ve Rusya topraklarının derinliklerindeki hedeflere saldırı yapmak üzere tasarlanmış. 

Ukrayna silahlı kuvvetleri, bu tür saldırılarla son zamanlarda Rusya’ya, örneğin petrol tesislerine, ağır hasar verdi.

Ukrayna merkezli küresel drone ağı

Ukrayna’nın insansız hava aracı endüstrisiyle yakın işbirliğine dayanan tek ülke artık Almanya değil.

İngiliz şirketler de Ukraynalı insansız hava aracı üreticileriyle ortak girişimler kurdu. Geçen hafta Londra, Ukrayna silahlı kuvvetlerine 120.000 insansız hava aracı tedarik etme planlarını açıkladı; bunlar sadece keşif veya yakın savaş alanında kullanılacaklar değil, aynı zamanda Rusya’nın iç kesimlerine derinlemesine uzun menzilli saldırılar gerçekleştirebilenler de var.

Geçen hafta Ukrayna, Norveç ve Hollanda ile de yeni anlaşmalar imzaladı; insansız hava araçları bu ülkelerde de, özellikle Rusya’ya karşı savaşta kullanılmak üzere üretilecek.

Ukrayna’nın artık Körfez devletlerinin insansız hava aracı savunmalarını güçlendirmelerine yardımcı olmak üzere Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar ile anlaşmalar imzaladığı göz önüne alındığında, Kiev’in Rusya’ya karşı savaştan edindiği deneyimden yararlanarak “küresel bir insansız hava aracı ağı” kurduğu söyleniyor.

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

Yayınlanma

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.

Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.

İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.

UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.

Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.

Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.

17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.

Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.

Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.

Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.

Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.

Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.

Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.

Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.

The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.

Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English