Avrupa
Avrupa’da, artan Alman askeri gücüne karşı endişe artıyor

Avrupa ülkelerinde hızla gelişen Alman silahlanmasına yönelik endişeler artarken, Berlin, Paris’i “silahlanma” için sosyal harcamalarını azaltmaya çağırdı.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa’yı büyük çaplı yeniden silahlanma lehine “sosyal sektörde de” kesintiler yapmaya çağırıyor.
Wadephul, Fransız hükümetinin askeri bütçeye fon aktarmak için gösterdiği çabaların maalesef yetersiz” olduğunu savundu ve Paris’e bunu değiştirmesi için çağrıda bulunduğunu söyledi.
German Foreign Policy’ye göre, Fransa’nın iç işlerine bu açık müdahalenin arka planında, Almanya’nın askeri gücünü büyük bir hamleyle artırmasına karşı birçok Avrupa ülkesinde artan hoşnutsuzluk yatıyor.
Sonbaharda Paris’te, Berlin’in askeri güç haline gelmesi halinde AB’de “aşırı derecede dominant” olacağına dair uyarılar dile getirilmişti.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde “eski çekincelerin yeniden ortaya çıktığını” ve “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” hissettiğini doğruladı.
AB diplomatları, kıtada “tektonik bir değişim” olduğunu şimdiden teşhis ederken, Fransa’da, “Alman Avrupa” hakkında ilk kamuoyu uyarıları dile getirilmeye başlandı.
Almanya silahlanırken Fransa geride kalıyor
Berlin’in yüz milyarlarca avroya mal olacak kendi yeniden silahlanma programını sürdürme kararı, geçen yıl diğer AB ülkelerinde endişe yaratmıştı.
Alman hükümeti, benzeri görülmemiş miktarda silah satın almak ve Bundeswehr’i (Alman Silahlı Kuvvetleri) genişletmek için büyük miktarda yeni borçlanmaya güveniyor.
Bu amaçla Berlin, askeri harcamalar için borç frenini askıya alırken, Avrupa Komisyonu ise askeri harcamaları Maastricht kriterlerinden muaf tuttu.
Berlin, yeni borçlara başvurarak 2029 yılına kadar Alman askeri bütçesini 150 milyar avronun üzerine çıkarmak istiyor.
Bu, Alman hükümetinin borcunun şu anda gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 62’sinden biraz fazlasını oluşturması nedeniyle mümkün.
Borcu şu anda GSYİH’nin yüzde 116’sını oluşturan Fransa ise borcunu artırmayı göze alamıyor.
Geçen yıl, hükümet 2030 için planlanan askeri bütçeyi 67,4 milyar avroya çıkardı; bunun üzerindeki herhangi bir rakamın finanse edilemez olduğu düşünülüyor.
Bu, Fransa’nın Almanya’nın iktisadi üstünlüğünü silahlanma ve askeri güçte avantaj elde ederek telafi etme uygulamasının sonu anlamına geliyor.
Öte yandan, Şansölye Friedrich Merz’in Bundeswehr’i “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirme niyeti, gerçekleşme şansına sahip.
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz
AB’de Alman militarizasyonu endişesi artıyor
Sonbaharda, medya, Almanya’nın askeri olarak güçlenmesinin sadece Fransa’da değil, başka ülkelerde de uyandırdığı endişeleri ele almıştı.
AB’nin açık ara en büyük iktisadi gücü olan Almanya, artık silahlanma ve askeri güç açısından da hakimiyet kurmak üzere.
Bu, Berlin’in daha önce Paris tarafından kontrol altında tutulduğu ve Fransa’nın gerisinde kaldığı alanlarda öne çıkması anlamına geliyor.
Endişeler söz konusu olduğunda, isimsiz bir AB diplomatının, bunun “tektonik bir değişim” olduğunu söylediği aktarılmıştı: “Bu, şu anda AB düzeyinde yaşanan en önemli olay.”
Brüksel’de bazıları, ağır silahlanmış bir Almanya’nın ne kadar “Avrupalı” olacağı şimdiden merak edilmeye başladı.
Bir Fransız savunma yetkilisi, gelecekte Almanya ile çalışmanın “çok zor” olacağı konusunda uyarıda bulunarak, “Çünkü onlar son derece baskın olacaklar,” dedi.
Paris, şimdiden alaycı bir şekilde, Berlin’in artık “Alsace’ı fethetmesine” gerek olmadığını, “sadece satın alabileceğini” söylüyor.
Fakat şimdi, Federal Cumhuriyet’in yeni endüstriyel ve askeri gücü de devreye giriyor.
Polonya’da da endişeler dile getiriliyor. Örneğin, Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, tarihe bakıldığında, “Almanya’nın iktisadi gücünü askeri güçle birleştirebileceği bir durumun her zaman korku uyandırdığını” söyledi.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Foreign Affairs, Alman askeri süper gücünü yazdı
Yakın zamanda ünlü Amerikan dış politika dergisi Foreign Affairs de Almanya’nın askeri bakımdan güçlenmesinin sonuçlarını ele aldı.
“Avrupa’nın Bir Sonraki Hegemonu” başlıklı makalesinde Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) üst düzey üyesi Liana Fix, Almanya’nın mevcut askeri güçlenme yolunda devam etmesi halinde, 2030’dan önce “askeri süper güç” haline gelebileceğine işaret ediyor.
Önlem alınmadığı takdirde, Almanya’nın askeri hakimiyetinin, “nihayetinde kıtadaki bölünmeleri körükleyebileceğini” savunan Fix, örneğin Fransa’nın, “komşusunun bir askeri güç haline gelmesinden” rahatsızlık duyduğunu hatırlatıyor ve benzer bir durumun Polonya’daki birçok kişi için de geçerli olduğunu vurguluyor.
Yazara göre, en kötü senaryoda, Federal Cumhuriyet’in militarizasyonu yeni rekabetlere yol açabilir.
Fix, “Fransa, Polonya ve diğer devletler Almanya’yı dengelemeye çalışabilir” uyarısında bulunuyor. Ona göre özellikle Fransa, “kıtanın önde gelen askeri gücü olarak kendini kanıtlamaya” çalışabilir.
Paris, Londra ile güçlerini birleştirmeye çalışırken, Polonya’nın gelecekte Baltık veya İskandinav devletleriyle daha yakın ittifaklar kurması da olası.
Fix, tüm bunların Almanya ile rekabeti şiddetlendirebileceğini ve “Avrupa’yı bölünmüş ve savunmasız” bırakabileceğini savunuyor.
Ischinger’e göre Fransa ve Polonya’da tepkiler yükseliyor
Kısa bir süre sonra, deneyimli Alman diplomat ve Münih Güvenlik Konferansı’nın şu anki başkanı Wolfgang Ischinger de bu uyarıları yineledi.
Ischinger, “savunma sektöründeki beklenmedik kazanç”ın, “Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Fransa’nın iki katından fazla askeri harcama yapacağı” anlamına geldiğini hatırlattı.
Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde, “eski çekincelerin bazen yeniden ortaya çıktığını” hissettiğini belirten Ischinger, “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” dile getirdiklerini vurguladı.
Bu nedenle Ischinger, “incelik ve duyarlılık”la hareket edilmesini şiddetle tavsiye ediyor.
Almanya’nın askeri olarak güçlenmesine yatırılan fonlar göz önüne alındığında, “Polonya’nın bakış açısıyla çözülmemiş tazminat sorunu” da dikkate alınarak, “bu fonların küçük bir kısmının Polonya’ya aktarılması”na karar verilebileceğini önerdi.
“Polonya bir cephe devletidir” diyen Ischinger, mevcut “savunma kapasitesinin bizi de koruduğunu” ekledi ve “Almanya, Polonya’nın ön cephe devleti rolünü takdir ederek Varşova’ya bir denizaltı, bir fırkateyn veya birkaç savaş tankı bağışlasa nasıl olur?” retorik sorusunu sordu.
Fakat Ischinger’in önerisi, komşu devletlere belirli bir katılım hakkı tanıyarak onları Avrupa kıtasındaki Alman hegemonyasına sıkı sıkıya entegre etme planına indirgeniyor.
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Fransa, “Alman Avrupa”ya karşı çıkmaya hazırlanıyor
Fransa’da, özellikle muhafazakâr ve sağcı çevrelerde, yeni bir Alman hakimiyetine karşı uyarıda bulunan sesler yükseliyor.
Muhafazakâr günlük Le Figaro gazetesi hafta başında “Almanya, Alman tarzında, yani büyük çapta yeniden silahlanıyor,” diye yazdı.
Gazetede bir yorumcu, “Berlin’in tek başına yürüttüğü endüstriyel ve finansal çabaları ve AfD’nin … iktidara gelme tehlikesi, mevcut hükümet başkanlarının Avrupa yanlısı taahhütlerinin üzerine gölge düşürüyor,” diye yazdı.
Çarşamba günü(18 Şubat) ise, “milli muhafazakâr” politikacı ve Reconquête! üyezi Philippe de Villiers, Journal du Dimanche’ın internet sitesinde “Alman Avrupa”ya karşı uyarıda bulundu.
Anketlere göre, Alman hakimiyetine karşı kamuoyunun direnişi şu anda ağırlıklı olarak sağda şekilleniyor ve bu kesimin 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansı yüksek.
Alman hükümeti Fransa’nın içişlerine müdahale etmeye başladı
Almanya’nın Avrupa’da hakimiyet kurma eğilimi konusunda artan endişeler ve hoşnutsuzluklar karşısında, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul pazartesi günü (16 Şubat) bir açıklama yaptı.
Fransa’nın AB’de yeniden silahlanmayı Eurobond’larla finanse etme önerisine yanıt veren Wadephul, “Bu tamamen yeni bir şey olurdu,” dedi ve Almanya’nın bunu yapmaya “hazır olmadığını” belirtti.
Buna göre Berlin, yalnızca kendi yeniden silahlanma için ulusal borçlanmayı dikkate alacak, fakat diğer AB ülkeleri de Almanya ile aynı düzeyde militarize olmalarını sağlayacak AB düzeyinde borçlanmayı dikkate almayacak.
Aynı zamanda Wadephul, Fransa’nın hassas mali durumuna işaret ederek ülkeyi açıkça eleştirdi.
Fransa’nın daha ağır bir şekilde yeniden silahlanma çabalarının şimdiye kadar yetersiz kaldığına işaret eden Alman bakan, Paris’i, “sosyal sektörde bir veya iki kemer sıkma önlemi almaya” ve “Avrupa’nın savunma kabiliyeti gibi merkezi öneme sahip hedef için manevra alanı yaratmak amacıyla diğer alanlarda tasarruf yapmaya” çağırdı.
Avrupa
Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.
Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.
25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.
Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.
Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.
Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.
Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.
Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.
Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.
Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.
Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.
Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.
UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.
1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.
Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Avrupa
Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.
Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.
Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.
Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.
Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.
Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.
Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.
Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.
Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.
Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.
Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.
Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.
Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









