Avrupa
Avrupa’da, artan Alman askeri gücüne karşı endişe artıyor

Avrupa ülkelerinde hızla gelişen Alman silahlanmasına yönelik endişeler artarken, Berlin, Paris’i “silahlanma” için sosyal harcamalarını azaltmaya çağırdı.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa’yı büyük çaplı yeniden silahlanma lehine “sosyal sektörde de” kesintiler yapmaya çağırıyor.
Wadephul, Fransız hükümetinin askeri bütçeye fon aktarmak için gösterdiği çabaların maalesef yetersiz” olduğunu savundu ve Paris’e bunu değiştirmesi için çağrıda bulunduğunu söyledi.
German Foreign Policy’ye göre, Fransa’nın iç işlerine bu açık müdahalenin arka planında, Almanya’nın askeri gücünü büyük bir hamleyle artırmasına karşı birçok Avrupa ülkesinde artan hoşnutsuzluk yatıyor.
Sonbaharda Paris’te, Berlin’in askeri güç haline gelmesi halinde AB’de “aşırı derecede dominant” olacağına dair uyarılar dile getirilmişti.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde “eski çekincelerin yeniden ortaya çıktığını” ve “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” hissettiğini doğruladı.
AB diplomatları, kıtada “tektonik bir değişim” olduğunu şimdiden teşhis ederken, Fransa’da, “Alman Avrupa” hakkında ilk kamuoyu uyarıları dile getirilmeye başlandı.
Almanya silahlanırken Fransa geride kalıyor
Berlin’in yüz milyarlarca avroya mal olacak kendi yeniden silahlanma programını sürdürme kararı, geçen yıl diğer AB ülkelerinde endişe yaratmıştı.
Alman hükümeti, benzeri görülmemiş miktarda silah satın almak ve Bundeswehr’i (Alman Silahlı Kuvvetleri) genişletmek için büyük miktarda yeni borçlanmaya güveniyor.
Bu amaçla Berlin, askeri harcamalar için borç frenini askıya alırken, Avrupa Komisyonu ise askeri harcamaları Maastricht kriterlerinden muaf tuttu.
Berlin, yeni borçlara başvurarak 2029 yılına kadar Alman askeri bütçesini 150 milyar avronun üzerine çıkarmak istiyor.
Bu, Alman hükümetinin borcunun şu anda gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 62’sinden biraz fazlasını oluşturması nedeniyle mümkün.
Borcu şu anda GSYİH’nin yüzde 116’sını oluşturan Fransa ise borcunu artırmayı göze alamıyor.
Geçen yıl, hükümet 2030 için planlanan askeri bütçeyi 67,4 milyar avroya çıkardı; bunun üzerindeki herhangi bir rakamın finanse edilemez olduğu düşünülüyor.
Bu, Fransa’nın Almanya’nın iktisadi üstünlüğünü silahlanma ve askeri güçte avantaj elde ederek telafi etme uygulamasının sonu anlamına geliyor.
Öte yandan, Şansölye Friedrich Merz’in Bundeswehr’i “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirme niyeti, gerçekleşme şansına sahip.
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz
AB’de Alman militarizasyonu endişesi artıyor
Sonbaharda, medya, Almanya’nın askeri olarak güçlenmesinin sadece Fransa’da değil, başka ülkelerde de uyandırdığı endişeleri ele almıştı.
AB’nin açık ara en büyük iktisadi gücü olan Almanya, artık silahlanma ve askeri güç açısından da hakimiyet kurmak üzere.
Bu, Berlin’in daha önce Paris tarafından kontrol altında tutulduğu ve Fransa’nın gerisinde kaldığı alanlarda öne çıkması anlamına geliyor.
Endişeler söz konusu olduğunda, isimsiz bir AB diplomatının, bunun “tektonik bir değişim” olduğunu söylediği aktarılmıştı: “Bu, şu anda AB düzeyinde yaşanan en önemli olay.”
Brüksel’de bazıları, ağır silahlanmış bir Almanya’nın ne kadar “Avrupalı” olacağı şimdiden merak edilmeye başladı.
Bir Fransız savunma yetkilisi, gelecekte Almanya ile çalışmanın “çok zor” olacağı konusunda uyarıda bulunarak, “Çünkü onlar son derece baskın olacaklar,” dedi.
Paris, şimdiden alaycı bir şekilde, Berlin’in artık “Alsace’ı fethetmesine” gerek olmadığını, “sadece satın alabileceğini” söylüyor.
Fakat şimdi, Federal Cumhuriyet’in yeni endüstriyel ve askeri gücü de devreye giriyor.
Polonya’da da endişeler dile getiriliyor. Örneğin, Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, tarihe bakıldığında, “Almanya’nın iktisadi gücünü askeri güçle birleştirebileceği bir durumun her zaman korku uyandırdığını” söyledi.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Foreign Affairs, Alman askeri süper gücünü yazdı
Yakın zamanda ünlü Amerikan dış politika dergisi Foreign Affairs de Almanya’nın askeri bakımdan güçlenmesinin sonuçlarını ele aldı.
“Avrupa’nın Bir Sonraki Hegemonu” başlıklı makalesinde Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) üst düzey üyesi Liana Fix, Almanya’nın mevcut askeri güçlenme yolunda devam etmesi halinde, 2030’dan önce “askeri süper güç” haline gelebileceğine işaret ediyor.
Önlem alınmadığı takdirde, Almanya’nın askeri hakimiyetinin, “nihayetinde kıtadaki bölünmeleri körükleyebileceğini” savunan Fix, örneğin Fransa’nın, “komşusunun bir askeri güç haline gelmesinden” rahatsızlık duyduğunu hatırlatıyor ve benzer bir durumun Polonya’daki birçok kişi için de geçerli olduğunu vurguluyor.
Yazara göre, en kötü senaryoda, Federal Cumhuriyet’in militarizasyonu yeni rekabetlere yol açabilir.
Fix, “Fransa, Polonya ve diğer devletler Almanya’yı dengelemeye çalışabilir” uyarısında bulunuyor. Ona göre özellikle Fransa, “kıtanın önde gelen askeri gücü olarak kendini kanıtlamaya” çalışabilir.
Paris, Londra ile güçlerini birleştirmeye çalışırken, Polonya’nın gelecekte Baltık veya İskandinav devletleriyle daha yakın ittifaklar kurması da olası.
Fix, tüm bunların Almanya ile rekabeti şiddetlendirebileceğini ve “Avrupa’yı bölünmüş ve savunmasız” bırakabileceğini savunuyor.
Ischinger’e göre Fransa ve Polonya’da tepkiler yükseliyor
Kısa bir süre sonra, deneyimli Alman diplomat ve Münih Güvenlik Konferansı’nın şu anki başkanı Wolfgang Ischinger de bu uyarıları yineledi.
Ischinger, “savunma sektöründeki beklenmedik kazanç”ın, “Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Fransa’nın iki katından fazla askeri harcama yapacağı” anlamına geldiğini hatırlattı.
Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde, “eski çekincelerin bazen yeniden ortaya çıktığını” hissettiğini belirten Ischinger, “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” dile getirdiklerini vurguladı.
Bu nedenle Ischinger, “incelik ve duyarlılık”la hareket edilmesini şiddetle tavsiye ediyor.
Almanya’nın askeri olarak güçlenmesine yatırılan fonlar göz önüne alındığında, “Polonya’nın bakış açısıyla çözülmemiş tazminat sorunu” da dikkate alınarak, “bu fonların küçük bir kısmının Polonya’ya aktarılması”na karar verilebileceğini önerdi.
“Polonya bir cephe devletidir” diyen Ischinger, mevcut “savunma kapasitesinin bizi de koruduğunu” ekledi ve “Almanya, Polonya’nın ön cephe devleti rolünü takdir ederek Varşova’ya bir denizaltı, bir fırkateyn veya birkaç savaş tankı bağışlasa nasıl olur?” retorik sorusunu sordu.
Fakat Ischinger’in önerisi, komşu devletlere belirli bir katılım hakkı tanıyarak onları Avrupa kıtasındaki Alman hegemonyasına sıkı sıkıya entegre etme planına indirgeniyor.
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Fransa, “Alman Avrupa”ya karşı çıkmaya hazırlanıyor
Fransa’da, özellikle muhafazakâr ve sağcı çevrelerde, yeni bir Alman hakimiyetine karşı uyarıda bulunan sesler yükseliyor.
Muhafazakâr günlük Le Figaro gazetesi hafta başında “Almanya, Alman tarzında, yani büyük çapta yeniden silahlanıyor,” diye yazdı.
Gazetede bir yorumcu, “Berlin’in tek başına yürüttüğü endüstriyel ve finansal çabaları ve AfD’nin … iktidara gelme tehlikesi, mevcut hükümet başkanlarının Avrupa yanlısı taahhütlerinin üzerine gölge düşürüyor,” diye yazdı.
Çarşamba günü(18 Şubat) ise, “milli muhafazakâr” politikacı ve Reconquête! üyezi Philippe de Villiers, Journal du Dimanche’ın internet sitesinde “Alman Avrupa”ya karşı uyarıda bulundu.
Anketlere göre, Alman hakimiyetine karşı kamuoyunun direnişi şu anda ağırlıklı olarak sağda şekilleniyor ve bu kesimin 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansı yüksek.
Alman hükümeti Fransa’nın içişlerine müdahale etmeye başladı
Almanya’nın Avrupa’da hakimiyet kurma eğilimi konusunda artan endişeler ve hoşnutsuzluklar karşısında, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul pazartesi günü (16 Şubat) bir açıklama yaptı.
Fransa’nın AB’de yeniden silahlanmayı Eurobond’larla finanse etme önerisine yanıt veren Wadephul, “Bu tamamen yeni bir şey olurdu,” dedi ve Almanya’nın bunu yapmaya “hazır olmadığını” belirtti.
Buna göre Berlin, yalnızca kendi yeniden silahlanma için ulusal borçlanmayı dikkate alacak, fakat diğer AB ülkeleri de Almanya ile aynı düzeyde militarize olmalarını sağlayacak AB düzeyinde borçlanmayı dikkate almayacak.
Aynı zamanda Wadephul, Fransa’nın hassas mali durumuna işaret ederek ülkeyi açıkça eleştirdi.
Fransa’nın daha ağır bir şekilde yeniden silahlanma çabalarının şimdiye kadar yetersiz kaldığına işaret eden Alman bakan, Paris’i, “sosyal sektörde bir veya iki kemer sıkma önlemi almaya” ve “Avrupa’nın savunma kabiliyeti gibi merkezi öneme sahip hedef için manevra alanı yaratmak amacıyla diğer alanlarda tasarruf yapmaya” çağırdı.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor










