Avrupa
Avrupa’da, artan Alman askeri gücüne karşı endişe artıyor

Avrupa ülkelerinde hızla gelişen Alman silahlanmasına yönelik endişeler artarken, Berlin, Paris’i “silahlanma” için sosyal harcamalarını azaltmaya çağırdı.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa’yı büyük çaplı yeniden silahlanma lehine “sosyal sektörde de” kesintiler yapmaya çağırıyor.
Wadephul, Fransız hükümetinin askeri bütçeye fon aktarmak için gösterdiği çabaların maalesef yetersiz” olduğunu savundu ve Paris’e bunu değiştirmesi için çağrıda bulunduğunu söyledi.
German Foreign Policy’ye göre, Fransa’nın iç işlerine bu açık müdahalenin arka planında, Almanya’nın askeri gücünü büyük bir hamleyle artırmasına karşı birçok Avrupa ülkesinde artan hoşnutsuzluk yatıyor.
Sonbaharda Paris’te, Berlin’in askeri güç haline gelmesi halinde AB’de “aşırı derecede dominant” olacağına dair uyarılar dile getirilmişti.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde “eski çekincelerin yeniden ortaya çıktığını” ve “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” hissettiğini doğruladı.
AB diplomatları, kıtada “tektonik bir değişim” olduğunu şimdiden teşhis ederken, Fransa’da, “Alman Avrupa” hakkında ilk kamuoyu uyarıları dile getirilmeye başlandı.
Almanya silahlanırken Fransa geride kalıyor
Berlin’in yüz milyarlarca avroya mal olacak kendi yeniden silahlanma programını sürdürme kararı, geçen yıl diğer AB ülkelerinde endişe yaratmıştı.
Alman hükümeti, benzeri görülmemiş miktarda silah satın almak ve Bundeswehr’i (Alman Silahlı Kuvvetleri) genişletmek için büyük miktarda yeni borçlanmaya güveniyor.
Bu amaçla Berlin, askeri harcamalar için borç frenini askıya alırken, Avrupa Komisyonu ise askeri harcamaları Maastricht kriterlerinden muaf tuttu.
Berlin, yeni borçlara başvurarak 2029 yılına kadar Alman askeri bütçesini 150 milyar avronun üzerine çıkarmak istiyor.
Bu, Alman hükümetinin borcunun şu anda gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 62’sinden biraz fazlasını oluşturması nedeniyle mümkün.
Borcu şu anda GSYİH’nin yüzde 116’sını oluşturan Fransa ise borcunu artırmayı göze alamıyor.
Geçen yıl, hükümet 2030 için planlanan askeri bütçeyi 67,4 milyar avroya çıkardı; bunun üzerindeki herhangi bir rakamın finanse edilemez olduğu düşünülüyor.
Bu, Fransa’nın Almanya’nın iktisadi üstünlüğünü silahlanma ve askeri güçte avantaj elde ederek telafi etme uygulamasının sonu anlamına geliyor.
Öte yandan, Şansölye Friedrich Merz’in Bundeswehr’i “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirme niyeti, gerçekleşme şansına sahip.
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz
AB’de Alman militarizasyonu endişesi artıyor
Sonbaharda, medya, Almanya’nın askeri olarak güçlenmesinin sadece Fransa’da değil, başka ülkelerde de uyandırdığı endişeleri ele almıştı.
AB’nin açık ara en büyük iktisadi gücü olan Almanya, artık silahlanma ve askeri güç açısından da hakimiyet kurmak üzere.
Bu, Berlin’in daha önce Paris tarafından kontrol altında tutulduğu ve Fransa’nın gerisinde kaldığı alanlarda öne çıkması anlamına geliyor.
Endişeler söz konusu olduğunda, isimsiz bir AB diplomatının, bunun “tektonik bir değişim” olduğunu söylediği aktarılmıştı: “Bu, şu anda AB düzeyinde yaşanan en önemli olay.”
Brüksel’de bazıları, ağır silahlanmış bir Almanya’nın ne kadar “Avrupalı” olacağı şimdiden merak edilmeye başladı.
Bir Fransız savunma yetkilisi, gelecekte Almanya ile çalışmanın “çok zor” olacağı konusunda uyarıda bulunarak, “Çünkü onlar son derece baskın olacaklar,” dedi.
Paris, şimdiden alaycı bir şekilde, Berlin’in artık “Alsace’ı fethetmesine” gerek olmadığını, “sadece satın alabileceğini” söylüyor.
Fakat şimdi, Federal Cumhuriyet’in yeni endüstriyel ve askeri gücü de devreye giriyor.
Polonya’da da endişeler dile getiriliyor. Örneğin, Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, tarihe bakıldığında, “Almanya’nın iktisadi gücünü askeri güçle birleştirebileceği bir durumun her zaman korku uyandırdığını” söyledi.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Foreign Affairs, Alman askeri süper gücünü yazdı
Yakın zamanda ünlü Amerikan dış politika dergisi Foreign Affairs de Almanya’nın askeri bakımdan güçlenmesinin sonuçlarını ele aldı.
“Avrupa’nın Bir Sonraki Hegemonu” başlıklı makalesinde Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) üst düzey üyesi Liana Fix, Almanya’nın mevcut askeri güçlenme yolunda devam etmesi halinde, 2030’dan önce “askeri süper güç” haline gelebileceğine işaret ediyor.
Önlem alınmadığı takdirde, Almanya’nın askeri hakimiyetinin, “nihayetinde kıtadaki bölünmeleri körükleyebileceğini” savunan Fix, örneğin Fransa’nın, “komşusunun bir askeri güç haline gelmesinden” rahatsızlık duyduğunu hatırlatıyor ve benzer bir durumun Polonya’daki birçok kişi için de geçerli olduğunu vurguluyor.
Yazara göre, en kötü senaryoda, Federal Cumhuriyet’in militarizasyonu yeni rekabetlere yol açabilir.
Fix, “Fransa, Polonya ve diğer devletler Almanya’yı dengelemeye çalışabilir” uyarısında bulunuyor. Ona göre özellikle Fransa, “kıtanın önde gelen askeri gücü olarak kendini kanıtlamaya” çalışabilir.
Paris, Londra ile güçlerini birleştirmeye çalışırken, Polonya’nın gelecekte Baltık veya İskandinav devletleriyle daha yakın ittifaklar kurması da olası.
Fix, tüm bunların Almanya ile rekabeti şiddetlendirebileceğini ve “Avrupa’yı bölünmüş ve savunmasız” bırakabileceğini savunuyor.
Ischinger’e göre Fransa ve Polonya’da tepkiler yükseliyor
Kısa bir süre sonra, deneyimli Alman diplomat ve Münih Güvenlik Konferansı’nın şu anki başkanı Wolfgang Ischinger de bu uyarıları yineledi.
Ischinger, “savunma sektöründeki beklenmedik kazanç”ın, “Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Fransa’nın iki katından fazla askeri harcama yapacağı” anlamına geldiğini hatırlattı.
Fransa ve Polonya’da yaptığı görüşmelerde, “eski çekincelerin bazen yeniden ortaya çıktığını” hissettiğini belirten Ischinger, “Almanya’nın hakimiyeti konusundaki endişeleri” dile getirdiklerini vurguladı.
Bu nedenle Ischinger, “incelik ve duyarlılık”la hareket edilmesini şiddetle tavsiye ediyor.
Almanya’nın askeri olarak güçlenmesine yatırılan fonlar göz önüne alındığında, “Polonya’nın bakış açısıyla çözülmemiş tazminat sorunu” da dikkate alınarak, “bu fonların küçük bir kısmının Polonya’ya aktarılması”na karar verilebileceğini önerdi.
“Polonya bir cephe devletidir” diyen Ischinger, mevcut “savunma kapasitesinin bizi de koruduğunu” ekledi ve “Almanya, Polonya’nın ön cephe devleti rolünü takdir ederek Varşova’ya bir denizaltı, bir fırkateyn veya birkaç savaş tankı bağışlasa nasıl olur?” retorik sorusunu sordu.
Fakat Ischinger’in önerisi, komşu devletlere belirli bir katılım hakkı tanıyarak onları Avrupa kıtasındaki Alman hegemonyasına sıkı sıkıya entegre etme planına indirgeniyor.
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Fransa, “Alman Avrupa”ya karşı çıkmaya hazırlanıyor
Fransa’da, özellikle muhafazakâr ve sağcı çevrelerde, yeni bir Alman hakimiyetine karşı uyarıda bulunan sesler yükseliyor.
Muhafazakâr günlük Le Figaro gazetesi hafta başında “Almanya, Alman tarzında, yani büyük çapta yeniden silahlanıyor,” diye yazdı.
Gazetede bir yorumcu, “Berlin’in tek başına yürüttüğü endüstriyel ve finansal çabaları ve AfD’nin … iktidara gelme tehlikesi, mevcut hükümet başkanlarının Avrupa yanlısı taahhütlerinin üzerine gölge düşürüyor,” diye yazdı.
Çarşamba günü(18 Şubat) ise, “milli muhafazakâr” politikacı ve Reconquête! üyezi Philippe de Villiers, Journal du Dimanche’ın internet sitesinde “Alman Avrupa”ya karşı uyarıda bulundu.
Anketlere göre, Alman hakimiyetine karşı kamuoyunun direnişi şu anda ağırlıklı olarak sağda şekilleniyor ve bu kesimin 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansı yüksek.
Alman hükümeti Fransa’nın içişlerine müdahale etmeye başladı
Almanya’nın Avrupa’da hakimiyet kurma eğilimi konusunda artan endişeler ve hoşnutsuzluklar karşısında, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul pazartesi günü (16 Şubat) bir açıklama yaptı.
Fransa’nın AB’de yeniden silahlanmayı Eurobond’larla finanse etme önerisine yanıt veren Wadephul, “Bu tamamen yeni bir şey olurdu,” dedi ve Almanya’nın bunu yapmaya “hazır olmadığını” belirtti.
Buna göre Berlin, yalnızca kendi yeniden silahlanma için ulusal borçlanmayı dikkate alacak, fakat diğer AB ülkeleri de Almanya ile aynı düzeyde militarize olmalarını sağlayacak AB düzeyinde borçlanmayı dikkate almayacak.
Aynı zamanda Wadephul, Fransa’nın hassas mali durumuna işaret ederek ülkeyi açıkça eleştirdi.
Fransa’nın daha ağır bir şekilde yeniden silahlanma çabalarının şimdiye kadar yetersiz kaldığına işaret eden Alman bakan, Paris’i, “sosyal sektörde bir veya iki kemer sıkma önlemi almaya” ve “Avrupa’nın savunma kabiliyeti gibi merkezi öneme sahip hedef için manevra alanı yaratmak amacıyla diğer alanlarda tasarruf yapmaya” çağırdı.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











