Avrupa
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz

“Stratejik endüstri diyaloğu” ve Federal Ekonomi Bakanlığı’nın yeni strateji belgesine dayanarak Berlin, Almanya’nın krizle boğuşan sanayi potansiyelini silah endüstrisine yönlendirerek askeri güç kazanmayı hedefliyor.
Aralık ayı başında Ekonomi Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı, ilk kez sadece silah endüstrisini değil, sivil ekonomiyi de Berlin’e “stratejik endüstri diyaloğu” için davet etti.
German Foreign Policy’deki analize göre toplantının sonucu, Almanya’nın tüm endüstriyel potansiyelinin, sivil sektör de dahil olmak üzere, savunma sanayisi kapasitesini geliştirmek için seferber edilmesi gerektiği yönünde bir açıklama oldu.
Federal Ekonomi Bakanlığı tarafından toplanan bir danışmanlar heyeti, kasım ayında aynı sonuca varmıştı. Hazırladıkları strateji belgesine göre, Avrupa’nın savunma sanayisi Almanya’nın liderliğinde güçlendirilmeli; teknolojik üstünlük ve askeri teçhizatın seri seri üretimi, jeopolitik güç için vazgeçilmez ön koşullar olarak görülüyor.
Alman ekonomisinin savunma sanayisi yeniden yapılandırması başarılı olursa, ülke yeni bir “güvenlik odaklı teknolojik ve ekonomik liderlik dönemi” ile karşı karşıya kalacak.
Yeniden silahlanma için devlet-sermaye işbirliği
Alman silah endüstrisinin lobi örgütü olan Alman Güvenlik ve Savunma Endüstrisi Federal Birliği (BDSV), 2014 yılından bu yana Savunma Bakanlığı ile “stratejik endüstri diyaloğu” yürütüyor. Bu format, Ukrayna konusunda Rusya ile güç mücadelesinin tırmanmaya başladığı döneme tekabül ediyor.
Fakat bu yılki zirvenin yeniliği, silah endüstrisinin yanı sıra “sivil” ekonominin de dahil olmasıydı. Savunma Bakanlığı, “endüstrinin tüm spektrumunu masaya yatırdığını” iddia ediyor.
Tartışmanın ana konularından biri, sivil ve askeri endüstrilerin potansiyellerini nasıl daha iyi entegre edebilecekleri idi. Federal hükümet ve endüstri dernekleri, Ar-Ge alanına da uzanan yakın bir şebeke oluşturma için çaba gösteriyor.
SPD’li Savunma Bakanı Boris Pistorius, silah endüstrisi ile sivil ekonominin ayrılmasının “mantıklı olmadığını” iddia ederken, Ekonomi Bakanı Reiche, “geçişler artık akıcı” diye ekledi.
Sanayiciler krizi fırsata çevirmek istiyor
Alman Sanayiciler Birliği (BDI) Başkanı Peter Leibinger de toplantıda, sivil ve askeri endüstrilerin entegrasyonunun Alman silahlanmasının “gerçek potansiyelini” barındırdığını söyledi.
Başkana göre bu amaçla, sivil endüstrinin “silahlı kuvvetlere hizmet etme becerileri” geliştirmesi gerekiyor.
Savunma Bakanı Pistorius, “dünyanın üçüncü büyük sanayi ülkesi” olan Almanya’nın “dünya çapında birçok ülkenin kıskandığı bir potansiyele” sahip olduğunu açıkladı.
Pistorius, Alman şirketlerinin, örneğin silah sektörü için de vazgeçilmez olan nadir toprak elementleri gibi arzulanan hammaddeleri elde etmek için yurtdışında güçlerini birleştirip birlikte çalışarak dünya çapında liderlik rolünü sürdürmesi gerektiğini savundu.
Silah endüstrisindeki yeni çalışanlara olan büyük talep, Alman sivil endüstrisindeki yaygın kriz nedeniyle işlerini kaybeden personel tarafından karşılanabilir.
Silah sektörüne geçişin sadece istihdamı korumakla kalmayıp “iktisadi büyümeyi” de sağlayacağı ileri sürüldü. Ekonomi Bakanı Reiche’ye göre, sivil üretim kapasitelerini askeri uygulamalar için hedefleyerek güçlü bir savunma endüstrisi kurulabilir.
Bakan örnek olarak, krizden etkilenen otomotiv endüstrisinin, şu anda savunma sektöründe acil olarak ihtiyaç duyulan becerilere sahip olduğunu hatırlattı.
Alman sanayicileri müstakbel hükümetten askerileşmeyi yoğunlaştırmasını istiyor
Silah sektörüne kayış “ülke için bir şeyler yapmak” anlamına geliyor
Reiche’ye göre öncelik, “hareket etme kapasitesi” yaratmak. Silah üretiminde kapasiteyi genişletmenin yanı sıra, bu aynı zamanda dayanıklılık da gerektiriyor.
Pistorius da Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) ancak “toplum ve ekonominin işleyişi iyi” ise iyi olacağını vurguladı.
İHA’ların ve mühimmatın seri üretiminin büyük önem taşıdığına işaret eden bakan, Bundeswehr’in envanterindeki “nihai ürün”ün değil, tüm değer zincirinin üretim kapasitelerinin de belirleyici olduğuna işaret etti: Bu nedenle, yalnızca Bundeswehr’in büyük miktarlarda güvenilir satın alma taahhütleri değil, diğer satış pazarlarından da taahhütler gerekli.
BDSV yönetim kurulu üyesi Hans Christoph Atzpotien, sektörün “böyle bir ölçek büyütme sürecinde kapasitelerinin” boyutunu bilmesi gerektiğini talep etti. Alman silah endüstrisinin, artan üretimi “mümkün olan her yerde” Avrupa pazarında da satmayı başarmasını umuyor.
Atzpodien, yüzlerce Alman şirketin derneğiyle iletişime geçtiğini ve “silahlanmaya dahil olmak” istediğini bildirdi. Bunun nedeni sadece silah sektöründe para kazanılabilmesi değil, aynı zamanda “ülke için bir şeyler yapmak istemeleri.”
Silah sanayii için yeni strateji belgesi
Alman silah sanayisinin hızlı büyümesini desteklemek için Federal Ekonomi Bakanı Reiche, silah üreticilerinin genişlemesi için bir çerçeve çizen strateji belgesini hazırlamak üzere dört üyeli, önde gelen isimlerden oluşan bir danışma komitesi topladı.
Belgede, “savunma kabiliyeti”nin kendini ortaya koyma, uzun süre dayanma ve acil durumlarda da kazanma yeteneği olduğu belirtiliyor. Almanya’nın “küresel teknoloji yarışında” geride kaldığını kabul eden strateji, bu nedenle, Alman devletinin savunma yatırımlarını” “stratejik bir kaldıraç” olarak kullanmasını istiyor.
Belgeye göre endüstriyel seferberlik, “Almanya ve Avrupa için teknolojik egemenlik, iktisadi güç ve stratejik eylem kapasitesi elde etmek için nadir görülür fırsat.”
Yeni strateji belgesi, teknolojik üstünlüğün ve çok sayıda silah sistemi üretme yeteneğinin, küresel güç dengesinde “jeopolitik güç” için çok önemli olduğuna işaret etti ve modern savaşta zaferin, “ön cephedeki güçlerine ilgili miktarda teknolojiyi en hızlı şekilde sağlayabilenlerin” olduğunu savundu.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Almanya’nın Avrupa liderliğine yönelişi silahlanma ile olacak
Buna göre, uzmanlar Almanya’nın siyasi ve sanayi liderlerini, gerginlik veya savaş durumunda silah sektöründe yeni üretim kapasiteleri oluşturmaya ve sürdürmeye çağırdı.
Savunma sektöründe “aktif endüstriyel kapasite planlaması” ve “kesin yıllık hedefler” gerektiğini söylüyorlar.
Endüstriyel tabanı uzun vadede güçlendirmek için danışmanlar, ihracata ve Ukrayna savunma sanayisinin Avrupa tedarik zincirlerine “hedef gözeten” entegrasyonuna odaklanıyor.
Savunma harcamalarının “stratejik özerklik” ile sonuçlanması için, Avrupa’nın ABD’den özerkliğini güvence altına almak amacıyla her zaman “Avrupa egemenliğine bir yatırım” olması planlanıyor.
Burada Almanların amacı, Almanya’nın liderliğinde Bundeswehr’i güçlendirmek ve ortak bir Avrupa savunma ekonomisinin temellerini atmak.
Uzmanlar, “Avrupa ve Avrupa içindeki Almanya daha da güçlenecek” öngörüsünde bulunuyor. Böylece Federal Cumhuriyet, “güvenlik odaklı teknolojik ve iktisadi liderliğin yeni bir çağına” girecek.
Alman iktisatçı: Sanayinin askerileşmesi felakete giden yoldur
“Almanya’nın geri dönüşü” tartışmaları yeni değil
Almanya’nın şu anda azalsa da küresel iktisadi liderliğini buna uygun askeri güce dönüştürme arzusu yeni değil.
Önemli bir belge olan “Yeni Güç – Yeni Sorumluluk”a dayanarak, önde gelen Alman politikacılar 2013 yılından bu yana, Almanya’nın dünya pazarındaki iktisadi gücünün küresel düzeyde siyasi ve askeri güce de dönüşmesi gerektiğini kamuoyuna açıkça talep ediyorlardı.
Almanya’nın güç politikası açısından Avrupa’nın lider gücü olarak ABD’den bağımsızlaşması talebi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde “stratejik özerklik” ve “Avrupa egemenliği” sloganları altında ivme kazandı.
O zaman bile, stratejik özerklik yanlılarının temel talebi, silahlanma için ayrılan mali kaynakların ABD’den pazara hazır silah sistemleri satın almak için değil, bağımsız bir Alman veya Avrupa silah endüstrisinin hedefli olarak geliştirilmesi için yatırılmasıydı.
Avrupa
Arnavutluk’ta Kushner destekli lüks tatil köyü nedeniyle protestolar büyüyor

Donald Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından desteklenen lüks tatil köyü projesine karşı Arnavutluk’ta düzenlenen protestolar şiddetleniyor.
Çarşamba günü binlerce kişi, projenin durdurulması yönündeki taleplerin giderek artması üzerine, üçüncü gün üst üste Tiran sokaklarına döküldü.
Protestoculardan bazıları, korkulan çevre tahribatına dikkat çekmek amacıyla şişme flamingolar sallıyordu.
Protestolar, ülkenin güneyinde de planlanıyor. Akdeniz’in çevresel açıdan en hassas bölgelerinden biri olarak görülen bu bölgede, 1,6 milyar dolarlık kompleksin temel atma çalışmaları kısa süre önce başladı.
The Guardian’ın aktardığına göre ülkenin önde gelen çevre koruma grubu PPNEA’nın genel müdürü Aleksandr Trajce şunları söyledi:
“Başından sonuna kadar şeffaflık tamamen yoktu. İzinlerle ilgili hiçbir kamu istişaresi veya kamu belgesi görmedik; bu nedenle şu anda şunu söylüyoruz: Eğer buldozerleri kaldırırlar, çiti söküp habitatları eski haline getirirlerse, o zaman konuşmaya başlayabiliriz.”
Bu gelişmeyi, ülkesinin “Stalinist bir devletten lüks bir tatil beldesine dönüşüm sürecinde bir dönüm noktası” olarak savunan Başbakan Edi Rama, salı günü çıkmaza bir son vermek amacıyla protestocularla görüşmeyi önerdi.
Öte yandan Rama, “Ben burada olduğum sürece yatırımın durması kesinlikle mümkün değil,” diyerek tavrından da ödün vermedi.
Arnavutluk’un en eski çevre örgütü olan PPNEA, eşsiz biyolojik çeşitlilik ve kültürel mirasa sahip bir bölgenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarıları ortaya çıkınca alarm verdi.
Bu yılın başlarında Ivanka Trump, bir mimar ekibiyle birlikte ülkeye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi ve kocasının yatırım şirketi Affinity Partners tarafından geliştirme için ayrılan alanı gezmişti.
Tatil köyü, Arnavutluk’un tek adası olan ıssız Sazan kayalığını değil, onu çevreleyen deniz milli parkındaki sulak alanları ve kıyı habitatlarını da kapsayacak bir alanı kaplamayı amaçlıyor.
BirdLife International’a göre, bu sular Akdeniz foku için son sığınaklardan biri olup, bölge aynı zamanda flamingolar ve Dalmaçya pelikanları dahil olmak üzere 200’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor.
Zvërnec köyünün kuzeyinde, Narta lagünü ile deniz arasında yer alan geniş koruma altındaki kıyı arazileri de geliştirme projesi kapsamında yer alıyor.
Trajce, “Arnavutluk’taki koruma altındaki bölgelerde daha önce hiç böyle bir şey görmedik. Bu sadece eşi benzeri görülmemiş bir durum değil; toplumun çıkarları, çevresel faktörler ya da sözleşme izinleri hiçe sayılarak, sadece buldozerlerin giriş yaptığı bir ortamda hukukun üstünlüğü tamamen çökmüş durumda,” dedi.
Zvërnec yakınlarındaki şantiye çevresine beton temelli, üstüne dikenli tel çekilmiş bir çit dikilmeye başlandığında, çiti korumak için özel bir güvenlik şirketi görevlendirildiğinde ve erişim yollarını açmak için ağır makineler antik kumulları ve Akdeniz çam ormanlarını tahrip etmeye başladığında, endişe halkın öfkesine dönüştü.
Trajce, “İşte o zaman yerel halk gerçekten öfkelendi. Orada arazisi olan ya da orada çalışan insanlar birdenbire arazilerine ulaşamaz hale geldi… Bu artık bir çevre meselesi olmanın ötesine geçti. Bu bir vatandaşlık meselesi. Çok daha büyük bir mesele,” dedi.
Bu hafta, Arnavutluk’un özel yolsuzlukla mücadele savcılığı SPAK, koruma alanlarıyla ilgili 2024’te kabul edilen tartışmalı yasal değişikliklere ilişkin bir soruşturma başlattığını duyurdu.
Geliştiriciler, sorumlu bir şekilde ilerleyeceklerini söylüyor.
Kushner’in şirketiyle ortaklaşa planları geliştiren Sazan Real Estate Development LLC’nin başkanı Asher Abehsera, “Odak noktamız sorumlu yönetim, çevrenin iyileştirilmesi, istihdam yaratılması ve yerel topluluklar için uzun vadeli değer yaratılması olmaya devam ediyor. Devam eden kamu ve kurumsal süreçlere saygı duyuyoruz,” dedi.
Geçen yıl Arnavutluk’u 2030 yılına kadar AB’ye sokma vaadiyle dördüncü dönemine seçilen ve Avrupa’nın en yoksul ülkeleri arasında yer alan ülkesine yatırım çekmeye istekli olan Rama da, bu projenin ülkenin el değmemiş kıyı şeridini tehlikeye atmayacağını savunuyor.
1 Haziran’da Arnavutluk parlamentosuna yaptığı açıklamada, müzakerelerin hâlâ devam ettiğini ve nihai teklifin henüz kesinleşmediğini belirtti.
Çarşamba günü yaptığı açıklamada ise, “misafirperverliğimizi ve adil tutumumuzu sürdürmemizin ve hiçbir koşulda yatırımcıların düşmanlıkla karşılandığı bir ülke olarak damgalanmamamızın çok önemli olduğunu” söyledi.
Proje onaylanmadan önce The Guardian’a verdiği röportajda Rama, Kushner’in Arnavutluk’a olan ilgisinin yıllar öncesine, “Trump’ın ABD başkanı olmaya yakın olmadığı ve Beyaz Saray’dan çok hapishaneye girmeye yakın göründüğü” zamanlara dayandığını söylemişti..
Rama, “Bu, Trump ile değil, harika bir projeye sahip Amerikalı bir yatırımcı olan Jared ile ilgiliydi,” ifadelerini kullanmıştı.
Arnavutluk, doğal güzelliği ve uygun fiyatları ile ziyaretçilerin ilgisini giderek daha fazla çekiyor.
Rama’nın destekçileri, bu destinasyonun aşırı turizmin tuzaklarından kaçınmak için lüks yatırımcıları çekme çabasını bir zorunluluk olarak görüyor.
Fakat muhalifler için bu tartışma, hükümete karşı artan hoşnutsuzluğu da besledi. Trajce, “Öfke, Kushner veya Ivanka Trump’a değil, hükümete ve bu konuyu ele alma şekline yönelik,” dedi.
Avrupa
Budapeşte’nin 17 aylık Ukrayna müzakeresi vetosu kalkıyor

Financial Times gazetesinin haberine göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı AB içinde “hız trenine” benzetildi. Budapeşte, ülkedeki Macar azınlığın haklarının güvence altına alınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu bildirdi.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Macaristan, Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin büyükelçilerinin dünkü toplantısının sonunda tutumunu ani bir şekilde değiştirdi ve bu durum, 11 gün sonra gerçekleşmesi beklenen ilk faslın açılması için gerekli teknik süreçlerin hızlanmasına yol açtı.
Kaynaklara dayandırılan habere göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğine ilişkin müzakere sürecinin başlamasına yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı, Avrupa Birliği’nde bir hız trenine benzetildi.
Müzakerelere katılan bir Avrupalı diplomat gazeteye yaptığı açıklamada, “O kadar uzun süre bekledik ki, işte hikaye bir hız trenindeki gibi gelişiyor” ifadelerini kullandı.
Budapeşte, Ukrayna topraklarındaki Macar azınlığa genişletilmiş haklar tanınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu ifade etti.
Söz konusu haklar, ek dil, eğitim ve kültür garantilerinin elde edilmesini kapsıyor. Bu garantilerin tartışılması son haftalarda AB temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti.
Bununla birlikte Macar yönetimi, birliğe kabul edilmede standart prosedürlere uyulması konusundaki ısrarını sürdürüyor. 28 Mayıs’ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Peter Magyar, Budapeşte’nin Ukrayna’ya silah ve askeri teçhizat tedarik etme niyetinde olmadığını bildirdi ve Kiev’in diğer adaylarla aynı gereksinimleri karşılaması gerektiğini düşünerek Avrupa Birliği’ne hızlandırılmış katılımına karşı çıktığını açıkladı.
Macaristan Başbakanı Peter Magyar 3 Haziran sabahı yaptığı açıklamada, Budapeşte’nin Kiev ile Transkarpatya’daki Macar azınlığın haklarının geri verilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını ve bunun Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin başlamasının yolunu açabileceğini belirtti.
Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek
Politico gazetesi 2 Haziran’da, Macar makamlarının Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım başvurusunu veto etmeyeceklerinin sinyalini verdiğini yazdı. Mayıs ayında Magyar, Transkarpatya Macarlarının haklarının iade edilmesi de dahil olmak üzere Budapeşte’nin 11 talebinin tamamının Kiev tarafından yerine getirilmesinin, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB’ye entegrasyonuna başlamasını onaylaması için zorunlu bir koşul olduğunu söylemişti.
Önceki Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı çıkarak ülkenin entegrasyona hazır olmadığını ve Kiev’in bloğa katılımının savaşa yol açacağını kaydetmişti.
Haziran 2024’te Lüksemburg’da Ukrayna’nın AB’ye katılımına ilişkin müzakereler resmi olarak başladı. Ancak Kiev o tarihten bu yana hiçbir fasla ilişkin müzakereleri tamamlamadı; bu fasıllardan her birinin açılması veya kapatılması, 27 AB üyesi ülkenin tamamının oybirliğiyle onaylamasını gerektiriyor.
Avrupa
Alman istihbaratı, öğrencileri “aşırı sol”dan korumak için önlem almak istiyor

Alman iç istihbarat kurumu okulları “solcu aşırılıkçılar tarafından ‘Askerlik Karşıtı Okul Grevi’ kampanyasının sürekli olarak araçsallaştırılması” konusunda uyardı.
Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV) aynı başlıklı mektubu Brandenburg Eğitim Bakanlığına gönderdi ve mektup junge Welt (jW) tarafından elde edildi.
BfV’nin mektubu daha sonra bakanlık tarafından Elbe ve Oder nehirleri arasındaki onlarca ortaokula iletildi.
Bir basın sözcüsü jW’ye, bakanlığın “diğer makamlardan gelen okullarla ilgili bilgileri iletmekle yükümlü olduğunu” söyledi.
Okul yöneticilerinin “çocukları ve gençleri korumak amacıyla yerel duruma özel değerlendirmeler yapabilmesi” gerektiğini savunan bakanlık, bunun “siyasi bir duruş anlamına gelmediğini” ileri sürdü.
Mektupta BfV, Almanya Marksist-Leninist Partisi’nin (MLPD), Alman Komünist Partisi’nin (DKP) gençlik örgütü olan SDAJ’ın ve Türkiye kökenli MLKP’nin gençlik örgütünün katılımına karşı açıkça uyarıyor.
BfV’ye göre bu tür “dogmatik aşırı solculuk”, orak ve çekiç rozetleri veya kırmızı atkılarla tanınabilir.
Askerlik karşıtı harekete yönelik komünist “sızma”nın kanıtı olarak, CDU’ya bağlı Schüler-Union’un bu harekete ilişkin “algısı”na dair bir makale alıntılanıyor.
Son olarak, istihbarat servisi, Brandenburg Eyalet Güvenlik Yasası’nın 14(1) maddesi uyarınca okul yöneticilerinden öğrencilerini gözetleme konusunda işbirliği yapmalarını istiyor.
Bu hüküm, devlet kurumlarının “kendi inisiyatifleriyle”, “güvenliği tehdit eden” veya devlet karşıtı faaliyetlerden haberdar olmaları halinde istihbarat servisine bilgi vermelerini gerektirir.
Brandenburg Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Wilfried Peters, Berlin İdare Mahkemesi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde de anti-komünist inançlarını zaten ortaya koymuştu.
Orada, junge Welt gazetesinin Temmuz 2024’te Anayasa Koruma Teşkilatı raporunda kendisinden bahsedilmesine karşı açtığı davayı, gazetenin Lenin’e olumlu atıfta bulunmasını da gerekçe göstererek reddetmişti.
Peters, Lenin’in “FDGO’ya [Liberal Demokratik Temel Düzen] en şiddetli şekilde karşı koyduğunu” savunmuştu.
Okul Grevi İttifakı istihbarat teşkilatının “aşırılık” suçlamasını kesin bir dille reddetti.
İttifak sözcüsü jW’ye verdiği demeçte, “Aşırı olan tek bir şey var, o da federal hükümetin planları” dedi.
Sözcü, “askerlik ve militarizasyon yoluyla yeni bir savaş hazırlanırken” devletin “öncelikle bu savaşa karşı çıkan örgütlere yöneldiğini” eleştirdi.
Grev ittifakının hedefleri “yeni askere almayı engellemek ve militarizasyona son vermek” olarak ilan ediliyor. Sözcüye göre ittifak, “bu hedefleri samimi bir şekilde destekleyen” herkesle işbirliği yapacak ve yeni bir dünya savaşına karşı “her zaman en kararlı şekilde direnen güçler liberaller ya da sosyal demokratlar değil, komünistler.”
Okul grev ittifakı, kendilerini sindiremeyeceklerini vurguladı. Hedef, “savaş hazırlıklarına son vermek” olmaya devam ediyor.
Bu amaçla, hükümetin 15 Haziran ve civarında aktif ve eski Bundeswehr askerlerinin “başarılarını” kamuoyuna duyurmayı amaçladığı “Ulusal Gaziler Günü”ne karşı bir eylem haftası planlanıyor.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu











