Avrupa
Almanya’da askerileşme odaklı devlet-sanayi bütünleşmesi tam gaz

“Stratejik endüstri diyaloğu” ve Federal Ekonomi Bakanlığı’nın yeni strateji belgesine dayanarak Berlin, Almanya’nın krizle boğuşan sanayi potansiyelini silah endüstrisine yönlendirerek askeri güç kazanmayı hedefliyor.
Aralık ayı başında Ekonomi Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı, ilk kez sadece silah endüstrisini değil, sivil ekonomiyi de Berlin’e “stratejik endüstri diyaloğu” için davet etti.
German Foreign Policy’deki analize göre toplantının sonucu, Almanya’nın tüm endüstriyel potansiyelinin, sivil sektör de dahil olmak üzere, savunma sanayisi kapasitesini geliştirmek için seferber edilmesi gerektiği yönünde bir açıklama oldu.
Federal Ekonomi Bakanlığı tarafından toplanan bir danışmanlar heyeti, kasım ayında aynı sonuca varmıştı. Hazırladıkları strateji belgesine göre, Avrupa’nın savunma sanayisi Almanya’nın liderliğinde güçlendirilmeli; teknolojik üstünlük ve askeri teçhizatın seri seri üretimi, jeopolitik güç için vazgeçilmez ön koşullar olarak görülüyor.
Alman ekonomisinin savunma sanayisi yeniden yapılandırması başarılı olursa, ülke yeni bir “güvenlik odaklı teknolojik ve ekonomik liderlik dönemi” ile karşı karşıya kalacak.
Yeniden silahlanma için devlet-sermaye işbirliği
Alman silah endüstrisinin lobi örgütü olan Alman Güvenlik ve Savunma Endüstrisi Federal Birliği (BDSV), 2014 yılından bu yana Savunma Bakanlığı ile “stratejik endüstri diyaloğu” yürütüyor. Bu format, Ukrayna konusunda Rusya ile güç mücadelesinin tırmanmaya başladığı döneme tekabül ediyor.
Fakat bu yılki zirvenin yeniliği, silah endüstrisinin yanı sıra “sivil” ekonominin de dahil olmasıydı. Savunma Bakanlığı, “endüstrinin tüm spektrumunu masaya yatırdığını” iddia ediyor.
Tartışmanın ana konularından biri, sivil ve askeri endüstrilerin potansiyellerini nasıl daha iyi entegre edebilecekleri idi. Federal hükümet ve endüstri dernekleri, Ar-Ge alanına da uzanan yakın bir şebeke oluşturma için çaba gösteriyor.
SPD’li Savunma Bakanı Boris Pistorius, silah endüstrisi ile sivil ekonominin ayrılmasının “mantıklı olmadığını” iddia ederken, Ekonomi Bakanı Reiche, “geçişler artık akıcı” diye ekledi.
Sanayiciler krizi fırsata çevirmek istiyor
Alman Sanayiciler Birliği (BDI) Başkanı Peter Leibinger de toplantıda, sivil ve askeri endüstrilerin entegrasyonunun Alman silahlanmasının “gerçek potansiyelini” barındırdığını söyledi.
Başkana göre bu amaçla, sivil endüstrinin “silahlı kuvvetlere hizmet etme becerileri” geliştirmesi gerekiyor.
Savunma Bakanı Pistorius, “dünyanın üçüncü büyük sanayi ülkesi” olan Almanya’nın “dünya çapında birçok ülkenin kıskandığı bir potansiyele” sahip olduğunu açıkladı.
Pistorius, Alman şirketlerinin, örneğin silah sektörü için de vazgeçilmez olan nadir toprak elementleri gibi arzulanan hammaddeleri elde etmek için yurtdışında güçlerini birleştirip birlikte çalışarak dünya çapında liderlik rolünü sürdürmesi gerektiğini savundu.
Silah endüstrisindeki yeni çalışanlara olan büyük talep, Alman sivil endüstrisindeki yaygın kriz nedeniyle işlerini kaybeden personel tarafından karşılanabilir.
Silah sektörüne geçişin sadece istihdamı korumakla kalmayıp “iktisadi büyümeyi” de sağlayacağı ileri sürüldü. Ekonomi Bakanı Reiche’ye göre, sivil üretim kapasitelerini askeri uygulamalar için hedefleyerek güçlü bir savunma endüstrisi kurulabilir.
Bakan örnek olarak, krizden etkilenen otomotiv endüstrisinin, şu anda savunma sektöründe acil olarak ihtiyaç duyulan becerilere sahip olduğunu hatırlattı.
Alman sanayicileri müstakbel hükümetten askerileşmeyi yoğunlaştırmasını istiyor
Silah sektörüne kayış “ülke için bir şeyler yapmak” anlamına geliyor
Reiche’ye göre öncelik, “hareket etme kapasitesi” yaratmak. Silah üretiminde kapasiteyi genişletmenin yanı sıra, bu aynı zamanda dayanıklılık da gerektiriyor.
Pistorius da Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) ancak “toplum ve ekonominin işleyişi iyi” ise iyi olacağını vurguladı.
İHA’ların ve mühimmatın seri üretiminin büyük önem taşıdığına işaret eden bakan, Bundeswehr’in envanterindeki “nihai ürün”ün değil, tüm değer zincirinin üretim kapasitelerinin de belirleyici olduğuna işaret etti: Bu nedenle, yalnızca Bundeswehr’in büyük miktarlarda güvenilir satın alma taahhütleri değil, diğer satış pazarlarından da taahhütler gerekli.
BDSV yönetim kurulu üyesi Hans Christoph Atzpotien, sektörün “böyle bir ölçek büyütme sürecinde kapasitelerinin” boyutunu bilmesi gerektiğini talep etti. Alman silah endüstrisinin, artan üretimi “mümkün olan her yerde” Avrupa pazarında da satmayı başarmasını umuyor.
Atzpodien, yüzlerce Alman şirketin derneğiyle iletişime geçtiğini ve “silahlanmaya dahil olmak” istediğini bildirdi. Bunun nedeni sadece silah sektöründe para kazanılabilmesi değil, aynı zamanda “ülke için bir şeyler yapmak istemeleri.”
Silah sanayii için yeni strateji belgesi
Alman silah sanayisinin hızlı büyümesini desteklemek için Federal Ekonomi Bakanı Reiche, silah üreticilerinin genişlemesi için bir çerçeve çizen strateji belgesini hazırlamak üzere dört üyeli, önde gelen isimlerden oluşan bir danışma komitesi topladı.
Belgede, “savunma kabiliyeti”nin kendini ortaya koyma, uzun süre dayanma ve acil durumlarda da kazanma yeteneği olduğu belirtiliyor. Almanya’nın “küresel teknoloji yarışında” geride kaldığını kabul eden strateji, bu nedenle, Alman devletinin savunma yatırımlarını” “stratejik bir kaldıraç” olarak kullanmasını istiyor.
Belgeye göre endüstriyel seferberlik, “Almanya ve Avrupa için teknolojik egemenlik, iktisadi güç ve stratejik eylem kapasitesi elde etmek için nadir görülür fırsat.”
Yeni strateji belgesi, teknolojik üstünlüğün ve çok sayıda silah sistemi üretme yeteneğinin, küresel güç dengesinde “jeopolitik güç” için çok önemli olduğuna işaret etti ve modern savaşta zaferin, “ön cephedeki güçlerine ilgili miktarda teknolojiyi en hızlı şekilde sağlayabilenlerin” olduğunu savundu.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Almanya’nın Avrupa liderliğine yönelişi silahlanma ile olacak
Buna göre, uzmanlar Almanya’nın siyasi ve sanayi liderlerini, gerginlik veya savaş durumunda silah sektöründe yeni üretim kapasiteleri oluşturmaya ve sürdürmeye çağırdı.
Savunma sektöründe “aktif endüstriyel kapasite planlaması” ve “kesin yıllık hedefler” gerektiğini söylüyorlar.
Endüstriyel tabanı uzun vadede güçlendirmek için danışmanlar, ihracata ve Ukrayna savunma sanayisinin Avrupa tedarik zincirlerine “hedef gözeten” entegrasyonuna odaklanıyor.
Savunma harcamalarının “stratejik özerklik” ile sonuçlanması için, Avrupa’nın ABD’den özerkliğini güvence altına almak amacıyla her zaman “Avrupa egemenliğine bir yatırım” olması planlanıyor.
Burada Almanların amacı, Almanya’nın liderliğinde Bundeswehr’i güçlendirmek ve ortak bir Avrupa savunma ekonomisinin temellerini atmak.
Uzmanlar, “Avrupa ve Avrupa içindeki Almanya daha da güçlenecek” öngörüsünde bulunuyor. Böylece Federal Cumhuriyet, “güvenlik odaklı teknolojik ve iktisadi liderliğin yeni bir çağına” girecek.
Alman iktisatçı: Sanayinin askerileşmesi felakete giden yoldur
“Almanya’nın geri dönüşü” tartışmaları yeni değil
Almanya’nın şu anda azalsa da küresel iktisadi liderliğini buna uygun askeri güce dönüştürme arzusu yeni değil.
Önemli bir belge olan “Yeni Güç – Yeni Sorumluluk”a dayanarak, önde gelen Alman politikacılar 2013 yılından bu yana, Almanya’nın dünya pazarındaki iktisadi gücünün küresel düzeyde siyasi ve askeri güce de dönüşmesi gerektiğini kamuoyuna açıkça talep ediyorlardı.
Almanya’nın güç politikası açısından Avrupa’nın lider gücü olarak ABD’den bağımsızlaşması talebi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde “stratejik özerklik” ve “Avrupa egemenliği” sloganları altında ivme kazandı.
O zaman bile, stratejik özerklik yanlılarının temel talebi, silahlanma için ayrılan mali kaynakların ABD’den pazara hazır silah sistemleri satın almak için değil, bağımsız bir Alman veya Avrupa silah endüstrisinin hedefli olarak geliştirilmesi için yatırılmasıydı.
Avrupa
AB’de bürokrasiyi azaltacak reform görüşmeleri tıkandı

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü azaltmayı hedefleyen reform müzakereleri, çevre gereklilikleri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle çıkmaza girdi. Uzlaşma sağlanamaması sebebiyle reform çalışmalarının Kıbrıs’ın AB Konseyi Dönem Başkanlığı sürecinde tamamlanması zor görünürken, müzakerelerin İrlanda döneminde de sürmesi bekleniyor.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü hafifletmeyi amaçlayan reform müzakereleri, çevre gerekliliklerine ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle çıkmaza girdi.
Politico’nun Avrupalı diplomatlara dayandırdığı haberine göre, AB büyükelçilerinin gerçekleştirdiği son toplantıda reformun çevreyle ilgili bölümleri üzerinde uzlaşı sağlanamadı.
Müzakerelerin merkezinde, Avrupa merkezli şirketlere yönelik mevzuat hacmini ve diğer yükümlülükleri azaltmayı öngören altı adet Omnibus reform paketi yer alıyor.
Yaşanan tıkanıklık nedeniyle, tasarı üzerindeki temel çalışmaların Kıbrıs’ın AB Konseyi Dönem Başkanlığı sonuna kadar tamamlanmasının pek mümkün olmadığı belirtiliyor. Bu durum, müzakerelerin bir sonraki dönem başkanı İrlanda’nın yönetiminde devam edeceği anlamına geliyor.
Polonya’nın Deregülasyondan Sorumlu Bakanı Maciej Berek, Politico’ya yaptığı açıklamada, Avrupa Birliğinin sadece mevcut yükümlülükleri azaltmakla yetinmemesi gerektiğini ifade etti.
Berek, Avrupalı şirketlerin ABD ve Çin’deki rakipleriyle daha güçlü rekabet edebilmesi için Brüksel’in yeni yasalar hazırlarken en başından itibaren aşırı düzenlemelerden kaçınması gerektiğini vurguladı.
İş dünyası üzerindeki idari yüklerin azaltılması, Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Mario Draghi’nin Avrupa ekonomisinin rekabet gücüne ilişkin hazırladığı raporun ardından yeni Avrupa Komisyonunun öncelikli çalışma alanlarından biri haline gelmişti.
Draghi’nin raporunda, aşırı düzenlemelerin ve karmaşık raporlama kurallarının, AB şirketlerinin ABD ve Çin’deki firmalar karşısındaki rekabet gücünü zayıflattığı tespiti yer alıyordu.
Bu gelişmenin ardından Avrupa Komisyonu, AB mevzuatını basitleştirmeyi ve bürokratik engelleri azaltmayı hedefleyen “Competitiveness Compass” (Rekabetçilik Pusulası) programı ile Omnibus paketlerini sunmuştu.
Söz konusu Omnibus paketleri, tedarik zincirlerinin çevre ve insan hakları standartlarına uygunluğunun denetlenmesine yönelik kuralların esnetilmesini ve yeşil yatırımlara ilişkin gerekliliklerin yeniden gözden geçirilmesini öngörüyor.
Ancak bazı AB ülkeleri, yatırımcılar ve çevre örgütleri, bu değişikliklerin mevcut çevre standartlarının zayıflatılmasına yol açacağından endişe duyuyor.
Avrupa
Renault, Fransa’da 800 mühendisi işten çıkaracak

Fransız otomotiv üreticisi Renault Group, Çinli rakipleriyle mücadele edebilmek amacıyla mühendislik departmanında yeniden yapılandırmaya gidiyor. Şirket, Fransa’daki 800 mühendislik çalışanını işten çıkararak geliştirme süreçlerini hızlandırmayı hedefliyor. Plan kapsamında ayrıca 2 bin 500 çalışana yeni eğitimler verilecek.
Fransız otomotiv üreticisi Renault Group, Fransa’daki mühendislik departmanında kapsamlı bir yeniden yapılandırmaya gideceğini açıkladı.
Reuters haber ajansının aktardığına göre şirket, 2027 yılı sonuna kadar mühendislik biriminden 800 çalışanın işine son vermeyi planlıyor.
Renault bünyesinde, toplam mühendislik kadrosunun yarısını oluşturan 5 bin 500 mühendis Fransa’da görev yapıyor. Planlanan işten çıkarmalar, ülkedeki mühendislik personelinin yaklaşık yüzde 15 ile 20’sine denk geliyor.
Söz konusu optimizasyon kararının gerekçeleri arasında Çin otomotiv sektörünün Avrupa’da kaydettiği hızlı büyüme gösteriliyor.
Son iki yılda Çinli üreticilerin Avrupa pazarındaki payı üç katından fazla artış gösterirken, Çin merkezli rakipler teknolojik açıdan gelişmiş araçları daha uygun fiyatlarla pazara sunuyor.
Ajansın verilerine göre Renault, işten çıkarmaların yanı sıra personeline yönelik bir yeniden organize olma süreci de yürütecek.
Bu doğrultuda 2 bin 500 çalışana yeni alanlarda eğitim verilecek ve şirket bünyesine 150 ile 200 arasında yeni uzman dahil edilecek.
Şirketin odaklanacağı öncelikli alanlar ise elektrikli araçlar, yazılım ve yapay zeka teknolojileri olacak.
Renault, Çinli üreticilerin yeni bir otomobil modelini geleneksel dört veya beş yıllık süre yerine iki yılda geliştirebilmesi karşısında, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) süreçlerini basitleştirmeyi ve çalışma hızını artırmayı hedefliyor.
Avrupa’daki diğer otomotiv devleri de benzer küçülme kararları alıyor.
Volkswagen AG, grup bünyesindeki şirketler ve alt markalar dahil olmak üzere 2030 yılına kadar 50 bin çalışanı işten çıkarmayı planladığını daha önce duyurmuştu.
Geçtiğimiz haziran ayında, aralarında Renault’nun da bulunduğu bazı Avrupalı otomobil üreticileri, Avrupa Birliği (AB) yetkililerinden yerel üretimi teşvik etmek ve Çinli şirketlerle rekabette Avrupa otomotiv sektörünü desteklemek amacıyla “Made in Europe” (Avrupa’da Üretilmiştir) konseptini hayata geçirmelerini talep etmişti.
Avrupa
Fransa, askeri uygulamalar için Savunma Kuantum Kampüsü’nü hayata geçirdi

Fransa, kuantum teknolojilerinin askeri alanda benimsenmesini hızlandırmayı amaçlayan yeni bir Savunma Kuantum Kampüsü kurdu.
Mayıs ayında duyurulan ve 1 Haziran’dan beri Paris banliyölerinde faaliyete geçen kampüs, araştırmacıları, savunma şirketlerini, girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getiren bir merkez işlevi görüyor.
Kampüsün başında bulunan genel silahlanma mühendisi (IGA) Xavier Grison, Euractiv’e verdiği mülakatta, “Temel misyon, silahlı kuvvetlerde kuantum teknolojilerinin operasyonel kullanımını hızlandırmaktır,” dedi.
Kuantum teknolojileri, atomik ve atom altı ölçekte parçacıkların davranışlarından yararlanıyor ve bilgi işlem ile iletişimden sensörlere ve navigasyona kadar uzanan alanlarda dönüşüm yaratması bekleniyor.
Savunma alanındaki uygulamalar arasında, iletişimi gelecekteki kuantum saldırılarından korumak için post-kuantum kriptografi; GPS’siz navigasyon ve gelişmiş algılama için ileri düzey kuantum sensörler; dinlenmeye karşı dayanıklı güvenli kuantum iletişim; ve lojistik, silah sistemleri ve hava tahmini gibi karmaşık askeri senaryoları hızla simüle etmek için kuantum hesaplama yer alıyor.
Yeni kampüsün üç ana hedefi var: akademik araştırma ile bağları güçlendirmek, savunma ile ilgili kuantum kullanım örnekleri üzerine kendi çalışmalarını yürütmek ve startup’lardan büyük savunma gruplarına kadar uzanan endüstriyel ortaklarla daha yakın ilişkiler kurmak.
Dördüncü bir ayak ise uluslararası işbirliğine odaklanacak.
Fransa’nın bu teknolojide tercih ettiği ortaklar, Grison’un ülkenin “doğal işbirliği çevresi” olarak tanımladığı Avrupa Birliği içindeki ülkeler olacak.
Fransa ile halihazırda güçlü bilimsel ve teknolojik bağları bulunan Kanada ve Singapur da dahil olmak üzere diğer ülkeler, durum bazında değerlendirilecek.
Grison, ABD’nin önemli bir ortak olmaya devam ettiğini ama bu ülkeyle işbirliğinin daha zorlu olabileceğini belirtti.
“Egemenliği korumak ve dengeli bir işbirliği kurmak daha zordur,” diyen Grison, yeni ortaya çıkan teknolojilerde stratejik özerkliği koruma konusundaki genel Avrupa endişelerini dile getirdi.
Kampüs, kuantum uygulamalarının üç geniş kategorisine odaklanacak.
En olgun alan, geleneksel sistemlerden önemli ölçüde daha iyi performans gösterebilecek sensörler.
Grison, “Bu konu üzerinde çok uzun süredir çalışıyoruz. Bu çalışmaların bir kısmının meyve vereceğinden eminiz,” dedi.
Kuantum hesaplama ikinci ana odak noktasını oluşturuyor. Yararlı görevlerde geleneksel makinelerden daha iyi performans gösterebilen pratik kuantum bilgisayarlar henüz kanıtlanmamış olsa da Fransa bu teknolojiye büyük bir umut besliyor:
“Beş farklı teknolojiyi kullanan beş (Fransız) şirket olduğunu gözlemledik; bunların hepsinin başarı şansı var. Beşinin de olgunlaştırılmasına karar verildi. Hedef, 2032 yılına kadar en güçlü geleneksel bilgisayarların bile ötesine geçen bir hesaplama gücü seviyesine ulaşmak.”
Grison, kampüsün odaklandığı üçüncü kategorinin kuantum iletişimi olduğunu ve bu alanın hâlâ daha “keşif aşamasında” olduğunu belirtti.
Araştırmacılar, bu tür sistemlerin zamanla anten kullanımı da dahil olmak üzere geleneksel iletişim teknolojilerinin bazı sınırlamalarını aşabileceğini umuyor.
Savunma bakanlığı için zorluk, sadece donanım üretmekle kalmayıp, aynı zamanda yazılım geliştirmek ve pratik askeri uygulamaları belirlemek.
Potansiyel uygulamaların çoğu, sivil alanda da fayda sağlayabilecek çift kullanımlı nitelikte olacak.
Umut vaat eden fikirlerin belirlenmesine yardımcı olmak amacıyla kampüs, aralık ayında gerçekleştirilmesi planlanan bir “savunma kuantum hackathonu” da başlattı.
Hackathon, genellikle 24 ile 48 saat arasında süren, yazılım geliştiricilerin, tasarımcıların ve ilgili uzmanların ekipler halinde bir araya gelerek belirli bir probleme yenilikçi ve teknolojik çözümler ürettikleri yoğun bir inovasyon ve kodlama maratonuna verilen ad.
Katılımcılar, savunma alanında potansiyel uygulamalar geliştirmeleri istenmeden önce kuantum programlama konusunda eğitim alacaklar.
On yıl sonra başarının neye benzeyeceği sorulduğunda Grison, iki dönüm noktasına dikkat çekti: Gerçekten kullanışlı bir kuantum bilgisayarın ortaya çıkması ve operasyonel bir kuantum sensörün devreye alınması.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa1 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











