Avrupa
“Avrupalı NATO” hızlanıyor

ABD’nin ittifak içindeki ağırlıklarını azaltması ve Avrupa’dan kısmi çekilme hazırlıkları ile birlikte “Avrupalı NATO” planı hızlanmaya başladı.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve üst düzey NATO generalleri, NATO’nun “Avrupalılaşması” konusunda hızlı ilerleme kaydedildiğini bildirdi.
NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich’in de teyit ettiği üzere, Avrupalı NATO üye ülkeleri, Washington’un haziran başında NATO’dan geri çektiği çok sayıda ABD askeri uçağı, savaş gemisi ve askeri birimin yerini sadece birkaç hafta içinde doldurmayı başardılar.
Avrupalı birimler şu anda ABD birimlerinin yerine konuşlandırılmak üzere hazır bekliyor.
Geçen hafta Pistorius, Estonya’nın Valga kentindeki 1. Alman-Hollanda Kolordusunun, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonlarının taktik karargahı olarak kullanılmasını da resmen onayladı.
Bu kolordu, Polonya ve Litvanya’daki operasyonların karargahı olarak görev yapmaya devam eden Szczecin’deki Alman-Polonya-Danimarka Kuzeydoğu Çokuluslu Kolordusu ile paralel olarak faaliyet gösteriyor.
“Avrupalı NATO”nun gelişimi Washington’da övgüyle karşılanıyor. Pentagon’da, ABD’nin yükünü hafifletmeyi ve böylece ABD’nin başka yerlerdeki operasyonlarını mümkün kılmayı amaçlayan “NATO 3.0”dan söz ediliyor.
Washington, bu konuda Almanya’nın liderliğini de övüyor.
ABD’nin yerini Avrupa alıyor
Bir kriz durumunda ABD olmadan bile ittifakın işlevselliğini sürdürebilmesi için Avrupa üye ülkelerinin NATO içindeki faaliyetlerini genişletme planları, geçen yılın başından beri sistematik olarak yürütülüyor.
Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem göreve başlaması ve daha önce defalarca tehdit ettiği gibi ABD’yi NATO’dan gerçekten çekip çekmeyeceğine dair belirsizlikten kaynaklanıyor.
Wall Street Journal’ın nisan ayında bildirdiği gibi, başlangıçta bu konuda öncülüğü tek tek NATO ülkeleri üstlenmiş olsa da, geçen yılın sonlarında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Almanya’nın da bu çabalara katılacağına karar vermesiyle bu çabalar önemli bir ivme kazandı.
Somut olarak amaç, hem personel hem de teçhizat açısından her düzeyde baskın olan ABD varlığını, Avrupa’dan gelen subaylar ve silah sistemleriyle değiştirmek.
Örneğin, şubat ayı başında duyurulan en son büyük personel değişikliğinde, daha önce her ikisi de ABD’li generaller tarafından yürütülen Napoli’deki Müşterek Kuvvet Komutanlığı ve Norfolk, Virginia’daki Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komuta kademelerine Avrupalı generaller terfi ettirildi.
NATO tatbikatları da giderek daha fazla Avrupa liderliğinde ya da hatta tamamen Avrupalı birliklerle gerçekleştiriliyor.
Ağır bombardıman uçakları hariç boşluklar dolduruluyor
Birkaç gün önce, Avrupalı NATO üye ülkeleri bir adım daha attı.
Haziran başında Belçika’nın Mons kentindeki NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda (SHAPE) düzenlenecek olan ittifak içi kuvvet kaynaklandırma konferansından kısa bir süre önce, ABD çok sayıda uçak, insansız hava aracı, gemi ve denizaltıyı “kullanıma sunmaktan çekmişti.”
Bu, söz konusu araçların NATO operasyonları için daha önce sağlanan kullanılabilirliklerinin sona erdiği anlamına geliyordu.
Bu karar, diğerlerinin yanı sıra iki uzun menzilli bombardıman kanadından birini, 153 avcı uçağından 54’ünü ve kruvazör ile muhrip birimlerinin yarısını kapsıyordu.
Geçen hafta, Avrupa’daki NATO üyelerinin NATO zirvesi öncesinde bu eksiklikleri “büyük ölçüde gidermeyi” başardıkları bildirildi; bu durum, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR) ABD’li General Alexus Grynkewich tarafından da doğrulandı.
Haberlere göre, örneğin, ABD’nin uzun menzilli bombardıman uçakları için henüz uygun bir yedek bulunamadı. Bununla birlikte, Grynkewich’in yardımcısı John Stringer’ın ifadesine göre, genel süreç, NATO içinde “daha güçlü bir Avrupa”nın kanıtı.
Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform
Almanya-Hollanda ortaklığında yeni karargah Baltık’ta
Geçen hafta, Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) ve Hollanda Silahlı Kuvvetleri Estonya’da bir adım daha attı.
Litvanya sınırındaki Valga’da, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un huzurunda 1. Alman-Hollanda Kolordusu, Estonya ve Letonya’daki tüm NATO operasyonları için taktik karargâh rolünü üstlendi.
1995 yılında kurulan bu kolordu, daha önce ağırlıklı olarak Afganistan’da görev yapmıştı. Artık Rusya’ya karşı olası bir savaşın hazırlıklarına doğrudan dahil olmuş durumda.
Bu durum, Baltık bölgesindeki sorumluluk dağılımını şu şekilde değiştirdi: Merkezi Polonya’nın Szczecin kentinde bulunan ve Almanya, Polonya ve Danimarka tarafından yönetilen Çokuluslu Kuzeydoğu Kolordusu, Estonya ve Letonya’ya ilişkin önceki sorumluluğunu devretmiş olup, bundan böyle bir taktik karargah olarak yalnızca Polonya ve Litvanya’daki NATO operasyonlarını yönetecek.
Buna, Belarus’tan Polonya-Litvanya sınırı boyunca Kaliningrad’a uzanan jeostratejik açıdan son derece hassas Suwałki Koridoru da dahil.
NATO stratejistleri bu koridoru, bir Rus saldırısı için potansiyel bir hedef olarak görüyor.
Almanya Federal Savunma Bakanlığı’nın yakın tarihli bir açıklamasına göre, 1. Alman-Hollanda Kolordusunun yeni rolü, “NATO içindeki Avrupa’nın rolünü” güçlendiriyor.
“NATO 3.0” yol alıyor: Elbridge Colby’nin tezleri
NATO’nun Avrupalılaşması, ABD ile tam bir uyum içinde ve aslında ABD’nin baskısı altında gerçekleşiyor.
Bu durum, 12 Şubat’ta Brüksel’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısında Elbridge Colby’nin yaptığı açıklamalarla örneklendirilebilir.
Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı olarak görev yapan ve Pentagon’da etkili bir isim olan Colby, toplantıya Savaş Bakanı Pete Hegseth adına katıldı.
Colby’ye göre NATO şu anda yeni bir aşamaya giriyor. Kuruluşunu takip eden on yıllarda Sovyetler Birliği’ne karşı ortak transatlantik mücadeleye odaklanmış olsa da, 1990’dan itibaren odağını ittifakın sınırlarının çok ötesindeki denizaşırı operasyonlara –örneğin Yugoslavya’da ve ardından Afganistan’da– kaydırdı.
Colby, “NATO 1.0”dan “NATO 2.0”a geçişten bahsetti. Fakat şimdi görev, “NATO 3.0”a geçişi gerçekleştirmek.
Bunun nedeni, ABD’nin şu anda yeni önceliklere odaklanmış olmasıdır: Bir yandan Latin Amerika ve Karayiplerdeki yeni askeri faaliyetlere; diğer yandan ise Asya-Pasifik bölgesinde daha güçlü bir varlık göstermeye odaklanıyor.
Buna ek olarak Colby, ABD’nin aynı anda birden fazla cephede savaş yürütebilme kapasitesine sahip olması gerektiğini açıkladı.
ABD, Almanya’yı liderlik için zorluyor
Ayrıca Colby, bunun Avrupa ülkelerinin savunmalarını mümkün olduğunca kendi başlarına sağlamaları gerektiği anlamına geldiğini belirtti.
Örneğin nükleer caydırıcılık dışında, ABD’nin artık bunun için yeterli yedek kapasitesi bulunmuyor.
Bu nedenle Avrupa’daki NATO üyeleri, sadece askeri harcamalarını artırmaya devam etmekle kalmayıp aynı zamanda askeri kapasitelerini de acilen genişletmek zorunda kalacak.
Amaç, sadece “hazırlık” durumunu değil, aynı zamanda silah ve mühimmat stoklarını ve her türlü savunma teçhizatı üretimi için “endüstriyel kapasiteleri” de güçlendirmek.
Colby’ye göre bu başarılı olursa, NATO mevcut anlaşmazlıklarından eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkacak.
Colby, nisan ayı sonunda X’te, o dönemde benimsenen Alman askeri stratejisine ilişkin bir değerlendirmeyle bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldı.
Colby, belgenin Almanya’nın şu anda “liderlik rolünü” üstlendiğini teyit ettiği sonucuna vardı. Pentagon, Avrupalı NATO üye devletlerine, özellikle de Almanya’ya yardım sağlamaya hazır olduğunu kaydeden Colby, Alman askeri stratejisini “NATO 3.0’a doğru net ve inandırıcı bir yol” olarak selamladı.
Müsteşar, stratejinin, “Avrupa’daki NATO’yu hızla gerçek anlamda güçlü hale getirmek için son derece uygun” olduğunu da vurguladı.
Avrupa
İngiltere’de dışişleri personeli ve bürokratların verileri darknet’e düştü

İngiltere Dışişleri Bakanlığı personeli ile çok sayıda hükümet yetkilisi ve yerel yöneticinin kimlik bilgileri ile e-posta şifreleri, yüklenici şirket Fortinet’in güvenlik duvarlarına yönelik siber saldırıyla ele geçirildi. Ele geçirilen hassas verilerin karanlık ağda yüksek fiyatlarla satışa sunulduğu bildirilirken uzmanlar, bu sızıntının ulusal sağlık sistemi ve kritik altyapı tesislerine yönelik daha büyük saldırıların önünü açabileceği uyarısı yapıyor.
İngiltere’de siber saldırganlar, aralarında Dışişleri Bakanlığı personelinin, hükümet yetkililerinin, yerel yöneticilerin ve sağlık sistemi çalışanlarının da yer aldığı çok sayıda devlet memurunun kullanıcı bilgilerini ve hassas verilerini ele geçirdi.
The Telegraph gazetesinin ulaştığı siber saldırı sonrası analiz raporlarına dayandırdığı habere göre, çalınan bu veriler darknet’te 44 bin sterline (yaklaşık 58 bin dolar) varan fiyatlarla satışa sunuluyor.
“FortiBleed” olarak adlandırılan siber saldırı, çok sayıda e-posta adresi ile bunlarla eşleşen şifrelerin sızmasına yol açtı. Bu durum, İngiliz hükümetine ait hassas bilgilerin bulunduğu sistemleri siber saldırganların ve veri alıcılarının erişimine açık hale getirdi.
Ele geçirilen veriler arasında İngiltere’nin Tayland ve Mauritius büyükelçiliklerinde görev yapan bilişim teknolojileri uzmanlarının yanı sıra Derbyshire yerel yönetimi ile Londra’nın doğusundaki Waltham Forest belediyesi çalışanlarının da kullanıcı bilgileri yer alıyor.
Haberde aktarılan detaylara göre, siber saldırıdan etkilenen sistemler arasında, kamu kurumlarına hizmet veren yüklenici firma Fortinet tarafından sağlanan 80 binden fazla güvenlik duvarı (firewall) bulunuyor.
Karanlık ağdaki forumlarda satışa çıkarılan verilerin, ülkenin kritik altyapı hizmetlerini sağlayan kurumların sistemlerine giriş yetkisi barındırdığı kaydedildi.
Bu kurumlar arasında Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), enerji sağlayıcıları ve ülke genelindeki temel ilaç tedarikçileri de yer alıyor.
Eski bir NHS doktoru olan siber güvenlik uzmanı Saif Abed, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sağlık kuruluşları, eczaneler, laboratuvarlar ve bunların tedarikçileri, FortiBleed saldırısında güvenlik açığı oluşan bu tür ürünlere büyük ölçüde bağımlı durumda. Bu sızıntı, ülke genelindeki hastaların güvenliğini tehlikeye atabilecek ve yıkıcı fidye yazılımı saldırılarını başlatabilecek nitelikteki ilk adım olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
Bir diğer siber güvenlik uzmanı Vladimir Dyachenko ise siber saldırının halen devam ettiğini belirtti.
Dyachenko, siber saldırganların daha önceki veri sızıntılarından elde ettikleri ve geçerliliğini koruyan kullanıcı bilgilerini kullanarak, ele geçirilen cihazları yeni bilgi toplama merkezlerine dönüştürdüklerini açıkladı.
İngiltere’de siber güvenlik ve veri güvenliğiyle ilgili diğer gelişmeler de kamuoyunun gündeminde yer alıyor.
Sky News’un 10 Haziran tarihli haberinde, Savunma Bakanlığından Ocak 2024 ile Mart ayları arasında 545 dizüstü bilgisayar ve tablet ile 744 cep telefonunun kaybolduğu bildirilmişti. Bakanlığın televizyon kanalına sağladığı bilgiye göre, kaybolan cihazların hiçbiri bulunamadı.
İngiltere siber istihbarat servisi GCHQ Başkanı Anne Keast-Butler, 27 Mayıs’ta kurum bünyesinde düzenlenen ilk yıllık konferansta yaptığı konuşmada, diğer devletlerden gelen yeni sınamalar karşısında ülkenin kritik bir dönemden geçtiğini ifade etmişti.
Keast-Butler, müttefiklerle birlikte teknoloji yarışındaki liderliği koruma fırsat penceresinin giderek daraldığını vurgulamıştı.
Bunun yanı sıra, Daily Mail gazetesi, Reform UK Partisi lideri Nigel Farage’ın, kripto milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlinlik bağışla ilgili detayları ele geçirmek isteyen yabancı aktörlerin telefonunu hacklediğinden emin olduğunu yazmıştı.
Ancak İngiltere Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC) eski Başkanı Ciaran Martin, Farage’ın bu iddialarının herhangi bir dayanağı olmadığını belirtmişti.
Avrupa
İtalya ve Bulgaristan AB’nin Patrik Kirill kararında çekince bildirdi

AB’nin 21. yaptırım paketi taslağı, üye ülkelerin farklı alanlardaki itiraz ve çekinceleriyle karşılaşıyor. İtalya ve Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’e yönelik seyahat yasağı teklifine karşı çıkarken; Yunanistan, Malta ve Kıbrıs ise Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının gözden geçirilmesinin dondurulması önerisine itiraz ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında yürütülen 21. yaptırım paketi müzakerelerinde, Rus Ortodoks Kilisesi lideri Patrik Kirill’e yönelik kısıtlamalar ve Rus petrolüne uygulanan fiyat sınırının geleceği konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor.
Politico’ya bilgi veren ve müzakere süreçlerine vakıf üç AB diplomatı, İtalya’nın, Patrik Kirill’e yaptırım uygulanması planlarına yönelik endişelerini dile getirerek Bulgaristan’ın safına katıldığını bildirdi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Ukrayna’ya yönelik geniş kapsamlı askeri müdahaleyi onaylayan ve destekleyen açıklamalarıyla bilinen Patrik Kirill’e AB genelinde seyahat yasağı getirilmesini teklif etti.
Bulgaristan bu girişime doğrudan karşı çıkarken, İtalya ise konuya dair çekincelerini sundu. Diplomatik uygulamalarda bu tür bir adım, ülkenin henüz çözülmemiş soruları olduğunu gösteriyor ancak doğrudan veto anlamına gelmiyor.
Süreç hakkında bilgi paylaşan bir diplomat, Roma’nın takındığı bu tutumun, bir Hristiyan mezhebinin liderine yaptırım uygulanmasına karşı çıkan Vatikan’ın yaklaşımıyla ilişkili olduğunu aktardı.
Müzakerelerdeki görüş ayrılıkları yalnızca Patrik Kirill başlığıyla sınırlı kalmıyor. Diplomatların aktardığı bilgilere göre, şu an varil başına 44 dolar olarak uygulanan Rus petrolü fiyat sınırının yeniden gözden geçirilmesi sürecinin askıya alınması önerisi de tartışma yarattı.
Normal şartlarda temmuz ortasında yapılması planlanan bu gözden geçirme hamlesine, deniz taşımacılığı sektörleri Rus gemileriyle yoğun şekilde çalışan Yunanistan, Malta ve Kıbrıs karşı çıktı. Atina ve Valletta yönetimleri, daha önce de Rus gemilerine denizcilik hizmeti sunulmasını yasaklayan girişimi durdurmayı başarmıştı.
Paketteki bir diğer tartışmalı başlığı ise Ukrayna’daki çatışmalara katılmış eski Rus askeri personelinin AB’ye girişinin yasaklanması teklifi oluşturuyor.
Diplomatik kaynaklar, Fransa ve İtalya’nın bu düzenlemeye ilişkin endişelerini paylaştığını ifade ediyor.
Kaja Kallas tarafından 9 Haziran günü sunulan 21. yaptırım paketi, Rusya’nın askeri-endüstriyel yapısı ile finans sektöründeki baskıyı artırmayı hedefliyor.
Mevcut kısıtlamalar ve Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği insansız hava aracı saldırılarının etkisiyle, Rusya genelindeki bölgelerin üçte ikisinde şimdiden yakıt tedariki sorunları yaşandığı bildiriliyor. Yeni paketin, ülkedeki bu ekonomik zorlukları daha da derinleştirmesi bekleniyor.
Avrupa
Fransa yapay zekalı ilk robotik askeri birimini test ediyor

Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun görevlerini üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek için askeri denemelere başladı. Yaklaşık 10 milyon avro değerindeki Pendragon Projesi kapsamında, robotlar ve insansız hava araçları geride konuşlanan 15 asker tarafından uzaktan yönetilecek.
Fransa, piyade bölüğü veya süvari filosunun muharebe görevlerinin bir kısmını üstlenebilecek robotik bir savaş birimi geliştirmek üzere askeri denemeler yürütüyor.
Le Point dergisinin aktardığına göre, askeri teknoloji geliştirme süreci savunma odaklı bir yapay zeka yapılanması çerçevesinde ilerliyor.
Pendragon adı verilen proje, Savunma Yapay Zeka Bakanlık Ajansı (AMIAD), Geleceğin Muharebe Komutanlığı (CCF) ve savunma sanayisi temsilcileri tarafından ortaklaşa yürütülüyor.
Proje kapsamında geliştirilen robotik muharebe biriminin (URC) 2027 yılının yaz ayında kamuoyuna sunulması hedefleniyor.
Bu birimin bünyesinde yaklaşık 10 adet insansız kara platformu ile 60 civarında insansız hava aracının yer alması planlanıyor.
Projeden sorumlu olan ve taktik aşamaları yöneten Yarbay Christophe, çalışmanın askeri güvenliğe katkısını şu sözlerle ifade etti:
“Sahada 120 ya da 130 askerimizin hayatını riske atmak yerine, geride konuşlanacak yaklaşık 15 asker tarafından uzaktan yönetilen robotlarımızı ve insansız hava araçlarımızı ileri cepheye göndereceğiz.”
Pendragon Projesi’nin denemeleri, Morbihan bölgesindeki Saint Cyr Coetquidan askeri poligonunda gerçekleştiriliyor. Test sürecinin üçüncü aşamasında uzmanlar, kara robotları ile insansız hava araçlarının koordinasyonunu ve bir grup platformun yapay zeka yardımıyla tek merkezden yönetilmesini denetliyor.
Projenin ana omurgasını, komutan tarafından belirlenen görevler doğrultusunda robotik platformların hareketlerini koordine edecek yapay zeka tabanlı “C2 Pendragon” yönetim sistemi oluşturuyor.
Geliştiriciler, insansız kara araçlarının çoğunda içten yanmalı motorların tercih edildiğini belirtiyor. Bu tercihin, elektrikli platformlara kıyasla araçların arıza sonrasında daha hızlı bir şekilde göreve dönmesini sağladığı kaydediliyor.
Gelecekte bu araçların makineli tüfekler ve uzaktan kumandalı mühimmat konteynerleri dahil çeşitli silah sistemleriyle donatılması öngörülüyor.
Birimde ayrıca keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçları da bulunacak. Silah kullanımına yönelik nihai kararın ise her koşulda insan operatör tarafından verileceği vurgulanıyor.
İlk deneme biriminin gösteriminin ardından sistemin askeri doktrini oluşturulacak ve ek saha testleri gerçekleştirilecek. Geliştiricilerin hesaplamalarına göre, böyle bir robotik birimin kurulum maliyeti yaklaşık 10 milyon avroyu buluyor.
Küresel düzeyde yapay zeka ve robotik askeri adımlar
Askeri alanda yapay zeka ve robotik sistemlerin kullanımı küresel ölçekte artış gösteriyor.
Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, haziran ayının sonunda yaptığı açıklamada, Rus ordusunun yapay zeka, robot teknolojileri ve entegre yönetim sistemlerini aktif olarak devreye aldığını duyurmuştu.
Belousov, modern dönemin yeni zorluklar getirdiğini, tehditlerin dinamik bir yapıya sahip olduğunu ve bunlara karşı koymak için en son teknolojik süreçlerin derinlemesine anlaşılması gerektiğini belirtmişti.
Ukrayna ordusunun da cephe hattında insansız kara araçlarının kullanımını genişlettiği biliniyor.
The Independent gazetesinin nisan ayında yayımladığı habere göre, Ukrayna 3. Özel Hücum Tugayı, doğu cephesindeki askeri kayıpları azaltmak amacıyla piyadelerin yaklaşık yüzde 30’unu insansız kara araçlarıyla ikame etmeyi planlıyor. Bu robotlar yük taşınması, yaralıların tahliyesi, mevzi koruma ve taarruz görevlerinde kullanılıyor.
İlgili askeri birimin birkaç ay içinde bu platformlarla 100’den fazla operasyon gerçekleştirdiği bildiriliyor. Tek bir askerin yaklaşık 20 kilogram yük taşıyabildiği koşullarda, bu robotik sistemlerin 600 kilograma kadar kargo nakledebildiği belirtiliyor.
Bu platformların birim maliyetinin 30 bin ila 50 bin dolar arasında değiştiği, operasyonlardaki kayıp oranının ise yüzde 10 ile 15 düzeyinde seyrettiği kaydediliyor.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor









