Ortadoğu
“Barış Kurulu”: Trump’a Gazze’de diktatörlük yetkileri

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta İsviçre’nin Davos kentinde resmi olarak kurduğu “Barış Kurulu”, kurulun karar taslağına göre, ABD destekli bir yönetimin Gazze’yi yönetmesi için kapsamlı planlar geliştiriyor.
Drop Site, 22 Ocak 2026 tarihli ve “Karar No. 2026/1” başlıklı imzalanmamış belgeyi, Gazze’nin yeniden inşası konusunda ABD ve İsrail yetkilileriyle düzenli temas halinde olan üç bağımsız kaynaktan elde etti.
Kaynaklar, belgenin içeriğinin İsrail ve ABD’de Gazze Şeridi için planlanan yönetim yapılarının uygulanmasına ilişkin devam eden tartışmalarla uyumlu olduğunu doğruladı.
“Barış Kurulu”nun bu türden ilk kararı olan karar, Gazze üzerinde “olağanüstü hal yetkileri” de dahil olmak üzere tam yasama, yürütme ve yargı kontrolünü üstlenecek ABD destekli bir yönetim otoritesinin yapısını ayrıntılı olarak açıklıyor.
“Barış Kurulu”nun belirtilen hedefi, Gazze’yi “komşularına tehdit oluşturmayan, radikallikten arındırılmış ve silahsızlandırılmış, terörden arındırılmış bir bölge” haline getirmek.
Drop Site tarafından elde edilen belgenin kopyası imzalanmamış; Donald J. Trump’ın “Barış Kurulu Başkanı” sıfatıyla imzalaması için boş bir alan bırakılmış. Kararın resmi olarak kabul edilip edilmediği veya alınan versiyonun nihai metni yansıtıp yansıtmadığı hala belirsiz.
Meta veriler, belgenin ilk olarak aralık ortasında Dışişleri Bakanlığı tarafından oluşturulduğunu gösteriyor ve belgedeki tarih, Trump’ın Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumuna katıldığı ve burada kurulunun resmi lansmanını yönettiği tarihe denk geliyor.
Karar taslağı, “Barış Kurulu” için hiyerarşik bir yapı oluşturuyor. Bu yapıya göre Trump başkanlık görevini üstlenirken, yürütme kurulu “Barış Kurulu ile aynı yetki, güç ve yeteneklere sahip olacak ve Kapsamlı Plan’ı uygulamak için gerekli ve uygun tüm yetkileri devralacak.”
Yürütme Kurulu, Gazze’de “yeni yasalar çıkarma, mevcut sivil ve ceza yasalarını değiştirme veya yürürlükten kaldırma” yetkisine sahip olacak.
Kararda, yürütme kurulunun dokuz üyesi listeleniyor: yedi üye 16 Ocak’ta Beyaz Saray tarafından açıklanmış, diğer iki üye ise henüz kamuoyuna açıklanmamıştı.
Daha önce açıklanan üyeler şunlar: Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Özel Elçi Steve Witkoff, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Trump’ın damadı Jared Kushner, iş adamı Mark Rowan, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ve Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Robert Gabriel.
Belgede açıklanan iki yeni isim, Beyaz Saray özel kalem müdürü Susan Wiles ve Birleşik Arap Emirlikleri hükümetinin özel danışmanı ve emlak avukatı Martin Edelman.
Aynı zamanda, danışmanlık görevi yapan birkaç üyenin de yer alacağı bir Gazze Yürütme Kurulu da kurulacak.
Taslak karar, aynı zamanda, Yüksek Temsilcinin sıkı denetimi altında çalışan Filistinlilerden oluşan, “incelenmiş, teknokratik, apolitik bir komite” olarak tanımlanan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesini (NCAG) de kuracak.
Yüksek Temsilci olarak, eski Bulgaristan savunma ve dışişleri bakanı ve eski BM Orta Doğu elçisi Nikolay Mladenov atandı. NCAG’nin başına, eski Filistin Yönetimi hükümet yetkilisi Ali Şaas geçecek.
“Barış Kurulu”na hiçbir Filistinli dahil edilmedi ama Trump, savaş suçu suçlamasıyla yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklama emri çıkarılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya bir yer verdi.
Eleştirmenlerin, BM’nin denetimini atlatma, hatta kendisini BM’ye alternatif bir özel kuruluş olarak konumlandırma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap verecek bir ortamda çalışmayı öngörüyor.
Eski Birleşmiş Milletler İnsani Yardım İşleri Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, “Ne yazık ki, Barış Kurulu ve ona bağlı yapılar ne temsil edici ne de hesap verebilir nitelikte. Bu durum, Başkan Trump’ın sınırsız yetkilerinden de anlaşılabilir,” dedi.
Bu dengesizliğin en belirgin örneği, kararın Filistinlilere yönelik yaklaşımında görülüyor. Filistinlilerin katılımı ”en düşük ve en teknik düzeye” indirgenmiş durumda.
Karar taslağı, “komşularına tehdit oluşturmayan, radikallikten ve terörden arındırılmış bir Gazze” yaratmak için “sürekli destek veren ve hareket eden” kişilerin “Gazze’deki yönetişim, yeniden inşa, iktisadi kalkınma veya insani yardım faaliyetlerine katılmaya” hak kazanacağını belirtiyor.
Karar, “Hamas veya diğer terör gruplarıyla işbirliği, sızma veya etki geçmişi olduğu veya bunları desteklediği” düşünülen kişi veya kuruluşların katılımını yasaklıyor.
Bu kararların nasıl alınacağı açıkça belirtilmiyor ama Yürütme Kurulu ve Yüksek Temsilci, “Yeni Gazze’nin kalkınmasına katılım için uygunluk standartları” oluşturacak ve bunları Trump’ın onayıyla her bir vaka için ayrı ayrı uygulayacak.
Barış Kurulu taslağı, Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) tarafından devriye gezilen “insani yardım bölgeleri” ve “kontrollü sivil koruma koridorları” oluşturulmasını öngörüyor.
Erişim, Yürütme Kurulu ve Yüksek Temsilci tarafından onaylanan kişilerle sınırlı olacak ve sınırlar, belirtilmemiş “operasyonel ve güvenlik gerekliliklerine” göre belirlenecektir.
“Geçici” ISF, ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers tarafından yönetilecek ve Kurul başkanı (Trump) komutanları onaylama veya değiştirme ve gelecekteki lider ülkeleri onaylama yetkisine sahip olacak.
Kararda “hiç kimse Gazze’yi terk etmeye zorlanmayacak” ve “ayrılmak isteyenler bunu serbestçe yapabilecek ve Gazze’ye geri dönebilecek” denmekle birlikte, Gazze’deki kaynaklara, yardıma ve siyasi katılıma erişimin “Kapsamlı Plan”a ve Kurul’un otoritesine uyulmasına bağlı olacağı da açıkça belirtiliyor.
Griffiths, kararı Filistinlileri “başkalarının kararlarını uygulayanlar” konumuna indirgediği ve “bir kez daha kendi kaderlerinin efendisi olamadıkları” için eleştirdi ve İsrail’in “en üst masada yeri varken”, Filistinliler “mahrum bırakılmış ve dışlanmış” durumda olduğunu söyledi.
Griffiths, “Bu güç piramidinin en altı dışında hiçbir yerde bulunmuyorlar,” diye ekledi.
Kararda, tüm hükümlerin imzalanır imzalanmaz derhal yürürlüğe gireceği belirtiliyor.
Ortadoğu
ABD ordusu Ortadoğu’da iki cepheli baskıyla karşı karşıya

Yemen kuvvetlerinin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası kararı, Washington yönetimi üzerinde İran ile yaşanan gerilimin ardından ikinci bir askeri cephe baskısı oluşturuyor. Reuters’a konuşan ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Kızıldeniz’deki ticari seyrüseferin korunmasının halihazırda Körfez bölgesinde yoğunlaşan donanma ve hava unsurlarının bölünmesine yol açacağını ifade ediyor.
ABD’li mevcut ve eski yetkililer, Yemen Kuvvetleri tarafından Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a uygulanacak bir deniz ablukasının, İran ile devam eden gerilimin kapsamını genişletebileceğini ve halihazırda Tahran’ın bölgedeki eylemlerini engellemeye odaklanan ABD ordusu üzerinde ek baskı oluşturacağını bildirdi.
Yemen yönetimi, Suudi Arabistan’ın ülkeye uyguladığı ablukaya yanıt olarak Suudi limanlarında gemilerin yük yüklemesine veya boşaltmasına izin verilmeyeceğini duyurdu.
Bu gelişmenin Suudi Arabistan’ın petrol ihracatını aksatabileceği ve küresel ham petrol arzının yüzde 7’lik ek bir kısmını kesintiye uğratabileceği belirtiliyor.
ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan Suudi Arabistan şu ana kadar Washington’dan resmi bir askeri yardım talebinde bulunmadı.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaret açısından kritik bir geçiş noktası olan Kızıldeniz’deki seyrüseferin engellenmesine yönelik her türlü adıma ABD’nin müdahale edebileceğini söyledi.
Gazetecilere açıklama yapan Trump, “Böyle bir şey gerçekleşirse bununla ilgileniriz. Bunu daha önce Yemen ile yaptık” dedi.
Askeri kaynakların bölünmesi riski
Reuters haber ajansına konuşan ABD’li yetkililere göre askeri açıdan durum karmaşık bir nitelik taşıyor. Suudi Arabistan ve ABD’nin geçmişteki bombardıman hatlarına karşı koyan Yemen kuvvetleri, tecrübeli ve hızlı hareket edebilen savaşçılar olarak değerlendiriliyor.
ABD’li yetkililer, bu güce karşı yürütülecek operasyonların, İran ile mücadeleye ve ABD’nin Körfez’deki İran limanlarına uyguladığı ablukayı sürdürmeye ayrılmış kaynakları tüketeceğini vurguluyor.
Eski Pentagon yetkilisi ve Middle East Institute uzmanı Jason Campbell, “Bölgedeki hatırı sayılır büyüklükteki kaynaklarınızı iki aktif cephe arasında bölmek zorunda kalacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.
Campbell, Kızıldeniz’deki tehditle mücadelenin, ABD savaş gemilerinin Körfez’den Yemen’e yakın bölgelere kaydırılmasını ve füze savunma operasyonlarına tahsis edilmesini gerektirebileceğini aktardı.
Yemen’in denkleme dahil olma ihtimali, Trump’ın başlangıçta “İran’ı teslim olmaya zorlayacak odaklanmış bir bombardıman harekâtı” olarak tanımladığı sürecin evrim geçirdiğini gösteriyor.
ABD donanma gemilerinin ve uçaklarının Yemen’e ait insansız hava araçları ile füzeleri düşürmeye başlaması halinde, uzmanların dikkat çektiği mühimmat ve hava savunma füzesi stoklarındaki azalmanın daha da derinleşebileceği kaydediliyor.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD Savunma Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Michael Mulroy, “Yemenliler geçmişte Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda seyrüseferi engelleme kapasitelerini ve kararlılıklarını defalarca kanıtladılar” dedi.
Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde Kızıldeniz ticaret yolunu açık tutmak amacıyla Yemen’deki hedeflere hava saldırıları düzenlenmişti.
Trump ise geçen yıl Gazze’ye destek amacıyla ticari ve askeri gemilere ateş açan Yemen güçlerine yönelik bombardımanları artırmıştı. Uzmanlar, her iki harekâtın da Yemen’in deniz trafiğini tehdit etme imkânlarını tamamen ortadan kaldıramadığını belirtiyor.
Geçen yıl iki ay süren operasyonlar; iki uçak gemisi, çok sayıda savaş gemisi, savaş uçakları ve B-2 stealth bombardıman uçakları dahil olmak üzere büyük bir ABD ateş gücü gerektirmişti.
Yetkililer, ABD ordusunun yüksek bütçesine rağmen kaynak sınırlarıyla karşı karşıya kaldığını, Yemen’de ihtiyaç duyulacak sistemlerin çoğunun halihazırda İran’a karşı kullanıldığını ifade ediyor.
Bir ABD’li yetkili, bazı savaş gemilerinin önce Karayipler’de, ardından Ortadoğu’da yürütülen yoğun operasyonlar nedeniyle denizde normalden daha uzun süre kaldığını belirterek “Şimdiden çok meşgulüz” dedi. Uzayan görev sürelerinin personel üzerinde baskı oluşturduğu ve gemilerin bakım için limanlara dönmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bölgedeki askeri varlık
Halen Ortadoğu’da ABD Donanmasına ait 20’den fazla savaş gemisi ve yüzlerce askeri uçak görev yapıyor. İkinci bir ABD’li yetkili, İran ile yaşanan çatışmaya destek olmak üzere bölgeye ek kuvvetlerin sevk edildiğini bildirdi.
Bu durumun, Yemen yakınlarında yürütülecek ve büyük deniz ile hava kaynakları gerektirecek bir operasyona ayrılacak imkânları kısıtladığı aktarılıyor.
Ayrıca Yemen’in geçen yıldan bu yana değişmiş olabilecek askeri kapasitesini tespit etme ihtiyacı nedeniyle istihbarat kaynaklarının da başka yöne kaydırılacağı ifade ediliyor.
Center for Strategic and International Studies bünyesinde çalışan emekli deniz piyadesi Albay Mark Cancian da Kızıldeniz’de ikinci bir cephe açılmasının ABD deniz kuvvetleri üzerinde ağır bir yük oluşturacağını doğruladı.
Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasının yürürlüğe girdiğini duyurarak bu adımın meşru bir karşılık olduğunu açıkladı.
Yapılan açıklamada, ablukaya karşı abluka ve tırmanmaya karşı tırmanma ilkesinin uygulanacağı, gelecek aşamadaki tüm seçeneklere hazır olunduğu belirtildi. Ayrıca Yemen halkına genel seferberliği sürdürme ve cepheleri destekleme çağrısı yapıldı.
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri, 9 Ağustos 2016 tarihinde Yemen hava sahasına genel abluka uygulayarak ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine (yaklaşık 20 milyon kişi) hizmet veren ana ulaşım noktası durumundaki Sana Havalimanı’nı ticari uçuşlara kapatmıştı.
Ortadoğu
Bakü’de Rus ve Alman heyetlerden gizli Ukrayna görüşmesi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Bakü’de 12-14 Temmuz tarihlerinde eski Rus ve Alman yetkililer arasında Ukrayna’daki savaşı bitirme yollarının ele alındığı gizli bir toplantı yapıldığını açıkladı. Berlin’de Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Aliyev, uçuş verilerinin doğruladığı görüşmeden önceden haberlerinin olmadığını ancak savaşı sonlandırmayı amaçlayan bu adımı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, başkent Bakü’de 12-14 Temmuz tarihleri arasında Rusya ve Almanya’nın eski üst düzey temsilcilerinin katılımıyla kapalı bir toplantı gerçekleştirildiğini bildirdi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi imkanlarının ele alındığı görüşmeden Azerbaycan makamlarının önceden haberdar edilmediğini belirten Aliyev, uçuş kayıtlarının temasların varlığını doğruladığını kaydetti.
Salı günü Berlin’de Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile ortak basın toplantısında konuşan Aliyev, “Topraklarımız haberimiz olmadan böyle bir buluşma için kullanıldı. Ancak bu görüşme Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bitirilmesine hizmet etmeyi amaçlıyorsa bunu yalnızca memnuniyetle karşılayabiliriz” dedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise federal hükümetin bu tür temaslar hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ve süreçle ilgisinin bulunmadığını dile getirdi.
Söz konusu temasların ayrıntıları daha önce Die Zeit gazetesi ve ARD televizyonunun ortak araştırmasında yayımlandı.
Yayımlanan haberlerde, eski Rusya Başbakanı ve mevcut Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı Viktor Zubkov’un 2024 yılından bu yana eski Alman yetkililerle düzenli olarak kapalı toplantılar yaptığı aktarıldı.
Araştırmada, Zubkov ve Rus heyet üyelerinin bu temasları Almanya’daki siyasi partileri ve hükümeti etkilemek amacıyla kullanmış olabileceği değerlendirmesine yer verildi.
Die Zeit muhabiri, görüşmelerin yapıldığı Bakü’deki Four Seasons Oteli’nin güvenlik görevlilerinin, müzakerelerin yürütüldüğü konferans salonunun yakınındaki koridordan yabancı kişilerin ayrılmasını istediğini bildirdi.
Alman güvenlik birimleri, gerçekleştirilen bu buluşmaları Rusya’nın Alman siyasetine nüfuz etmeye yönelik olası bir operasyonu kapsamında ele alıyor.
Müzakerelere Almanya tarafından Eski Başbakanlık Dairesi Başkanı Ronald Pofalla ve Brandenburg eyaletinin eski Başbakanı Matthias Platzeck katıldı.
Pofalla ile Zubkov arasında geçmişe dayanan yakın ilişkiler yer alıyor. İki isim, 2001 yılında Rusya Devlet Başkanı ve dönemin Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder’in himayesinde kurulan “Petersburg Diyaloğu” forumunun eş başkanlık görevlerini yürütmüştü.
Bakü’ye Zubkov ile birlikte Rusya Devlet Başkanı yanında Sivil Toplum ve İnsan Haklarını Geliştirme Konseyi Başkanı Valeriy Fadeyev ve Rusya Bilimler Akademisi Avrupa Enstitüsü Müdürü Aleksey Gromıko geldi.
Pofalla ve Platzeck şu anda resmi bir devlet görevi yürütmese de Almanya’daki iktidar koalisyonunda yer alan partilerle bağlarını sürdürüyor. Pofalla Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Platzeck ise Sosyal Demokrat Parti (SPD) saflarında yer alıyor.
Die Zeit’ın elde ettiği bilgilere göre Rus tarafı, Alman muhataplarına Ukrayna’daki savaşın durdurulmasının yalnızca Rusya’nın şartları temelinde mümkün olabileceğini aktarmayı hedefledi. Ayrıca çatışmanın sona ermesinin ardından Almanya-Rusya ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunun ele alınması gerektiği iletildi.
İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesi de 19 Temmuz tarihli haberinde kaynaklara dayandırarak Berlin’de Moskova ile temaslarda arabuluculuk yapılmasına ilişkin muhtelif seçeneklerin tartışıldığını yazdı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Moskova’nın diyaloğa açık olduğunu kaydetti.
Peskov, “Bu konuda çok sayıda açıklama ve Almanya da dahil olmak üzere Avrupalı siyasetçiler arasında çok sayıda tartışma duyuyoruz. Ancak yine de pratik anlamda bu durum söz konusu ülkelerin gerçek siyasetine hiçbir şekilde yansımıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu
Goldman Sachs’tan petrol fiyatları için kritik öngörü

Bloomberg’in aktardığı Goldman Sachs Group Inc. raporuna göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tedarik kesintilerinin sürmesi halinde Brent petrolün varil fiyatı 2026’nın son çeyreğinde 120 doların üzerine çıkabilir. Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımıyla mevcut tahminlerini bu yılın son çeyreği için 80 dolar, gelecek yıl için ise 75 dolar olarak belirleyen analistler, sevkiyat hatlarındaki olası aksamaların fiyatları hızla yukarı taşıyabileceğini öngörüyor.
Goldman Sachs Group Inc. analistleri, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tedarik süreçlerindeki aksamaların sürmesi ve Kızıldeniz’in Husiler tarafından kapatılması durumunda, Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar 120 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.
Bloomberg’in aktardığı analizde, Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımı üzerine kurulan mevcut öngörülerin, Brent petrolün varil fiyatını bu yılın son çeyreğinde 80 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar olarak belirlediği kaydedildi.
Analistler, Ortadoğu’daki gerilimin tırmanması ve Basra Körfezi’nden öngörülen tedarik hacminin çatışma öncesi seviyelerin yüzde 45’inin altına gerilemesinin petrol fiyatlarını yeniden yükselişe geçirdiğini ifade etti.
Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kesintileri ve Kızıldeniz’de yaşanabilecek olası sorunlar nedeniyle fiyatların keskin bir şekilde yükselebileceği uyarısı yapıldı.
Temmuz ayında ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden başlaması ve Tahran destekli Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’dan yapılan sevkiyatları engelleme tehditleri üzerine Brent petrolün varil fiyatı yeniden 91 doların üzerine çıktı.
Yemen, Riyad yönetiminin yaklaşık 12 yıldır kendilerine uyguladığını belirttikleri kuşatmaya yanıt olarak Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ettiklerini duyurdu.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Suudi Arabistan, petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na taşıyarak ablukayı kısmen aşma seçeneğine sahip bulunuyor.
Ancak bu alternatif güzergah, Husilerin kontrol ettiği kıyı şeridinin yakınından geçerek Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan bir diğer dar geçit olan Babülmendep Boğazı’na ulaşıyor.
Arap Yarımadası ile Afrika kıtası arasında stratejik bir geçit konumunda olan Babülmendep Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’ini barındırıyor.
Londra ICE borsası verilerine göre, eylül vadeli Brent petrol fütüresinin varil fiyatı şu anda 88,73 dolar seviyesinden işlem görüyor. Brent petrolün fiyatı nisan ayı sonunda 126 doları aşmıştı.
Reuters’ın geçen hafta kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD’nin İran’ın enerji altyapısına saldırması halinde Tahran’ın Husilerden Kızıldeniz’i kapatmalarını talep ettiği öne sürülmüştü.
Habere göre Husiler, Babülmendep Boğazı bölgesine füze ve insansız hava araçları yerleştirerek ticari gemilere saldırmak için talimat bekliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Husilerin Kızıldeniz’deki limanlara veya gemilere düzenleyeceği olası saldırıların, Ortadoğu’dan yapılan iki ana petrol ihracat rotasının aynı anda kesintiye uğramasına yol açacağı belirtiliyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









