Bizi Takip Edin

Diplomasi

Biden’dan Scholz’a Huawei baskısı: Aynısını Trump Merkel’e yapmıştı

Yayınlanma

ABD Başkanı Joe Biden, Almanya’daki trafik lambası koalisyonunun lideri Olaf Scholz’e Çinli Huawei’yi yasaklaması yönünde baskı yapıyor. POLITICO’da yer alan bir incelemede, benzer bir baskıyı eski ABD Başkanı Donald Trump’ın da eski Alman Şansölyesi Angela Merkel’e yaptığına işaret ediliyor.

Dört buçuk yıl önce Trump’ın ABD müttefiklerine Çinli teknoloji şirketi Huawei’yi yasaklamaları için yaptığı baskı, Berlin’de bir ‘direniş duvarıyla’ karşılaşmıştı. Dönemin Almanya lideri Merkel, Trump’ın Huawei’nin Batı için ciddi bir güvenlik riski oluşturduğu yönündeki uyarılarını reddetmiş ve ABD’nin Çinli şirketin gelecekteki mobil ağlarını kurmasına izin veren müttefikleriyle istihbarat paylaşımını engelleyeceği tehdidine karşı çıkmıştı.

Hatta Merkel, Mart 2019’da Berlin’de düzenlenen küresel politika konferansında Almanya’nın ‘sırf belli bir ülkeden olduğu için bir şirketi dışlamayacağını’ bile ilan etmişti. Bunun ardından Çinli teknoloji devi ile Alman telekomünikasyon firmaları arasında anlaşma patlaması yaşandı. Huawei, Almanya’yı Avrupa ve ABD’ye bağlayan 5G altyapısını ülke genelinde inşa etmeye başladı.

Biden, Trump’ın siyasetini devam ettiriyor

Ne var ki şimdi Atlantik’in her iki yakasında da ‘endişe ve pişmanlık’ dönemi yaşanıyor. Biden yönetiminden yetkililer POLITICO’ya ve Alman ulusal gazetesi WELT’e verdikleri demeçte, Huawei tarafından Almanya’da inşa edilen altyapının önemli bir NATO müttefikini ‘siber saldırılara ve veri hırsızlığına karşı savunmasız hale getirdiğine’ olan inanç söz konusu olduğunda, Biden’ın selefi Trump kadar kararlı olduğunu söylediler.

Fakat Trump’ın ‘küstah diplomasisinin’ Berlin’de geri teptiği inancı, Biden’ın Huawei’ye karşı yürüttüğü harekatı büyük ölçüde ‘kapalı kapılar ardında’ yürütmesine neden oluyor.

Haberde, Berlin’deki ‘müesses nizamın’ da artık ABD’nin Huawei ya da Çin hakkındaki uyarılarını göz ardı etmediğine işaret ediliyor. Almanlar, beş yıl öncesinin aksine, Çin firmalarına ‘aşırı bağımlılığın’ yarattığı risklere karşı teknik bir çözüm olmadığı konusunda giderek daha fazla uyarıda bulunuyorlar.

Alman istihbaratının Huawei endişesi

POLITICO ve WELT’e konuşan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki üst düzey Alman istihbarat yetkilisi, Huawei’nin Almanya’nın dördüncü ve beşinci nesil radyo erişim ağlarına hakim olmasının ülkelerinin güvenliği için ‘büyük bir tehdit oluşturduğuna’ inandıklarını söyledi.

Üst düzey bir Alman istihbarat yetkilisi verdiği demeçte, “Huawei teknolojisinin kurulumunun sorunsuz olduğuna inanmak sonsuz bir saflıktır,” dedi.

Yetkili, Almanya’nın Huawei ekipmanlarına olan ‘bağımlılığının’ ne gibi riskler doğurduğunu belirtmedi. Fakat ABD’li yetkililer, firmanın telekomünikasyon ekipmanlarının Pekin’in gizli verileri sızdırması ya da sürücüsüz arabalar, otonom makineler ya da Almanya gibi bir NATO müttefiki için hassas askeri ve diplomatik iletişim gibi sivil mobil ağlara giderek daha fazla dayanan kritik hizmetleri sabote etmesi için bir sıçrama tahtası sağladığı konusunda uzun süredir uyarıda bulunuyor.

Yetkili, Huawei donanımını kullanmanın risklerini göz ardı edenlerin ‘siber casusluk alanında nelerin mümkün olabileceğine dair hayal gücünden yoksun olduklarını’ söyledi.

POLITICO ve WELT’in yaptığı araştırmaya göre, bu uyarılar 2019’dan bu yana şiddetini artırdı ve kapsamını genişletti. Şu anda Atlantik’in her iki yakasında da, Almanya’da milyarlarca avroluk bir işletmeye sahip olan Huawei’nin Alman telekomünikasyon ağlarına çoktan yerleşmiş olduğu ve hükümetin bu şirkete karşı ‘güçlü adımlar atmaya direneceği’ yönünde ciddi endişeler var.

Mevcut ve eski yetkililer, transatlantik ittifak içinde artan güvensizliğin Berlin’in Washington’dan ‘talimat almaya’ karşı direncini nasıl güçlendirdiğine, ülkedeki siyasetçilerin ise ‘ticari ilişkilerin jeopolitik kaygılardan ayrı tutulabileceğine’ dair uzun süredir devam eden içgüdüsünü nasıl takip ettiğine işaret ediyor.

Buna göre örneğin Merkel’in Trump’a karşı duyduğu hoşnutsuzluk, eski başkanın Huawei ile ilgili uyarılarının ciddiye alınması gerektiği gerçeğini görmezden gelmesine neden oldu. 

Avrupa’daki merkezi Almanya’da bulunan Huawei ise iddiaları reddediyor. Huawei medya işleri başkanı Patrick Berger, e-posta ile yaptığı açıklamada, “Huawei 20 yılı aşkın bir süredir Almanya’da faaliyet göstermektedir ve çok iyi bir siber güvenlik siciline sahip, yenilikçi teknolojilerin güvenilir bir tedarikçisidir. Huawei, dünyadaki en açık, en çok değerlendirilen ve en şeffaf teknoloji şirketlerinden biridir,” dedi.

Alman siyasetçilerden gelen baskı artıyor

Fakat birçok Alman milletvekili ve hükümet yetkilisi artık düzenli olarak Huawei ile ülkenin üç büyük mobil operatörü Deutsche Telekom, Telefónica ve Vodafone arasındaki yakın ticari bağlardan yakınıyor. Alman parlamentosunda CDU’lu muhafazakâr milletvekili Norbert Röttgen, “Kendi güvenlik çıkarlarımız çok uzun süre göz ardı edildi. [Huawei’nin] güvenlik politikası boyutu en başından beri odak noktası olsaydı zaman ve paradan tasarruf edebilirdik,” iddiasında bulundu.

Başbakan Olaf Scholz’un koalisyon hükümetinin bir parçası olan liberal Hür Demokratlar’dan (FDP) milletvekili Maximilian Funke-Kaiser de “Huawei teknolojisinin tüm Alman mobil ağında tamamen terk edilmesini savunuyorum,” dedi.

ABD’nin kapalı kapılar ardındaki diplomasisi

Biden yönetimi de Berlin’in Huawei ekipmanlarına olan bağımlılığını önemli ölçüde azalttığını ya da tamamen ortadan kaldırdığını görmeyi umuyor. Üst düzey Beyaz Saray yetkilileri, Scholz hükümetine güçlü adımlar atması için sürekli baskı yaptıklarını fakat bunu sessizce, perde arkasından yaptıklarını belirtiyorlar.

POLITICO’ya konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, “Yumruğunuzu masaya vurup ‘Dediğim dedik, çaldığım düdük’ demek her zaman en etkili diplomatik strateji değildir. Ama hiç kuşkunuz olmasın, baskı daha da artmış durumda,” dedi.

Yine de, Almanya’nın hem Huawei hem de Çin ile olan bağları önemli ve POLITICO ve WELT’in görüştüğü çok sayıda mevcut ve eski yetkili, Almanya’nın kendi teknoloji ve telekom şirketlerine karşı kararlı bir şekilde harekete geçmeye istekli olup olmayacağına ya da Biden’ın baskıyı artırıp artırmayacağına dair şüphelerini dile getirdi.

Alman ekonomisinin Çin’e bağımlılığı

ABD’li yetkililer, Berlin’in Pekin’e olan iktisadi bağımlılığının önemli bir engel olduğuna inanıyor.

Alman otomobil üreticileri Volkswagen, Daimler ve BMW, 2020 itibariyle Çin’de dünyanın diğer yerlerinden daha fazla otomobil sattı. Bu durum Almanya’nın Çin’in misilleme yapmasından duyulan korkuya karşı özellikle hassas hale getirdi.

Muhafazakâr milletvekili Röttgen, “Almanya’nın Çin’e yönelik politikası her zaman öncelikli olarak sanayi politikası olmuştur,” dedi. Ona göre Trump döneminde, Almanya Çin’i kışkırtmak ve böylece Çin’in açıkça tehdit ettiği Alman otomotiv endüstrisi için dezavantajlara neden olmak istememişti.

‘Dijital Kuzey Akım 2’ göndermesi

Haberde görüşlerine yer verilen iki üst düzey Alman istihbarat yetkilisi, ülkenin Huawei RAN’a (Radya Erişim Şebekesi) güvenmeye devam etmesini, Rus doğalgaz boru hattı Kuzey Akım 2’ye yaptığı yatırıma benzetti.

Ülkenin üç büyük telekom operatörü, Huawei RAN’larına olan bağımlılıklarını azaltmak için de harekete geçti. Eski telekomünikasyon ağlarında RAN, verileri aktardığı fakat işlemediği veya depolamadığı için daha az hassas olarak kabul ediliyordu. Fakat 5G’nin gelişi, bir ağın ucunun, sinir merkezi benzeri çekirdeği ile aynı bilgi işlem yeteneklerine sahip olmaya başladığı ve ikisi arasındaki güvenlik ayrımını aşındırdığı anlamına geliyordu. ABD’li yetkililer Trump yönetimi sırasında bu noktayı ‘güçlü bir şekilde’ dile getirdi ve Alman istihbarat yetkilileri de bugün giderek daha fazla aynı fikirde.

Berlin bir zamanlar 11 milyar dolarlık Kuzey Akım 2 boru hattını enerji geleceğinin temel direği olarak görüyordu. Fakat Ukrayna savaşı ile birlikte Almanya sözleşmeyi iptal etti.

Alman istihbaratından milletvekillerine brifing

Alman istihbarat yetkilisi, Berlin’in Huawei’ye olan ‘dijital bağımlılığının’ Kuzey Akım 2’den ‘daha ciddi sonuçları’ olabileceğini, çünkü Pekin’in ülkeyi sadece ekonomik olarak zorlamakla kalmayıp ‘Alman altyapısını sabote etmesi için bir sıçrama tahtası’ sağlayabileceğini ileri sürdü.

Toplantı hakkında bilgi sahibi olan iki kişinin POLITICO ve WELT’e verdiği bilgiye göre, Alman güvenlik yetkilileri Huawei donanımındaki güvenlik açıklarına ilişkin iddia edilen kanıtları Alman parlamenterlere Nisan ayında Federal Meclis Dijital Komitesinin gizli bir oturumu sırasında sundu.

Toplantıda güvenlik yetkilileri, milletvekillerini enerji yönetiminden sorumlu anten ağındaki bir Huawei bileşenindeki güvenlik açığı konusunda uyardı. Bu, Alman İçişleri Bakanlığının Huawei ve ZTE tarafından üretilen teçhizatla ilgili soruşturmasını tetikleyen aynı sorundu.

Oturumun gizli niteliği nedeniyle isimlerinin açıklanmasına izin verilmeyen iki katılımcı, güvenlik yetkililerinin güvenlik açığının daha önce kullanılıp kullanılmadığını ya da önemli aksaklıklara neden olacak şekilde tasarlanıp tasarlanmadığını doğrulamadığını söyledi. Bu katılımcılara göre uyarılar tamamen teorikti ve tehdidin ciddiyeti konusunda emin değildiler.

Alman telekomünikasyon sektöründen bir yetkili ise iddiaları ‘saçma’ olarak nitelendirdi. Huawei de cihazlarına uzaktan sabotaj yapılabileceği iddialarına şiddetle karşı çıkıyor.

Diplomasi

Modi’den Putin’e Ukrayna çağrısı: “Sonu gelmeyen savaşı bitirin”

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’da bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Ukrayna’daki savaşı sonlandırma çağrısında bulundu. Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi öncesinde konuşan Modi, sonu gelmeyen bir savaştan çatışmaların durdurulmasına geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Modi, Moskova yönetiminin “sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna” doğru adım atması gerektiğini belirtti.

Modi, Putin’in yere baktığı ve ayaklarıyla tempo tuttuğu görüşmede, “Savaşın sürdüğü her gün insanlık fiilen bir adım geriye gidiyor; barışa doğru atılan her adım ise tüm insanlığa gerçek bir barış umudu veriyor” dedi.

Çatışmaların durdurulması gerektiğini vurgulayan Hindistan Başbakanı, “Sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna, düşmanlıkların durdurulmasına geçmemiz gerekiyor. Tam olarak bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı.

İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığına göre Putin ise Modi’ye “Çok teşekkür ederim Sayın Başbakan. Bu yolda ilerliyoruz” sözleriyle yanıt verdi.

Moskova, Rusya’nın savaşı yalnızca kendi şartları doğrultusunda sonlandırmaya hazır olduğunu defalarca dile getirirken, Kiev yönetimi bu şartları kabul edilemez bularak reddediyor.

Modi görüşmede Putin’e “dostum” diye hitap etti ve iki ülke arasında Yeni Delhi yönetiminin resmi olarak “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” şeklinde adlandırdığı büyüyen ekonomik ilişkilerden övgüyle söz etti.

Hindistan, kilit bir ticaret ortağı olmasına rağmen Putin’in yüzüne savaşı bitirmesi gerektiğini doğrudan söyleyen az sayıdaki müttefikten biri olarak öne çıkıyor.

Hindistan, Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’dan büyük miktarlarda indirimli petrol satın alarak Moskova ile yakınlaşmasını sürdürdü.

Yeni Delhi yönetimi ayrıca Ukrayna’nın rafinerilere düzenlediği saldırıların ardından Moskova’ya benzin temin etmek üzere devreye girdi. İki ülke arasındaki ilişkiler savunma, enerji, uzay ve mobilite alanlarındaki bağları da kapsıyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkeler arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yıllık liderler zirvesi pazartesi günü Kırgızistan’da başladı.

Avrasya ülkelerinin katıldığı konferans; siyasi, ekonomik ve uluslararası güvenlik işbirliğine odaklanıyor.

Bişkek’teki zirvede Rusya ve Hindistan liderlerinin yanı sıra Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Pakistan, Özbekistan, Belarus ve Kazakistan liderleri de yer alıyor.

Zirveye ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Genel Sekreteri Kao Kim Hourn’un katılması öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bessent’tan Rus mevkidaşı Siluanov’a Ukrayna şartı

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Rus mevkidaşı Anton Siluanov ile yaptığı görüşmede savaş bitene kadar hiçbir ekonomik taviz veya anlaşmanın müzakere edilmeyeceğini bildirdi. Reuters’a konuşan ABD’li bir yetkili, görüşmenin odak noktasında Başkan Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının yer aldığını aktardı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov arasında gerçekleşen ikili görüşmede, Washington yönetiminin Ukrayna’daki askeri çatışma sona ermeden Moskova ile ekonomik tavizleri veya herhangi bir anlaşmayı müzakere etmeye hazır olmadığı vurgulandı.

Reuters haber ajansının bir kaynağa dayandırdığı habere göre, Siluanov’un “karşılıklı çıkar alanlarını” ele alma girişimine Bessent sözünü keserek, “Çatışma bitene kadar hiçbir şey mümkün değil” yanıtını verdi.

İsmini açıklamayan ABD’li bir yetkili ise ajansa yaptığı açıklamada, görüşmenin ana odağında ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’ya ilişkin barış planının bulunduğunu ifade etti.

Görüşme ABD’nin Asheville kentinde gerçekleşti ve devamının 1 Eylül’de yapılması planlanıyor. Rusya Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tarafların mali alandaki Rusya-ABD işbirliği ile G20 çerçevesindeki etkileşim konularını ele aldığı bildirildi.

G20’de aile fotoğrafı krizi

Siluanov, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında da bir konuşma yaptı. Financial Times’ın kaynaklarına göre Rus bakan, bazı üst düzey Avrupalı yetkililerin kendisiyle aynı kareye girmeyi reddetmesi nedeniyle geleneksel “aile fotoğrafı” çekimine katılmadı.

ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri Financial Times’a verdikleri demeçte, Bessent ile Siluanov’un zirve kapsamındaki görüşmesini doğruladı. Bir yetkili, Bessent’ın “Rusya Maliye Bakanı ile verimli bir görüşme yaptığını ve Başkan’ın dünyada barış arayışını desteklediğini” belirtti.

ABD Başkanı Trump ise Siluanov’un etkinliğe katılımını “Bakalım ne olacak” sözleriyle değerlendirdi. Trump, ABD’nin herkesle iyi geçinmek istediğini kaydederek kendisinin bu yönde bir yeteneğe sahip olduğunu dile getirdi.

Almanya’dan Washington’a tepki

Reuters’ın aktardığına göre, Almanya Maliye Bakanı Lars Klingbeil G20 toplantısında Avrupa’nın Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım paketi hazırlığında olduğunu hatırlatarak, Siluanov’un varlığının ABD’nin bu alanda işbirliği yapma konusundaki isteksizliğine dair “oldukça endişe verici” bir mesaj verdiğini savundu.

Klingbeil, “Amerikan tarafından, onun burada sıradan bir konuk gibi ağırlanmaması gerektiğine dair daha net açıklamalar almak isterdim” ifadesini kullandı.

Yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiren Rus tarafı ise daha önce ekonomik etkileşim şartına bağlı olmayan bir diyalog beklentisinde olduğunu duyurmuştu. Kremlin, Rusya’nın yaptırımlara yalnızca uyum sağlamakla kalmayıp bu baskıya rağmen gelişmeye devam ettiğini öne sürmüştü.

Bununla birlikte Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, egemen bir ekonominin “ekonomik otarşi anlamına gelmediğini” ifade etmişti. Peskov, kapalı bir ekonominin teorik olarak mümkün olduğunu belirterek, “Ağaç kovuğu arıcılığı yapılabilir, çarıklarla gezilebilir. Peki bu gerekli mi? Hayır. Bize süper bir gelecek lazım. Biz buna layığız ve bunu yapabiliriz” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Yayınlanma

İsrail başbakanının oğlu Yair Netanyahu, Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bu tartışma, İsrail’in Güney Atlantik’teki bu adalar grubu hakkındaki resmi tutumunu netleştirmesi yönünde taleplere yol açtı.

Başbakanın oğlu, Birleşik Krallık’a karşı şiddetli bir saldırıya geçerek Pazartesi günü İşçi Partisi hükümetinin “İsrail’e yönelik ikiyüzlülüğünü ve düşmanlığını” eleştirdi ve bunu “antisemitizm” olarak nitelendirdi.

Buna karşılık, İsrail’in Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ile olan yakın ittifakının, Arjantin’in adalar üzerindeki hak talebini desteklemeyi gerektirdiğini savundu.

Oğul Netanyahu, “Neden Arjantin’in değil de sizin tarafınızı tutmamız gerekiyor ki?” diye sordu.

Pazar günü, Reform UK’den ayrıldıktan sonra bir başka sağcı parti Restore Britain’ın liderliğini üstlenen Rupert Lowe, İsrail’e tutumunu netleştirmesi çağrısında bulundu:

“Netanyahu’nun oğlunun müdahalesinin ardından… Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda İsrail hükümetinin resmi tutumunun ne olduğunu sormak tamamen meşrudur.”

Bu açıklamalar, genç Netanyahu’nun X platformunda İspanyolca bir paylaşımda bulunarak Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğunu belirtmesi ve adaları Arjantin’in tercih ettiği adıyla “Islas Malvinas” olarak adlandırmasının ardından geldi.

Başka bir paylaşımda ise adaları “kıyılarınızdan 8.000 mil uzaktaki bir kaya yığını” olarak nitelendirdi.

Lowe, Netanyahu’nun paylaşımını paylaştı ve ona, “İsrail’de odaklanman gereken yeterince sorunun var,” dedi.

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır ve öyle kalacaktır,” diye ekleyen Lowe, partisinin liderliğindeki herhangi bir hükümetin “bunu sağlamak için gerekirse savaşa gireceğini” söyledi.

Eski Muhafazakâr milletvekili ve bakan Conor Burns da konuya dahil olarak şöyle yazdı:

“Sevgili Nepoyahu, Defol git. Saygılarımla, Birleşik Krallık’taki İsrail’in pek çok dostu (Falkland Adaları’ndaki İngiliz tebaasından daha sert tepkiler de var).”

Milei, X’te Netanyahu’nun birkaç paylaşımını yeniden paylaştı; bu da başbakanın oğlunun “Görünüşe göre, solun propagandasının aksine, İsrail-Arjantin ilişkilerine katkıda bulunmuşum…” demesine neden oldu.

İngiliz Denizaşırı Toprakları’na dahil olan bu ada, Arjantin’in yaklaşık 500 kilometre doğusunda yer alıyor.

1982 yılında Arjantin adalara saldırmış ve 649 Arjantinli asker, 255 İngiliz asker ile üç sivilin hayatını kaybettiği 74 günlük bir savaşı tetiklemişti.

Netanyahu, Lowe’a birkaç paylaşımda yanıt verdi.

Lowe’un, İsrail’den Batı Şeria’yı oluşturan bölgelerin İncil’deki isimleri olan “Yahudiye ve Samiriye’yi” bırakmasını isterken, “dünyanın öbür ucundaki birkaç kaya parçası için savaşa girmeye” hazır olduğunu öne süren Yair, İngiliz siyasetçiyi ikiyüzlülükle suçladı.

Falkland Savaşı sırasında İngiltere’yi yöneten Başbakan Margaret Thatcher’ın eski danışmanı Nile Gardiner, Netanyahu’nun paylaşımını alıntıladı ve “neyse ki” bunun İsrail hükümetinin resmi tutumunu yansıtmadığını belirtti.

Gardiner, “Cesur Falkland Adalıları, son derece cesur İsrail halkıyla tam olarak aynı egemenlik, kendi kaderini tayin etme ve özgürlük haklarına sahiptir. Falkland Adaları her zaman İngiliz olacaktır,” diye yazdı.

Geçen ay, Netanyahu destekçilerinin Arjantin’in adalar grubunu geri alması yönündeki çağrıları sürerken, İsrail’deki İngiliz Büyükelçiliği Haaretz’e şunları söyledi:

“Falkland Adaları İngiliz toprağıdır. Egemenlik Birleşik Krallık’a, kendi kaderini tayin hakkı ise ada sakinlerine aittir.”

Büyükelçilik, 2013’teki referandumda Falkland Adalıların yüzde 99,8’inin “Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullandığını” da ekledi.

Yair Netanyahu, son günlerde İran’dan geldiği iddia edilen bir suikast tehdidinin ardından Miami’deki evinden aceleyle uzaklaştırılıp İsrail’e geri döndüğünün bildirilmesi üzerine manşetlere çıkmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English