Bizi Takip Edin

Diplomasi

Biden’dan Scholz’a Huawei baskısı: Aynısını Trump Merkel’e yapmıştı

Yayınlanma

ABD Başkanı Joe Biden, Almanya’daki trafik lambası koalisyonunun lideri Olaf Scholz’e Çinli Huawei’yi yasaklaması yönünde baskı yapıyor. POLITICO’da yer alan bir incelemede, benzer bir baskıyı eski ABD Başkanı Donald Trump’ın da eski Alman Şansölyesi Angela Merkel’e yaptığına işaret ediliyor.

Dört buçuk yıl önce Trump’ın ABD müttefiklerine Çinli teknoloji şirketi Huawei’yi yasaklamaları için yaptığı baskı, Berlin’de bir ‘direniş duvarıyla’ karşılaşmıştı. Dönemin Almanya lideri Merkel, Trump’ın Huawei’nin Batı için ciddi bir güvenlik riski oluşturduğu yönündeki uyarılarını reddetmiş ve ABD’nin Çinli şirketin gelecekteki mobil ağlarını kurmasına izin veren müttefikleriyle istihbarat paylaşımını engelleyeceği tehdidine karşı çıkmıştı.

Hatta Merkel, Mart 2019’da Berlin’de düzenlenen küresel politika konferansında Almanya’nın ‘sırf belli bir ülkeden olduğu için bir şirketi dışlamayacağını’ bile ilan etmişti. Bunun ardından Çinli teknoloji devi ile Alman telekomünikasyon firmaları arasında anlaşma patlaması yaşandı. Huawei, Almanya’yı Avrupa ve ABD’ye bağlayan 5G altyapısını ülke genelinde inşa etmeye başladı.

Biden, Trump’ın siyasetini devam ettiriyor

Ne var ki şimdi Atlantik’in her iki yakasında da ‘endişe ve pişmanlık’ dönemi yaşanıyor. Biden yönetiminden yetkililer POLITICO’ya ve Alman ulusal gazetesi WELT’e verdikleri demeçte, Huawei tarafından Almanya’da inşa edilen altyapının önemli bir NATO müttefikini ‘siber saldırılara ve veri hırsızlığına karşı savunmasız hale getirdiğine’ olan inanç söz konusu olduğunda, Biden’ın selefi Trump kadar kararlı olduğunu söylediler.

Fakat Trump’ın ‘küstah diplomasisinin’ Berlin’de geri teptiği inancı, Biden’ın Huawei’ye karşı yürüttüğü harekatı büyük ölçüde ‘kapalı kapılar ardında’ yürütmesine neden oluyor.

Haberde, Berlin’deki ‘müesses nizamın’ da artık ABD’nin Huawei ya da Çin hakkındaki uyarılarını göz ardı etmediğine işaret ediliyor. Almanlar, beş yıl öncesinin aksine, Çin firmalarına ‘aşırı bağımlılığın’ yarattığı risklere karşı teknik bir çözüm olmadığı konusunda giderek daha fazla uyarıda bulunuyorlar.

Alman istihbaratının Huawei endişesi

POLITICO ve WELT’e konuşan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki üst düzey Alman istihbarat yetkilisi, Huawei’nin Almanya’nın dördüncü ve beşinci nesil radyo erişim ağlarına hakim olmasının ülkelerinin güvenliği için ‘büyük bir tehdit oluşturduğuna’ inandıklarını söyledi.

Üst düzey bir Alman istihbarat yetkilisi verdiği demeçte, “Huawei teknolojisinin kurulumunun sorunsuz olduğuna inanmak sonsuz bir saflıktır,” dedi.

Yetkili, Almanya’nın Huawei ekipmanlarına olan ‘bağımlılığının’ ne gibi riskler doğurduğunu belirtmedi. Fakat ABD’li yetkililer, firmanın telekomünikasyon ekipmanlarının Pekin’in gizli verileri sızdırması ya da sürücüsüz arabalar, otonom makineler ya da Almanya gibi bir NATO müttefiki için hassas askeri ve diplomatik iletişim gibi sivil mobil ağlara giderek daha fazla dayanan kritik hizmetleri sabote etmesi için bir sıçrama tahtası sağladığı konusunda uzun süredir uyarıda bulunuyor.

Yetkili, Huawei donanımını kullanmanın risklerini göz ardı edenlerin ‘siber casusluk alanında nelerin mümkün olabileceğine dair hayal gücünden yoksun olduklarını’ söyledi.

POLITICO ve WELT’in yaptığı araştırmaya göre, bu uyarılar 2019’dan bu yana şiddetini artırdı ve kapsamını genişletti. Şu anda Atlantik’in her iki yakasında da, Almanya’da milyarlarca avroluk bir işletmeye sahip olan Huawei’nin Alman telekomünikasyon ağlarına çoktan yerleşmiş olduğu ve hükümetin bu şirkete karşı ‘güçlü adımlar atmaya direneceği’ yönünde ciddi endişeler var.

Mevcut ve eski yetkililer, transatlantik ittifak içinde artan güvensizliğin Berlin’in Washington’dan ‘talimat almaya’ karşı direncini nasıl güçlendirdiğine, ülkedeki siyasetçilerin ise ‘ticari ilişkilerin jeopolitik kaygılardan ayrı tutulabileceğine’ dair uzun süredir devam eden içgüdüsünü nasıl takip ettiğine işaret ediyor.

Buna göre örneğin Merkel’in Trump’a karşı duyduğu hoşnutsuzluk, eski başkanın Huawei ile ilgili uyarılarının ciddiye alınması gerektiği gerçeğini görmezden gelmesine neden oldu. 

Avrupa’daki merkezi Almanya’da bulunan Huawei ise iddiaları reddediyor. Huawei medya işleri başkanı Patrick Berger, e-posta ile yaptığı açıklamada, “Huawei 20 yılı aşkın bir süredir Almanya’da faaliyet göstermektedir ve çok iyi bir siber güvenlik siciline sahip, yenilikçi teknolojilerin güvenilir bir tedarikçisidir. Huawei, dünyadaki en açık, en çok değerlendirilen ve en şeffaf teknoloji şirketlerinden biridir,” dedi.

Alman siyasetçilerden gelen baskı artıyor

Fakat birçok Alman milletvekili ve hükümet yetkilisi artık düzenli olarak Huawei ile ülkenin üç büyük mobil operatörü Deutsche Telekom, Telefónica ve Vodafone arasındaki yakın ticari bağlardan yakınıyor. Alman parlamentosunda CDU’lu muhafazakâr milletvekili Norbert Röttgen, “Kendi güvenlik çıkarlarımız çok uzun süre göz ardı edildi. [Huawei’nin] güvenlik politikası boyutu en başından beri odak noktası olsaydı zaman ve paradan tasarruf edebilirdik,” iddiasında bulundu.

Başbakan Olaf Scholz’un koalisyon hükümetinin bir parçası olan liberal Hür Demokratlar’dan (FDP) milletvekili Maximilian Funke-Kaiser de “Huawei teknolojisinin tüm Alman mobil ağında tamamen terk edilmesini savunuyorum,” dedi.

ABD’nin kapalı kapılar ardındaki diplomasisi

Biden yönetimi de Berlin’in Huawei ekipmanlarına olan bağımlılığını önemli ölçüde azalttığını ya da tamamen ortadan kaldırdığını görmeyi umuyor. Üst düzey Beyaz Saray yetkilileri, Scholz hükümetine güçlü adımlar atması için sürekli baskı yaptıklarını fakat bunu sessizce, perde arkasından yaptıklarını belirtiyorlar.

POLITICO’ya konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, “Yumruğunuzu masaya vurup ‘Dediğim dedik, çaldığım düdük’ demek her zaman en etkili diplomatik strateji değildir. Ama hiç kuşkunuz olmasın, baskı daha da artmış durumda,” dedi.

Yine de, Almanya’nın hem Huawei hem de Çin ile olan bağları önemli ve POLITICO ve WELT’in görüştüğü çok sayıda mevcut ve eski yetkili, Almanya’nın kendi teknoloji ve telekom şirketlerine karşı kararlı bir şekilde harekete geçmeye istekli olup olmayacağına ya da Biden’ın baskıyı artırıp artırmayacağına dair şüphelerini dile getirdi.

Alman ekonomisinin Çin’e bağımlılığı

ABD’li yetkililer, Berlin’in Pekin’e olan iktisadi bağımlılığının önemli bir engel olduğuna inanıyor.

Alman otomobil üreticileri Volkswagen, Daimler ve BMW, 2020 itibariyle Çin’de dünyanın diğer yerlerinden daha fazla otomobil sattı. Bu durum Almanya’nın Çin’in misilleme yapmasından duyulan korkuya karşı özellikle hassas hale getirdi.

Muhafazakâr milletvekili Röttgen, “Almanya’nın Çin’e yönelik politikası her zaman öncelikli olarak sanayi politikası olmuştur,” dedi. Ona göre Trump döneminde, Almanya Çin’i kışkırtmak ve böylece Çin’in açıkça tehdit ettiği Alman otomotiv endüstrisi için dezavantajlara neden olmak istememişti.

‘Dijital Kuzey Akım 2’ göndermesi

Haberde görüşlerine yer verilen iki üst düzey Alman istihbarat yetkilisi, ülkenin Huawei RAN’a (Radya Erişim Şebekesi) güvenmeye devam etmesini, Rus doğalgaz boru hattı Kuzey Akım 2’ye yaptığı yatırıma benzetti.

Ülkenin üç büyük telekom operatörü, Huawei RAN’larına olan bağımlılıklarını azaltmak için de harekete geçti. Eski telekomünikasyon ağlarında RAN, verileri aktardığı fakat işlemediği veya depolamadığı için daha az hassas olarak kabul ediliyordu. Fakat 5G’nin gelişi, bir ağın ucunun, sinir merkezi benzeri çekirdeği ile aynı bilgi işlem yeteneklerine sahip olmaya başladığı ve ikisi arasındaki güvenlik ayrımını aşındırdığı anlamına geliyordu. ABD’li yetkililer Trump yönetimi sırasında bu noktayı ‘güçlü bir şekilde’ dile getirdi ve Alman istihbarat yetkilileri de bugün giderek daha fazla aynı fikirde.

Berlin bir zamanlar 11 milyar dolarlık Kuzey Akım 2 boru hattını enerji geleceğinin temel direği olarak görüyordu. Fakat Ukrayna savaşı ile birlikte Almanya sözleşmeyi iptal etti.

Alman istihbaratından milletvekillerine brifing

Alman istihbarat yetkilisi, Berlin’in Huawei’ye olan ‘dijital bağımlılığının’ Kuzey Akım 2’den ‘daha ciddi sonuçları’ olabileceğini, çünkü Pekin’in ülkeyi sadece ekonomik olarak zorlamakla kalmayıp ‘Alman altyapısını sabote etmesi için bir sıçrama tahtası’ sağlayabileceğini ileri sürdü.

Toplantı hakkında bilgi sahibi olan iki kişinin POLITICO ve WELT’e verdiği bilgiye göre, Alman güvenlik yetkilileri Huawei donanımındaki güvenlik açıklarına ilişkin iddia edilen kanıtları Alman parlamenterlere Nisan ayında Federal Meclis Dijital Komitesinin gizli bir oturumu sırasında sundu.

Toplantıda güvenlik yetkilileri, milletvekillerini enerji yönetiminden sorumlu anten ağındaki bir Huawei bileşenindeki güvenlik açığı konusunda uyardı. Bu, Alman İçişleri Bakanlığının Huawei ve ZTE tarafından üretilen teçhizatla ilgili soruşturmasını tetikleyen aynı sorundu.

Oturumun gizli niteliği nedeniyle isimlerinin açıklanmasına izin verilmeyen iki katılımcı, güvenlik yetkililerinin güvenlik açığının daha önce kullanılıp kullanılmadığını ya da önemli aksaklıklara neden olacak şekilde tasarlanıp tasarlanmadığını doğrulamadığını söyledi. Bu katılımcılara göre uyarılar tamamen teorikti ve tehdidin ciddiyeti konusunda emin değildiler.

Alman telekomünikasyon sektöründen bir yetkili ise iddiaları ‘saçma’ olarak nitelendirdi. Huawei de cihazlarına uzaktan sabotaj yapılabileceği iddialarına şiddetle karşı çıkıyor.

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Erdoğan: Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz stratejik

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Krallığı ile ilişkilerinin “stratejik bir ilişki” olduğunu vurgulayarak, önümüzdeki dönemde “iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha yüksek seviyelere taşıyacak” adımların atılacağını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonominin hayati arterlerinden biri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Umudumuz ve beklentimiz, mevcut gerginliğin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde hizmet etme rolünü yeniden üstlenmesidir,” diye ekledi.

Erdoğan, geçen hafta Mekke’de Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile imzaladığı “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın ardından Şark’ül Evsat’ın sorularına yanıt verdi.

Cevaplarında Cumhurbaşkanı, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ABD ile İran arasındaki gerginliğin ‘sadece duruma bağlı bir yansıması’ olarak görmenin bir hata olduğunu” savundu.

Erdoğan, “konunun yalnızca askeri bir bakış açısıyla değerlendirilmemesi gerektiğini; aksine, bu anlaşmanın temel amacının caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik teşvikini artırmak ve bölgesel istikrarı korumak olduğunu” söyledi.

Şahbaz Şerif: Üçlü pakt tamamen savunma amaçlı

Cumhurbaşkanı, anlaşmanın “Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde belirtilen savunma hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını” vurgulayarak, anlaşmanın “hiçbir ülkeyi hedef almadığını”, aksine “katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu” belirtti.

Erdoğan, Mekke anlaşması hakkında şunları söyledi:

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizdeki gelişmelerin dayattığı yeni koşullardan doğdu ve üç ülkenin ortak sorumluluklarının bilincinde olmalarından kaynaklandı. Bölgesel meselelerin, bölgenin kendi ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandık. Bu meselelere çözüm bulma çabalarını tutarlı bir şekilde destekledik; bu, duruma yaklaşımımızın temelini her zaman oluşturmuştur. Bölgesel meseleler, bölgesel aktörler tarafından çözülmelidir ve bu adımla, bu hedefe ulaşma yolunda ilk adımı attığımızı düşünüyoruz.”

Erdoğan, “İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini” talep ederek, Suriye’nin “yeni bir aşamaya” girdiğini kaydetti ve “en önemli arzumuzun, bu aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden inşasına zemin hazırlaması olduğunu” belirtti.

Erdoğan, ülkesinin “Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek hiçbir örgüt veya oluşumun Suriye’nin kuzeyinde ya da başka herhangi bir bölgesinde varlığına izin vermeyeceğini” taahhüt etti.

Erdoğan, üç ülkenin amacının “dışlayıcı bloklar oluşturmak” değil, “egemenliğe, toprak bütünlüğüne, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi kurmak” olması gerektiğini savundu.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Körfez bölgesinin güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri için büyük önem taşımakla kalmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı, “Mekke Anlaşması’nın, bölgedeki ortak güvenlik ve dayanışma kavramının pekiştirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunacağını ve bölgedeki mevcut yaklaşımda bir değişim getireceğini görüyoruz,” dedi:

“Ayrıca, Körfez bölgesinin istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki iktisadi bağların güvenliği açısından stratejik bir öneme sahiptir. Körfez’deki barış ve istikrarı, kendi güvenliğimiz ve bölgesel barışa ilişkin vizyonumuzdan ayrı bir konu olarak değerlendirmiyoruz. Bu nedenle, omuzlarımıza yüklenen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz.”

Erdoğan, Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak da, hedefin boğazın “normal, güvenli ve istikrarlı durumuna geri dönmesi ve bu durumun sürdürülebilir ve kalıcı hale gelmesi olmalı” dedi.

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Venezuela, İsrail ile diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etti

Yayınlanma

Venezuela ve İsrail, önemli bir dönüşüm kapsamında konsolosluk ilişkilerini yeniden kurma konusunda anlaşmaya vardı.

Salı günü hem İsrail hem de Venezuela tarafından yapılan bu duyuru, ABD tarafından kaçırılan Nicolas Maduro ve Bolivarcı Devrim’in lideri Hugo Chavez’in politikalarından önemli bir farklılaşma anlamına geliyor.

Caracas, 17 yıl önce Chavez döneminde İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle İsrail ile ilişkilerini kesmişti.

Maduro döneminde Venezuela, İran ile ittifak kurarken İsrail’e karşı kararlı bir şekilde muhalefetini sürdürmüştü.

Venezuela Dışişleri Bakanı Felix Plasencia Gonzalez, X platformunda yaptığı açıklamada, konsolosluk ilişkilerinin yeniden kurulmasına yönelik kararın, Güney Amerika ülkesini yerle bir eden çifte depremin ardından İsrail’in Venezuela’ya bir ekip göndermesinin ardından alındığını belirtti:

“Venezuela Bolivarcı Cumhuriyeti ile İsrail Devleti hükümetleri, çifte depremin ardından yürütülen acil durum ve yeniden inşa çalışmalarından kaynaklanan ikili teknik işbirliğini sürdürme ve her iki ülkede ikamet eden kendi vatandaşlarına konsolosluk hizmetleri sunulması için bir koordinasyon mekanizması kurma konusunda anlaştıklarını bildiriyorlar.”

İsrail hükümetinin İspanyolca hesabından X’te yapılan bir paylaşımda, bu değişikliğin “her iki hükümetin de, iki ülke arasında önemli bir tarihi dostluk köprüsü oluşturan İsrail Devleti ile Venezuela’da ikamet eden Yahudi topluluğu arasındaki bağın önemini kabul ettiğini” gösterdiği belirtildi.

İsrail diplomasisinin yeni hedefi Latin Amerika

Konsolosluk ilişkileri genellikle vatandaşlara ve yolculara ortak hizmetler sunulmasına yardımcı olur.

Bu ilişkiler, tam diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yetmese de ilişkilerde bir ısınma sinyali verebilir.

Rodriguez, Maduro’nun kaçırılmasından bu yana ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile iyi ilişkilere sahip.

ABD’nin yakın müttefiki İsrail’e doğru yaşanan bu kayma, Caracas’ın uzun süredir müttefiki olan Küba’dan uzaklaşmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Temmuz ayında Venezuela, “Küresel Güney”e karşı önyargı olduğu iddiasını gerekçe göstererek Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (ICC) çekildiğini duyurdu.

Bu hamle, mahkemeyi “işlevsiz hale getireceğini” taahhüt eden Trump yönetiminin mahkemeye karşı düşmanca yaklaşımıyla uyumlu.

İsrail, Gazze’de yürüttüğü savaş sırasında Latin Amerika’daki birçok ülkeyle ilişkilerinin ciddi şekilde gerilmesine tanık olmuştu.

Fakat kıtada sağcı adayların seçim kazanması, bölge genelinde ilişkilerin yeniden düzeltilmesi yönünde yeni bir ivme kazandırdı.

Geçen hafta, Şili ve Honduras, Gazze’deki savaş sırasında geri çekilen büyükelçilerini İsrail’e yeniden atadılar.

Arjantin lideri Javier Milei, geçen yıl ülkenin büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınacağını duyurmuştu.

Bu adım, uzun süredir Filistin devletinin gelecekteki başkenti olarak görülen Kudüs’e büyükelçiliği taşıma yönündeki Trump’ın 2018’deki kararını yansıtıyor.

Geçen hafta göreve başlayan Kolombiya’nın yeni sağcı devlet bakanı Abelardo de la Espriella, işgal altındaki Suriye Golan Tepeleri üzerindeki İsrail’in egemenlik iddiasını tanıdı.

Bu yaklaşım, bölgedeki en sert İsrail eleştirmenlerinden biri olan solcu selefi Gustavo Petro’nun izlediği politikadan önemli bir sapma anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English