Bizi Takip Edin

Rusya

Bir kriz başlığı olarak Rusya’nın göçmen sorunu

Yayınlanma

Rus basınında son dönemde göçmenlerin işlediği suçların sayısında artış yaşandığı ve yanı sıra beyaz yakalı yabancıların “verimliliğinin düştüğü” yönünde tartışmalar yer alıyor. Göç meselesi, halihazırda başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaygın biçimde ele alınırken konunun Rusya’da da bir kriz başlığına evrilme potansiyeli mevcut.

Bunun yanında göçmen işçiler Rusya’da sürekli belge kontrolü ve gözaltılardan şikayetçi. Bazıları mahkeme tarafından sınır dışı edilme cezasına çarptırılıyor. Ancak, Rusya’daki bazı göçmen grupları çalışma izni almadan iş sözleşmesiyle çalışabilmeleri nedeniyle, sınır dışı lehine verilen mahkeme kararlarına itiraz edebiliyorlar. Ayrıca kayıt dışı çalışma oranları da kayda değer ölçüde yüksek.

Suç oranlarında artış

TASS’ın aktardığına göre Rusya İçişleri Bakanlığı, ülkede göçmenler tarafından işlenen suçların sayısının 2023’ün ilk yarısında arttığını bildirdi. Bakanlık, “Yabancı vatandaşlar Rusya Federasyonu topraklarında 22,4 bin suç işledi. Bu rakam Ocak-Temmuz 2022 arasındaki aynı döneme kıyasla yüzde 6,3 daha fazla,” açıklamasını yaptı.

Açıklamaya göre BDT ülkelerinden gelen göçmenlerce işlenen suçların sayısı 18,4 bin olarak gerçekleşti. Öte yandan göçmenlere yönelik toplam 6,9 bin suç işlendi; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,2 daha az.

Daha önce de Rusya Göçmenler Federasyonu Başkanı Vadim Kojenov, göçmenler arasında suçun artmasının nedeninin ülkede uyuşturucu ticaretinin yaygınlaşması olduğunu söyledi. Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr Bastrıkin ise, göçmenlerin suça sürüklenmelerinin nedenini düşük eğitim seviyeleri ve kalıcı bir gelir kaynaklarının olmamasıyla açıkladı. Nitekim geçen yıl göçmenler tarafından işlenen özellikle ciddi suçların sayısı yüzde 37, örneğin cinayetlerin sayısı yüzde 18 oranında arttı.

Göç akışının azaltılması, başta Orta Asya ve Transkafkasya’dan gelenlerin Rus vatandaşlığı alma kotalarının ciddi şekilde düşürülmesi gerektiği konusunda yaygın tepkiler var.

Asyalı göçmen işçilerin yerini Afrikalılar alıyor

Nezavisimiya Gazeta’nın aktardığına göre Rusya Bilimler Akademisi Ulusal İktisadi Tahmin Enstitüsü araştırmacılarından Dmitriy Poletayev, Valday Kulübü’nde Rusya’nın Afrika’dan gelen göçmen sayısındaki artışa hazırlık olarak mevzuatını değiştirmesi gerektiğini savundu.

Poletayev’e göre, şu anda Rusya’daki Afrika diasporası nispeten ufak çaplı ve ülkede çoğu öğrenci olmak üzere yaklaşık 40 bin kişi yaşıyor. Fakat yakın vadede bu rakam, kıtada yaklaşan krizler ve çatışmalar nedeniyle artabilir. Poletayev, şunu söylüyor: “Güney yönündeki stratejimiz de geçici sığınma standartlarını değiştirerek bu tür mültecilere yardım sunmak olabilir. Siyasi açıdan bakıldığında Afrika ülkeleri Rusya’ya oldukça sıcak bakıyorlar.”

Uzman, Afrika’dan gelen göçmenleri Rus toplumuna adapte etmek için önceden bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini savunuyor: “Afrika genç bir kıta. Yaratmak istiyorlar ve biz de onlara eğitim sağlayabiliriz. Afrikalılar için özel eğitim programları ve festivaller düzenlemeli, diaspora ile işbirliği yapmalı, sığınma ve oturma izni almalarına yardımcı olmalıyız.”

Rusya İnsan Hakları Konseyi üyesi Aleksander Brod, Poletayev’in görüşünün “gerçekçi dayanakları olduğunu” ifade ediyor. Bugün “göç politikasının kaotik durumunun devam ettiğini” kaydeden Brod, şöyle devam ediyor: “İşgücü piyasasının ihtiyaçlarını dikkate almıyor. Göçe yönelik tutum hala pragmatik değil, olumsuz, duygusal. Bu profesyonel olmayan yaklaşım üst düzey yetkililerde de görülebiliyor.”

Afrikalı öğrencilerin Rus üniversitelerinde eğitim görme geleneği Sovyet dönemine kadar uzanıyor ve bu öğrencilerin bir kısmı Rusya’da kalıyor, Brod’a göre: “Rusya Batı ile ilişkilerinden uzaklaşıp Asya ve Afrika’ya yönelirken, bu kıtalardan bir göçmen akınının başlayabileceği çok açık. Bunun ne kadar büyük olacağını söylemek zor.” Brod, burada “insanları korkutmak için” bir duvar inşa etmenin mümkün olduğunu ama “çalışacak ve iyi şeyler yapacak insanlardan oluşan hedefli bir seçim yapmaya çalışmanın daha uygun olduğunu” sözlerine ekliyor.

Ayrıca tarihçi Anastasya Tsedenbal, göçmenlerin yaşam standartlarının çoğu Afrika ülkesinden daha yüksek olduğu Rusya’ya taşınmanın cazip görünebileceğini hatırlatmış: “Avrupa onlar için daha cazip olsa da, belki de Rusya onlar için sadece bir başlangıç pozisyonu olacaktır. Tropik bölgelere alışkın Afrikalılar için daha ılıman iklim daha yakın. Tabii ki bazıları Rusya’ya temelli yerleşebilir.”

Tsedenbal, bürokrasinin yeni göç akışlarını yetkin bir şekilde kontrol etme beceresine kuşkuyla bakıyor: “Devletin mevcut göçmen grupları için yıllardır kâğıt üzerinde geliştirdiği uyum programlarının şu ana dek pratikte hiçbir etkisi olmadı. Ve yerli nüfus ile yeni gelenler arasındaki çatışma potansiyeli giderek artıyor.”

Afrika üzerine çalışan tarihçi Aleksey Vladimirov, Afrika’dan “işgücü ithal etme fikrinin akıllıca olmadığını ve tehlikeli olabileceğini” düşünüyor. Ülkedeki sosyo-ekonomik durumun kötüleşmesi halinde, yabancılara yönelik saldırıların dolu olduğu yakın geçmişe dönüleceğini söyleyen Vladimirov, aynı zamanda, kurbanlar arasında en çok dikkat çekenlerin, yani koyu tenli insanlar giderek daha fazla yer aldığına dikkat çekti: “1990’ların ikinci yarısından, kolluk kuvvetlerinin nihayet akıllarının başlarına geldiği ve soruna daha fazla ilgi göstermeye başladıkları 2008-2009 yıllarına kadar, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın boyutunun resmi istatistiklere yansımadan arttığını hatırlatmak isterim. Kaide olarak her şeyi ‘holiganlık’ olarak yazdılar.” Vladimirov, o dönemde STK’ların her yıl yüzlerce darp ve onlarca cinayet rapor ettiğini hatırlatmış. 19 Haziran 2004’te Petersburglu etnograf ve Afrika uzmanı Profesör Nikolay Girenko’nun genç neo-Naziler tarafından öldürüldüğünü hatırlatan Vladimirov, şunu dile getiriyor: “Afrikalı arkadaşlarımdan biri ‘ırksal hijyenin’ kuduz taraftarları tarafından dövüldükten sonra öldü, bir diğeri herhangi bir yerde değil ama toplanmayı sevdikleri eski Lenin Müzesi’nde saldırıya uğradı. İyi bir işi varmış gibi görünen ve Moskova metrosunda şoför olarak çalışan bir üçüncüsü, tüm bunlara bakarak Batı’ya göç etti.”

“Göç Bakanlığı kurulsun” önerisi

Bunun yanı sıra meselenin krize evrilmesini önlemek adına çeşitli öneriler var. Örneğin Duma milletvekili Dmitriy Gusev, göç konusunda olup bitenlerden tamamen sorumlu olacak ayrı bir bakanlık kurulmasını öneriyor. Gusev, Rusya’da yaklaşık 16 milyon göçmen bulunduğunu ve ülkenin onlara ihtiyacı olduğunu, zira “ekonomiyi başarılı bir şekilde geliştirmek için yeterli sayıda işçi bulunamayacağını” vurguladı. Göçmenler, başta inşaat ve hizmet sektöründe ciddi bir ucuz işgücü kaynağı. Gusev’e göre yeni hükümetin yapısının tayin edileceği 2024 yılında “Milliyetler ve Göç Bakanlığı” kurulabilir.

Ayrıca, en fazla sayıda yabancı işçinin bulunduğu Moskova’da göç konularıyla ilgili bir birimin mümkün olan en kısa sürede, tercihen bu sonbaharda kurulması çağrıları var. Kurgan Oblastı Valisi Vadim Şumkov, ülkenin yabancı düşmanlığına ve milliyetçiliğe yabancı olduğunu söylemiş. Sumkov, yine de “Bazı insanların sadece çocukları uyuşturucuya alıştırmak amacıyla buraya gelmesi, duyarlı insanları çıldırtıyor. Bu nedenle, hükümetin tüm kademelerinin ve kolluk kuvvetlerinin bu tür gösterilere karşı tepkisi mümkün olduğunca sert olmalıdır,” diyor.

Moskovskaya Gazeta’ya mülakat veren Asilbek Egemberdiyev de şu ifadeleri kullanmış: “Mevcut durum kolay kolay düzeltilemeyecektir. Burada ihtiyaç duyulan şey sağlam bir siyasi irade. Şu gerçek kabul edilmeli: Göç alanındaki mevcut liberal kurallar ve yabancılara yönelik sistematik devlet çalışmalarının eksikliği aynı anda var olamaz. Böyle bir durumda, Rusya’ya gelen göçmenlerin kaçınılmaz olarak suça sürüklenmesi başlar. Eğer yabancı işçiler dürüstçe çalışıyor, büyük şirketler tüm avantajlardan faydalanıyor ve devlet pasif bir gözlemci gibi davranıyorsa, ki bana öyle geliyor, iş dünyasındaki yolsuzlukla ve göçmen işçilerin haklarının ihlaliyle yeterince mücadele etmiyorsa, bu durum kesinlikle fazlaca dikkat gerektiriyor. Açıkçası, yasadışı göçmenlerin işverenlerinin para cezalarını ödemesi ve sorumluluk taşıması çok dikkat çekici değil ve ülkedeki yasadışı göçmenlerin sayısı maalesef azalmıyor. Pandemiden bu yana Rusya’da yabancı uyrukluların istihdamı dramatik bir şekilde değişti. Pek çok göçmen eski istihdam sektörlerini terk etti. Erişilebilir internetin ortaya çıkmasıyla birlikte, çevrimiçi hizmetler, Sber, Ozon, Wildberries, Yandex gibi büyük kuruluşlarda çalışma, yabancıların hızla ustalaştığı başka işler ortaya çıktı. Bu, kent hizmetleri alanında —lojistik, kuryeler, e-ticaret, ulaşım ve çok sayıda işçi gerektiren diğer endüstriler— bütün bir kompleks. Buna bağlı olarak yabancı işçilerin geçim kaynaklarında değişiklikler meydana geldi, daha özgür hale geldiler, daha fazla kazanmaya başladılar. Ancak bunun, yetkililerin çok fazla müdahalesi olmaksızın, esas olarak göçmenlerin kendilerinden kaynaklandığı vurgulanmalı. Kendi kendilerine öğreniyorlar ve yeni iş faaliyetlerine hızla adapte oluyorlar. Fakat devlet açısından radikal değişikliklerin zamanı geldi. İşgücü göçünün, ekonominin farklı sektörlerinin mevcut ihtiyaçları ve gerçekleri dikkate alınarak şekillendirilmesi gerekiyor. İşçilerin çoğunluğunun BDT ülkelerinden geldiği Rusya’da işgücü göçü siyasi açıdan değil, göç alan taraf olarak iktisadi ve sosyal açıdan da ele alınmalı. Rusya’ya en çok işçi göçü veren ülkeler, göç alan taraftaki tüm değişiklikleri açıkça anlamalı ve vatandaşlarının kapsamlı eğitimine doğrudan katılarak bu konuda sorumlu bir tutum sergilemeli. Bu, göç veren ülkelerde siyasi ve sosyo-ekonomik istikrarın sağlanması için doğru çözüm olacaktır. Bugün ülkedeki yabancıların durumuyla ilgili olarak Rusya yönetimine yönelik çok sayıda eleştiri var. Uzun bir süre boyunca eski Sovyet ülkelerinin vatandaşlarını kendimize yakın insanlar, yurttaşlarımız olarak algıladık. Bu yaklaşım terk edilmeli ve iktisadi çıkarlara dayalı yeni ilişkilere geçmeliyiz. Medeni bir çözüm için seçeneklerden biri çalışma vizeleri olabilir ve ben bu vizelerin uygulamaya konması gerektiği görüşündeyim. Ayrıca belirli görevlerde yabancı işçilerin organize bir şekilde işe alınması seçeneği de mevcut. Her halükârda, işgücü kaynaklarını çekmek için şeffaf ve açık kurallar getirmenin zamanı geldi. BDT ülkelerinin yetkilileri de bu alanda Rusya ile nasıl daha fazla ilişki kuracaklarına karar vermeli ve yeni kuralların geliştirilmesine katılmalı. Aynı zamanda, bugün konut ve kamu hizmetleri sektöründe, inşaatta, taşımacılıkta ve diğer alanlarda çalışan pek çok göçmenin gelecekteki kaderlerini Rusya’ya bağladıklarını unutmamalıyız.”

“Gettolaşma kültürel ve etnik dengeyi bozuyor”

Şu an ülkede göçmenlerin var olduğu mahalle ve gettoların oluşması da sorun başlıkları arasında yer alıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 12 Mayıs’ta, 2018’de geçen Göç Politikası Konseptinde değişiklik içeren kararnameyi imzalamıştı.

Kararname, mevzuata “etnik (çok etnikli) yerleşim bölgelerinin oluşumuna karşı koyma zarureti” konusunda bir madde ekledi. Bu ay içinde Federasyon Konseyi Başkan Yardımcısı Konstantin Kosaçev, göçmenlerin daha derin entegrasyon ve adaptasyona tabi tutulması gerektiğini öne sürmüştü: “Kendi kurallarıyla yaşayan ve bunları Rus toplumuna dikte etmeye çalışan göçmen yerleşim bölgelerinin oluşmasını ve büyümesini önlemek için etkili tedbirlere ihtiyaç var.”

Geçen hafta da Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı ve İnsan Hakları Konseyi üyesi Kirill Kabanov, Kommersant’a verdiği demeçte göçmen gettolarının ortaya çıkışına karşı öneriler hazırlandığını ve toplandığını duyurdu: “Bunlar kaçınılmaz olarak çatışmalara ve suç artışına yol açıyor. Bu dünyanın her yerinde görülen bir durumdur. Ulusal istikrarımız büyük emek ve kanla tesis edildi. Bu kültürel ve etnik denge bozulduğunda —ki zaten bozuldu— tehlikeli süreçler ortaya çıkar.”

“Göçmen ticareti yapan dolandırıcılar var”

İçişleri Bakanlığı ve Rusya Güvenlik Konseyi’ne bağlı göç konularıyla ilgili departmanlar arası grupla birlikte iki yılı aşkın bir süredir etnik ve çok etnikli yerleşim bölgeleri sorunu üzerinde çalıştıklarını kaydeden Kabanov, şunu ekliyor: “Birkaç yıldır, tüm büyük yapılar, çalışan olarak göçmen ile işveren yapı arasında doğrudan sözleşme yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla göçmen ticareti yapan dolandırıcılar var. Pek çok lobicilik hikayesine şahit oldum ama kontrolsüz göç konusunda bunun gibisini başka hiçbir yerde görmedim.”

Rusya Ulusal Ekonomi ve Kamu Yönetimi Akademisi Göç ve Etnisite Araştırma Grubu Başkanı sosyolog Yevgeniy Varşaver de Kommersant’a yaptığı açıklamada gettolaşma sorununun abartıldığını belirtiyor: “Her şeyden önce, bu fenomenin yaygınlığı genellikle kat kat abartılıyor. Aslında, yaklaşık 150 milyonluk ülkenin tamamı için altı ya da yedi oblasttan bahsediyoruz. İkincisi, bu tür mahallelerde bile göçmenlerin oranı genellikle mahalle sakinlerinin yarısını geçmez. Üçüncüsü, görünüşte benzer olan Paris banliyölerinin aksine, Rus göçmen mahalleleri sosyal bir tehdit oluşturmuyor.”

Varşaver’e göre Rus göçmen mahalleleri dinamik, neredeyse orta sınıf iş merkezleri ve büyük pazarlara sahip ve buralarda kuşaklar arası yoksulluk gelişmiyor: “Dolayısıyla, burada yaşayan göçmenlerin çocukları muhtemelen üniversiteye gidecek ya da iş insanı olacak ve kamusal bir tehdit oluşturmayacak. Evet, bu tür yerlerin yanlış anlaşılmaların yaşandığı kültürel sınır bölgeleri olduğuna şüphe yok, ancak dünyada geleneksel olarak bu sorunlar belediye düzeyinde, yerli halk ve göçmenler arasında çeşitli organize işbirliği biçimleri, spor kulüpleri ve çocuklar için çevreler vb. aracılığıyla çözülür. ‘Enklav sorununu çözmek’ de işte budur, ek baskılar ya da yasalarla değil.”

Sağcı medyadan telkin: “Göçmenlik konusu özel bir mesele halini aldı”

Ateşli anti-komünist ve Çar sempatisiyle bilinen Tsargrad televizyonuna mülakat veren Andrey Perla, “Asyalı göçmen işçilerin varlığının artık ülkenin sosyal ve siyasi istikrarına tehdit oluşturacak kadar ciddi bir sorun haline geldiğini” savundu: “Eğer yakın gelecekte yetkililer vatandaşlara bu sorunu bir şekilde çözebileceklerini, göçmenleri nüfusun büyük kısmı için güvenli hale getirebileceklerini, bir şekilde onlara hadlerini bildirebileceklerini gösteremezlerse, vatandaşlar yetkililere büyük ölçüde güvenmemeye başlayacaktır. Ve bu şaka değil.”

Perla’ya göre yabancı beyaz yakalı işçilerin “verimliliğinde de düşüş” söz konusu: “Göç meselesi özel askeri harekatla epey yakından ilgili. Bir yandan, erkek nüfusun çoğu cepheye gittiği için özel harekât ülkede son derece düşük bir işsizlik oranı sağladı. Öte yandan, ulusal ekonominin bazı sektörlerinde işgücü açığı ortaya çıktı. Bu durum elbette iş sahiplerini endişelendiriyor, zira bu onların kârı. Fabrikaların, gazetelerin ve buharlı gemilerin sahipleri olan büyük kapitalistler açısından bu sorunu çözmenin en kolay yolu ‘yeri doldurulamaz yabancı uzmanları’ çekmek.”

Bunun yanı sıra Perla, “entegrasyon” projelerinin pratikte karşılığı olmayacağını savunuyor: “Sovyetler Birliği’nin eski cumhuriyetlerinden gelen insanlar için basitleştirilmiş vatandaşlık programları olduğunu biliyoruz. Ve gerçekten çok sayıda insan var. Bunlar çoğunlukla Özbekistan ya da Tacikistan vatandaşları. Yılda 100 binden fazla Tacik Rus vatandaşlığı alıyor. Fakat ne yazık ki birçoğu Rusça bilmiyor, entegre olmaya ve Rusya vatandaşlarıyla yaşamaya hazır değiller.”

“Şantiyelerdeki göçmen işçilerin sayısı azaltılsın” teklifi

Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko, 19 Temmuz’da Başbakan Yardımcısı Marat Husnullin ile yaptığı toplantıda, “Bugün personel açığı büyük ölçüde göçmenler tarafından kapatılıyor ama uzun vadede, yabancı işgücüne bağımlılığı azaltmak ve ekonomimizde para bırakmak için kendi uzmanlarımızı yetiştirmeye odaklanmalıyız,” demişti.

Şu anda inşaat sektöründe yaklaşık 6,5 milyon kişi, konut ve kamu hizmetleri sektöründe ise yaklaşık 2,3 milyon kişi istihdam ediliyor. Bunların 900 binden fazlası yabancı uyruklu.

Rossiyskaya Gazeta’ya konuşan Rusya Ulusal İnşaatçılar Birliği (NOSTROY) Başkanı Anton Gluşkov, personel açığının ana nedenlerinin 1990’lardaki demografik düşüş, pandemi nedenli göçmen çıkışı ve iç göçün yanı sıra inşaat sektörünün yoğun gelişimi olduğunu dile getirdi: “Kendi personelini yetiştirmek ve eğitmek bir aydan fazla zaman alacak. Bu, yüksek perdeden dile getirilen sözlerden korkmuyorum, ülkenin personel güvenliği için gerekli ve tüm yollarla çözülmeli.”

Tsargrad’ın çağrısının aksine Gluşkov, göçmen almayı durdurmanın bir gecede mümkün olmadığını söyleyerek kısa vadede işçi açığı sorununun çözümünün dost ülkelerden nitelikli yabancı işçilerin çekilmesi olabileceğini ifade ediyor.

Yakın vadede inşaat işçisi sıkıntısı sorununun şiddetlenmesi güçlü bir olasılık. Rublenin zayıflaması nedeniyle dolar cinsinden maaşlar düştü. OPORA Rossii’nin Moskova şubesinde çalışma konularında uzman olan Yelena Limonova, şu yorumu yapıyor: “Göçmenlerin maaşı genellikle Rusların maaşından daha düşük. Şu anda işveren için önemli miktarda bütçe tasarrufu sağlayan gölge istihdam da mümkün.”

Rusya

Rus milyarder Fridman Hollanda’yı varlıklarını el koymakla suçladı

Yayınlanma

Rus milyarder Mihail Fridman, yatırımlarının kamulaştırıldığı gerekçesiyle Hollanda’ya karşı Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesi nezdinde yatırım tahkimi başlattı. Milyarder, yaptırımlar nedeniyle uğradığı zararın en az yüzlerce milyon dolar olduğunu belirtirken, uyuşmazlığın mahkeme merkezi olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi belirlendi. Süreç, Fridman’ın bir Avrupa ülkesine karşı başlattığı üçüncü tahkim davası oldu.

Rus milyarder Mihail Fridman, Avrupa ülkeleriyle yürüttüğü hukuki mücadelelere bir yenisini ekleyerek Hollanda’ya karşı yatırım tahkimi sürecini başlattı.

Konuya ilişkin ayrıntılar, uyuşmazlığın idari süreçlerini yürüten Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesinin (PCA) internet sitesinde yer alan dava dosyasından aktarıldı.

Vedomosti gazetesinin haberine göre Fridman, Hollanda hükümetini, SSCB ile Hollanda arasında 1989 yılında imzalanan Yatırımların Teşviki ve Karşılıklı Korunması Anlaşması’nı ihlal ederek yatırımlarını kamulaştırmakla suçluyor.

Rusya Federasyonu, söz konusu anlaşmada SSCB’nin hukuki halefi konumunda bulunuyor. Fridman, uğradığı nihai zarar miktarını yargılama sürecinde kesinleştireceğini, ancak muhafazakar bir hesaplamayla bile bu miktarın en az birkaç yüz milyon ABD doları seviyesinde olduğunu bildirdi.

Fridman, dondurulan varlıkları nedeniyle Ağustos 2024’te Lüksemburg’a karşı Hong Kong Uluslararası Tahkim Merkezinde (HKIAC) 16 milyar dolarlık bir tahkim davası açmıştı.

Kasım 2025’te ise Fridman’ın Birleşik Krallık’a karşı da bir tahkim süreci başlattığı kamuoyuna yansımıştı. Birleşik Krallık ile ilgili davanın ayrıntıları henüz netleşmiş değil.

Tahkim başvurusunda 2000’li yıllarda yatırım faaliyetlerinin merkezini Avrupa’ya taşıdığını belirten Fridman, istikrarlı iş ortamı ve elverişli vergi rejimi sayesinde Hollanda’nın küresel işlerini yöneten holding şirketleri ve Alfa-Bank’ın Avrupa pazarına açılımı için ideal bir hukuki zemin oluşturduğunu kaydetti.

Fridman’a ait yapılar, 2001 yılında Hollanda merkezli Amsterdam Trade Bank’ı (ATB) satın almıştı.

Batı’ya dönük bu adımın başlangıçta olumlu sonuçlar verdiğini belirten Fridman, güven bağladığı hukuk devleti ilkesinin zamanla bir “seraptan ibaret” kaldığını savundu.

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı özel askeri harekatın ardından durumun kökten değiştiğini ifade eden işinsanı, Avrupa Birliği’nin Avrupa’da yatırımları bulunan varlıklı Rus girişimcilere karşı “keyfi bir cadı avı” yürüttüğünü beyan etti.

Sermayesi güçlü bankanın iflası ilan edildi

Fridman’a yönelik yaptırımlar 28 Şubat 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Milyarder, yaptırımların doğrudan bir sonucu olarak, Nisan 2022 itibarıyla yaklaşık 1 milyar avroluk bilançosuyla ödeme gücüne ve finansal istikrara sahip olan ATB’nin yalnızca birkaç ay içinde iflas ettirildiğini kaydetti.

Fridman, “Hollanda bankayı batırdı” ifadesini kullandı.

Fridman, Hollanda’daki şirketleri üzerinde kağıt üzerinde kalan haklarının kendisini yönetimden, gelir elde etmekten veya şirketlerin ticari değerini realize etmekten alıkoyduğunu aktardı.

Şubat 2022 itibarıyla Fridman; ATB Holdings, ABH Holdings ve Rusya merkezli Alfa-Bank üzerinden ATB’de, Lüksemburg merkezli LetterOne üzerinden telekomünikasyon grubu Veon’da, Holland & Barrett sağlıklı yaşam zincirinde ve gıda perakendecisi X5 Retail Group’un holding yapısında dolaylı olarak önemli paylara sahipti.

Fridman, Hollanda’nın bu varlıklara fiilen ve kalıcı olarak el koyduğunu, bu durumun SSCB ile imzalanan anlaşmadaki yükümlülüklerin açık bir ihlali anlamına geldiğini belirtti.

Söz konusu anlaşmada, “Akit taraflardan hiçbiri, diğer akit taraf yatırımcılarını yatırımlarından mahrum bırakacak tedbirler alamaz. Kamu yararı gereği, mevzuata uygun olarak, ayrımcılık yapılmaksızın ve adil bir tazminat ödenmesi koşuluyla alınan tedbirler bu hükmün dışındadır” ifadesi yer alıyor.

Fridman, bu ihlal nedeniyle Hollanda’nın yaptırımların yürürlüğe girdiği tarihteki adil piyasa değerinde veya davacının seçeceği alternatif bir tutarda tazminat ödemekle yükümlü olduğunu vurguladı.

Ülkenin bu ödemeyi rıza göstererek yapacağına dair bir emare bulunmadığını kaydeden milyarder, şirketlerin geri dönülemez şekilde zarar gördüğünü ve 2022’de el konulan yapıların bugün eski ticari güçlerinden uzak kaldığını bildirdi.

Diplomatik temaslardan sonuç alınamadı

Uyuşmazlığı barışçıl yollarla çözmek amacıyla Mayıs 2024’te Amsterdam yönetimine resmi bildirimde bulunduğunu açıklayan Fridman, bunu takip eden kısıtlı yazışmaların ve Eylül 2024’teki sonuçsuz görüşmenin ardından Mart 2025’te Uluslararası Daimi Hakem Mahkemesine başvurduğunu belirtti.

Dava dosyasına göre uyuşmazlığı inceleyecek tahkim heyetine Kosta Rika’nın eski Dış Ticaret Bakanı Diala Jiménez başkanlık edecek. Heyette ayrıca Sırp hukuk profesörü Vladimir Pavić ve Kanadalı avukat Christopher Thomas yer alıyor.

Tahkim yeri olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) kararlaştırıldı. Fridman başlangıçta Hong Kong’u önermiş, alternatif olarak Dubai’yi kabul edebileceğini bildirmişti.

Hollanda ise Cenevre, Singapur veya Barbados seçenekleri üzerinde durmuştu. Tarafların uzlaşamaması üzerine hakem heyeti uzlaşı adresi olarak DIFC’yi seçti.

Davada Fridman’ı Rus hukuk bürosu Dyakin, Gortsunyan ve Ortakları, Birleşik Krallık merkezli Twenty Essex ve Gherson, Fransız Kiejman & Marembert firmaları ile bağımsız hukukçulardan oluşan bir ekip temsil ediyor.

Hollanda tarafını ise ülkenin Dışişleri Bakanlığı ile yerel hukuk firması De Brauw Blackstone Westbroek savunuyor.

Pen & Paper Hukuk Bürosu Kıdemli Ortağı Anton İmennov, yaptırımların hukuki sonuçlarına ilişkin içtihatların henüz oluşmaması nedeniyle tarafların şansını değerlendirmenin zor olduğunu kaydetti.

İmennov, Fridman’ın uğradığı zararı kanıtlayabilecek güçlü gerekçelere sahip olduğunu, Hollanda’nın ise adımları AB’nin dış politika ve güvenlik ilkeleri çerçevesinde savunacağını ifade etti.

NSP Hukuk Bürosu Ortağı Ilya Raçkov ise Fridman’ın hukuki konumunu güçlü gördüğünü belirtti. Raçkov, işinsanının anlaşma kapsamında yabancı yatırımcı, varlıklarının ise koruma altındaki sermaye yatırımı niteliği taşıdığını vurguladı.

Uzmanlara göre yargılamada ana odak noktalarını yaptırımların hukuka aykırı kamulaştırma sayılıp sayılmayacağı ve Hollanda’nın AB düzeyinde alınan kararlardan sorumluluk derecesi oluşturacak.

Yargılama sürecinin 3,5 ila 5 yıl sürebileceği tahmin ediliyor. BAE’nin Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmaması ve Fridman’a kişisel bir kısıtlama getirmemesi sebebiyle DIFC tarafsız bir merkez olarak değerlendiriliyor.

Vedomosti gazetesi, konuyla ilgili olarak Fridman’ın temsilcisine, Hollanda Dışişleri Bakanlığına ve De Brauw Blackstone Westbroek firmasına bilgi talebinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya, benzin ihracatı yasağını yıl sonuna kadar uzattı

Yayınlanma

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, otomobil benzini ihracatına yönelik yasağın yıl sonuna kadar uzatıldığını duyurdu. İlgili kriz merkezinin toplantısında alınan karar, hem yakıt üreticilerini hem de üretici olmayan şirketleri kapsayacak. Dizel yakıt ihracatındaki kısıtlamaların ise iç piyasa doyuma ulaştıkça kaldırılması planlanıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Rusya’dan otomobil benzini ihracatına uygulanan yasağın bu yılın sonuna kadar uzatıldığını açıkladı.

İlgili kriz merkezinin toplantısında alınan kararın hem yakıt üreticilerini hem de üretici konumunda bulunmayan tedarikçi şirketleri kapsayacağı bildirildi.

TASS haber ajansının aktardığına göre Novak, “Benzin ihracatı yasağına ilişkin olarak kriz merkezinde hem üreticiler hem de üretici olmayanlar için bu tedbiri uzatma kararı aldık. Yani yasak yıl sonuna kadar uzatılacak” ifadesini kullandı.

Hükümet, dizel yakıt konusunda ise farklı bir yaklaşım izlemeyi hedefliyor. Başbakan Yardımcısı Novak, petrol rafinerilerinin fazla stok ve işleme hacimlerindeki düşüş nedeniyle zorluk yaşamaması amacıyla dizel ihracatındaki yasağın “piyasa toparlandıkça” kaldırılacağını söyledi.

Novak, iç piyasa tamamen doyuma ulaştıktan sonra dizel yakıt ihracatının yeniden başlatılmasının, Rus rafinerilerinin üretim kapasitelerinin tam yükle çalışmasını sürdürmek açısından kritik önem taşıyacağını vurguladı.

Saldırılar rafineri kapasitelerini düşürdü

Petrol ürünlerinin ihracatına yönelik kısıtlama kararları aşamalı olarak hayata geçirildi. İlk olarak 1 Nisan itibarıyla hava keroseni ihracatı yasaklanırken, 1 Haziran’da benzin ihracatına sınırlama getirildi. Hükümet, 8 Temmuz’dan itibaren ise kısıtlamaları dizel yakıt ihracatını kapsayacak şekilde genişletti.

Novak daha önce yaptığı açıklamada yakıt piyasasındaki durumu “zorlu” olarak nitelemişti.

Başbakan Yardımcısı, benzin üretimindeki geçici düşüşün nedenini, dron saldırıları sonucunda bazı petrol rafinerilerinde meydana gelen hasarlar olarak açıklamıştı.

Hükümet kararnamesine göre dizel yakıt ihracatı yasağının başlangıçta 31 Temmuz 2026 tarihine kadar yürürlükte kalması öngörülmüştü.

Reuters’ın hesaplamalarına göre, petrol işleme tesislerine düzenlenen saldırılar sonucunda Rusya, rafinerilerinin üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ını kaybetti.

Temmuz ayının ikinci haftasında günlük benzin üretimi 75 bin ile 80 bin tona kadar geriledi. Yaz sezonundaki talep patlaması döneminde ise günlük ihtiyaç 115 bin ile 120 bin ton seviyesine ulaşıyor.

RBK’nın hesaplamalarına göre, bu yılın haziran ve temmuz aylarında, Rusya bölgeleri ve Rusya ordusunun kontrolündeki Ukrayna toprakları da dahil olmak üzere toplam 80 bölgede yakıt satışına yönelik tam veya kısmi kısıtlamalar uygulandı.

Okumaya Devam Et

Rusya

AB, alıkoyduğu “gölge filo” tankerlerinin petrolüne de el koyacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketi kapsamında alıkoyacağı “gölge filo” tankerlerinin petrolüne el konulması ve satılması mekanizmasını onayladı. AB Konseyi kararnamesine göre üye ülkeler, deniz operasyonlarında durdurulan gemilerdeki yükleri elden çıkarabilecek. Satıştan elde edilen gelirler Rus şahıs veya tüzel kişilerine aktarılamayacak.

Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı uygulanan kısıtlamaları delmeye çalışan “gölge filo” gemilerindeki Rus petrolüne el konulmasını ve bu petrolün satılmasını sağlayan mekanizmayı 21. yaptırım paketi çerçevesinde kabul etti.

AB Konseyinin ilgili kararnamesi AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi. Euractiv’e konuşan üst düzey bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, yeni düzenlemenin üye ülkelere deniz operasyonları sırasında el konulan tankerlerdeki yüklere el koyma yetkisi verdiğini açıkladı.

Habere göre söz konusu yetki yalnızca petrolü değil, tahıl ürünlerini de kapsıyor. Kararnamede, satıştan elde edilecek gelirin Rus gerçek veya tüzel kişilerine aktarılmasının yasak olduğu vurgulandı.

Tavan fiyat bir yıl boyunca 44 dolarda sabitlendi

El koyma mekanizmasının yanı sıra 21. yaptırım paketi, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatın bir yıl süreyle varil başına 44 dolar seviyesinde dondurulmasını da içeriyor.

Belge, AB şirketlerinin belirlenen eşiğin üzerinde petrol satan tankerlere sigorta dahil her türlü hizmeti sunmasını yasaklıyor.

Avrupa Birliğinin hesaplamalarına göre bu tedbir, Urals petrolünün varil fiyatının 60 dolar olması senaryosunda Rusya’ya önümüzdeki yıl 3,5 milyar dolar gelir kaybına mal olacak.

Ancak Euractiv, temmuz başında 50 dolar civarında işlem gören Urals petrolünün, ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden başlamasının ardından varil başına 80 dolara yükseldiğini kaydetti.

Deniz operasyonlarında yetkiler genişletildi

AB’nin kara listesinde halihazırda yürürlükteki kısıtlamaları bypass ederek Rus petrolü taşıdığından şüphelenilen yabancı bayraklı 670’ten fazla tanker yer alıyor.

Yeni mekanizma, daha önce bu tür gemileri yalnızca denetim amacıyla durdurabilen Avrupalı askeri unsurların hareket alanını belirgin biçimde genişletiyor.

Mart ayında Belçika, Kuzey Denizi’nde yaklaşık 330 bin varil petrol taşıyan bir tankeri alıkoymuştu. Bu yükün mevcut piyasa değerinin 26 milyon dolara ulaşabileceği belirtiliyor.

Haziran ayında ise Fransa, Murmansk’ta yükleme yaptıktan hemen sonra 600 bin varil petrol (48 milyon dolar) taşıyan başka bir gemiyi durdurmuştu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 20 Temmuz’da Avrupa güvenlik güçlerinin Akdeniz’de Rusya ile bağlantılı MV South Star adlı gemiye bayrak denetimi amacıyla çıktığını bildirdi.

Kallas, “Yasadışı her sefer Rus askeri makinesinin ayakta kalmasına yardım ediyor. Yaptırımlarımızı denizdeki eylemlerimizle destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English