Rusya
Bir kriz başlığı olarak Rusya’nın göçmen sorunu

Rus basınında son dönemde göçmenlerin işlediği suçların sayısında artış yaşandığı ve yanı sıra beyaz yakalı yabancıların “verimliliğinin düştüğü” yönünde tartışmalar yer alıyor. Göç meselesi, halihazırda başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaygın biçimde ele alınırken konunun Rusya’da da bir kriz başlığına evrilme potansiyeli mevcut.
Bunun yanında göçmen işçiler Rusya’da sürekli belge kontrolü ve gözaltılardan şikayetçi. Bazıları mahkeme tarafından sınır dışı edilme cezasına çarptırılıyor. Ancak, Rusya’daki bazı göçmen grupları çalışma izni almadan iş sözleşmesiyle çalışabilmeleri nedeniyle, sınır dışı lehine verilen mahkeme kararlarına itiraz edebiliyorlar. Ayrıca kayıt dışı çalışma oranları da kayda değer ölçüde yüksek.
Suç oranlarında artış
TASS’ın aktardığına göre Rusya İçişleri Bakanlığı, ülkede göçmenler tarafından işlenen suçların sayısının 2023’ün ilk yarısında arttığını bildirdi. Bakanlık, “Yabancı vatandaşlar Rusya Federasyonu topraklarında 22,4 bin suç işledi. Bu rakam Ocak-Temmuz 2022 arasındaki aynı döneme kıyasla yüzde 6,3 daha fazla,” açıklamasını yaptı.
Açıklamaya göre BDT ülkelerinden gelen göçmenlerce işlenen suçların sayısı 18,4 bin olarak gerçekleşti. Öte yandan göçmenlere yönelik toplam 6,9 bin suç işlendi; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,2 daha az.
Daha önce de Rusya Göçmenler Federasyonu Başkanı Vadim Kojenov, göçmenler arasında suçun artmasının nedeninin ülkede uyuşturucu ticaretinin yaygınlaşması olduğunu söyledi. Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr Bastrıkin ise, göçmenlerin suça sürüklenmelerinin nedenini düşük eğitim seviyeleri ve kalıcı bir gelir kaynaklarının olmamasıyla açıkladı. Nitekim geçen yıl göçmenler tarafından işlenen özellikle ciddi suçların sayısı yüzde 37, örneğin cinayetlerin sayısı yüzde 18 oranında arttı.
Göç akışının azaltılması, başta Orta Asya ve Transkafkasya’dan gelenlerin Rus vatandaşlığı alma kotalarının ciddi şekilde düşürülmesi gerektiği konusunda yaygın tepkiler var.
Asyalı göçmen işçilerin yerini Afrikalılar alıyor
Nezavisimiya Gazeta’nın aktardığına göre Rusya Bilimler Akademisi Ulusal İktisadi Tahmin Enstitüsü araştırmacılarından Dmitriy Poletayev, Valday Kulübü’nde Rusya’nın Afrika’dan gelen göçmen sayısındaki artışa hazırlık olarak mevzuatını değiştirmesi gerektiğini savundu.
Poletayev’e göre, şu anda Rusya’daki Afrika diasporası nispeten ufak çaplı ve ülkede çoğu öğrenci olmak üzere yaklaşık 40 bin kişi yaşıyor. Fakat yakın vadede bu rakam, kıtada yaklaşan krizler ve çatışmalar nedeniyle artabilir. Poletayev, şunu söylüyor: “Güney yönündeki stratejimiz de geçici sığınma standartlarını değiştirerek bu tür mültecilere yardım sunmak olabilir. Siyasi açıdan bakıldığında Afrika ülkeleri Rusya’ya oldukça sıcak bakıyorlar.”
Uzman, Afrika’dan gelen göçmenleri Rus toplumuna adapte etmek için önceden bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini savunuyor: “Afrika genç bir kıta. Yaratmak istiyorlar ve biz de onlara eğitim sağlayabiliriz. Afrikalılar için özel eğitim programları ve festivaller düzenlemeli, diaspora ile işbirliği yapmalı, sığınma ve oturma izni almalarına yardımcı olmalıyız.”
Rusya İnsan Hakları Konseyi üyesi Aleksander Brod, Poletayev’in görüşünün “gerçekçi dayanakları olduğunu” ifade ediyor. Bugün “göç politikasının kaotik durumunun devam ettiğini” kaydeden Brod, şöyle devam ediyor: “İşgücü piyasasının ihtiyaçlarını dikkate almıyor. Göçe yönelik tutum hala pragmatik değil, olumsuz, duygusal. Bu profesyonel olmayan yaklaşım üst düzey yetkililerde de görülebiliyor.”
Afrikalı öğrencilerin Rus üniversitelerinde eğitim görme geleneği Sovyet dönemine kadar uzanıyor ve bu öğrencilerin bir kısmı Rusya’da kalıyor, Brod’a göre: “Rusya Batı ile ilişkilerinden uzaklaşıp Asya ve Afrika’ya yönelirken, bu kıtalardan bir göçmen akınının başlayabileceği çok açık. Bunun ne kadar büyük olacağını söylemek zor.” Brod, burada “insanları korkutmak için” bir duvar inşa etmenin mümkün olduğunu ama “çalışacak ve iyi şeyler yapacak insanlardan oluşan hedefli bir seçim yapmaya çalışmanın daha uygun olduğunu” sözlerine ekliyor.
Ayrıca tarihçi Anastasya Tsedenbal, göçmenlerin yaşam standartlarının çoğu Afrika ülkesinden daha yüksek olduğu Rusya’ya taşınmanın cazip görünebileceğini hatırlatmış: “Avrupa onlar için daha cazip olsa da, belki de Rusya onlar için sadece bir başlangıç pozisyonu olacaktır. Tropik bölgelere alışkın Afrikalılar için daha ılıman iklim daha yakın. Tabii ki bazıları Rusya’ya temelli yerleşebilir.”
Tsedenbal, bürokrasinin yeni göç akışlarını yetkin bir şekilde kontrol etme beceresine kuşkuyla bakıyor: “Devletin mevcut göçmen grupları için yıllardır kâğıt üzerinde geliştirdiği uyum programlarının şu ana dek pratikte hiçbir etkisi olmadı. Ve yerli nüfus ile yeni gelenler arasındaki çatışma potansiyeli giderek artıyor.”
Afrika üzerine çalışan tarihçi Aleksey Vladimirov, Afrika’dan “işgücü ithal etme fikrinin akıllıca olmadığını ve tehlikeli olabileceğini” düşünüyor. Ülkedeki sosyo-ekonomik durumun kötüleşmesi halinde, yabancılara yönelik saldırıların dolu olduğu yakın geçmişe dönüleceğini söyleyen Vladimirov, aynı zamanda, kurbanlar arasında en çok dikkat çekenlerin, yani koyu tenli insanlar giderek daha fazla yer aldığına dikkat çekti: “1990’ların ikinci yarısından, kolluk kuvvetlerinin nihayet akıllarının başlarına geldiği ve soruna daha fazla ilgi göstermeye başladıkları 2008-2009 yıllarına kadar, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın boyutunun resmi istatistiklere yansımadan arttığını hatırlatmak isterim. Kaide olarak her şeyi ‘holiganlık’ olarak yazdılar.” Vladimirov, o dönemde STK’ların her yıl yüzlerce darp ve onlarca cinayet rapor ettiğini hatırlatmış. 19 Haziran 2004’te Petersburglu etnograf ve Afrika uzmanı Profesör Nikolay Girenko’nun genç neo-Naziler tarafından öldürüldüğünü hatırlatan Vladimirov, şunu dile getiriyor: “Afrikalı arkadaşlarımdan biri ‘ırksal hijyenin’ kuduz taraftarları tarafından dövüldükten sonra öldü, bir diğeri herhangi bir yerde değil ama toplanmayı sevdikleri eski Lenin Müzesi’nde saldırıya uğradı. İyi bir işi varmış gibi görünen ve Moskova metrosunda şoför olarak çalışan bir üçüncüsü, tüm bunlara bakarak Batı’ya göç etti.”
“Göç Bakanlığı kurulsun” önerisi
Bunun yanı sıra meselenin krize evrilmesini önlemek adına çeşitli öneriler var. Örneğin Duma milletvekili Dmitriy Gusev, göç konusunda olup bitenlerden tamamen sorumlu olacak ayrı bir bakanlık kurulmasını öneriyor. Gusev, Rusya’da yaklaşık 16 milyon göçmen bulunduğunu ve ülkenin onlara ihtiyacı olduğunu, zira “ekonomiyi başarılı bir şekilde geliştirmek için yeterli sayıda işçi bulunamayacağını” vurguladı. Göçmenler, başta inşaat ve hizmet sektöründe ciddi bir ucuz işgücü kaynağı. Gusev’e göre yeni hükümetin yapısının tayin edileceği 2024 yılında “Milliyetler ve Göç Bakanlığı” kurulabilir.
Ayrıca, en fazla sayıda yabancı işçinin bulunduğu Moskova’da göç konularıyla ilgili bir birimin mümkün olan en kısa sürede, tercihen bu sonbaharda kurulması çağrıları var. Kurgan Oblastı Valisi Vadim Şumkov, ülkenin yabancı düşmanlığına ve milliyetçiliğe yabancı olduğunu söylemiş. Sumkov, yine de “Bazı insanların sadece çocukları uyuşturucuya alıştırmak amacıyla buraya gelmesi, duyarlı insanları çıldırtıyor. Bu nedenle, hükümetin tüm kademelerinin ve kolluk kuvvetlerinin bu tür gösterilere karşı tepkisi mümkün olduğunca sert olmalıdır,” diyor.
Moskovskaya Gazeta’ya mülakat veren Asilbek Egemberdiyev de şu ifadeleri kullanmış: “Mevcut durum kolay kolay düzeltilemeyecektir. Burada ihtiyaç duyulan şey sağlam bir siyasi irade. Şu gerçek kabul edilmeli: Göç alanındaki mevcut liberal kurallar ve yabancılara yönelik sistematik devlet çalışmalarının eksikliği aynı anda var olamaz. Böyle bir durumda, Rusya’ya gelen göçmenlerin kaçınılmaz olarak suça sürüklenmesi başlar. Eğer yabancı işçiler dürüstçe çalışıyor, büyük şirketler tüm avantajlardan faydalanıyor ve devlet pasif bir gözlemci gibi davranıyorsa, ki bana öyle geliyor, iş dünyasındaki yolsuzlukla ve göçmen işçilerin haklarının ihlaliyle yeterince mücadele etmiyorsa, bu durum kesinlikle fazlaca dikkat gerektiriyor. Açıkçası, yasadışı göçmenlerin işverenlerinin para cezalarını ödemesi ve sorumluluk taşıması çok dikkat çekici değil ve ülkedeki yasadışı göçmenlerin sayısı maalesef azalmıyor. Pandemiden bu yana Rusya’da yabancı uyrukluların istihdamı dramatik bir şekilde değişti. Pek çok göçmen eski istihdam sektörlerini terk etti. Erişilebilir internetin ortaya çıkmasıyla birlikte, çevrimiçi hizmetler, Sber, Ozon, Wildberries, Yandex gibi büyük kuruluşlarda çalışma, yabancıların hızla ustalaştığı başka işler ortaya çıktı. Bu, kent hizmetleri alanında —lojistik, kuryeler, e-ticaret, ulaşım ve çok sayıda işçi gerektiren diğer endüstriler— bütün bir kompleks. Buna bağlı olarak yabancı işçilerin geçim kaynaklarında değişiklikler meydana geldi, daha özgür hale geldiler, daha fazla kazanmaya başladılar. Ancak bunun, yetkililerin çok fazla müdahalesi olmaksızın, esas olarak göçmenlerin kendilerinden kaynaklandığı vurgulanmalı. Kendi kendilerine öğreniyorlar ve yeni iş faaliyetlerine hızla adapte oluyorlar. Fakat devlet açısından radikal değişikliklerin zamanı geldi. İşgücü göçünün, ekonominin farklı sektörlerinin mevcut ihtiyaçları ve gerçekleri dikkate alınarak şekillendirilmesi gerekiyor. İşçilerin çoğunluğunun BDT ülkelerinden geldiği Rusya’da işgücü göçü siyasi açıdan değil, göç alan taraf olarak iktisadi ve sosyal açıdan da ele alınmalı. Rusya’ya en çok işçi göçü veren ülkeler, göç alan taraftaki tüm değişiklikleri açıkça anlamalı ve vatandaşlarının kapsamlı eğitimine doğrudan katılarak bu konuda sorumlu bir tutum sergilemeli. Bu, göç veren ülkelerde siyasi ve sosyo-ekonomik istikrarın sağlanması için doğru çözüm olacaktır. Bugün ülkedeki yabancıların durumuyla ilgili olarak Rusya yönetimine yönelik çok sayıda eleştiri var. Uzun bir süre boyunca eski Sovyet ülkelerinin vatandaşlarını kendimize yakın insanlar, yurttaşlarımız olarak algıladık. Bu yaklaşım terk edilmeli ve iktisadi çıkarlara dayalı yeni ilişkilere geçmeliyiz. Medeni bir çözüm için seçeneklerden biri çalışma vizeleri olabilir ve ben bu vizelerin uygulamaya konması gerektiği görüşündeyim. Ayrıca belirli görevlerde yabancı işçilerin organize bir şekilde işe alınması seçeneği de mevcut. Her halükârda, işgücü kaynaklarını çekmek için şeffaf ve açık kurallar getirmenin zamanı geldi. BDT ülkelerinin yetkilileri de bu alanda Rusya ile nasıl daha fazla ilişki kuracaklarına karar vermeli ve yeni kuralların geliştirilmesine katılmalı. Aynı zamanda, bugün konut ve kamu hizmetleri sektöründe, inşaatta, taşımacılıkta ve diğer alanlarda çalışan pek çok göçmenin gelecekteki kaderlerini Rusya’ya bağladıklarını unutmamalıyız.”
“Gettolaşma kültürel ve etnik dengeyi bozuyor”
Şu an ülkede göçmenlerin var olduğu mahalle ve gettoların oluşması da sorun başlıkları arasında yer alıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 12 Mayıs’ta, 2018’de geçen Göç Politikası Konseptinde değişiklik içeren kararnameyi imzalamıştı.
Kararname, mevzuata “etnik (çok etnikli) yerleşim bölgelerinin oluşumuna karşı koyma zarureti” konusunda bir madde ekledi. Bu ay içinde Federasyon Konseyi Başkan Yardımcısı Konstantin Kosaçev, göçmenlerin daha derin entegrasyon ve adaptasyona tabi tutulması gerektiğini öne sürmüştü: “Kendi kurallarıyla yaşayan ve bunları Rus toplumuna dikte etmeye çalışan göçmen yerleşim bölgelerinin oluşmasını ve büyümesini önlemek için etkili tedbirlere ihtiyaç var.”
Geçen hafta da Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı ve İnsan Hakları Konseyi üyesi Kirill Kabanov, Kommersant’a verdiği demeçte göçmen gettolarının ortaya çıkışına karşı öneriler hazırlandığını ve toplandığını duyurdu: “Bunlar kaçınılmaz olarak çatışmalara ve suç artışına yol açıyor. Bu dünyanın her yerinde görülen bir durumdur. Ulusal istikrarımız büyük emek ve kanla tesis edildi. Bu kültürel ve etnik denge bozulduğunda —ki zaten bozuldu— tehlikeli süreçler ortaya çıkar.”
“Göçmen ticareti yapan dolandırıcılar var”
İçişleri Bakanlığı ve Rusya Güvenlik Konseyi’ne bağlı göç konularıyla ilgili departmanlar arası grupla birlikte iki yılı aşkın bir süredir etnik ve çok etnikli yerleşim bölgeleri sorunu üzerinde çalıştıklarını kaydeden Kabanov, şunu ekliyor: “Birkaç yıldır, tüm büyük yapılar, çalışan olarak göçmen ile işveren yapı arasında doğrudan sözleşme yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla göçmen ticareti yapan dolandırıcılar var. Pek çok lobicilik hikayesine şahit oldum ama kontrolsüz göç konusunda bunun gibisini başka hiçbir yerde görmedim.”
Rusya Ulusal Ekonomi ve Kamu Yönetimi Akademisi Göç ve Etnisite Araştırma Grubu Başkanı sosyolog Yevgeniy Varşaver de Kommersant’a yaptığı açıklamada gettolaşma sorununun abartıldığını belirtiyor: “Her şeyden önce, bu fenomenin yaygınlığı genellikle kat kat abartılıyor. Aslında, yaklaşık 150 milyonluk ülkenin tamamı için altı ya da yedi oblasttan bahsediyoruz. İkincisi, bu tür mahallelerde bile göçmenlerin oranı genellikle mahalle sakinlerinin yarısını geçmez. Üçüncüsü, görünüşte benzer olan Paris banliyölerinin aksine, Rus göçmen mahalleleri sosyal bir tehdit oluşturmuyor.”
Varşaver’e göre Rus göçmen mahalleleri dinamik, neredeyse orta sınıf iş merkezleri ve büyük pazarlara sahip ve buralarda kuşaklar arası yoksulluk gelişmiyor: “Dolayısıyla, burada yaşayan göçmenlerin çocukları muhtemelen üniversiteye gidecek ya da iş insanı olacak ve kamusal bir tehdit oluşturmayacak. Evet, bu tür yerlerin yanlış anlaşılmaların yaşandığı kültürel sınır bölgeleri olduğuna şüphe yok, ancak dünyada geleneksel olarak bu sorunlar belediye düzeyinde, yerli halk ve göçmenler arasında çeşitli organize işbirliği biçimleri, spor kulüpleri ve çocuklar için çevreler vb. aracılığıyla çözülür. ‘Enklav sorununu çözmek’ de işte budur, ek baskılar ya da yasalarla değil.”
Sağcı medyadan telkin: “Göçmenlik konusu özel bir mesele halini aldı”
Ateşli anti-komünist ve Çar sempatisiyle bilinen Tsargrad televizyonuna mülakat veren Andrey Perla, “Asyalı göçmen işçilerin varlığının artık ülkenin sosyal ve siyasi istikrarına tehdit oluşturacak kadar ciddi bir sorun haline geldiğini” savundu: “Eğer yakın gelecekte yetkililer vatandaşlara bu sorunu bir şekilde çözebileceklerini, göçmenleri nüfusun büyük kısmı için güvenli hale getirebileceklerini, bir şekilde onlara hadlerini bildirebileceklerini gösteremezlerse, vatandaşlar yetkililere büyük ölçüde güvenmemeye başlayacaktır. Ve bu şaka değil.”
Perla’ya göre yabancı beyaz yakalı işçilerin “verimliliğinde de düşüş” söz konusu: “Göç meselesi özel askeri harekatla epey yakından ilgili. Bir yandan, erkek nüfusun çoğu cepheye gittiği için özel harekât ülkede son derece düşük bir işsizlik oranı sağladı. Öte yandan, ulusal ekonominin bazı sektörlerinde işgücü açığı ortaya çıktı. Bu durum elbette iş sahiplerini endişelendiriyor, zira bu onların kârı. Fabrikaların, gazetelerin ve buharlı gemilerin sahipleri olan büyük kapitalistler açısından bu sorunu çözmenin en kolay yolu ‘yeri doldurulamaz yabancı uzmanları’ çekmek.”
Bunun yanı sıra Perla, “entegrasyon” projelerinin pratikte karşılığı olmayacağını savunuyor: “Sovyetler Birliği’nin eski cumhuriyetlerinden gelen insanlar için basitleştirilmiş vatandaşlık programları olduğunu biliyoruz. Ve gerçekten çok sayıda insan var. Bunlar çoğunlukla Özbekistan ya da Tacikistan vatandaşları. Yılda 100 binden fazla Tacik Rus vatandaşlığı alıyor. Fakat ne yazık ki birçoğu Rusça bilmiyor, entegre olmaya ve Rusya vatandaşlarıyla yaşamaya hazır değiller.”
“Şantiyelerdeki göçmen işçilerin sayısı azaltılsın” teklifi
Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko, 19 Temmuz’da Başbakan Yardımcısı Marat Husnullin ile yaptığı toplantıda, “Bugün personel açığı büyük ölçüde göçmenler tarafından kapatılıyor ama uzun vadede, yabancı işgücüne bağımlılığı azaltmak ve ekonomimizde para bırakmak için kendi uzmanlarımızı yetiştirmeye odaklanmalıyız,” demişti.
Şu anda inşaat sektöründe yaklaşık 6,5 milyon kişi, konut ve kamu hizmetleri sektöründe ise yaklaşık 2,3 milyon kişi istihdam ediliyor. Bunların 900 binden fazlası yabancı uyruklu.
Rossiyskaya Gazeta’ya konuşan Rusya Ulusal İnşaatçılar Birliği (NOSTROY) Başkanı Anton Gluşkov, personel açığının ana nedenlerinin 1990’lardaki demografik düşüş, pandemi nedenli göçmen çıkışı ve iç göçün yanı sıra inşaat sektörünün yoğun gelişimi olduğunu dile getirdi: “Kendi personelini yetiştirmek ve eğitmek bir aydan fazla zaman alacak. Bu, yüksek perdeden dile getirilen sözlerden korkmuyorum, ülkenin personel güvenliği için gerekli ve tüm yollarla çözülmeli.”
Tsargrad’ın çağrısının aksine Gluşkov, göçmen almayı durdurmanın bir gecede mümkün olmadığını söyleyerek kısa vadede işçi açığı sorununun çözümünün dost ülkelerden nitelikli yabancı işçilerin çekilmesi olabileceğini ifade ediyor.
Yakın vadede inşaat işçisi sıkıntısı sorununun şiddetlenmesi güçlü bir olasılık. Rublenin zayıflaması nedeniyle dolar cinsinden maaşlar düştü. OPORA Rossii’nin Moskova şubesinde çalışma konularında uzman olan Yelena Limonova, şu yorumu yapıyor: “Göçmenlerin maaşı genellikle Rusların maaşından daha düşük. Şu anda işveren için önemli miktarda bütçe tasarrufu sağlayan gölge istihdam da mümkün.”
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









