Ortadoğu
Bright Star 23: ABD’nin ‘ya hep ya hiç’ politikası değişiyor mu?

ABD ve Mısır tarihlerindeki en büyük ortak tatbikat yarın sona eriyor.
Parlak Yıldız 2023 (Bright Star 23) tatbikatı Mısır’ın kuzeybatısındaki El-Alemeyn bölgesinde yer alan Muhammed Necib Askeri Üssü’nde 31 Ağustos’ta başladı. Mısır ordusu 26 Ağustos’ta yaptığı açıklamada söz konusu tatbikata 34 ülke ve 8 bin askerin katılacağını duyurmuştu. ABD ve Mısır hava, kara ve deniz unsurlarının katılımıyla 1980’den beri iki yılda bir yapılan tatbikatta 1995’ten beri diğer dost ülkeler de yer alıyor.
Bu yıl 18. düzenlenen tatbikat 2020 yılında Kovid-19 salgını nedeniyle kesintiye uğramış, 2021 yılında ise 21 ülkenin katılımıyla yapılmıştı.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız analiz, 40 yılı aşkın süredir düzenlenen bu tatbikatın neden bu yıl daha görkemli ve yoğun katılımla yapıldığını açıklamaya çalışıyor. ABD-Mısır ilişkilerine mercek tutan analize göre tatbikat ABD’nin yıllardır bölge ülkelerine dayattığı “ya benimlesin ya karşımda” politikasının değişmekte olduğunun işareti.
***
Mısır’da artırılan askeri tatbikatlar ABD’nin müttefikini yakınında tutma arzusunu yansıtıyor
Amr Emam
ABD, Mısır ve diğer 32 ülkeden binlerce askeri bir araya getiren tatbikatlar ABD’nin, ayyuka çıkan farklılıklara rağmen müttefikini yakınında tutma arzusunu yansıtıyor.
Mısır’ın Batı Çölü’nde ABD, Mısır ve diğer 32 ülkeden binlerce askeri bir araya getiren askeri tatbikat devam ediyor. Muhammed Necib Askeri Üssü’nde, 31 Ağustos’ta başlayan Parlak Yıldız 2023 (Bright Star 23) tatbikatı, 1981’de başlatıldığından bu yana Mısır ve ABD arasında yapılan en büyük askeri tatbikat olma özelliğini taşıyor.
Tatbikatın yapıldığı üs, Orta Doğu ve Afrika’daki en büyük üs olma özelliğini taşıyor. Libya sınırından yüzlerce kilometre uzakta bulunan üs, Kaddafi sonrası Libya’daki kargaşaya ve Türkiye’nin Kuzey Afrika ülkesinde varlık ve nüfuz kazanma girişimlerine yanıt olarak Temmuz 2017’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi tarafından açıldı.
Aralarında 1.500 ABD askerin de bulunduğu katılımcı ülkelerden binlerce asker, 14 Eylül’e kadar konvansiyonel ve düzensiz savaş senaryolarında birlikte çalışma ve bölgesel güvenlik ve işbirliği konularında eğitim görecek.
İki yılda bir düzenlenen bu askeri tatbikat, dünden bugüne Kahire ve Washington arasındaki ilişkilerin bir göstergesi oldu.
Bu yıl tatbikatın yoğunluğu, katılan asker sayısı ve Amerikan yetkililerinin tatbikata verdiği önem, Washington’da Barack Obama’nın Amerikan diktasına boyun eğmeyen müttefiklere karşı uyguladığı cezalandırıcı politikalarda değişikliğe işaret ediyor.
Washington’un ruh halinin göstergesi
Kökleri Mısır ve İsrail arasındaki ABD destekli 1978 Camp David Anlaşmalarına uzanan Parlak Yıldız, terörle mücadelede Mısır-Amerikan işbirliğini vurguluyor, şiddetin yayılmasını önlemeye ve bölgesel güvenliği teşvik etmeye odaklanıyor.
Yine de bu tatbikat, Washington’ın, Mısır’ın dış ve iç politikalarına onay veya ret ölçütü işlevi görüyor.
Washington’da Kahire’nin tutumundan memnuniyetsizlik duyulduğunda tatbikat iptal ediliyordu.
Tatbikat, 2009’dan sonra tamamen durdu ve 2017’ye kadar, 2011 de dahil uzun süreli Başkan Hüsnü Mübarek’e karşı yapılan halk ayaklanmasıyla birlikte, yaşanan karışıklıklar nedeniyle yapılmadı.
2013 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Mısır polisinin İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin destekçilerinin bulunduğu iki kampa yönelik baskınları protesto etmek amacıyla Parlak Yıldız tatbikatını iptal etti.
2015 yılında, Mursi’nin halk desteğiyle ordu tarafından devrilmesi de Mısır’daki siyasi gelişmeler nedeniyle tatbikat yapılmadı.
Tatbikat ancak 2017’de, dönemin başkanı Donald Trump’ın Mısır’ın es-Sisi’si ile ‘iyi bir kimya’ olarak adlandırdığı, Mısır-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldığı dönemde yeniden başladı.
Tatbikat bu yıl, ABD ile Mısır arasındaki ilişkiler bir kez daha sınanırken düzenleniyor.
ABD, son iki yılda Mısır’daki insan hakları koşullarını ve “Kahire’nin ifade özgürlüğüne müdahalesi” olarak tanımladığı durumu açıkça eleştiriyor.
Ukrayna savaşının etkileri
Bu arada Ukrayna’daki savaş, savaş alanlarından çıkan soğuk savaş rüzgarlarının Washington’daki karar alma çevrelerine yayılmasına neden oluyor.
Washington’daki stratejistler bir kez daha diğer ülkeleri ya ABD’nin yanında (Rusya’ya karşı) ya da karşısında (Rusya ile birlikte) diye kategorize etmeye hazır.
Ancak Kahire’nin Amerikan dünya görüşüne tamamen uyum sağlaması giderek zorlaşıyor.
Ukrayna’daki savaş, Mısır’ı milyarlarca dolarlık turizm gelirinden mahrum ederek, ithalat için daha fazla para ödemek zorunda bırakarak ve gıda güvenliğini tehlikeye atarak şimdiden Mısır’a ağır bir bedel ödetti.
Mısır, Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) yeni bir kredi talep etmek zorunda kaldı, geçen yıldan bu yana üç kez para biriminin değerini düşürdü ve borçların geri ödenmesi gibi uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen finansman açığını kapatmak için varlıklarını yerli ve yabancı özel sektöre satmak zorunda kaldı.
Çatışmanın her iki tarafına da katılmanın hiçbir faydasını görmeyen Mısırlı karar alıcılar, çatışmanın çözümü için diyalog çağrısında bulunuyor. Ülkelerini kalkındırmaya ve artan nüfusunu beslemeye odaklanmak istiyorlar ve Mısır’la hiçbir ilgisi olmayan bir savaş çarkının dişlisi olmakla ilgilenmiyorlar.
Washington, Kahire’nin çatışmadaki tarafsızlığından hoşnut değil ve Mısır’ı bu tutumunun bedelini ödeyebileceği konusunda açıkça uyardı.
Önemli ortak
Mısır aynı zamanda ABD ile ilişkilerini de sürdürmek istiyor.
Ne de olsa Amerika’nın mali desteği (1978’den bu yana askeri yardım olarak yaklaşık 50 milyar dolar ve ekonomik yardım olarak 30 milyar dolar) Mısır ekonomisinin gelişmesi ve dünyanın en güçlü 14. ordusu olan Mısır ordusunun modernizasyonu için hayati önem taşıyor.
ABD Mısır’a büyük yatırımlar yapıyor; Amerikan şirketleri enerji, altyapı, tarım ve turizm gibi Mısır ekonomisinin tüm sektörlerine 24 milyar dolara yakın yatırım yaptı.
ABD aynı zamanda yıllık 9,1 milyar dolarlık ticaret hacmiyle Çin’den sonra Mısır’ın en büyük ikinci ticaret ortağı.
Amerika’nın Mısır’daki siyasi, güvenlik ve ekonomik yatırımları da bu Arap ülkesinin ABD için önemini yansıtıyor.
Süveyş Kanalı’nı kontrol eden ve işleten Mısır, bölgesel güvenlik ve istikrarda önemli rol oynamanın yanı sıra terörizm ve aşırıcılığa karşı savaşta önemli bir ortak ve bölgedeki dini ılımlılığın kilit bir savunucusu.
ABD ile istihbarat düzeyinde işbirliği yapıyor ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler ile İsrail arasındaki gerilim de dahil bölgesel gerginliklerin önlenmesinde etkili olabiliyor.
İsrail ile 1979’da imzaladığı barışı koruyor, Libya ve Lübnan gibi bölgedeki sıcak noktalardaki yangınların söndürülmesine yardımcı oluyor.
Bağımsız rota
Geçen iki yıl içinde Mısır, ABD’den gelen Rusya karşıtı kampa katılması yönündeki baskılara direndi. Ayrıca ABD yönetiminin Ukrayna’ya roket ve füze gibi silah sağlama taleplerine de direndiği bildiriliyor.
Mısır’ın ABD taleplerini reddetmesinin ardında Moskova ile olan köklü ilişkileri ve anlaşmazlık içinde olduğu ülkeler de dahil diğer ülkelerle dengeli ilişkiler sürdürmek istemesi yatıyor.
Rusya da Kahire için önemli. Önemli bir silah tedarikçisi, Mısır’da büyük yatırımları var ve birçok bölgesel dosyada Kahire ile birlikte çalışıyorlar.
Rus mühendisler şu anda Mısır’ın batısında bir nükleer enerji santrali inşa ediyor. 30 milyar dolara mal olan bu tesisin 25 milyar doları uygun şartlı Rus kredisiyle sağlanıyor.
Rusya ayrıca Süveyş Kanalı bölgesinde, önümüzdeki on yıllarda Mısır’da ekonomik kalkınmanın ana itici gücü olması hedeflenen büyük bir sanayi bölgesi inşa ediyor.
Soğuk Savaş zihniyeti
Mısır tüm yumurtaları tek bir sepete koyma dersini zor yoldan öğrenmiş gibi görünüyor.
Barak Obama yönetimi 2013 yılında, Mısır ordusu ve polisi Sina’da IŞİD’in bir koluyla yoğun bir şekilde savaşırken, Apache saldırı helikopterleri, Harpoon füzeleri, M1-A1 tank ekipmanları ve F-16 savaş uçakları gibi büyük kalemler de dahil Mısır’a askeri ve ekonomik yardımı kesmişti.
Kahire’deki karar alıcılar arasındaki muhtemel görüş, Washington’daki bazı kişilerin kafasında yaşayan Soğuk Savaş zihniyetinin hem modasının geçtiği hem de hızla gelişen dünyaya uygun olmadığı yönünde.
Mısır, silah ve gıda kaynaklarını çeşitlendirmenin yanı sıra, Batı’nın hegemonik uygulamalarını dengelemeyi amaçlayan yeni uluslararası ittifakların da bir parçası olmaya çalışıyor.
Gelecek yıl ocak ayından itibaren BRICS’e katılacak olan Mısır, pratikte çok kutuplu hale gelen dünyada alternatiflere kapı açması için bu yeni ittifaka büyük umut bağlıyor.
Belki de Washington’daki bazı kişiler, gözlerini bu yeni gerçeklere ve Kahire’deki politikaları şekillendiren yeni zihniyete açıyorlardır; bu nedenle Obama’nın birkaç yıl önce bölgenin eksenlerinden biriyle uğraşırken izlediği düzeltici politikanın yerine Mısır’la kur yapmayı bir politika seçeneği olarak koyuyor olabilirler.
Belki de Washington’daki bazı kişiler bu yeni gerçekleri ve Kahire’deki politikaları şekillendiren yeni zihniyeti de göz önüne alıyorlar, bu yüzden bölgenin önemli oyuncularından biri ile ilgili birkaç yıl önce Obama’nın izlediği rota düzeltici politika yerine yakınlaşmayı bir politika seçeneği olarak değerlendiriyor olabilirler.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









