Bizi Takip Edin

Avrupa

BSW, kongresini topladı

Yayınlanma

Almanya’da Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), cumartesi ve pazar günü Magdeburg’da düzenlenen federal parti kongresinde yeni bir isim benimsedi ve yeni liderliğini seçti.

Delegeler, partinin adını “Sosyal Adalet ve Ekonomik Sağduyu İttifakı” olarak değiştirirken, kısaltması “BSW” olarak kalmasına karar verdi.

Partinin internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, isim değişikliği 1 Ekim 2026’da resmi olarak yürürlüğe girecek. Parti, gelecek yıl Saksonya-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin’de yapılacak seçimlere mevcut ismiyle katılacak.

İsim değişikliğine ek olarak, kongre yeni bir yönetici ikilisi seçti. Amira Mohamed Ali eş başkanlık görevine devam ederken, Avrupa Parlamentosu üyesi Fabio De Masi yeni eş başkan seçildi.

Fabio de Masi delegelerin yüzde 93,3’ünün oyunu alırken. Amira Mohamed Ali oyların yüzde 82,6’sını aldı.

Partinin kurucusu ve eş başkanı olan Sahra Wagenknecht, görevinden ayrıldı.

Parti, Wagenknecht dahil bazı siyasi figürlerin Sol Parti’den (Die Linke) ayrılmasının ardından 2024’ün başlarında kurulmuştu.

BSW, Şubat ayında yapılan seçimlerde parlamentonun alt meclisi olan Bundestag’a (Federal Meclis) girmek için gerekli olan yüzde 5 barajını kıl payı kaçırmıştı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Wagenknecht, kongrede yaptığı konuşmada siyasetten çekilmediğini, uzun süre daha Alman siyasetinde aktif olacağını söyledi.

Konuşmasında hatalarını kabul eden Wagenknecht, partisine uyarıda bulundu. “Parti tarihimizin en zorlu dönemini yaşıyoruz,” diyen eski başkan, alkışlarla kesintiye uğrayan konuşmasında, federal hükümet ve Bundestag’daki muhalefet partilerine ağır suçlamalarda bulundu ve partisinin “vazgeçilmez” olduğunu savundu.

Wagenknecht, Federal Almanya’daki siyasi durumun, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) “son günlerini” hatırlattığını söyledi. Bunu özellikle siyasi sınıfın gerçekleri inkar etmesi, siyasi ve ekonomik zorlukları reddetmesi ile ilişkilendirdi.

Kendi partisini de eleştiriden muaf tutmayan Wagenknecht, BSW’nin her zaman seçmenlerinin, yani “düşük gelirli, iyi durumda olmayan, mücadele etmek zorunda olan insanların” dilini konuşmadığını söyledi ve bu konuda daha iyi olunması gerektiğini savundu.

Wagenknecht’e, parti içinde oluşturulacak temel değerler komisyonunun başkanlığının verilmesi ve partinin ele alacağı konulara yön vermesi öngörülüyor.

Berliner Zeitung muhabirinin izlenimine göre salondaki atmosfer, BSW’nin son aylarda sarsıldığı siyasi kargaşa ve çöküş belirtilerine rağmen nispeten rahat görünüyordu. Çoğu delege, yaklaşan zorluklara sert bir iyimserlikle karşı koyuyor gibi görünüyordu. 

Haberde parti liderinin, uzun süredir devam eden kısıtlayıcı üye kabulü konusunda olumsuz bir tavır sergilediği ve bu durumun kötü bir hava yarattığı hatırlatılıyor. Parti üyelerine göre bu politika, “kariyeristleri” dışarıda tutmamış, iç ağların oluşmasını engellememiş; aksine, partinin “biraz değiştirilmiş bir sol parti” olarak algılanmasına yol açmıştı: “Bu, her yönüyle bir darbe oldu, çünkü BSW için Sol 2.0, korkunç bir vizyon olarak görülüyor.”

Genel olarak, birçok delege, parti kongresinin korkulduğundan daha az çatışmalı geçtiği konusunda hemfikir. Saksonya-Anhalt eyalet birliğinden tarihçi Claudia Wittig, Sahra Wagenknecht’in konuşmasını övdü. Wittig, 2026’nın partinin kader yılı olacağına inandığını söyledi ve “Magdeburg eyalet meclisine gireceğimizi düşünüyorum. Fakat parti kendini konsolide etmelidir,” diye uyardı.

Mecklenburg-Vorpommern eyalet başkan yardımcısı Gerold Lehmann da bu görüşe katıldı. Onun eyaletinde de gelecek yıl yeni bir eyalet meclisi seçilecek. Lehmann, BSW’nin kalesi Malchin’den geliyor ve kuzeydoğudaki partiden kesinlikle öğrenilecek çok şey olduğunu kendinden emin bir şekilde belirtiyor

Öte yandan partide AfD ile ilişkiler konusu da kafa karıştırmaya devam ediyor. Kısa bir süre önce, Saksonya-Anhalt’ta eyalet yönetim kurulunun büyük bir kısmı, yani AfD’ye karşı sert bir “güvenlik duvarı” politikasından yana olanlar, görevden alındı.

Ayrıca BSW’li siyasetçiler Frederike Benda ve John Lukas Dietrich yakın zamanda Berliner Zeitung’da bir makale yayımlayarak, AfD’ye karşı “güvenlik duvarı”nın öldüğünü ama bunu kimsenin kabul etmek istemediğini savundu.

Büyük ve orta ölçekli girişimcilerin ve süper zenginlerin bir kısmı uzun zamandır AfD’ye ilgi gösterdiğini savunan yazarlar, bu partinin maliye ve iktisat politikasının “FDP’nin [Hür Demokratlar] yeniden doğuşundan başka bir şey” olmadığını savundu.

BSW’li yazarlar, AfD ile ilgili “endişelerin”, kısmen BSW’nin engellenmesi ile ilgili olduğunu ileri sürdü:

“AfD’nin eyalet hükümetine herhangi bir şekilde katılmasına ilişkin kamuoyunda dile getirilen endişeler, yukarıda özetlenen mali ve iktisadi politikalar gibi gerçekçi, siyasi çekincelerle sadece kısmen ilgilidir. Bazıları için bunun ardındaki daha büyük amaç, BSW’ye baskı uygulamaktır. Böylece bu yeni parti, siyasi statükoyu değiştirmeyen politikaları temsil edecektir. Şüphe durumunda, AfD’yi önleme koalisyonuna çekilmeye çalışılacağız. Fakat BSW, ‘işlerin olduğu gibi devam etmesi’ yaklaşımına boyun eğmeyecek.”

Kongrede yapılan konuşmalarda CDU/CSU ve SPD’nin oluşturduğu federal hükümet sert şekilde eleştirildi. Oy çokluğuyla kabul edilen önergede, hükümetin savunma bütçesini artırması ve geçtiğimiz cuma günü Bundestag’dan geçen yeni askerlik reformu da eleştirilirken, Ukrayna’ya askeri yardımların sonlandırılması ve Rusya’dan yeniden doğalgaz ithalatına başlanması talep edildi.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English