Bizi Takip Edin

Avrupa

BSW’den AfD’ye “güvenlik duvarına” karşı işbirliği mektubu

Yayınlanma

Almanya’da Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), “aşırı sağ” ile işbirliğini engelleyen “güvenlik duvarı”na karşı Almanya için Alternatif’e (AfD) işbirliği teklif etti.

Diğer partilerin “aşırı sağ” ile işbirliği yapmasını engelleyen “güvenlik duvarını” yıkma teklifi, en azından kısmen, AfD seçmenlerini kendi saflarına çekmeye çalışan Wagenknecht’in partisini güçlendirmeyi amaçlıyor.

BSW liderleri, 26 Haziran tarihli mektupta, “BSW, en başından beri AfD’ye karşı kurulan ‘güvenlik duvarını’ eleştirmiştir. Bu, demokratik değildir ve hiçbir sorunu çözmez,” dedi.

AfD, BSW’nin de bazı bölgelerde destek gördüğü Doğu Almanya’da eylül ayında yapılacak iki eyalet seçimi öncesinde anketlerde güçlü bir liderlik konumunu koruyor. 

Fakat diğer partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi nedeniyle, partinin anketlerdeki üstünlüğünün siyasi güce dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz.

BSW şimdi, AfD’nin bölgesel hükümetleri yönetmek üzere “parti dışı” başbakanlar atamayı ve “değişen ittifaklar” içinde çalışmayı kabul etmesi şartıyla, doğudaki iki eyalette AfD ile işbirliği içinde iktidara gelmeyi teklif ederek bu güvenlik duvarını aşmaya çalışıyor.

Biraz kafa karıştırıcı olan bu öneri, koalisyon halinde yönetme teklifine tam olarak ulaşmasa da, potansiyel olarak AfD’yi siyasi izolasyonundan çıkarabilir.

POLITICO’ya verdiği röportajda, BSW’nin eşbaşkanı Fabio De Masi, aşırı sağa karşı kurulan “güvenlik duvarını” bir başarısızlık olarak nitelendirdi ve AfD ile işbirliği teklifini, partinin daha da fazla güç kazanmasını engellemenin bir yolu olarak sundu.

De Masi şöyle konuştu:

“Eğer müesses nizam partileri bu yolda, esasen her zaman sadece AfD’yi engellemek için en küçük ortak paydada güçlerini birleştirerek devam ederse, bu durum sonunda AfD’nin mutlak çoğunluğu elde etmesine yol açacak ve o noktada parti denetimsiz bir şekilde iktidara gelebilecek. İşte bu yüzden üçüncü bir yol bulmaya çalışıyoruz; vatandaşlara sorunları çözdüğümüzü gösteren ve [Saksonya-Anhalt’taki anketlerde] AfD’nin oyların yüzde 40’ını aldığını göz önünde bulundurarak, belirli siyasi kararlara bu partiyi de dahil etmemiz gerektiğini ortaya koyan bir yol.”

Wagenknecht, Die Linke’den (Sol Parti) ayrıldıktan sonra 2024 yılında BSW’yi kurdu ve geleneksel sol-sağ ayrımını bulanıklaştıran, kendi deyimiyle bir “sol muhafazakâr” hareketi başlattı.

Geniş kapsamlı bir refah devleti gibi geleneksel sol politikaları savunurken, aynı zamanda bazı göç karşıtı tutumları benimsedi ve Ukrayna savaşına karşı bir dış politika izledi.

Bir süre boyunca, yeni kurduğu parti kamuoyu yoklamalarında hızla yükseldi, ancak geçen yıl yapılan erken federal seçimlerde büyük bir darbe aldı; oyların yüzde 4,98’ini aldı ve parlamentoya girmek için gerekli olan yüzde 5 barajının biraz altında kaldı.

Yine de BSW, özellikle eski Doğu Almanya’da kimi bölgelerde destek bu luyor. Eylül ayında seçimlerin yapılacağı iki doğu eyaleti olan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da BSW şu anda anketlerde eyalet parlamentolarına girmek için gerekli yüzde beş barajına yakın bir oy oranı elde ediyor.

AfD, eylül ayında seçimlerin yapılacağı her iki doğu eyaletinde de mutlak çoğunluğu kazanmayı hedefliyor. Böyle bir sonuç, koalisyon ortakları olmadan iktidara gelebileceği anlamına gelir. Anketlere göre, parti Saksonya-Anhalt’ta bu hedefe ulaşmaya çok yakın.

AFakat AfD’nin bu eyaletlerden birinde ya da her ikisinde iktidara gelmek için BSW gibi daha küçük bir partinin desteğine ihtiyaç duyması da mümkün.

Bu nedenle parti liderleri, Wagenknecht’in partisiyle görüşmeye istekli olabileceklerini ima ediyorlar.

AfD’nin eşbaşkanı Alice Weidel’in sözcüsü Daniel Tapp, POLITICO’ya yaptığı yazılı açıklamada, “BSW, yaklaşan eyalet seçimlerinde yüzde 5 barajını aşma zorluğuyla karşı karşıya. Eğer bunu başarırsa, AfD elbette görüşmelere hazır olacaktır,” dedi.

BSW, AfD liderlerine gönderdiği mektupta, “giderek propaganda odaklı bir devlet yayıncılığına dönüşen” olarak tanımladıkları Almanya kamu televizyonunun rolünü aşmak amacıyla, Wagenknecht ile Weidel arasında Doğu Almanya genelinde bir dizi münazara düzenlenmesini de önerdi. 

Fakat Tapp bu öneriyi reddetti.

Analistler, BSW’nin AfD ile işbirliği teklifinde bulunarak bu partiden oy koparmaya yönelik çabalarının başarıya ulaşma ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor.

Chemnitz Üniversitesi’nden siyaset bilimci Benjamin Höhne, “BSW şu anda hayatta kalma mücadelesi veriyor. Medya ilgisini çekmek için BSW, AfD’ye yakınlaşmak gibi her türlü yöntemi meşru görüyor gibi görünüyor. Fakat AfD seçmenleri siyasi yuvalarını bulmuş durumda ve buradan ayrılmaları pek olası değil,” dedi.

Avrupa

Frontex dronları, Libya ve Tunus’tan gelen on binlerce göçmeni geri döndürdü

Yayınlanma

AB’nin sınır ajansı Frontex, Orta Akdeniz’de 2018 sonundan 2024’e kadar 33.000’den fazla kişinin yakalanmasına ve Libya ile Tunus’a geri gönderilmesinde doğrudan rol oynadı.

AB tarafından finanse edilen Liminal projesi tarafından bugün (3 Kasım) açıklanan bulgular, Varşova merkezli Frontex’in daha fazla sınır dışı etme yetkisi ve sınır öncesi istihbarat toplama kapasitesine kavuşmaya hazırlandığı bir dönemde ortaya çıktı.

Liminal’e göre, mevcut en eksiksiz verilerin bulunduğu 2021 yılında, Frontex uçakları tarafından tespit edilenler, kaydedilen tüm geri itmelerin en az yüzde 36’sını oluşturdu.

Ajans, 2027 yılı için hava gözetimine şimdiden 330 milyon avro ayırmış durumda.

Avrupa Komisyonu ise insansız hava araçları, deniz ekipmanları ve son teknoloji ürünü yüksek irtifa sistemleri için ek 169 milyon avro talep ediyor.

Temmuz ayında ajans, İtalya ile yürütülen pilot test kapsamında, denizde bir gemiden en büyük insansız hava araçlarını uçurarak gözetimin erişim alanını ve menzilini genişletti.

Para ve politika bir yana, Liminal’ın bulguları, AB’nin yıllar içinde yasal sorumluluğu belirsizleştiren, Libya ve Tunus’u AB’nin göçmen karşıtı polis vekilleri haline getiren ve insanları kurtarmayı bırakmaları için yardım kuruluşlarına ait kurtarma gemileri üzerinde giderek artan bir baskı uygulayan bir sistem oluşturduğunu da net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yasal belirsizlik, Libya’nın kurtarma bölgesinin finansmanına ve kurulmasına yardım etmeyi de içeriyor.

Bu bölgede artık saldırgan Libya sahil güvenlik botları, normalde Malta tarafından devriye gezilen alanların oldukça içine kadar düzenli olarak giriyor.

Liminal, Frontex’in hava araçlarının bir göçmen botunu tespit ettiği fakat yardım edebilecek yakınlardaki yardım gemilerini doğrudan uyarmadığı 16 vaka belirlediklerini söylüyor.

Ajans, kamuya açık radyo frekansları üzerinden uyarılar yayınlıyor ve bu uyarılar, yayın menzili içindeki herkes tarafından alınabiliyor.

Kurtarılan göçmenlere İtalya’da “sınır tarama” uygulaması

Alman STK’sı SOS Humanity tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir deniz yoluyla göçmen kurtarma operasyonunda hayatta kalanlar, AB topraklarına ilk kez ayak bastıkları sırada liman rıhtımlarında taramadan geçirildiler.

Bu durum, AB’nin yeni Göç ve İltica Paktı’nın merkezinde yer alan yeni uygulamaları ortaya koyuyor.

2026 yılının Haziran ayında yürürlüğe giren anlaşma kapsamındaki kabul politikaları, AB’ye yeni gelenlerin ilk tarama sürecinin en fazla yedi gün sürmesini öngörüyor.

Orta Akdeniz’de fırtınalı bir gecede aşırı kalabalık bir lastik botun içinden kurtarılan 28 kişi, cumartesi günü (31 Ekim) karaya çıkarıldı ve akşam saatlerine kadar işlemleri tamamlandı.

Yeni anlaşma uyarınca bu, sığınma kararlarının büyük olasılıkla o anda ve o yerde verilmiş olacağı anlamına geliyor.

Humanity 1 gemisinin yanındaki platform, koruyucu giysiler giymiş görevliler ve polislerle doluydu. İtalya’nın kuzeyindeki Livorno limanında, Kızıl Haç’ın sağlık taraması, AB İltica Ajansı’nın savunmasızlık taraması ve hukuki bilgilendirme oturumu ile polisin sorgulamalarını gerçekleştirmek üzere geçici bir işlem merkezi kuruldu.

Tüm bu işlemler, göçmenlerin şaşkın bir şekilde varışlarından sonraki birkaç saat içinde tamamlanacaktı.

SOS Humanity’nin koruma görevlisi Marta (STK, gazeteciler tarafından sadece ilk adının kullanılmasını talep ediyor), gemiden kurtarılanlar yetkililer tarafından karaya indirilirken, “Kurtarma operasyonunun hemen ardından, insanların sadece dinlenmeye ihtiyacı varken, yetkililerin aceleyle bir kontrol listesini işaretleme alıştırmasını tamamlayabilmesi için sıkıştırılmış bir taramaya tabi tutuluyorlar,” dedi.

Marta, EUobserver’a verdiği demeçte, bazı sınır sorgulamalarının “şiddetli bir hal alabildiğini” söyleyerek, insanların gemiden yeni inmişken birdenbire saatler süren sorgulamalara maruz kaldığını vurguladı.

Marta limanda, geminin yanında duran ve göçmenlerin en savunmasız anlarında üzerlerine tepeden bakan silahlı Frontex veya Europol görevlilerini sık sık görmüş.

Yeni göç paktı, diğer üye devletlerle bilgi paylaşımı amacıyla oluşturulan Eurodac veri tabanına polis tarafından kayıt yapılmasını öngörüyor.

Bunun ardından, yeni gelen bir kişinin hızlandırılmış sığınma prosedürüne hak kazanıp kazanmayacağına dair derhal bir karar verilecek.

Bu, sığınma hakkı tanınma olasılığı daha düşük olan uyruklara sahip kişilerin 12 hafta içinde bir yanıt alacağı ve büyük olasılıkla başvurularının reddedileceği anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da “sola yasak” çağrıları yükseliyor

Yayınlanma

Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde yayılan gençlik eylemleri, sağ partilerin ve hükümetlerin “yasak” çağrılarını yükseltmesine vesile oluyor.

Örneğin Fransa’da Senato Başkanı Gérard Larcher ve cumhurbaşkanlığı adayı Bruno Retailleau (Les Républicains – LR) gibi sağcı-muhafazakar siyasetçiler artık La France insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa – LFI) partisinin yasaklanmasını açıkça talep ediyorlar.

Marine Le Pen’in liderlik ettiği Rassemblement National (Ulusal Birlik – RN) partisinden Avrupa Parlamentosu Üyesi Matthieu Valet ise 24–25 Ekim tarihlerinde Orléans’ta düzenlenen parti kongresinde, “Tüm antifaşist örgütleri feshedeceğiz,” dedi.

Anketler, Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RN adayı Marine Le Pen’in oyların başında olduğunu oybirliğiyle gösteriyor.

İspanya’da ise yükselen sağcı parti Vox, Aralık 2025’te antifaşist hareketle bağlantılı örgütleri feshedecek bir yasa tasarısını Parlamento’ya sunmuştu.

Vox’un son anketlerdeki oy oranı yüzde 19 ve parti, 29 Kasım’daki seçimlerin ardından muhafazakâr Partido Popular (Halk Partisi – PP) ile koalisyon kurarak hükümete katılmayı umuyor.

Bu durumda İspanya’da antifaşist örgütlerin yasaklanması mümkün hale gelebilir.

Şu anda, protesto gösterileriyle bağlantılı şiddet eylemleri, sol örgütleri yasaklama tehdidinde bulunmak için giderek daha fazla kullanılıyor.

Belçika da buna bir örnek teşkil ediyor. İçişleri Bakanı Bernard Quintin, geçen yıldan beri “ulusal güvenliği veya hukukun üstünlüğünün temellerini” tehdit eden örgütleri yasaklamaya çalışıyor.

Bu bağlamda, hükümet yetkilileri “Antifa”yı örnek gösteriyor. 2025 sonbaharında bile, Quintin’in partisi Mouvement Reformateur’ün (Reform Hareketi – MR) başkanı Georges-Louis Bouchez, açıkça “Antifa’nın feshedilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu yılın Ekim ayı başında Belçika’nın Liège kentinde öğrenci protestolarının kenarlarında mülke zarar verme olayları meydana geldiğinde, Quintin, bu örgütleri yasaklama planları ışığında bir kez daha “Antifa türü” örgütlere işaret etmişti. 

Haziran ayında, Savunma Bakanı Theo Francken (Nieuw-Vlaamse Alliantie – Yeni Flaman İttifakı) de Brüksel’deki protestoların kenarlarında meydana gelen mülke hasar olaylarının ardından, herhangi bir kanıt sunmadan muhalefetteki Belçika İşçi Partisi’nin (PTB-PVDA) sorumlu olduğunu iddia etmişti.

PTB-PVDA, hükümetin militarizasyon ve sosyal kesinti politikasına karşı Belçika’da ivme kazanan protestoları destekliyor.

Anketlere göre, parti şu anda ülke genelinde yüzde 23 oy oranıyla ikinci en güçlü parti konumunda ve Brüksel başkent bölgesinde yüzde 26 ile en güçlü parti konumunda.

CDU, öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılmasını istedi

Almanya’da ise Die Linke’nin (Sol Parti) yasaklanması olasılığı etkili ana akım gazete Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde gündeme getirildi.

Gazetenin yakın tarihli bir başyazısında şu soru soruldu: “Die Linke’yi neden yasaklamayalım?”

Öte yandan şu anda gençlik gösterilerinin yasaklanması tartışılıyor. Belçika örneğinde olduğu gibi, barışçıl gösterilerin kenarlarında meydana gelen münferit şiddet olayları gerekçe olarak gösteriliyor ve sonuç olarak protestoların tamamı itibarsızlaştırılıyor.

Federal İçişleri Bakanı Dobrindt, “sol gruplara” karşı sadece kanıt sunmadan genel suçlamalarda bulunmakla kalmıyor; aynı zamanda, mülke zarar verme vakalarını da “göçmen topluluğundan çıkan kışkırtıcılar”a atfediyor.

Hessen Eyaleti İçişleri Bakanı Roman Poseck de, cumartesi günü saldırı suçlamasıyla gözaltına alınanların “ağırlıklı olarak Alman vatandaşları” olduğunu kabul etti ama yine de bunların “ağırlıklı olarak göçmen kökenli” olduğunu iddia etti.

Dolayısıyla bu açıklamalar, şiddetin sorumluluğunu bir yandan solculara, diğer yandan da Alman kökenli olmayan kişilere atfediyor.

Dobrindt yönetimindeki Federal İçişleri Bakanlığı’ndan bir temsilci de, Beyaz Saray Politikadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller’ın antifaşistleri (“Antifa”) genel olarak terörizmle eşdeğer gördüğü ve onları “medeniyetin düşmanları” olarak sınıflandırdığı konferansa katılmıştı.

Çevrimiçi portal Frag den Staat’ın araştırmasına göre, bu temsilci Kamu Güvenliği Dairesi Başkanı Christian Klos’tu.

Klos’un, “Aşırı Sol Terörizmin Tehdit Manzarası” konulu bir “sabah paneli” kapsamında Washington’da yer aldığı bildirildi.

Orada ne söylediği ise belirsiz: Frag den Staat, Federal İçişleri Bakanlığının, sunumla ilgili birkaç hazırlık belgesini, gizli olarak sınıflandırıldıklarını gerekçe göstererek yayınlamayı reddettiğini aktardı.

Fakat İçişleri Bakanlığı’nın Mayıs ayında ABD’de “ilgili uzmanlık birimi düzeyinde” iki yetkiliyle bir hazırlık çalıştayına katıldığı artık biliniyor.

Buna ek olarak, federal hükümet Ekim ayı başında Washington konferansının devamı niteliğinde bir etkinliğin bu sonbaharda düzenleneceğini doğruladı.

Etkinliğin odak noktası, “çeşitli ülkelerden güvenlik ve kolluk kuvvetleri arasında profesyonel deneyim paylaşımı” olacak ve özellikle “şiddet içeren sol aşırılıkçılık alanındaki tezahürler, gelişmeler ve zorluklar” üzerinde durulacak.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 16 Temmuz’da Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinden 60’tan fazla ülkenin temsilcilerinin katılımıyla bir konferans düzenlemişti.

Konferansın odak noktası, “aşırı sol siyasi terörizmin uluslararası çapta yeniden canlanması”ydı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yanı sıra, Stephen Miller de konferansın gidişatını belirlemişti.

Miller yaptığı bir konuşmada, solcuların “temelde kıskançlık, nefret ve haset tarafından yönlendirildiğini” iddia etmiş; ayrıca antifaşist gösterilerde kimsenin “normal bir insan gibi” görünmediğini de eklemişti.

Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıllardır sol örgütlere yönelik baskılarda önemli bir rol oynuyor.

2011 ve 2012 yıllarında CSU Genel Sekreteri olarak görev yaparken, söylemleri kendi partisi içinde bile şaşkınlığa yol açmıştı.

Örneğin Ağustos 2011’de yetkililerden “Die Linke’yi yasaklama işlemlerinin başlatılıp başlatılmayacağının incelenmesini” talep etmişti.

Ocak 2012’de ise “orta vadede [Die Linke partisini] yasaklama işlemlerini de başlatmak için her türlü çabayı göstermemiz gerektiğini düşündüğünü” belirtmişti.

O dönemde CSU’nun Federal Meclis’teki eyalet meclis grubu başkanı Gerda Hasselfeldt şaşkınlığını şöyle dile getirmişti: “Şu anda Die Linke’yi yasaklama işlemleri için bir gerekçe görmüyorum.”

Federal İçişleri Bakanı olarak göreve başladıktan sonra bile Dobrindt, dikkat çekici söylemleriyle öne çıkmaya devam etti.

Haziran 2025’te Federal Anayasa Koruma Dairesi’nin raporunun sunumu sırasında, farklı ölçeklere sahip grafikler göstererek Almanya’daki “aşırı solcuların” sayısının aşırı sağcıların sayısından daha fazla olduğunu ima etti.

Aralık 2025’te ise “solcu aşırılık yanlılarının” yabancı güçler adına “casusluk veya sabotaj” faaliyetlerinde bulunabileceğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

IEA: AB’deki stok açığı, küresel gaz fiyatlarını yükseltebilir

Yayınlanma

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), kış sezonu öncesinde Avrupa’daki gaz depolama seviyelerinin son on yılın en düşük seviyesinde olması nedeniyle küresel gaz piyasasının “2027’nin ilerleyen dönemlerine kadar” sıkışık kalabileceğini belirtti.

IEA, “2026 Küresel Doğal Gaz Güvenliği İncelemesi” raporunu sunarken, düşük stok seviyelerinin, özellikle beklenenden daha soğuk bir kış yaşanması durumunda, Avrupa’nın en yüksek talebi karşılamak için küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikine olan bağımlılığını artıracağını belirtti.

Raporda, “Ortalamadan daha soğuk hava koşulları ve Hürmüz Boğazı üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) akışındaki kesintilerin devam etmesi durumunda, AB’nin gaz depolama seviyeleri Mart 2027 sonuna kadar çalışma kapasitesinin %10’unun altına düşebilir,” denildi.

Düşük stok seviyeleri, mevcut az sayıdaki esnek LNG kargoları için sınırlı depolama seçeneklerine sahip Asya ve Güney Amerika ülkeleriyle rekabeti şiddetlendirebilir ve bu kış fiyatlar üzerinde baskı yaratabilir.

IEA, “Avrupa’daki düşük depolama seviyeleri, 2027 yazına kadar stokları yenilemek için gaz enjeksiyon ihtiyacını da önemli ölçüde artırabilir; bu da küresel piyasadaki sıkışıklığı önümüzdeki yıla kadar uzatabilir,” dedi.

Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen arzı 60 milyar metreküpten fazla azalttığı için, Asya ve Avrupa fiyatları şimdiden 2022-23 gaz arz krizinden bu yana en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.

Raporda, özellikle Kuzey Amerika’dan gelen LNG arzındaki artış ve daha esnek ticaret düzenlemelerinin Hürmüz arz şokunun etkisini sınırlamaya yardımcı olduğu belirtildi.

Raporda, küresel LNG arzının 2026 yılında 2025’e kıyasla rekor düzeyde %3, yani yaklaşık 20 milyar metreküp azalacağı öngörülüyor.

Küresel gaz talebinin, Orta Doğu’daki talep kaybı, Avrupa’daki endüstriyel gaz tüketiminin azalması ve Asya’daki birçok ülkede enerji sektöründe gazdan kömüre geçiş nedeniyle yaklaşık %1,5, yani 65 milyar metreküpe yakın bir oranda düşmesi bekleniyor.

IEA, “Bu bulgular, küresel piyasalar daha esnek hale gelse bile, gaz arz güvenliği konusunda uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır,” dedi.

AB’nin kış öncesi yeraltı gaz depolarını en az %90 oranında doldurması bekleniyordu.

Fakat devam eden kriz nedeniyle bu şartın gevşetilmesi sonucunda, 1 Kasım itibariyle ortalama doluluk oranı sadece %74,6 olarak gerçekleşti.

Bu durumun başlıca nedeni, Almanya ve Hollanda’daki stokların normalin altında olmasıydı.

IEA, bu mevsim için stok seviyesinin 2013’ten bu yana en düşük seviyede olması nedeniyle AB’nin özellikle LNG sevkiyatlarına bağımlı hale geldiğini belirtti.

Özellikle soğuk bir kış yaşanması durumunda, Mart ayına gelindiğinde AB depolarının doluluk oranı %10’un altına düşebilir ve bu da bloğu “ek soğuk dalgaları, teknik arızalar veya diğer tedarik kesintileri” karşısında riskli bir duruma sokabilir.

Fakat Paris merkezli enerji güvenliği ajansı, sorunların kışın ötesine de uzayabileceğini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English