Amerika
Charlie Kirk suikastı, Gladio tipi bir ‘faydalı trajedi’ mi?

Amerikalı yazar Thomas Karat, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kullanıldığını kaydetti. Karat, olayın anında solculara yıkılmasını ve medyadaki koordineli anlatıyı, Soğuk Savaş dönemindeki Gladio tipi “sahte bayrak” operasyonlarına benzeterek, bunun bir “faydalı trajedi” olarak silaha dönüştürüldüğünü belirtti. Makalede, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suikasttan sadece 20 dakika sonra taziye mesajı yayımlaması gibi anormalliklere dikkat çekildi.
Amerikalı yazar Thomas Karat, kişisel Substack blog sayfasında yayımladığı özel makalede, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, ABD’de siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter bir gündemi ilerletmek için bir araç olarak kullanıldığını kaydetti.
Karat’ın analizine göre, Kirk’ün öldürülmesi, “aşırı sağ veya gizli şebekelere dayanan siyasi şiddetin hızla solun üzerine atıldığı ve muhalefete yönelik baskıları meşrulaştırmak için kullanıldığı tarihi bir örüntüye” uyuyor.
Makalede, 10 Eylül 2025’te Utah Valley Üniversitesinde bir forumda konuşma yaparken uzak mesafeden bir keskin nişancının boynundan vurarak öldürdüğü Kirk’ün ölümünün yarattığı ilk şokun, saatler içinde yerini daha planlı bir sürece bıraktığı belirtildi.
Karat, haber kanallarından devlet kurumlarına kadar geniş bir yelpazede olayın “radikal solcu teröristlerin” işi olarak çerçevelendiğini ve Kirk’ün “düşmüş bir kahraman” olarak kutsandığını ifade etti.
Yazar, bu anlatının tekinsiz hızının ve tutarlılığının, aşırılıkçı şiddetin otoriter tedbirler için rıza üretmek amacıyla manipüle edildiği Soğuk Savaş dönemindeki “gerilim stratejisi” vakalarını akla getirdiğini vurguladı.
Makalede, “Kirk suikastı, ister tek bir eylem ister bir komplonun parçası olsun, ‘faydalı bir trajedi’ olarak silaha dönüştürülüyor. Muhalif sesleri susturma, devlet gözetimini sıkılaştırma ve popülist bir tabanı kuşatma altındaki bir rejim arkasında toplama çağrılarına zemin hazırlıyor,” ifadelerine yer verildi.
Netanyahu’nun erken taziye mesajı şüphe uyandırdı
Karat’ın makalesinde dikkat çektiği en tuhaf gelişmelerden biri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun suikasttan hemen sonraki tepkisi oldu.
Utah’ta silah sesleri duyulduktan sadece 20 dakika sonra ve henüz hiçbir ABD’li yetkili Kirk’ün durumunu teyit etmemişken, Netanyahu’nun X (eski adıyla Twitter) platformunda Kirk için özenle hazırlanmış bir taziye mesajı yayımladığı belirtildi.
Netanyahu’nun mesajında Kirk’ü “İsrail’in aslan yürekli bir dostu” olarak övdüğü ve “Onu İsrail’e davet etmiştim… Ne yazık ki bu ziyaret gerçekleşemeyecek,” dediği aktarıldı.
Bu zamanlamanın “tuhaf bir şekilde erken” olduğu vurgulanan makalede, Netanyahu’nun mesajı yayına girdiğinde henüz hiçbir Amerikan haber kuruluşunun, hatta eski Başkan Donald Trump’ın bile Kirk’ün ölümünü duyurmadığına işaret edildi.
Karat, bu durumun “bir müttefikin aşırı dikkatinden mi, yoksa önceden bilgi sahibi olmasa bile ayrıcalıklı erken bilgi erişimine mi işaret ettiği” sorusunu gündeme getirdiğini yazdı. Sosyal medyada pek çok kullanıcının da bu zamanlama farkını “çok tuhaf” olarak nitelendirdiği belirtildi.
Makalede, Kirk’ün İsrail çıkarlarıyla olan ilişkisinin de “ılık” olduğu, hatta haftalar önce Jeffrey Epstein ağının Mossad ile bağlantılarına dair söylentileri tartıştıktan sonra bazı zengin İsrail taraftarı bağışçıların tepkisini çektiği bilgisine yer verildi.
Habere göre Kirk, Netanyahu’dan gelen İsrail’i ziyaret etme davetini geri çevirmiş ve arkadaşlarına İsrail politikalarını eleştirmesi durumunda “misillemeden korktuğunu” söylemişti.
Bu nedenle Netanyahu’nun Kirk’ü “nesilde bir gelen” ve “ortak Yahudi-Hristiyan medeniyetinin” savunucusu olarak nitelendiren coşkulu taziye mesajının siyasi amaçlı olduğu değerlendirildi.
Medya ve siyaset, suçluyu ‘anında’ buldu
Karat, suikastın hemen ardından Amerikan sağındaki etkili seslerin ve yayın organlarının “radikal solcuları” ve MAGA (Yeniden Büyük Amerika) hareketinin düşman olarak gördüğü herkesi hedef göstermeye başladığını belirtti.
Olaydan sadece birkaç saat sonra Fox News‘in “İlerici Çılgınlık Charlie Kirk’ü Öldürdü” başlığıyla bir köşe yazısı yayımladığı ve yazıda liberallerin “yıllardır süren insanlıktan çıkarma söyleminin” bu cinayete yol açtığı iddia edildiği aktarıldı.
Aynı gece, 2024 seçimlerinden sonra Beyaz Saray’a dönen Başkan Donald Trump’ın televizyonda yaptığı konuşmada, Kirk’ün ölümünden “radikal solu” sorumlu tuttuğu ve “Bu tür bir söylem, gördüklerimizden doğrudan sorumludur,” diyerek cinayeti, Kirk’ü Nazilere benzeten solcu eleştirmenlerle ilişkilendirdiği ifade edildi.
Karat’a göre, sosyal medya trollerinden Başkan’ın masasına uzanan bu mesajın hızı ve koordinasyonu, “sanki bir tetikleyici olayı bekleyen önceden var olan bir anlatı senaryosunun” devreye girdiğini gösteriyor
Üzerinde yazı olan mermiler
Makalede, olay yerinden elde edilen ilk kanıtların da bu anlatıyı güçlendirmek için kullanıldığına dikkat çekildi. Yetkililerin, keskin nişancının .30-06 kalibrelik sürgülü tüfeğini kampüs yakınlarındaki ormanlık alanda terk edilmiş halde bulduğu belirtildi.
The Wall Street Journal‘a sızdırılan bir iç güvenlik bültenine göre, tüfeğin şarjöründe bulunan mühimmatın üzerine “transseksüel ve antifaşist ideolojiyi” ifade eden sloganlar kazınmıştı.
Bu “patlayıcı detayın” sağcı medya tarafından anında benimsendiği ve Kirk’ün katilinin aşırı solcu bir aşırılıkçı olduğunun kanıtı olarak sunulduğu aktarıldı.
Ancak Karat, FBI’ın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda “mermi oymalarından hiç bahsetmediğini” ve üst düzey bir kolluk kuvveti yetkilisinin The New York Times‘a, bu yazıların “doğrulanmadığını ve yanlış yorumlanmış olabileceğini” söylediğini yazdı.
Bu şüpheler ortaya çıktığında ise medyadaki “transseksüel suikastçı” anlatısının çoktan kamuoyunun bilincine yerleştiği vurgulandı.
Tarihsel paralellikler: Gladio’nun hayaleti
Thomas Karat, makalesinin önemli bir bölümünü Kirk suikastı ile 20. yüzyıl Avrupa’sındaki meşhur “gerilim stratejisi” arasındaki paralelliklere ayırdı.
Bu dönemde, genellikle NATO veya istihbarat desteğiyle aşırı sağcı şebekeler tarafından gizlice düzenlenen bir dizi “sahte bayrak” terör saldırısının, kamuoyunu sağa kaydırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kasıtlı olarak solcu aşırılıkçıların üzerine atıldığı hatırlatıldı.
Makalede, İsviçreli tarihçi Dr. Daniele Ganser’in doktora tezinde incelediği Gladio Operasyonu’ndan örnekler verildi:
— Piazza Fontana, 1969 (İtalya): Milano’da bir bankada patlayan bomba 16 kişiyi öldürdü. Olay “derhal Komünistlerin üzerine atıldı” ve bir anarşist şüpheli gözaltında gizemli bir şekilde öldü. Yıllar sonra, bir istihbarat generalinin ifadesiyle, bombalamanın aslında Gladio bünyesinde çalışan neo-faşistler tarafından gerçekleştirildiği ve “Komünistlerin iktidara gelmesini önlemeye yönelik bir ABD planının parçası olduğu” ortaya çıktı.
— Peteano bombalaması, 1972 (İtalya): Üç polisi öldüren bir tuzak bombası başlangıçta Kızıl Tugaylar’a atfedildi. Ancak daha sonra neo-faşist Vincenzo Vinciguerra’nın, İtalyan gizli servis ajanlarının yardımıyla saldırıyı solcu grupları suçlamak için düzenlediğini itiraf ettiği belirtildi.
— Bologna tren istasyonu katliamı, 1980 (İtalya): 85 kişiyi katleden devasa bombalama için hükümetin ilk açıklaması yine komünistleri suçlamak oldu. Ancak daha sonra bunun da neo-faşist militanlarca düzenlenen “anti-komünist bir sahte bayrak” operasyonu olduğu anlaşıldı.
— Türkiye’nin “Kontrgerilla” operasyonları, 1970’ler: Makalede, benzer taktiklerin Türkiye’de de Gladio ile ilişkili gizli birim ve Ülkücü milisleri tarafından kullanıldığı ifade edildi. Aralık 1978’deki Maraş katliamının, faşist milislerin kendilerine ait bir sinemayı bombalayıp suçu sosyalistlere ve Alevi azınlığa atarak başlattığı bir “sahte bayrak” operasyonu olduğu anımsatıldı.
Karat, bu örneklerin “aşırı sağcı veya devlet görevlilerinin dramatik şiddet eylemleri gerçekleştirmesi, kamuoyunda solcu ‘aşırılıkçıları’ suçlaması, medyanın bu anlatıyı körüklemesi ve ardından devletin halk panik halindeyken sola karşı sert tedbirler alması” gibi tutarlı bir planı ortaya koyduğunu yazdı.
Yazar, “Kirk suikastının birileri tarafından Gladio tarzı bir katalizör olarak tasarlanıp tasarlanmadığı” gibi rahatsız edici bir soruyu gündeme getirdi.
Dijital Gladio ve anlatı savaşı
Makalede, Kirk suikastı sonrası anlatının, algoritma odaklı bilgi ortamında ne kadar hızlı ve kusursuz bir şekilde şekillendirildiğine dikkat çekildi.
Karat, “Eski usul psikolojik operasyonların yeni nesil sosyal medya viralliği ile birleşmesine tanık oluyoruz; esasen Twitter botlarının ve kablolu haber bültenlerinin, geçmişte dağıtılan broşürlerin ve rüşvet verilen gazetelerin rolünü oynadığı dijital çağın bir Gladio’su,” ifadelerini kullandı.
Saldırıdan dakikalar sonra, bazıları bot olduğundan şüphelenilen etkili bir hesap ağının aynı anda aynı suçlayıcı söylemleri yaydığı ve bunun bir propagandacı oyun kitabını andırdığı belirtildi.
İsrail hükümetiyle bağlantılı operatörlerin daha önce ABD kamuoyunu etkilemek için “gerçek Amerikalı gibi görünen yüzlerce sahte hesap” kullandığına dair Forbes haberine atıfta bulunuldu.
‘Şehitlik’ anlatısı
Karat’a göre, Kirk’ün ölümünden sonra kasıtlı ve planlı bir şekilde “şehit” ilan edilmesi, bir dizi otoriter ve baskıcı dürtünün duygusal dayanağı olarak hizmet ediyor.
Başkan Trump’ın Kirk’ü “hakikat ve özgürlük için bir şehit” ilan etmesiyle başlayan bu süreç, sağcı medya ve siyasetçiler tarafından Kirk’ü neredeyse aziz mertebesine yükselten bir kampanyaya dönüştü.
Bu “şehitlik sendromunun” muhalefeti susturmak ve baskıları meşrulaştırmak için nasıl silahlaştırıldığına dair şu örnekler verildi:
— Teknoloji Platformlarında Sansür: Kirk’ün ölümü, sosyal medya şirketlerine solcu sesleri yasaklamaları için baskı yapmak amacıyla kullanılıyor.
— Muhalefete Karşı Hukuki Baskı: Cumhuriyetçi yetkililer, “iç terör” tanımını gevşek örgütlenmiş sol grupları da içerecek şekilde genişletmek için teklifler hazırlıyor. Trump’ın danışmanı Stephen Miller’ın Demokrat Parti’yi “bir iç aşırılıkçı örgüt” olarak nitelendirdiği aktarıldı.
— Cumhuriyetçi Parti Tabanının Seferber Edilmesi: Kirk’ün ölümü, Cumhuriyetçi tabanı, özellikle de en radikal unsurları harekete geçirmek için güçlü bir araç haline geldi.
— Gözetim Devletinin Genişletilmesi: Suikast, daha önce tartışmalı olan kitlesel gözetim ve polis yetkilerinin kabulünü kolaylaştırıyor. FBI bünyesinde solcu aşırılıkçılığa odaklanan yeni bir “Kirk Görev Gücü” kurulduğu belirtildi.
Karat, bu sürecin Nazilerin 1933’teki Reichstag Yangını’nı komünistleri ezmek ve diktatörlüklerini kurmak için bir bahane olarak kullanmalarına benzediğini yazdı.
Cui bono ya da kimin yararına?
Makalenin son bölümünde Karat, “cui bono” (kimin yararına) sorusunu sorarak bu olaydan fayda sağlayan aktörleri analiz etti. Ona göre kazananlar şunlar:
— Donald Trump ve yakın çevresi: Kirk’ün ölümü, Trump’ın gücünü pekiştirmesi ve siyasi rakiplerine karşı “savaş zamanı başkanı” pozisyonu alması için “siyasi bir lütuf” oldu.
— Cumhuriyetçi Parti’nin sertlik yanlıları ve aşırı sağ: Parti içindeki ılımlı sesler susturulurken, en radikal fikirler ana akım haline geldi.
— İç güvenlik kurumları: FBI ve DHS gibi kurumlar, bütçelerini ve yetkilerini genişletmek için bir fırsat yakaladı.
— Siyonist jeopolitik aktörler: Netanyahu hükümeti, ABD’deki Evanjelikler ve MAGA muhafazakârlarıyla bağlarını güçlendirdi ve ortak düşmanlara (radikal solcular) karşı bir anlatı oluşturdu.
— Teknoloji tekelleri ve yapay zeka gözetim kompleksi: Kriz, teknoloji platformları ile hükümet arasında daha yakın bir işbirliğine ve yeni gözetim teknolojilerinin yaygınlaşmasına zemin hazırladı.
Karat, makalesini şu uyarıyla sonlandırdı:
“Bu demokrasi bir uçurumun kenarında. Charlie Kirk’ün adı ya demagoglar tarafından kötüye kullanılan trajik bir dipnot olarak tarihe geçecek ya da dikkate almadığımız son bir uyarı işareti olarak kalacak.”
Yazar, Kirk’ün ölümünün, tarihin en kötü derslerinin modern kullanım için nasıl yeniden paketlenebileceğine dair çarpıcı bir örnek olduğunu ve asıl tehlikenin silahlı bir tetikçiden ziyade, onun eyleminin serbest bıraktığı otoriter tepki olabileceğini vurguladı.
Amerika
Microsoft’un veri merkezi yatırımı New York’un elektrik talebini aşacak

Microsoft, bulut ve yapay zeka hizmetlerindeki sunucu açığını kapatmak amacıyla veri merkezlerinin kapasitesini 2032’ye kadar üçe katlayıp 38 gigavatın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Planlanan bu enerji miktarı, New York eyaletinin zirve dönemdeki elektrik tüketimini aşıyor.
Amerikan teknoloji şirketi Microsoft, veri merkezlerinin kapasitesini 2032 yılına kadar üç kattan fazla artırarak 38 gigavatın üzerine çıkarmayı planlıyor.
Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedeflenen bu kapasite, New York eyaletinin en yüksek tüketim dönemlerindeki elektrik ihtiyacını geride bırakıyor.
Kapasite artışı, Microsoft’un bulut hizmetleri ve yapay zeka operasyonlarında yaşadığı işlem gücü yetersizliğini aşmasını amaçlıyor.
Şirketin dünya genelindeki veri merkezi ağının mevcut elektrik kapasitesi yaklaşık 12 gigavat seviyesinde seyrediyor.
Gelecekteki kapasitenin yaklaşık üçte birinin yapay zeka donanımlarına ayrılması hedefleniyor. Bu alandaki güncel tüketim ise 2 gigavat civarında kalıyor.
Sunucu kapasitesindeki yetersizlik, Microsoft’u ABD ve Avrupa’daki bazı merkezlerinde yeni bulut aboneliklerini sınırlandırmak zorunda bıraktı. Bu durum nedeniyle müşterilerin bir bölümü rakiplerle sözleşme imzaladı.
Tesis inşasını hızlandıran şirket, Atlanta bölgesi dahil yeni merkezler kuruyor. Son mali yılda sermaye harcamaları 145 milyar dolara ulaşan şirketin harcamalarında, analistlerin değerlendirmelerine göre yükseliş sürecek.
Tesislerin inşasının yıllar alması, talep ve teknolojideki değişimlerin sürmesi sebebiyle mevcut planlar revizyona uğrayabilir.
Microsoft, programın ayrıntılarına dair henüz açıklama yapmadı.
Daha önce şirket içi değerlendirmelerde, yapay zeka merkezleri inşasının elektrik, su tüketimi ve karbon emisyonları nedeniyle çalışanlar arasında kaygı yarattığı kabul edilmişti.
Microsoft, su verimliliğini artırdığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarını güçlendirdiğini savunuyor.
Amerika
“Teknoloji devleri gençlerin tepki odağında petrolün yerini aldı”

ABD’li kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin petrol şirketlerinin yerini alarak kamuoyunun bir numaralı hedefi haline geldiğini söyledi. Van’t Hof, yüksek gelir ve kariyer arayışındaki gençlerin enerji sektörüne ilgisinin arttığını savundu. Bloomberg verileri ise sektörde üretimin rekor kırmasına karşın son on yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını gösteriyor.
ABD merkezli kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin tepe yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin kamuoyu nezdinde petrol şirketlerinin yerini alarak “bir numaralı halk düşmanı” haline geldiğini söyledi.
Financial Times gazetesine konuşan Van’t Hof, iyi gelir ve güçlü kariyer fırsatları arayan gençlerin artık petrol sektörünü dışlanan bir alan olarak görmediğini vurguladı.
Teknoloji şirketlerinin, özellikle veri merkezlerinin inşası nedeniyle yoğun bir toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Van’t Hof, enerji sektörüne yönelik yaklaşımın ise dönüştüğünü savundu.
The New York Times gazetesinin daha önce yer verdiği haberde, veri merkezlerine yönelik endişelerin çevreye dönük tehditler ve sohbet robotlarına olan bağımlılıkla bağlantılı olduğu aktarılmıştı.
Van’t Hof, toplumun enerjinin gündelik hayattaki vazgeçilmez rolünü artık çok daha iyi kavradığına dikkat çekti.
Gelişmeleri değerlendiren Diamondback yöneticisi, şu ifadeleri kullandı:
“Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün petrol sektörünün öldüğüne dair makaleler çıkıyordu. Ancak bugün insanların bunun saygın, iyi ödeme yapan, ayrıca yapay zeka ile enerjinin kesiştiği bir alan olduğunu anladığını düşünüyorum.”
Söz konusu dönüşümün istihdam piyasasına da yansıdığını kaydeden Van’t Hof, sektöre genç yetenek akışı yaşandığını ve staj başvurularında artış görüldüğünü dile getirdi.
Van’t Hof, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektörü havalı olabilir mi? Evet, sanırım öyle. Artık asıl bilişimciler kötü adam olarak görülüyor.”
Teksas merkezli olan ve kayaç petrolü çıkaran Diamondback, 56 milyar dolarlık ciroya sahip. Şirket, ABD’nin güneyindeki geniş petrol ve doğalgaz bölgesi Permian Havzası’nın en büyük bağımsız petrol üreticisi konumunu elinde tutuyor.
Öte yandan Bloomberg, Temmuz ayında geçtiği haberde ABD petrol ve doğalgaz sektörünün son on yılda istihdamını yaklaşık yüzde 40 oranında azalttığını duyurmuştu.
Bu oran 250 bin kişilik iş kaybına denk gelirken, söz konusu pozisyonların büyük kısmının geri dönmeyeceği kaydedildi.
İstihdamdaki bu sert düşüşe rağmen, aynı dönemde ham petrol üretimi yüzde 50 artış kaydetti.
Bloomberg’in aktardığına göre 2014 yılındaki fiyat çöküşünün ardından yatırımcılar şirketlerden daha yüksek verimlilik ve kâr talep etmeye başladı.
Bu baskı; işten çıkarmaları, şirket birleşmelerini, ileri teknolojilerin kullanımını, otomasyonu ve robotik sistemleri beraberinde getirdi.
Ajansın hesaplamalarına göre sektörde 2023 yılının başından bu yana gerçekleşen birleşme ve devralma işlemlerinin toplam hacmi 500 milyar doları aştı ve önceki üç yıllık dönemin toplamını yüzde 20’den fazla geride bıraktı.
Güncel verilerle ABD’deki ham petrol üretimi günlük 13,8 milyon varille rekor seviyeye ulaşsa da sektördeki istihdam son üç yılın en düşük seviyesinde seyrediyor.
Ülkedeki enerji şirketleri, 2014 yılında çalışan sondaj kulelerinin üçte birinden daha azıyla faaliyet gösteriyor; ancak sahadaki her bir kule artık o döneme kıyasla yaklaşık dört kat daha fazla petrol üretiyor.
Amerika
ABD, ismi açıklanmayan “büyük” bir bankaya yaptırım uygulayacak

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump yönetiminin önümüzdeki hafta büyük bir bankaya yaptırım uygulayacağını söyledi.
Yeni yaptırım, yine İran’a karşı iktisadi abluka kapsamında ilan edilecek.
“Real America’s Voice” programına konuk olduğu sırada ne finans kurumunun adını ne de bulunduğu ülkeyi belirten Bessent, bu adımın pazartesi günü (14 Eylül) atılacağını ifade etti.
Bessent, bu adımın başlangıçta cuma günü gerçekleştirilmesinin planlandığını fakat 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri nedeniyle ertelendiğini belirtti.
Bessent şöyle konuştu:
“Herkes bu rejimle ilişkisini kesene kadar bu sürece devam edeceğiz. Bunu o kadar kârsız hale getireceğiz ki, şirketinizin ya da kendinizin, kişisel mali durumunuzun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze almak istiyorsanız, buyurun deneyin. Ama peşinize düşeceğiz.”
ABD, Türkiye’deki bir bankaya “İran bağlantılı” olduğu iddiasıyla yaptırım uyguladı
ABD, Şubat ayında çatışmanın başlamasından bu yana İran’a karşı petrol ihracatı, nakliye ağları, silah tedarik kanalları, finansal aracılar, dijital varlık borsaları ve havacılık bağlantılarını hedef alan bir dizi ekonomik önlem uyguladı.
Trump yönetimi, geçen ay Bessent’in “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı girişimle kampanyasını tırmandırdı.
ABD, yaklaşık 60 kuruluş, kişi ve gemiye yaptırımlar uyguladı ve deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörlerde İran’la iş yapanlara yönelik ikincil yaptırımların kapsamını genişletti.
Beyaz Saray geçen hafta İstanbul merkezli Golden Global Bank’ı, Çin’in İran petrolü karşılığında ödediği büyük meblağları Devrim Muhafızları’na aktardığı gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.
İran üzerindeki baskı giderek artmasına rağmen, ABD Başkanı Donald Trump savaşın Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonraya kadar sona ermeyeceğini öngördü.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor










