Bizi Takip Edin

Amerika

Charlie Kirk suikastı, Gladio tipi bir ‘faydalı trajedi’ mi?

Yayınlanma

Amerikalı yazar Thomas Karat, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kullanıldığını kaydetti. Karat, olayın anında solculara yıkılmasını ve medyadaki koordineli anlatıyı, Soğuk Savaş dönemindeki Gladio tipi “sahte bayrak” operasyonlarına benzeterek, bunun bir “faydalı trajedi” olarak silaha dönüştürüldüğünü belirtti. Makalede, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suikasttan sadece 20 dakika sonra taziye mesajı yayımlaması gibi anormalliklere dikkat çekildi.

Amerikalı yazar Thomas Karat, kişisel Substack blog sayfasında yayımladığı özel makalede, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, ABD’de siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter bir gündemi ilerletmek için bir araç olarak kullanıldığını kaydetti.

Karat’ın analizine göre, Kirk’ün öldürülmesi, “aşırı sağ veya gizli şebekelere dayanan siyasi şiddetin hızla solun üzerine atıldığı ve muhalefete yönelik baskıları meşrulaştırmak için kullanıldığı tarihi bir örüntüye” uyuyor.

Makalede, 10 Eylül 2025’te Utah Valley Üniversitesinde bir forumda konuşma yaparken uzak mesafeden bir keskin nişancının boynundan vurarak öldürdüğü Kirk’ün ölümünün yarattığı ilk şokun, saatler içinde yerini daha planlı bir sürece bıraktığı belirtildi.

Karat, haber kanallarından devlet kurumlarına kadar geniş bir yelpazede olayın “radikal solcu teröristlerin” işi olarak çerçevelendiğini ve Kirk’ün “düşmüş bir kahraman” olarak kutsandığını ifade etti.

Yazar, bu anlatının tekinsiz hızının ve tutarlılığının, aşırılıkçı şiddetin otoriter tedbirler için rıza üretmek amacıyla manipüle edildiği Soğuk Savaş dönemindeki “gerilim stratejisi” vakalarını akla getirdiğini vurguladı.

Makalede, “Kirk suikastı, ister tek bir eylem ister bir komplonun parçası olsun, ‘faydalı bir trajedi’ olarak silaha dönüştürülüyor. Muhalif sesleri susturma, devlet gözetimini sıkılaştırma ve popülist bir tabanı kuşatma altındaki bir rejim arkasında toplama çağrılarına zemin hazırlıyor,” ifadelerine yer verildi.

Netanyahu’nun erken taziye mesajı şüphe uyandırdı

Karat’ın makalesinde dikkat çektiği en tuhaf gelişmelerden biri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun suikasttan hemen sonraki tepkisi oldu.

Utah’ta silah sesleri duyulduktan sadece 20 dakika sonra ve henüz hiçbir ABD’li yetkili Kirk’ün durumunu teyit etmemişken, Netanyahu’nun X (eski adıyla Twitter) platformunda Kirk için özenle hazırlanmış bir taziye mesajı yayımladığı belirtildi.

Netanyahu’nun mesajında Kirk’ü “İsrail’in aslan yürekli bir dostu” olarak övdüğü ve “Onu İsrail’e davet etmiştim… Ne yazık ki bu ziyaret gerçekleşemeyecek,” dediği aktarıldı.

Bu zamanlamanın “tuhaf bir şekilde erken” olduğu vurgulanan makalede, Netanyahu’nun mesajı yayına girdiğinde henüz hiçbir Amerikan haber kuruluşunun, hatta eski Başkan Donald Trump’ın bile Kirk’ün ölümünü duyurmadığına işaret edildi.

Karat, bu durumun “bir müttefikin aşırı dikkatinden mi, yoksa önceden bilgi sahibi olmasa bile ayrıcalıklı erken bilgi erişimine mi işaret ettiği” sorusunu gündeme getirdiğini yazdı. Sosyal medyada pek çok kullanıcının da bu zamanlama farkını “çok tuhaf” olarak nitelendirdiği belirtildi.

Makalede, Kirk’ün İsrail çıkarlarıyla olan ilişkisinin de “ılık” olduğu, hatta haftalar önce Jeffrey Epstein ağının Mossad ile bağlantılarına dair söylentileri tartıştıktan sonra bazı zengin İsrail taraftarı bağışçıların tepkisini çektiği bilgisine yer verildi.

Habere göre Kirk, Netanyahu’dan gelen İsrail’i ziyaret etme davetini geri çevirmiş ve arkadaşlarına İsrail politikalarını eleştirmesi durumunda “misillemeden korktuğunu” söylemişti.

Bu nedenle Netanyahu’nun Kirk’ü “nesilde bir gelen” ve “ortak Yahudi-Hristiyan medeniyetinin” savunucusu olarak nitelendiren coşkulu taziye mesajının siyasi amaçlı olduğu değerlendirildi.

Medya ve siyaset, suçluyu ‘anında’ buldu

Karat, suikastın hemen ardından Amerikan sağındaki etkili seslerin ve yayın organlarının “radikal solcuları” ve MAGA (Yeniden Büyük Amerika) hareketinin düşman olarak gördüğü herkesi hedef göstermeye başladığını belirtti.

Olaydan sadece birkaç saat sonra Fox News‘in “İlerici Çılgınlık Charlie Kirk’ü Öldürdü” başlığıyla bir köşe yazısı yayımladığı ve yazıda liberallerin “yıllardır süren insanlıktan çıkarma söyleminin” bu cinayete yol açtığı iddia edildiği aktarıldı.

Aynı gece, 2024 seçimlerinden sonra Beyaz Saray’a dönen Başkan Donald Trump’ın televizyonda yaptığı konuşmada, Kirk’ün ölümünden “radikal solu” sorumlu tuttuğu ve “Bu tür bir söylem, gördüklerimizden doğrudan sorumludur,” diyerek cinayeti, Kirk’ü Nazilere benzeten solcu eleştirmenlerle ilişkilendirdiği ifade edildi.

Karat’a göre, sosyal medya trollerinden Başkan’ın masasına uzanan bu mesajın hızı ve koordinasyonu, “sanki bir tetikleyici olayı bekleyen önceden var olan bir anlatı senaryosunun” devreye girdiğini gösteriyor

Üzerinde yazı olan mermiler

Makalede, olay yerinden elde edilen ilk kanıtların da bu anlatıyı güçlendirmek için kullanıldığına dikkat çekildi. Yetkililerin, keskin nişancının .30-06 kalibrelik sürgülü tüfeğini kampüs yakınlarındaki ormanlık alanda terk edilmiş halde bulduğu belirtildi.

The Wall Street Journal‘a sızdırılan bir iç güvenlik bültenine göre, tüfeğin şarjöründe bulunan mühimmatın üzerine “transseksüel ve antifaşist ideolojiyi” ifade eden sloganlar kazınmıştı.

Bu “patlayıcı detayın” sağcı medya tarafından anında benimsendiği ve Kirk’ün katilinin aşırı solcu bir aşırılıkçı olduğunun kanıtı olarak sunulduğu aktarıldı.

Ancak Karat, FBI’ın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda “mermi oymalarından hiç bahsetmediğini” ve üst düzey bir kolluk kuvveti yetkilisinin The New York Times‘a, bu yazıların “doğrulanmadığını ve yanlış yorumlanmış olabileceğini” söylediğini yazdı.

Bu şüpheler ortaya çıktığında ise medyadaki “transseksüel suikastçı” anlatısının çoktan kamuoyunun bilincine yerleştiği vurgulandı.

Tarihsel paralellikler: Gladio’nun hayaleti

Thomas Karat, makalesinin önemli bir bölümünü Kirk suikastı ile 20. yüzyıl Avrupa’sındaki meşhur “gerilim stratejisi” arasındaki paralelliklere ayırdı.

Bu dönemde, genellikle NATO veya istihbarat desteğiyle aşırı sağcı şebekeler tarafından gizlice düzenlenen bir dizi “sahte bayrak” terör saldırısının, kamuoyunu sağa kaydırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kasıtlı olarak solcu aşırılıkçıların üzerine atıldığı hatırlatıldı.

Makalede, İsviçreli tarihçi Dr. Daniele Ganser’in doktora tezinde incelediği Gladio Operasyonu’ndan örnekler verildi:

— Piazza Fontana, 1969 (İtalya): Milano’da bir bankada patlayan bomba 16 kişiyi öldürdü. Olay “derhal Komünistlerin üzerine atıldı” ve bir anarşist şüpheli gözaltında gizemli bir şekilde öldü. Yıllar sonra, bir istihbarat generalinin ifadesiyle, bombalamanın aslında Gladio bünyesinde çalışan neo-faşistler tarafından gerçekleştirildiği ve “Komünistlerin iktidara gelmesini önlemeye yönelik bir ABD planının parçası olduğu” ortaya çıktı.

— Peteano bombalaması, 1972 (İtalya): Üç polisi öldüren bir tuzak bombası başlangıçta Kızıl Tugaylar’a atfedildi. Ancak daha sonra neo-faşist Vincenzo Vinciguerra’nın, İtalyan gizli servis ajanlarının yardımıyla saldırıyı solcu grupları suçlamak için düzenlediğini itiraf ettiği belirtildi.

— Bologna tren istasyonu katliamı, 1980 (İtalya): 85 kişiyi katleden devasa bombalama için hükümetin ilk açıklaması yine komünistleri suçlamak oldu. Ancak daha sonra bunun da neo-faşist militanlarca düzenlenen “anti-komünist bir sahte bayrak” operasyonu olduğu anlaşıldı.

— Türkiye’nin “Kontrgerilla” operasyonları, 1970’ler: Makalede, benzer taktiklerin Türkiye’de de Gladio ile ilişkili gizli birim ve Ülkücü milisleri tarafından kullanıldığı ifade edildi. Aralık 1978’deki Maraş katliamının, faşist milislerin kendilerine ait bir sinemayı bombalayıp suçu sosyalistlere ve Alevi azınlığa atarak başlattığı bir “sahte bayrak” operasyonu olduğu anımsatıldı.

Karat, bu örneklerin “aşırı sağcı veya devlet görevlilerinin dramatik şiddet eylemleri gerçekleştirmesi, kamuoyunda solcu ‘aşırılıkçıları’ suçlaması, medyanın bu anlatıyı körüklemesi ve ardından devletin halk panik halindeyken sola karşı sert tedbirler alması” gibi tutarlı bir planı ortaya koyduğunu yazdı.

Yazar, “Kirk suikastının birileri tarafından Gladio tarzı bir katalizör olarak tasarlanıp tasarlanmadığı” gibi rahatsız edici bir soruyu gündeme getirdi.

Dijital Gladio ve anlatı savaşı

Makalede, Kirk suikastı sonrası anlatının, algoritma odaklı bilgi ortamında ne kadar hızlı ve kusursuz bir şekilde şekillendirildiğine dikkat çekildi.

Karat, “Eski usul psikolojik operasyonların yeni nesil sosyal medya viralliği ile birleşmesine tanık oluyoruz; esasen Twitter botlarının ve kablolu haber bültenlerinin, geçmişte dağıtılan broşürlerin ve rüşvet verilen gazetelerin rolünü oynadığı dijital çağın bir Gladio’su,” ifadelerini kullandı.

Saldırıdan dakikalar sonra, bazıları bot olduğundan şüphelenilen etkili bir hesap ağının aynı anda aynı suçlayıcı söylemleri yaydığı ve bunun bir propagandacı oyun kitabını andırdığı belirtildi.

İsrail hükümetiyle bağlantılı operatörlerin daha önce ABD kamuoyunu etkilemek için “gerçek Amerikalı gibi görünen yüzlerce sahte hesap” kullandığına dair Forbes haberine atıfta bulunuldu.

‘Şehitlik’ anlatısı

Karat’a göre, Kirk’ün ölümünden sonra kasıtlı ve planlı bir şekilde “şehit” ilan edilmesi, bir dizi otoriter ve baskıcı dürtünün duygusal dayanağı olarak hizmet ediyor.

Başkan Trump’ın Kirk’ü “hakikat ve özgürlük için bir şehit” ilan etmesiyle başlayan bu süreç, sağcı medya ve siyasetçiler tarafından Kirk’ü neredeyse aziz mertebesine yükselten bir kampanyaya dönüştü.

Bu “şehitlik sendromunun” muhalefeti susturmak ve baskıları meşrulaştırmak için nasıl silahlaştırıldığına dair şu örnekler verildi:

— Teknoloji Platformlarında Sansür: Kirk’ün ölümü, sosyal medya şirketlerine solcu sesleri yasaklamaları için baskı yapmak amacıyla kullanılıyor.

— Muhalefete Karşı Hukuki Baskı: Cumhuriyetçi yetkililer, “iç terör” tanımını gevşek örgütlenmiş sol grupları da içerecek şekilde genişletmek için teklifler hazırlıyor. Trump’ın danışmanı Stephen Miller’ın Demokrat Parti’yi “bir iç aşırılıkçı örgüt” olarak nitelendirdiği aktarıldı.

— Cumhuriyetçi Parti Tabanının Seferber Edilmesi: Kirk’ün ölümü, Cumhuriyetçi tabanı, özellikle de en radikal unsurları harekete geçirmek için güçlü bir araç haline geldi.

— Gözetim Devletinin Genişletilmesi: Suikast, daha önce tartışmalı olan kitlesel gözetim ve polis yetkilerinin kabulünü kolaylaştırıyor. FBI bünyesinde solcu aşırılıkçılığa odaklanan yeni bir “Kirk Görev Gücü” kurulduğu belirtildi.

Karat, bu sürecin Nazilerin 1933’teki Reichstag Yangını’nı komünistleri ezmek ve diktatörlüklerini kurmak için bir bahane olarak kullanmalarına benzediğini yazdı.

Cui bono ya da kimin yararına?

Makalenin son bölümünde Karat, “cui bono” (kimin yararına) sorusunu sorarak bu olaydan fayda sağlayan aktörleri analiz etti. Ona göre kazananlar şunlar:

— Donald Trump ve yakın çevresi: Kirk’ün ölümü, Trump’ın gücünü pekiştirmesi ve siyasi rakiplerine karşı “savaş zamanı başkanı” pozisyonu alması için “siyasi bir lütuf” oldu.

— Cumhuriyetçi Parti’nin sertlik yanlıları ve aşırı sağ: Parti içindeki ılımlı sesler susturulurken, en radikal fikirler ana akım haline geldi.

— İç güvenlik kurumları: FBI ve DHS gibi kurumlar, bütçelerini ve yetkilerini genişletmek için bir fırsat yakaladı.

— Siyonist jeopolitik aktörler: Netanyahu hükümeti, ABD’deki Evanjelikler ve MAGA muhafazakârlarıyla bağlarını güçlendirdi ve ortak düşmanlara (radikal solcular) karşı bir anlatı oluşturdu.

— Teknoloji tekelleri ve yapay zeka gözetim kompleksi: Kriz, teknoloji platformları ile hükümet arasında daha yakın bir işbirliğine ve yeni gözetim teknolojilerinin yaygınlaşmasına zemin hazırladı.

Karat, makalesini şu uyarıyla sonlandırdı:

“Bu demokrasi bir uçurumun kenarında. Charlie Kirk’ün adı ya demagoglar tarafından kötüye kullanılan trajik bir dipnot olarak tarihe geçecek ya da dikkate almadığımız son bir uyarı işareti olarak kalacak.”

Yazar, Kirk’ün ölümünün, tarihin en kötü derslerinin modern kullanım için nasıl yeniden paketlenebileceğine dair çarpıcı bir örnek olduğunu ve asıl tehlikenin silahlı bir tetikçiden ziyade, onun eyleminin serbest bıraktığı otoriter tepki olabileceğini vurguladı.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English